1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk-İsviçre borçlar hukuku dogmatiğinin temelini “irade özerkliği”
(Privatautonomie) ve onun borçlar hukukundaki yansıması olan “sözleşme
özgürlüğü” (Vertragsfreiheit) oluşturur. TBK m. 26 uyarınca taraflar, bir
sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler. Ancak bu özgürlük mutlak ve sınırsız değildir. Toplumsal
düzenin, zayıfların ve genel ahlakın korunması amacıyla kanun koyucu, sözleşme
özgürlüğüne birtakım aşılmaz sınırlar çizmiştir. İşte TBK m. 27 (Mehaz OR Art.
20) bu sınırları ve sınırların aşılmasının yaptırımını düzenleyen temel
anayasadır.
Hükme göre; “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik
haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür”. Bu sınırları ihlal eden bir sözleşme, hukuk düzeni tarafından hiçbir
şekilde tanınmaz, baştan itibaren ölü doğmuş kabul edilir ve tarafları
bağlamaz. Kesin hükümsüzlük (butlan) tarafların iradelerinin birleşmiş
olmasına rağmen, kamu menfaatinin tarafların özel menfaatinden üstün
tutulmasının bir tezahürüdür.
Öte yandan, taraflar geçerli ve kanunun emredici sınırlarına uygun bir sözleşme
kurduktan sonra, bu sözleşmenin hüküm ifade etmesini veya sona ermesini
geciktirici ya da bozucu bir şarta (koşula) bağlayabilirler (TBK m. 169, 171).
Şarta bağlı hukuki işlemlerde, şartın gerçekleşip gerçekleşmemesi objektif bir
belirsizlik taşır. Ancak taraflardan biri, kendi menfaatini korumak saikiyle ve
dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı bir biçimde şartın gerçekleşmesini
engellerse, kanun koyucu bu haksız müdahaleye TBK m. 175 hükmü ile tepki verir.
TBK m. 175 uyarınca, “Koşulun gerçekleşmesi, taraflardan biri tarafından
dürüstlük kurallarına aykırı olarak engellenirse, koşul gerçekleşmiş sayılır.”
Bu durum, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) emredici niteliğinin bir yansıması
olup, sözleşme ilişkilerinde hukuka aykırı davranışın himaye edilmeyeceğini
(Fictio Iuris) ortaya koyar. Her iki kurum da (TBK m. 27 ve TBK m.
175) hukuk düzeninin temel değerlerinin (objektif hukuk kuralları ve
dürüstlük) tarafların sübjektif ve kötüniyetli iradelerine karşı korunmasını
amaçlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Sözleşme özgürlüğünün sınırlarını ve bağlayıcı olmayan (kesin hükümsüz)
işlemleri kavrayabilmek için, TBK m. 27 ve m. 175’te yer alan temel dogmatik
kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Emredici Hükümler (Ius Cogens):
Emredici normlar; kamu düzenini, genel ahlakı, zayıf durumda olanları korumak
veya hukuki işlemin güvenliğini sağlamak amacıyla ihdas edilen, tarafların
aksini kararlaştıramayacağı kurallardır. Bir hükmün emredici olup olmadığı
her zaman kanun lafzından ("geçersizdir", "yapılamaz", "batıldır" gibi) açıkça
anlaşılamayabilir. Bu gibi durumlarda kuralın konuluş amacı (ratio legis)
araştırılmalıdır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde hararetle
vurgulandığı üzere, her emredici kuralın ihlali mutlaka butlan sonucunu
doğurmaz; bazen kanun koyucu iptal edilebilirlik veya tazminat gibi farklı
yaptırımlar öngörmüş olabilir. Ancak kural olarak, sözleşmenin konusunu ve
esasını şekillendiren emredici hükümlerin ihlali, işlemi baştan itibaren
geçersiz kılar.
B. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan - Nichtigkeit):
Kesin hükümsüzlük, hukuki işlemin kurucu unsurları (irade beyanı vb.) tam
olmasına rağmen, işlemin geçerlilik şartlarındaki ağır ve telafisi imkânsız
eksiklikler nedeniyle baştan itibaren (ex tunc) hukuki sonuç doğurmamasıdır. Yokluktan (Non-existence) farklı olarak, batıl bir işlem dış dünyada
şeklen mevcuttur ancak hukuken ölüdür. Kesin hükümsüzlük her ilgili tarafından
her zaman ileri sürülebilir, hâkim tarafından re'sen dikkate alınır, zamanaşımı
veya hak düşürücü süreye tabi değildir ve tarafların sonradan onamasıyla
(icazet) geçerli hâle gelemez.
