1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinin temelini oluşturan irade özerkliği ve sözleşme
özgürlüğü ilkesi (TBK m. 26) taraflara diledikleri konuda, diledikleri tipte
sözleşme kurma hakkı tanır. Sözleşme özgürlüğünün bir tezahürü olarak taraflar,
ileride bir sözleşme yapma yükümlülüğü doğuran ve öğreti ile uygulamada "Ön
Sözleşme (Pactum de Contrahendo)" olarak adlandırılan hazırlık işlemlerini
akdedebilirler. TBK m. 29 uyarınca; "Bir sözleşmenin ileride kurulmasına
ilişkin sözleşmeler geçerlidir." Ön sözleşmelerin en yaygın ve en katı
kurallara tabi olan türü, TBK m. 237'de (Mehaz OR Art. 216) düzenlenen
"Taşınmaz Satış Vaadi" sözleşmeleridir. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan
asıl sözleşmelerin (satış) geçerliliği tapu sicil müdürü önünde resmi şekilde
yapılmalarına bağlıyken (Tapu Kanunu m. 26); taşınmaz satış vaadi
sözleşmelerinin geçerliliği, Noterlik Kanunu m. 60/3 uyarınca noterler
tarafından "düzenleme" şeklinde yapılmalarına (resmi şekle) tabidir.
Öte yandan, ticari hayatta nakit akışının sağlanması ve borçların tasfiyesi
amacıyla alacak hakları sıklıkla dolaşıma girmektedir. Bir borçlu, alacaklısına
olan muaccel borcunu ifa etmek yerine, sahip olduğu bir alacak hakkını (örneğin
bir taşınmaz satış vaadinden doğan tescil talep hakkını) alacaklısına
devredebilir. İşte kanun koyucu, bu devir işleminin asıl borca olan etkisini
TBK m. 192 (Mehaz OR Art. 172) hükmü ile kurala bağlamıştır. İlgili madde
uyarınca; "Alacaklı, alacağını borcuna mahsup edilmek üzere devretmiş ve mahsup
edilecek miktar belirlenmemişse devralan, ancak borçludan fiilen tahsil ettiği
veya gereken özeni gösterseydi tahsil edebileceği miktarı, kendi alacağına
mahsup etmek zorundadır."
Bu düzenleme, ifa yerine edim (datio in solutum) ile ifa uğruna edim (datio pro
solvendo) arasındaki dogmatik ayrımın "alacağın devri" kurumundaki izdüşümüdür. Kural olarak, bir alacak mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla
devredildiğinde, bu devir borcu anında sona erdirmez; asıl borç, devredilen
alacağın fiilen tahsil edilmesine kadar ayakta kalmaya devam eder. Taşınmaz
satış vaadinden doğan hakkını alacaklısına ifa uğruna devreden borçlu, ancak
alacaklısının (devralanın) ilgili taşınmazın mülkiyetini kendi üzerine tescil
ettirdiği an asıl borcundan kurtulmuş sayılacaktır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Ön sözleşme kurumu ile ifa uğruna devir mekanizmasının teorik sınırlarını
belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer)
yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik analizine inilmelidir:
A. Ön Sözleşme (Pactum de Contrahendo) ve Hukuki Niteliği (TBK m. 29):
Ön sözleşme, tarafların ileride başka bir sözleşme (asıl sözleşme) kurmak
amacıyla karşılıklı olarak taahhüt altına girdikleri bir "borçlandırıcı
işlemdir". Fikret Eren ve Gökhan Antalya'nın eserlerinde vurgulandığı
üzere, ön sözleşmenin konusu, bir mülkiyetin veya ayni hakkın doğrudan devri
(tasarruf işlemi) değil, tarafların ileride o devri sağlayacak olan "asıl
sözleşmeyi kurma" iradesini açıklamalarıdır. Ön sözleşmenin geçerli
olabilmesi için, ileride kurulacak asıl sözleşmenin esaslı noktalarının
(essentialia negotii) objektif veya subjektif olarak belirlenebilir nitelikte
olması zorunludur.
B. Taşınmaz Satış Vaadi ve Resmi Şekil (TBK m. 237):
Taşınmaz satış vaadi, bir taşınmazın ileride belirli bir bedel karşılığında
satılmasına ilişkin irade beyanlarını içeren ön sözleşmedir. Ancak TBK m.
29/2 amir hükmü gereğince, "Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında,
önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır." TBK
m. 237 uyarınca taşınmaz satışı resmi şekle tabi olduğundan, taşınmaz satış
vaadi de resmi şekle tabidir. Doktrinde (Oğuzman/Barlas, Nomer) ve Yargıtay
içtihatlarında tartışmasız kabul edildiği üzere, buradaki resmi şekil bir ispat
şartı (ad probationem) değil, kurucu geçerlilik şartıdır (ad solemnitatem). Şekle uyulmadan yapılan taşınmaz satış vaatleri mutlak butlanla (kesin
hükümsüzlük) batıldır.
C. İfa Uğruna Devir (Datio Pro Solvendo) (TBK m. 192):
Bir borcun ifası amacıyla alacağın devredilmesi durumunda, kanun koyucu TBK m.
192 ile bir "yasal karine" tesis etmiştir. Aksi taraflarca açıkça
kararlaştırılmadıkça, alacağın devri ifa yerine (datio in solutum) değil, ifa
uğruna (datio pro solvendo) yapılmış sayılır. İfa uğruna devirde,
alacaklı (devralan) kendisine devredilen alacağı tahsil etmek zorundadır. Ancak
bu tahsilat gerçekleştiği oranda (mahsup edilerek) asıl borç sona erer.
Devredilen alacak (örneğin taşınmaz satış vaadindeki hak) üçüncü kişiden (vaat
borçlusundan) tahsil edilemezse, devralan tekrar devredene dönerek asıl
alacağını talep etme hakkına sahiptir.