C. Kısmi Hükümsüzlük (Kısmi Butlan):
TBK m. 27/2 uyarınca, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının kesin
hükümsüz olması, kural olarak diğer hükümlerin geçerliliğini etkilemez (Favor
Negotii - Sözleşmeyi ayakta tutma ilkesi). Ancak, geçersiz olan bu hükümler
olmaksızın sözleşmenin taraflarca hiç yapılmayacağı (farazi taraf iradeleri
çerçevesinde) anlaşıldığı takdirde, sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur. Haluk Nami Nomer ve Fikret Eren'in de işaret ettiği üzere,
kısmi butlan, irade özerkliği ile emredici hukuk kuralları arasındaki çatışmayı
dengeleyen en hayati enstrümandır.
D. Dürüstlük Kuralına Aykırı Engelleme ve Fictio Iuris (TBK m. 175):
Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi şarta bağlandığında (örneğin "kredi çıkarsa
ev alınacak" dendiğinde) taraflar, şartın gerçekleşmesi evresinde dürüstlük
kuralına (TMK m. 2) uygun davranmak zorundadır. Borçlu, kredi başvurusunu
bilerek eksik evrakla yapar ve sırf sözleşmeden kurtulmak için kredinin
çıkmasını engellerse, TBK m. 175 devreye girer. Hukuk düzeni, bu kötüniyetli
davranışı cezalandırarak, şart fiilen gerçekleşmemiş olsa dahi hukuken
"gerçekleşmiş sayar" (Fictio Iuris). Artık borçlu, "şart gerçekleşmedi,
sözleşme bağlamaz" diyemez.
3. Sistematik İlişkiler
Emredici kural ihlali ve şarta bağlı işlemlerdeki koruma mekanizmaları, borçlar
hukukunun geçersizlik teorileri, tahvil kurumu ve sebepsiz zenginleşme
rejimleriyle radikal bir etkileşim içindedir.
A. Kesin Hükümsüzlük (Butlan) ile İptal Edilebilirlik Çatışması:
Öğretide ve uygulamada en çok karıştırılan sınır burasıdır. İrade bozuklukları
(yanılma, aldatma, korkutma - TBK m. 30 vd.) sözleşmeyi baştan ölü kılmaz;
işlem "iptal edilebilir" (tek taraflı bağlamazlık) niteliktedir. Mağdur olan
taraf, kanuni süreler içinde iptal hakkını kullanmazsa sözleşme baştan itibaren
geçerli hâle gelir. Oysa emredici kurala veya ahlaka aykırılıkta (TBK m. 27
/ OR 20) sözleşme kesin olarak ölüdür, hiçbir susma veya onay bu ölü işlemi
diriltemez.
B. Kesin Hükümsüzlüğün Giderilmesi: Tahvil (Konversiyon) Kurumu:
Tahvil, geçersiz bir hukuki işlemin, tarafların farazi iradeleri araştırılarak,
geçerlik şartlarını taşıdığı başka bir hukuki işlem olarak ayakta tutulmasıdır. Şekle veya emredici kurallara aykırılık nedeniyle kesin hükümsüz olan bir
işlem, eğer daha hafif şartlara tabi olan başka bir işlemin unsurlarını
taşıyorsa ve taraflar geçersizliği bilselerdi bu ikinci işlemi yapacakları
anlaşılabiliyorsa, hâkim işlemi tahvil eder. Örneğin, resmi şekilde yapılmadığı
için geçersiz olan (batıl) bir taşınmaz bağışlama sözleşmesi, şartları varsa
"elden bağışlamaya" tahvil edilebilir.
C. Geçersiz Sözleşmelerin Tasfiyesi: Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77 vd.):
TBK m. 27 uyarınca kesin hükümsüz olan bir sözleşmeye dayanılarak daha önce
ifalar yapılmışsa (örneğin geçersiz bir taşınmaz satış vaadi uyarınca peşinat
ödenmişse) bu edimlerin iadesi hangi kurallara göre yapılacaktır? Geçerli bir
hukuki sebep bulunmadığı için, iade talepleri "sebepsiz zenginleşme" (condictio
sine causa) kurallarına tabidir. Ancak ahlaka veya hukuka aykırı (improbam
causam) bir amacın gerçekleşmesi için verilen şeylerin iadesi, TBK m. 81 (eksik
borç/iade yasağı) uyarınca talep edilemez. Kanun koyucu burada,
"kendi ahlaksızlığına dayanan kişi dinlenmez" (nemo auditur propriam
turpitudinem allegans) ilkesini çalıştırmaktadır.