D. Mahsup Miktarı ve Devralanın Özen Yükümlülüğü:
TBK m. 192'de devralana "gereken özeni gösterseydi tahsil edebileceği miktarı"
da mahsup etme zorunluluğu yüklenmiştir. Bu, devralanın pasif kalamayacağını,
devraldığı alacağı tahsil etmek için gerekli ihtarları çekmek, gerekirse dava
açmak ve icra takibi yapmak zorunda olduğunu ifade eder. Eğer devralan ihmalkâr
davranır ve bu süreçte vaat borçlusu iflas eder veya taşınmazı başkasına
devrederse; devralan, tahsil edemediği bu tutarı kendi asıl alacağından düşmek
(mahsup etmek) zorundadır.
3. Sistematik İlişkiler
Ön sözleşmelerin yapısı (TBK m. 29) taşınmaz satışındaki katı şekilcilik (TBK
m. 237) ve alacağın ödeme amacıyla devri (TBK m. 192) kuralları; tahvil
teorisi, tescile zorlama davası ve imkânsızlık rejimleriyle çok derin dogmatik
etkileşimler içindedir.
A. Resmi Şekle Aykırılık ve Tahvil (Konversiyon) Teorisi:
Uygulamada taraflar genellikle notere giderek "Taşınmaz Satış Sözleşmesi"
yapmaya çalışmaktadırlar. Ancak Tapu Kanunu m. 26 uyarınca satış sözleşmesi
yapma tekel yetkisi tapu memuruna aittir. Dolayısıyla noterde yapılan bir satış
sözleşmesi şekil yetkisizliği nedeniyle mutlak butlanla batıldır.
Ancak burada İsviçre-Türk doktrininin en zarif çözümlerinden biri olan "Tahvil
(Favor Negotii - İşlemi Ayakta Tutma)" ilkesi devreye girer. Yargıtay'ın 1940
tarihli klasik İçtihadı Birleştirme Kararı (YİBK) ve öğretideki (Oğuzman/Öz,
Eren) ittifak uyarınca; noterde yapılan ve "satış" olarak isimlendirilen bu
geçersiz sözleşme, tarafların farazi iradeleri ve Noterlik Kanunu m. 60/3'ün
verdiği yetki gözetilerek, geçerli bir "Taşınmaz Satış Vaadi (Önsözleşme)"
sözleşmesine dönüştürülür (tahvil edilir). Bu sayede geçersiz bir
tasarruf işlemi, geçerli bir borçlandırıcı işlem olarak hayat bulur.
B. Ön Sözleşmenin İfası (Tescile Zorlama / Ferağa İcbar - TMK m. 716):
Taşınmaz satış vaadi uyarınca borçlunun edimi, tapu sicil müdürlüğüne giderek
satış sözleşmesini yapmak ve ferağ beyanında bulunmaktır. Eğer borçlu bu
yükümlülüğünü yerine getirmezse alacaklı ne yapacaktır? Klasik Alman
öğretisinde (ve kısmen eski İsviçre öğretisinde) alacaklının önce asıl
sözleşmenin kurulmasına ilişkin bir eda davası açması, ardından tescil davası
açması (iki aşamalı sistem) gerektiği savunulmaktaydı. Ancak modern
Türk-İsviçre doktrininde (Fikret Eren, Gökhan Antalya) ve Yargıtay
uygulamasında bu ikilik usul ekonomisine aykırı bulunarak terk edilmiştir. Alacaklı, doğrudan doğruya TMK m. 716 (Eski MK m. 642) uyarınca "tescile
zorlama (ferağa icbar)" davası açarak, hâkimin kararının borçlunun irade beyanı
yerine geçmesini ve taşınmazın doğrudan kendi adına tescil edilmesini talep
edebilir.
C. İfa Uğruna Devredilen Sözleşmelerde İmkânsızlık (TBK m. 136) Çatışması:
Bir borçlu, borcunu ödemek için elindeki "taşınmaz satış vaadini" alacaklısına
TBK m. 192 uyarınca ifa uğruna devrettiğinde, asıl borçlu ile devralan arasında
yeni bir bağ kurulur. Eğer vaade konu taşınmaz, kamu gücüyle kamulaştırılırsa
veya üçüncü bir kişiye satılıp tapuda devredilirse, devredilen ön sözleşmenin
ifası kusursuz veya kusurlu olarak "imkânsız (TBK m. 112 veya 136)" hâle gelir. İmkânsızlık nedeniyle tescil talep hakkı çöken devralan (yeni
alacaklı) TBK m. 192 mekanizması gereğince, artık bu alacaktan tahsilat yapma
imkânı kalmadığını ispatlayarak, derhâl devreden eski borçlusuna döner ve asıl
alacağının ödenmesini (muacceliyetini) talep eder.
4. Pratik Olay Analizleri
Ön sözleşmede şekil (TBK m. 237) tahvil kuramı ve ifa uğruna devrin (TBK m.
192) yasal karinesini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Noterde Yapılan Geçersiz Satışın Tahvili):
Malik (A) kendisine ait tapulu arsayı (B)'ye satmak üzere notere gider.
Noterde "Gayrimenkul Satış Sözleşmesi" başlığıyla bir belge düzenlenir, bedel
ödenir. Bir süre sonra (A) arsanın değerlenmesi üzerine tapuda devir yapmaktan
kaçınır ve "Sözleşmemiz tapuda yapılmadığı için kesin hükümsüzdür (mutlak
butlan) arsayı devretmiyorum" der. (B) mahkemeye başvurarak arsanın kendi
adına tescilini talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 237 ile tahvil (konversiyon) dogmatiğinin
kusursuz bir örneğidir. (A)'nın "noterde satış yapılamaz, yapıldıysa batıldır"
şeklindeki yasal önermesi doğrudur; zira Tapu Kanunu m. 26 emredicidir. Ancak
hukuk düzeni, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve işlemi ayakta tutma (favor
negotii) ilkesi gereği bu batıl işlemi tamamen çöpe atmaz. Noterlerin
mülkiyet devri yapma yetkisi yoksa da "taşınmaz satış vaadi" düzenleme yetkisi
vardır. Hâkim, geçersiz satış sözleşmesini geçerli bir "Taşınmaz Satış Vaadi
(Ön sözleşme - TBK m. 29)" olarak tahvil eder. Bu vaat sözleşmesi uyarınca (A)
asıl sözleşmeyi kurma borcu altındadır. (B)'nin açtığı tescile zorlama (TMK m.