D. Koşulun Hukuka ve Ahlaka Aykırılığı (TBK m. 27 ve m. 175 Kesişimi):
Eğer taraflar bir sözleşmeyi hukuka veya ahlaka aykırı bir şarta bağlamışlarsa
(örneğin "rakip firmanın deposunu yakarsan sana şu kadar para vereceğim"
denmişse) TBK m. 27 devreye girer. Bu durumda sadece şart değil, şartın
üzerine inşa edildiği temel sözleşme de mutlak butlanla batıl olur. Zira
hukukun men ettiği bir eylemi koşul olarak belirlemek, emredici kuralların
açıkça ihlalidir. Böyle bir ihtimalde TBK m. 175 (şartın engellenmesi)
uygulanamaz, çünkü zaten korunmaya değer bir hak yoktur.
4. Pratik Olay Analizleri
Kesin hükümsüzlük (butlan) ve koşulun dürüstlük kuralına aykırı engellenmesi
(fictio iuris) kurumlarının teorik çerçevesini somutlaştırmak adına şu iki
vakayı analiz edelim:
Olay 1 (Emredici Kurallara Aykırılık ve Kısmi Butlan - TBK m. 27):
Tacir (A) Üretici (B) ile 5 yıllık bir hammadde alım sözleşmesi imzalar.
Sözleşmenin 8. maddesinde "Üretici (B) bu 5 yıl boyunca ve sözleşme bitiminden
sonraki 20 yıl boyunca Türkiye sınırları içinde hiçbir şekilde bu hammaddeyi
üretemez ve satamaz, aksi takdirde 5 Milyon TL cezai şart öder" şeklinde bir
hüküm konulmuştur. İki yıl sonra Üretici (B) bir başka firmaya satış yapar ve
(A) cezai şartın tahsili için dava açar.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 27 (OR Art. 20) kapsamında emredici hukuk
kuralları ve kişilik haklarına aykırılık laboratuvarıdır. Sözleşmedeki 20
yıllık ve tüm Türkiye'yi kapsayan rekabet yasağı, Türk Medeni Kanunu m. 23
(Kişilik haklarının ve ekonomik özgürlüğün korunması) ile Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun'un emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. Bu ihlal, söz konusu
rekabet yasağı maddesini "kesin hükümsüz (batıl)" kılar. Ancak TBK m. 27/2
gereği burada kısmi butlan uygulanır. Hammadde alım sözleşmesinin asli
edimlerini düzenleyen diğer maddeler ayakta kalır. Ancak 8. madde ölü doğduğu
için, (A)'nın bu maddeye dayanarak 5 Milyon TL cezai şart talep etmesi hukuken
imkânsızdır; mahkeme bu talebi re'sen reddeder.
Olay 2 (Koşulun Kötüniyetle Engellenmesi - TBK m. 175):
Mülk Sahibi (X) Komisyoncu (Y) ile bir simsarlık sözleşmesi imzalar.
Sözleşmeye göre; (Y) (X)'in lüks villasını alacak bir müşteri bulur ve bu
müşteriyle "tapuda satış işlemi gerçekleşirse", (Y) %5 komisyon ücretine hak
kazanacaktır (geciktirici şarta bağlı hak). Komisyoncu (Y) potansiyel alıcı
(Z)'yi bulur ve (X) ile tanıştırır. Ancak Mülk Sahibi (X) (Y)'ye komisyon
ödememek (şartın gerçekleşmesini engellemek) amacıyla, (Y)'yi aradan çıkarır,
ona haber vermeden (Z) ile arka planda gizlice anlaşıp satışı tapuda
gerçekleştirir. (Y) %5 komisyonunu talep ettiğinde (X) "Sözleşmemize göre ben
sadece senin aracılığınla satış yaparsam komisyon doğacaktı, satış şartı
seninle gerçekleşmedi" diyerek savunma yapar.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 175'in (Fictio Iuris) kusursuz bir
uygulama alanıdır. (X) ile (Y) arasındaki sözleşme geçerlidir. Komisyoncunun
ücrete hak kazanması, satışın gerçekleşmesi şartına bağlıdır. Mülk Sahibi (X)
komisyon ödemekten kurtulmak gibi haksız bir saikle ve dürüstlük kuralına (TMK
m. 2) tamamen aykırı olarak şartın normal seyrinde gerçekleşmesini
engellemiştir. TBK m. 175 amir hükmü gereğince, kanun koyucu bu kötüniyetli
müdahaleyi cezalandırır ve hukuki bir varsayımla (fictio) "şart gerçekleşmiş"
kabul edilir. Dolayısıyla Komisyoncu (Y) aradan çıkarılmış olsa dahi
sözleşmedeki %5 komisyon bedelini (X)'ten eksiksiz olarak tahsil etme hakkına
sahiptir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük) ve TBK m. 175 (Şartın Kötüniyetle Engellenmesi)
kurallarının medeni usul hukukunda (HMK) ve sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Sözleşme Mimarisinde "Salvatorische Klausel" (Bölünebilirlik / Kurtarıcı
Kayıt):
Bir avukat ticari sözleşme kaleme alırken, sözleşmenin ağır emredici kurallara
takılıp (TBK m. 27/1) tamamen çökmesini (tam butlan) engellemek için mutlak
surette bir "Kurtarıcı Kayıt" koymalıdır. Sözleşmeye; "İşbu sözleşmenin
herhangi bir maddesinin emredici hukuk kurallarına veya ahlaka aykırılık
nedeniyle mahkemelerce kesin hükümsüz (batıl) kabul edilmesi hâlinde, taraflar
bu geçersizliğin sadece o hükme münhasır olacağını, sözleşmenin geri kalan
hükümlerinin geçerliliğini tamamen koruyacağını (TBK m. 27/2) peşinen kabul ve
beyan ederler" klozu eklenmelidir. Bu kloz, farazi taraf iradesinin tespiti
sorununu ortadan kaldırır ve hâkimin sözleşmeyi bütünüyle iptal etmesinin önüne
geçer.