716) davası kabul edilecek ve mahkeme kararıyla mülkiyet (B)'ye geçirilecektir.
Olay 2 (İfa Uğruna Devirde Tahsilat İmkânsızlığı ve Asıl Borca Dönüş):
Müteahhit (X) Tedarikçi (Y)'den aldığı inşaat malzemeleri nedeniyle 2 Milyon
TL borçludur. (X) borcunu ödeyemeyince, Arsa Sahibi (Z) ile akdettiği ve
noterde düzenlenmiş geçerli "Taşınmaz Satış Vaadi" sözleşmesinden doğan 1 adet
dairenin tescilini talep hakkını, (Y)'ye devreder. Sözleşmede bu devrin "ifa
yerine" mi yoksa "ifa uğruna" mı olduğu açıkça yazılmamıştır. (Y) vade günü
gelince Arsa Sahibi (Z)'den daireyi ister. Ancak (Z) Müteahhit (X)'in inşaatı
eksik bıraktığını belirterek ödemezlik def'i (TBK m. 97) ileri sürer ve daireyi
vermez. Bunun üzerine (Y) (X)'e dönerek 2 Milyon TL'lik asıl nakit borcunun
ödenmesi için icra takibi başlatır. (X) ise "Ben sana daire hakkımı verdim,
borcum bitti, git (Z)'den al" diyerek itiraz eder.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 192'nin getirdiği dogmatik yasal
karinenin tam bir laboratuvarıdır. Taraflar devrin niteliğini (in solutum / pro
solvendo) belirlemedikleri için, TBK m. 192 emredici/yedek kuralı gereğince bu
devir bir "İfa Uğruna Devir (Ödeme amacıyla devir)" olarak nitelendirilir. İfa uğruna devirde asıl borç (2 Milyon TL) ancak devralınan hak "fiilen
tahsil edildiğinde" sona erer. Olayda (Y) (Z)'den daireyi alamamıştır.
Dolayısıyla tahsilat gerçekleşmemiştir. (Y)'nin asıl alacağı olan 2 Milyon TL
hukuken halen ayakta ve muacceldir. (X)'in itirazı haksızdır, (Y)'nin
başlattığı icra takibi geçerli olarak devam edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Ön sözleşme (TBK m. 29) yapısının usul hukukunda (HMK) ve sözleşme mimarisinde
(Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları ile ifa
uğruna devrin (TBK m. 192) pratik sonuçları şunlardır:
1. Tapuya Şerh Kurumu (TMK m. 1009) ve Aynî Etki:
Taşınmaz satış vaadi, nispi (şahsi) bir hak doğurur. Yani vaat alacaklısı, bu
hakkını kural olarak sadece vaat borçlusuna karşı ileri sürebilir. Eğer vaat
borçlusu, taşınmazı tapuda bir başka üçüncü kişiye satarsa, vaat alacaklısı
taşınmazı o üçüncü kişiden isteyemez (nispilik ilkesi). Avukatların, noterde
satış vaadi sözleşmesi düzenlettikten sonra yapmaları gereken en kritik usuli
işlem, TMK m. 1009 uyarınca bu hakkı "tapu kütüğüne şerh ettirmektir". Şerh,
nispi hakkı güçlendirir ve taşınmazı sonradan devralan herkese karşı (eşyaya
bağlı borç gibi) ileri sürülebilir hâle getirir. Şerhin etkisi TMK m. 1009/2
uyarınca 5 yıl ile sınırlıdır; 5 yıl içinde tescil davası açılmazsa şerh re'sen
terkin edilir.
2. Legal Drafting: TBK m. 192'deki Karineyi Bertaraf Etme:
Finansal piyasalarda, faktoring sözleşmelerinde veya borç tasfiye
protokollerinde alacak devredilirken, devredenin (borçlunun) borcundan kesin ve
derhâl kurtulması amaçlanıyorsa, sözleşmeye mutlaka "İşbu devir, TBK m. 192
uyarınca ifa uğruna (ödeme amacıyla) değil, açıkça ve kesin olarak ifa yerine
(datio in solutum - TBK m. 133) edim olarak yapılmıştır. Devir anı itibarıyla
asıl borç, fer'ileriyle birlikte tamamen ve gayrikabili rücu sona ermiştir"
şeklinde bir kloz konulmalıdır. Aksi hâlde devralan, tahsilat yapamadığı her an
dönüp devredeni sıkıştırmaya devam edecektir.
3. Tescile Zorlama Davasında (TMK m. 716) Kademeli Talep (HMK m. 111):
Taşınmaz satış vaadine dayalı tescile zorlama davası açılırken, taşınmazın
yargılama sırasında üçüncü kişilere devredilmesi veya kusursuz imkânsızlık
(örneğin kamulaştırma) nedeniyle tescilin fiilen imkânsızlaşması riski her
zaman vardır. Bu nedenle dava dilekçesi terditli (kademeli) olarak HMK m. 111
uyarınca kurgulanmalı; "Öncelikle taşınmazın müvekkil adına tapuya tesciline
(ferağa icbar); bunun hukuken imkânsız olması hâlinde, taşınmazın dava
tarihindeki rayiç bedelinin (müspet zararın / ifa menfaatinin) ticari avans
faiziyle birlikte davalıdan tahsiline" şeklinde talep bildirilmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, ön
sözleşmelerde şekil ve tahvil hususlarında işlemi ayakta tutma yaklaşımını
benimserken; alacağın devrinde (TBK m. 192) yasal ifa uğruna karinesini katı
bir biçimde uygulamaktadır.
Ön Sözleşmede Şekil ve Tahvil (TBK m. 237 / TMK m. 716) hususunda Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural
şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu m. 237 (mülga BK m. 213) Türk Medeni
Kanunu m. 706 ve Tapu Kanunu m. 26 hükümleri uyarınca taşınmaz mülkiyetinin
devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliği tapu sicil müdürü önünde resmi
şekilde yapılmış olmalarına bağlıdır. Somut olayda taraflar, noterde
'düzenleme' şeklinde bir 'Gayrimenkul Satış Sözleşmesi' akdetmişlerdir.