2. HMK Kapsamında Butlanın "İtiraz" Olması ve Re'sen Gözetilmesi:
Davada taraf vekillerinin yaptığı en büyük usuli hata, kesin hükümsüzlüğü bir
"def'i" (örneğin zamanaşımı def'i) sanmalarıdır. Emredici kurallara aykırılık
nedeniyle butlan, bir itirazdır. İtirazlar, davanın her aşamasında ileri
sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına (HMK m.
141) tabi değildir. Daha da önemlisi, dosyada butlanı gerektiren bir durum
(örneğin rüşvet anlaşması, faiz sınırının aşılması) varsa, taraflar bunu ileri
sürmese dahi hâkim, kamu düzeni gereği bunu re'sen (kendiliğinden) dikkate
alarak davanın reddine karar vermek zorundadır.
3. Şartın Engellenmesi Durumunda İspat Yükü (TMK m. 6):
TBK m. 175'e dayanarak "şartın dürüstlük kuralına aykırı engellendiğini ve
gerçekleşmiş sayılması gerektiğini" iddia eden alacaklı, TMK m. 6 uyarınca
iddia ettiği bu kötüniyetli davranışı (haksız fiili veya ihmali) somut
delillerle ispat külfeti altındadır. Mahkeme, sadece "engellendi" iddiasıyla
yetinemez; failin kastını ve engelleme eyleminin dürüstlük kuralı (TMK m. 2)
boyutuyla açıkça bağdaşmadığını tespit etmek zorundadır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, TBK m. 27
bağlamında kamu düzeni ve emredici hukuk kurallarına aykırılığı son derece katı
biçimde re'sen uygulamakta; TBK m. 175 bağlamında ise kötüniyetli davranışları
himaye etmeyen bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Hukuki İşlemlerde Geçersizlik Olgusu" ve "Sözleşme Özgürlüğü"
incelemeleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK)
klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi (mülga BK m. 20) amir hükmü uyarınca, kanunun
emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı
sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Bir akit, ihtiva ettiği hak ve borçlar
itibariyle hukuk düzeninin emredici bir normuyla çatıştığı takdirde hukuka
aykırılık söz konusu olur. Emredici normlar kamu menfaatini koruma amacını
güderler ve herkese ödev yükleyen genel davranış kurallarıdır. Somut
uyuşmazlıkta, taraflar arasındaki sözleşme, yasal sınırların çok üzerinde,
kanuna karşı hile teşkil edecek boyutta fahiş bir faiz oranı öngörmüştür.
Yasaya aykırılık durumu, emredici nitelikteki faiz ve tefecilik sınırlarını
ihlal ettiğinden, bu tür sözleşmeler batıldır. Hâkim, bu hususu taraflar ileri
sürmese dahi re'sen gözetmek zorundadır. Mahkemece bu sözleşmeye dayanılarak
hüküm kurulması yasaya ve usule aykırıdır.".