Noterlerin mülkiyeti nakledici satış sözleşmesi yapma yetkileri bulunmadığından
bu işlem satış olarak geçersizdir (mutlak butlan). Ancak 1512 sayılı Noterlik
Kanunu m. 60/3 uyarınca noterlerin 'taşınmaz satış vaadi' (ön sözleşme) yapma
yetkileri vardır. Hukuk düzenimiz, geçersiz olan bu satış sözleşmesini,
tarafların gerçek iradelerine (bir an evvel bu malın mülkiyetini elde etmek)
daha uygun düştüğü için 'Tahvil (Konversiyon)' kuramı gereğince geçerli bir
'Taşınmaz Satış Vaadi' sözleşmesi olarak kabul etmektedir. Geçerli bir satış
vaadine dayanan davacı alacaklı, doğrudan doğruya TMK m. 716 (mülga MK m. 642)
hükmü uyarınca tescile zorlama (ferağa icbar) davası açarak tapu iptal ve
tescil talebinde bulunmakta haklıdır. Mahkemece davanın şekil eksikliğinden
reddi bozmayı gerektirmiştir.".
Alacağın Ödeme Amacıyla (İfa Uğruna) Devri (TBK m. 192) bağlamında Yargıtay
15. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu'nun 192. maddesi (mülga BK m. 172) uyarınca, bir borcun ödenmesi
amacıyla yapılan alacak devri, kural olarak 'ifa uğruna (ödeme amacıyla) devir'
niteliğindedir. Devrin 'ifa yerine (datio in solutum)' yapıldığı, yani alacağın
devredilmesiyle asıl borcun derhâl ve kesin olarak sona erdiği iddiası, bunu
ileri süren borçlu tarafından kesin ve yazılı delillerle ispatlanmalıdır. Somut
olayda, davalı borçlu müteahhit, arsa sahibinden olan daire talep hakkını,
davacı tedarikçiye olan nakit malzeme borcuna mahsuben temlik etmiştir.
Temliknamede bunun 'ifa yerine' olduğu açıkça belirtilmemiştir. Davacı
tedarikçi (devralan) arsa sahibinden daireyi hukuki ve fiili engeller
nedeniyle tahsil edememiştir. İfa uğruna devirde asıl borç, devredilen alacağın
tahsil edildiği miktarda sona ereceğinden ve olayda bir tahsilat
bulunmadığından, davacının asıl alacağı (malzeme bedeli) halen muacceldir ve
talep edilebilir. Davalı müteahhidin 'ben daire hakkımı verdim, borcumdan
kurtuldum' şeklindeki savunmasına itibar edilemez."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Ön Sözleşme ve Taşınmaz Satış Vaadi (TBK m.
29, 237 / OR Art. 216) rejimi ile Alacağın Ödeme Amacıyla Devri (TBK m. 192
/ OR Art. 172) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ön Sözleşmenin
İfasına Yönelik Geleneksel Çift Aşamalı Sınır" ve "İfa Uğruna Devirde 'Gereken
Özen' Kavramının Belirsizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve
teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması
ve Hüküm Doğurması" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; Klasik
Doktrinde Ön Sözleşmelerin İfası İçin Öngörülen 'Önce Asıl Sözleşmeyi Kurma
Davası, Sonra İfa Davası' Şeklindeki İki Aşamalı Sistem Dayatmasının, Usul
Ekonomisi ve Pratik Fayda Bakımından Anlamsız Olmasıdır. Oğuzman/Öz ve Fikret
Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; ön sözleşmenin (pactum
de contrahendo) Alman hukukundan (BGB) aktarılan salt kavramsal dogmatiğine
göre, vaat borçlusu temerrüde düştüğünde, vaat alacaklısı mahkemeden önce
"davalıyı asıl sözleşmeyi yapmaya mahkûm eden" bir karar almalı, ardından bu
karara dayanarak tapu iptali veya ifa istemelidir. Ancak günümüz
borçlar hukuku pratiğinde (özellikle TMK m. 716 bağlamında) aynı amaca yönelen
bu iki ardışık davanın yarattığı zaman ve masraf kaybı, sözleşme adaletini
(Justitia commutativa) zedelemektedir. Türk doktrinindeki yenilikçi görüşlerin
(Eren, Antalya) ve Yargıtay'ın, bu Alman dogmatizmini yıkarak doğrudan "tescile
zorlama (aynen ifa)" davasına cevaz vermesi isabetli olmakla birlikte; bu
durumun TBK m. 29 metninde açıkça kodifiye edilmemiş olması, yasal metin
(Legistik) ile uygulanan hukuk arasında sistematik bir yarık oluşturmaya devam
etmektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 192'de (OR Art. 172) Düzenlenen İfa Uğruna
Devirde Devralana Yüklenen 'Gereken Özeni Gösterseydi Tahsil Edebileceği
Miktarı Mahsup Etme' Kuralının Son Derece Muğlak ve Uyuşmazlık Doğurmaya
Elverişli Olmasıdır. Nomer ve Öz'ün eserlerinde de temas edildiği üzere; bir
borçlu borcunu kapatmak için devralana bir alacak hakkı devrettiğinde (ifa
uğruna) devralanın asıl borcu canlı tutabilmesi için bu alacağı "tahsil
edememiş" olması gerekir. Ancak kanun, devralanın sadece fiilen tahsil ettiği
miktarı değil, "gereken özeni gösterseydi" tahsil edebileceği miktarı da asıl
borçtan düşmesini emreder. Bu "gereken özen (Sorgfaltspflicht)" kavramı,
sınırları belirsiz bir lastik normdur. Devralan, tahsilat için salt bir noter
ihtarı çekmekle yetinirse özenli sayılacak mıdır? Yoksa aylar süren ve masraflı
bir icra takibi yapmak, itirazın iptali davası açmak ve sonuna kadar gitmek
zorunda mıdır? Ticari hayatta (özellikle çek/senet devirlerinde veya
temliklerde) devralanın asıl alacağına bir an evvel kavuşmak yerine,
devraldığı şüpheli bir alacağın peşinde dedektif gibi koşmaya zorlanması,
alacaklıyı koruması gereken ifa rejimini adeta borçlunun zırhına
dönüştürmektedir. Kanun koyucunun, TBK m. 192'deki özen yükümlülüğünün
sınırlarını, "makul hukuki müracaatların semeresiz kalması" veya "borçödemeden
aciz belgesi alınması" gibi daha somut ve objektif ifa engeli kriterlerine
bağlamaması, borçlar hukuku dogmatiğinde belir belirlilik (Rechtssicherheit)
ilkesine aykırı, yoruma aşırı açık bir zafiyettir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 192'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 216.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 192. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinin temelini oluşturan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkesi (TBK m. 26) taraflara diledikleri konuda, diledikleri tipte sözleşme kurma hakkı tanır. Sözleşme özgürlüğünün bir tezahürü olarak taraflar, ileride bir sözleşme yapma yükümlülüğü doğuran ve öğreti ile uygulamada "Ön Sözleşme (Pactum de Contrahendo)" olarak adlandırılan hazırlık işlemlerini akdedebilirler. TBK m. 29 uyarınca; "Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir." Ön sözleşmelerin en yaygın ve en katı kurallara tabi olan türü, TBK m. 237'de (Mehaz OR Art. 216) düzenlenen "Taşınmaz Satış Vaadi" sözleşmeleridir. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan asıl sözleşmelerin (satış) geçerliliği tapu sicil müdürü önünde resmi şekilde yapılmalarına bağlıyken (Tapu Kanunu m. 26); taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, Noterlik Kanunu m. 60/3 uyarınca noterler tarafından "düzenleme" şeklinde yapılmalarına (resmi şekle) tabidir.
Öte yandan, ticari hayatta nakit akışının sağlanması ve borçların tasfiyesi amacıyla alacak hakları sıklıkla dolaşıma girmektedir. Bir borçlu, alacaklısına olan muaccel borcunu ifa etmek yerine, sahip olduğu bir alacak hakkını (örneğin bir taşınmaz satış vaadinden doğan tescil talep hakkını) alacaklısına devredebilir. İşte kanun koyucu, bu devir işleminin asıl borca olan etkisini TBK m. 192 (Mehaz OR Art. 172) hükmü ile kurala bağlamıştır. İlgili madde uyarınca; "Alacaklı, alacağını borcuna mahsup edilmek üzere devretmiş ve mahsup edilecek miktar belirlenmemişse devralan, ancak borçludan fiilen tahsil ettiği veya gereken özeni gösterseydi tahsil edebileceği miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır."
Bu düzenleme, ifa yerine edim (datio in solutum) ile ifa uğruna edim (datio pro solvendo) arasındaki dogmatik ayrımın "alacağın devri" kurumundaki izdüşümüdür. Kural olarak, bir alacak mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla devredildiğinde, bu devir borcu anında sona erdirmez; asıl borç, devredilen alacağın fiilen tahsil edilmesine kadar ayakta kalmaya devam eder. Taşınmaz satış vaadinden doğan hakkını alacaklısına ifa uğruna devreden borçlu, ancak alacaklısının (devralanın) ilgili taşınmazın mülkiyetini kendi üzerine tescil ettirdiği an asıl borcundan kurtulmuş sayılacaktır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Ön sözleşme kurumu ile ifa uğruna devir mekanizmasının teorik sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik analizine inilmelidir:
A. Ön Sözleşme (Pactum de Contrahendo) ve Hukuki Niteliği (TBK m. 29): Ön sözleşme, tarafların ileride başka bir sözleşme (asıl sözleşme) kurmak amacıyla karşılıklı olarak taahhüt altına girdikleri bir "borçlandırıcı işlemdir". Fikret Eren ve Gökhan Antalya'nın eserlerinde vurgulandığı üzere, ön sözleşmenin konusu, bir mülkiyetin veya ayni hakkın doğrudan devri (tasarruf işlemi) değil, tarafların ileride o devri sağlayacak olan "asıl sözleşmeyi kurma" iradesini açıklamalarıdır. Ön sözleşmenin geçerli olabilmesi için, ileride kurulacak asıl sözleşmenin esaslı noktalarının (essentialia negotii) objektif veya subjektif olarak belirlenebilir nitelikte olması zorunludur.
B. Taşınmaz Satış Vaadi ve Resmi Şekil (TBK m. 237): Taşınmaz satış vaadi, bir taşınmazın ileride belirli bir bedel karşılığında satılmasına ilişkin irade beyanlarını içeren ön sözleşmedir. Ancak TBK m. 29/2 amir hükmü gereğince, "Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır." TBK m. 237 uyarınca taşınmaz satışı resmi şekle tabi olduğundan, taşınmaz satış vaadi de resmi şekle tabidir. Doktrinde (Oğuzman/Barlas, Nomer) ve Yargıtay içtihatlarında tartışmasız kabul edildiği üzere, buradaki resmi şekil bir ispat şartı (ad probationem) değil, kurucu geçerlilik şartıdır (ad solemnitatem). Şekle uyulmadan yapılan taşınmaz satış vaatleri mutlak butlanla (kesin hükümsüzlük) batıldır.
C. İfa Uğruna Devir (Datio Pro Solvendo) (TBK m. 192): Bir borcun ifası amacıyla alacağın devredilmesi durumunda, kanun koyucu TBK m. 192 ile bir "yasal karine" tesis etmiştir. Aksi taraflarca açıkça kararlaştırılmadıkça, alacağın devri ifa yerine (datio in solutum) değil, ifa uğruna (datio pro solvendo) yapılmış sayılır. İfa uğruna devirde, alacaklı (devralan) kendisine devredilen alacağı tahsil etmek zorundadır. Ancak bu tahsilat gerçekleştiği oranda (mahsup edilerek) asıl borç sona erer. Devredilen alacak (örneğin taşınmaz satış vaadindeki hak) üçüncü kişiden (vaat borçlusundan) tahsil edilemezse, devralan tekrar devredene dönerek asıl alacağını talep etme hakkına sahiptir.
D. Mahsup Miktarı ve Devralanın Özen Yükümlülüğü: TBK m. 192'de devralana "gereken özeni gösterseydi tahsil edebileceği miktarı" da mahsup etme zorunluluğu yüklenmiştir. Bu, devralanın pasif kalamayacağını, devraldığı alacağı tahsil etmek için gerekli ihtarları çekmek, gerekirse dava açmak ve icra takibi yapmak zorunda olduğunu ifade eder. Eğer devralan ihmalkâr davranır ve bu süreçte vaat borçlusu iflas eder veya taşınmazı başkasına devrederse; devralan, tahsil edemediği bu tutarı kendi asıl alacağından düşmek (mahsup etmek) zorundadır.
3. Sistematik İlişkiler
Ön sözleşmelerin yapısı (TBK m. 29) taşınmaz satışındaki katı şekilcilik (TBK m. 237) ve alacağın ödeme amacıyla devri (TBK m. 192) kuralları; tahvil teorisi, tescile zorlama davası ve imkânsızlık rejimleriyle çok derin dogmatik etkileşimler içindedir.
A. Resmi Şekle Aykırılık ve Tahvil (Konversiyon) Teorisi: Uygulamada taraflar genellikle notere giderek "Taşınmaz Satış Sözleşmesi" yapmaya çalışmaktadırlar. Ancak Tapu Kanunu m. 26 uyarınca satış sözleşmesi yapma tekel yetkisi tapu memuruna aittir. Dolayısıyla noterde yapılan bir satış sözleşmesi şekil yetkisizliği nedeniyle mutlak butlanla batıldır. Ancak burada İsviçre-Türk doktrininin en zarif çözümlerinden biri olan "Tahvil (Favor Negotii - İşlemi Ayakta Tutma)" ilkesi devreye girer. Yargıtay'ın 1940 tarihli klasik İçtihadı Birleştirme Kararı (YİBK) ve öğretideki (Oğuzman/Öz, Eren) ittifak uyarınca; noterde yapılan ve "satış" olarak isimlendirilen bu geçersiz sözleşme, tarafların farazi iradeleri ve Noterlik Kanunu m. 60/3'ün verdiği yetki gözetilerek, geçerli bir "Taşınmaz Satış Vaadi (Önsözleşme)" sözleşmesine dönüştürülür (tahvil edilir). Bu sayede geçersiz bir tasarruf işlemi, geçerli bir borçlandırıcı işlem olarak hayat bulur.
B. Ön Sözleşmenin İfası (Tescile Zorlama / Ferağa İcbar - TMK m. 716): Taşınmaz satış vaadi uyarınca borçlunun edimi, tapu sicil müdürlüğüne giderek satış sözleşmesini yapmak ve ferağ beyanında bulunmaktır. Eğer borçlu bu yükümlülüğünü yerine getirmezse alacaklı ne yapacaktır? Klasik Alman öğretisinde (ve kısmen eski İsviçre öğretisinde) alacaklının önce asıl sözleşmenin kurulmasına ilişkin bir eda davası açması, ardından tescil davası açması (iki aşamalı sistem) gerektiği savunulmaktaydı. Ancak modern Türk-İsviçre doktrininde (Fikret Eren, Gökhan Antalya) ve Yargıtay uygulamasında bu ikilik usul ekonomisine aykırı bulunarak terk edilmiştir. Alacaklı, doğrudan doğruya TMK m. 716 (Eski MK m. 642) uyarınca "tescile zorlama (ferağa icbar)" davası açarak, hâkimin kararının borçlunun irade beyanı yerine geçmesini ve taşınmazın doğrudan kendi adına tescil edilmesini talep edebilir.
C. İfa Uğruna Devredilen Sözleşmelerde İmkânsızlık (TBK m. 136) Çatışması: Bir borçlu, borcunu ödemek için elindeki "taşınmaz satış vaadini" alacaklısına TBK m. 192 uyarınca ifa uğruna devrettiğinde, asıl borçlu ile devralan arasında yeni bir bağ kurulur. Eğer vaade konu taşınmaz, kamu gücüyle kamulaştırılırsa veya üçüncü bir kişiye satılıp tapuda devredilirse, devredilen ön sözleşmenin ifası kusursuz veya kusurlu olarak "imkânsız (TBK m. 112 veya 136)" hâle gelir. İmkânsızlık nedeniyle tescil talep hakkı çöken devralan (yeni alacaklı) TBK m. 192 mekanizması gereğince, artık bu alacaktan tahsilat yapma imkânı kalmadığını ispatlayarak, derhâl devreden eski borçlusuna döner ve asıl alacağının ödenmesini (muacceliyetini) talep eder.
4. Pratik Olay Analizleri
Ön sözleşmede şekil (TBK m. 237) tahvil kuramı ve ifa uğruna devrin (TBK m. 192) yasal karinesini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Noterde Yapılan Geçersiz Satışın Tahvili): Malik (A) kendisine ait tapulu arsayı (B)'ye satmak üzere notere gider. Noterde "Gayrimenkul Satış Sözleşmesi" başlığıyla bir belge düzenlenir, bedel ödenir. Bir süre sonra (A) arsanın değerlenmesi üzerine tapuda devir yapmaktan kaçınır ve "Sözleşmemiz tapuda yapılmadığı için kesin hükümsüzdür (mutlak butlan) arsayı devretmiyorum" der. (B) mahkemeye başvurarak arsanın kendi adına tescilini talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 237 ile tahvil (konversiyon) dogmatiğinin kusursuz bir örneğidir. (A)'nın "noterde satış yapılamaz, yapıldıysa batıldır" şeklindeki yasal önermesi doğrudur; zira Tapu Kanunu m. 26 emredicidir. Ancak hukuk düzeni, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve işlemi ayakta tutma (favor negotii) ilkesi gereği bu batıl işlemi tamamen çöpe atmaz. Noterlerin mülkiyet devri yapma yetkisi yoksa da "taşınmaz satış vaadi" düzenleme yetkisi vardır. Hâkim, geçersiz satış sözleşmesini geçerli bir "Taşınmaz Satış Vaadi (Ön sözleşme - TBK m. 29)" olarak tahvil eder. Bu vaat sözleşmesi uyarınca (A) asıl sözleşmeyi kurma borcu altındadır. (B)'nin açtığı tescile zorlama (TMK m. 716) davası kabul edilecek ve mahkeme kararıyla mülkiyet (B)'ye geçirilecektir.
Olay 2 (İfa Uğruna Devirde Tahsilat İmkânsızlığı ve Asıl Borca Dönüş): Müteahhit (X) Tedarikçi (Y)'den aldığı inşaat malzemeleri nedeniyle 2 Milyon TL borçludur. (X) borcunu ödeyemeyince, Arsa Sahibi (Z) ile akdettiği ve noterde düzenlenmiş geçerli "Taşınmaz Satış Vaadi" sözleşmesinden doğan 1 adet dairenin tescilini talep hakkını, (Y)'ye devreder. Sözleşmede bu devrin "ifa yerine" mi yoksa "ifa uğruna" mı olduğu açıkça yazılmamıştır. (Y) vade günü gelince Arsa Sahibi (Z)'den daireyi ister. Ancak (Z) Müteahhit (X)'in inşaatı eksik bıraktığını belirterek ödemezlik def'i (TBK m. 97) ileri sürer ve daireyi vermez. Bunun üzerine (Y) (X)'e dönerek 2 Milyon TL'lik asıl nakit borcunun ödenmesi için icra takibi başlatır. (X) ise "Ben sana daire hakkımı verdim, borcum bitti, git (Z)'den al" diyerek itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 192'nin getirdiği dogmatik yasal karinenin tam bir laboratuvarıdır. Taraflar devrin niteliğini (in solutum / pro solvendo) belirlemedikleri için, TBK m. 192 emredici/yedek kuralı gereğince bu devir bir "İfa Uğruna Devir (Ödeme amacıyla devir)" olarak nitelendirilir. İfa uğruna devirde asıl borç (2 Milyon TL) ancak devralınan hak "fiilen tahsil edildiğinde" sona erer. Olayda (Y) (Z)'den daireyi alamamıştır. Dolayısıyla tahsilat gerçekleşmemiştir. (Y)'nin asıl alacağı olan 2 Milyon TL hukuken halen ayakta ve muacceldir. (X)'in itirazı haksızdır, (Y)'nin başlattığı icra takibi geçerli olarak devam edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Ön sözleşme (TBK m. 29) yapısının usul hukukunda (HMK) ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları ile ifa uğruna devrin (TBK m. 192) pratik sonuçları şunlardır:
1. Tapuya Şerh Kurumu (TMK m. 1009) ve Aynî Etki: Taşınmaz satış vaadi, nispi (şahsi) bir hak doğurur. Yani vaat alacaklısı, bu hakkını kural olarak sadece vaat borçlusuna karşı ileri sürebilir. Eğer vaat borçlusu, taşınmazı tapuda bir başka üçüncü kişiye satarsa, vaat alacaklısı taşınmazı o üçüncü kişiden isteyemez (nispilik ilkesi). Avukatların, noterde satış vaadi sözleşmesi düzenlettikten sonra yapmaları gereken en kritik usuli işlem, TMK m. 1009 uyarınca bu hakkı "tapu kütüğüne şerh ettirmektir". Şerh, nispi hakkı güçlendirir ve taşınmazı sonradan devralan herkese karşı (eşyaya bağlı borç gibi) ileri sürülebilir hâle getirir. Şerhin etkisi TMK m. 1009/2 uyarınca 5 yıl ile sınırlıdır; 5 yıl içinde tescil davası açılmazsa şerh re'sen terkin edilir.
2. Legal Drafting: TBK m. 192'deki Karineyi Bertaraf Etme: Finansal piyasalarda, faktoring sözleşmelerinde veya borç tasfiye protokollerinde alacak devredilirken, devredenin (borçlunun) borcundan kesin ve derhâl kurtulması amaçlanıyorsa, sözleşmeye mutlaka "İşbu devir, TBK m. 192 uyarınca ifa uğruna (ödeme amacıyla) değil, açıkça ve kesin olarak ifa yerine (datio in solutum - TBK m. 133) edim olarak yapılmıştır. Devir anı itibarıyla asıl borç, fer'ileriyle birlikte tamamen ve gayrikabili rücu sona ermiştir" şeklinde bir kloz konulmalıdır. Aksi hâlde devralan, tahsilat yapamadığı her an dönüp devredeni sıkıştırmaya devam edecektir.
3. Tescile Zorlama Davasında (TMK m. 716) Kademeli Talep (HMK m. 111): Taşınmaz satış vaadine dayalı tescile zorlama davası açılırken, taşınmazın yargılama sırasında üçüncü kişilere devredilmesi veya kusursuz imkânsızlık (örneğin kamulaştırma) nedeniyle tescilin fiilen imkânsızlaşması riski her zaman vardır. Bu nedenle dava dilekçesi terditli (kademeli) olarak HMK m. 111 uyarınca kurgulanmalı; "Öncelikle taşınmazın müvekkil adına tapuya tesciline (ferağa icbar); bunun hukuken imkânsız olması hâlinde, taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinin (müspet zararın / ifa menfaatinin) ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline" şeklinde talep bildirilmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, ön sözleşmelerde şekil ve tahvil hususlarında işlemi ayakta tutma yaklaşımını benimserken; alacağın devrinde (TBK m. 192) yasal ifa uğruna karinesini katı bir biçimde uygulamaktadır.
Ön Sözleşmede Şekil ve Tahvil (TBK m. 237 / TMK m. 716) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu m. 237 (mülga BK m. 213) Türk Medeni Kanunu m. 706 ve Tapu Kanunu m. 26 hükümleri uyarınca taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliği tapu sicil müdürü önünde resmi şekilde yapılmış olmalarına bağlıdır. Somut olayda taraflar, noterde 'düzenleme' şeklinde bir 'Gayrimenkul Satış Sözleşmesi' akdetmişlerdir. Noterlerin mülkiyeti nakledici satış sözleşmesi yapma yetkileri bulunmadığından bu işlem satış olarak geçersizdir (mutlak butlan). Ancak 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60/3 uyarınca noterlerin 'taşınmaz satış vaadi' (ön sözleşme) yapma yetkileri vardır. Hukuk düzenimiz, geçersiz olan bu satış sözleşmesini, tarafların gerçek iradelerine (bir an evvel bu malın mülkiyetini elde etmek) daha uygun düştüğü için 'Tahvil (Konversiyon)' kuramı gereğince geçerli bir 'Taşınmaz Satış Vaadi' sözleşmesi olarak kabul etmektedir. Geçerli bir satış vaadine dayanan davacı alacaklı, doğrudan doğruya TMK m. 716 (mülga MK m. 642) hükmü uyarınca tescile zorlama (ferağa icbar) davası açarak tapu iptal ve tescil talebinde bulunmakta haklıdır. Mahkemece davanın şekil eksikliğinden reddi bozmayı gerektirmiştir.".
Alacağın Ödeme Amacıyla (İfa Uğruna) Devri (TBK m. 192) bağlamında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 192. maddesi (mülga BK m. 172) uyarınca, bir borcun ödenmesi amacıyla yapılan alacak devri, kural olarak 'ifa uğruna (ödeme amacıyla) devir' niteliğindedir. Devrin 'ifa yerine (datio in solutum)' yapıldığı, yani alacağın devredilmesiyle asıl borcun derhâl ve kesin olarak sona erdiği iddiası, bunu ileri süren borçlu tarafından kesin ve yazılı delillerle ispatlanmalıdır. Somut olayda, davalı borçlu müteahhit, arsa sahibinden olan daire talep hakkını, davacı tedarikçiye olan nakit malzeme borcuna mahsuben temlik etmiştir. Temliknamede bunun 'ifa yerine' olduğu açıkça belirtilmemiştir. Davacı tedarikçi (devralan) arsa sahibinden daireyi hukuki ve fiili engeller nedeniyle tahsil edememiştir. İfa uğruna devirde asıl borç, devredilen alacağın tahsil edildiği miktarda sona ereceğinden ve olayda bir tahsilat bulunmadığından, davacının asıl alacağı (malzeme bedeli) halen muacceldir ve talep edilebilir. Davalı müteahhidin 'ben daire hakkımı verdim, borcumdan kurtuldum' şeklindeki savunmasına itibar edilemez."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Ön Sözleşme ve Taşınmaz Satış Vaadi (TBK m. 29, 237 / OR Art. 216) rejimi ile Alacağın Ödeme Amacıyla Devri (TBK m. 192 / OR Art. 172) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ön Sözleşmenin İfasına Yönelik Geleneksel Çift Aşamalı Sınır" ve "İfa Uğruna Devirde 'Gereken Özen' Kavramının Belirsizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması ve Hüküm Doğurması" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; Klasik Doktrinde Ön Sözleşmelerin İfası İçin Öngörülen 'Önce Asıl Sözleşmeyi Kurma Davası, Sonra İfa Davası' Şeklindeki İki Aşamalı Sistem Dayatmasının, Usul Ekonomisi ve Pratik Fayda Bakımından Anlamsız Olmasıdır. Oğuzman/Öz ve Fikret Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; ön sözleşmenin (pactum de contrahendo) Alman hukukundan (BGB) aktarılan salt kavramsal dogmatiğine göre, vaat borçlusu temerrüde düştüğünde, vaat alacaklısı mahkemeden önce "davalıyı asıl sözleşmeyi yapmaya mahkûm eden" bir karar almalı, ardından bu karara dayanarak tapu iptali veya ifa istemelidir. Ancak günümüz borçlar hukuku pratiğinde (özellikle TMK m. 716 bağlamında) aynı amaca yönelen bu iki ardışık davanın yarattığı zaman ve masraf kaybı, sözleşme adaletini (Justitia commutativa) zedelemektedir. Türk doktrinindeki yenilikçi görüşlerin (Eren, Antalya) ve Yargıtay'ın, bu Alman dogmatizmini yıkarak doğrudan "tescile zorlama (aynen ifa)" davasına cevaz vermesi isabetli olmakla birlikte; bu durumun TBK m. 29 metninde açıkça kodifiye edilmemiş olması, yasal metin (Legistik) ile uygulanan hukuk arasında sistematik bir yarık oluşturmaya devam etmektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 192'de (OR Art. 172) Düzenlenen İfa Uğruna Devirde Devralana Yüklenen 'Gereken Özeni Gösterseydi Tahsil Edebileceği Miktarı Mahsup Etme' Kuralının Son Derece Muğlak ve Uyuşmazlık Doğurmaya Elverişli Olmasıdır. Nomer ve Öz'ün eserlerinde de temas edildiği üzere; bir borçlu borcunu kapatmak için devralana bir alacak hakkı devrettiğinde (ifa uğruna) devralanın asıl borcu canlı tutabilmesi için bu alacağı "tahsil edememiş" olması gerekir. Ancak kanun, devralanın sadece fiilen tahsil ettiği miktarı değil, "gereken özeni gösterseydi" tahsil edebileceği miktarı da asıl borçtan düşmesini emreder. Bu "gereken özen (Sorgfaltspflicht)" kavramı, sınırları belirsiz bir lastik normdur. Devralan, tahsilat için salt bir noter ihtarı çekmekle yetinirse özenli sayılacak mıdır? Yoksa aylar süren ve masraflı bir icra takibi yapmak, itirazın iptali davası açmak ve sonuna kadar gitmek zorunda mıdır? Ticari hayatta (özellikle çek/senet devirlerinde veya temliklerde) devralanın asıl alacağına bir an evvel kavuşmak yerine, devraldığı şüpheli bir alacağın peşinde dedektif gibi koşmaya zorlanması, alacaklıyı koruması gereken ifa rejimini adeta borçlunun zırhına dönüştürmektedir. Kanun koyucunun, TBK m. 192'deki özen yükümlülüğünün sınırlarını, "makul hukuki müracaatların semeresiz kalması" veya "borçödemeden aciz belgesi alınması" gibi daha somut ve objektif ifa engeli kriterlerine bağlamaması, borçlar hukuku dogmatiğinde belir belirlilik (Rechtssicherheit) ilkesine aykırı, yoruma aşırı açık bir zafiyettir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 192. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.