Koşulun Dürüstlük Kuralına Aykırı Engellenmesi (TBK m. 175 / Fictio Iuris)
hususunda Yargıtay'ın (özellikle 3. ve 13. Hukuk Dairelerinin) içtihat yönelimi
son derece keskindir: "Türk Borçlar Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca, koşulun
gerçekleşmesi taraflardan biri tarafından dürüstlük kuralına aykırı olarak
engellenirse, koşul gerçekleşmiş sayılır. Taraflar arasındaki simsarlık (emlak
komisyonculuğu) sözleşmesinde, komisyoncunun ücrete hak kazanması, taşınmazın
kendi bulduğu müşteriye satılması şartına bağlanmıştır. Davacı komisyoncu,
müşteriyi bulup davalı satıcıyla bir araya getirmiş, ancak davalı satıcı
komisyon ücretini ödememek kastıyla, davacı komisyoncuyu devre dışı bırakarak
satışı tapuda bizzat kendisi gerçekleştirmiştir. Davalının bu eylemi,
sözleşmedeki şartın gerçekleşmesini kötüniyetle ve dürüstlük kuralına aykırı
(TMK m. 2) olarak engellemek niteliğindedir. Bu durumda TBK m. 175 uyarınca
şart hukuken gerçekleşmiş kabul edilir ve davacı komisyoncu, sözleşmede
kararlaştırılan ücrete eksiksiz olarak hak kazanır. Davanın kabulü gerekir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Kesin Hükümsüzlük (Butlan) (TBK m. 27 / OR
Art. 20) rejimi ile Koşulun Engellenmesi (TBK m. 175) kurumları, borçlar
hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Rona Serozan'ın
eserleri ekseninde; "Kesin Hükümsüzlük Yaptırımının Aşırı Katılığı" ve "Kısmi
Butlanın Sınırlarının Belirsizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere
ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde
Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" ve "Kısmi Hükümsüzlük" tartışmalarında
merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 27'deki 'Kesin Hükümsüzlük (Mutlak
Butlan)' Yaptırımının Kör Bir Silah Olarak, Korumak İstediği Zayıf Tarafı da
Vurmasıdır. Oğuzman/Öz, Eren ve Serozan'ın öğretilerinde haklı olarak işaret
edildiği üzere; emredici hukuk kuralları genellikle zayıf tarafı (örneğin
işçiyi, tüketiciyi, kiracıyı) korumak için sevk edilir. Ancak bu kuralların
ihlali durumunda kanun koyucunun "kesin hükümsüzlük" gibi iki tarafın da ileri
sürebileceği ve hâkimin re'sen gözeteceği mutlak bir yaptırım öngörmesi,
paradoksal sonuçlar doğurmaktadır. Zira kesin hükümsüz bir sözleşmeden doğan
haklar talep edilemez. Güçlü taraf (örneğin işveren veya banka) kendi
hazırladığı sözleşmenin emredici kurallara aykırı olduğunu fark ettiğinde,
"sözleşme kesin hükümsüzdür" diyerek kendi edimlerini ifadan kaçınabilir ve
zayıf tarafı daha büyük bir mağduriyete itebilir. Rona Serozan ve Nagehan
Kırkbeşoğlu'nun şiddetle savunduğu üzere; yaptırımın "mutlak butlan" olarak
değil, yalnızca korunan tarafın (zayıfın) lehine işleyen, güçlü tarafın ileri
süremeyeceği bir "tek taraflı bağlamazlık" (nispi butlan) olarak yorumlanması
(Teleolojik Redüksiyon - Amaca Uygun Sınırlama yapılması) modern hukukun bir
zorunluluğudur. İsviçre/Türk kanunlaştırma tekniğinin (Legistik)
zayıfı koruyan emredici kuralların ihlalinde esnek geçersizlik teorilerini
açıkça kodifiye etmemesi, dogmatik bir zafiyettir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 27/2'de Düzenlenen 'Kısmi Hükümsüzlük'
Kurumunda "Tarafların Farazi İradelerinin" Tespiti Meselesinin Yargılamayı
Sübjektif Bir Kaosa Sürüklemesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı
üzere; kanun, geçersiz hüküm olmasaydı tarafların bu sözleşmeyi yapmayacakları
anlaşılıyorsa tamamı geçersiz olur demektedir. Ancak her iki tarafın,
sözleşmenin kurulduğu andaki gizli ve farazi psikolojisini yıllar sonra mahkeme
önünde tespit etmek adeta imkânsızdır. Uygulamada hâkimler, genellikle
sözleşmeyi tamamen çökertmemek adına objektif bir menfaat dengesi uydurarak
kısmî butlana hükmetmektedirler. Bu durum, hâkimin sözleşmeyi yeniden yazması
(sözleşmeye müdahale) sonucunu doğurmakta, irade özerkliğinin sınırlarını
zorlamaktadır.
Buna karşılık, TBK m. 175 (Fictio Iuris) kurumu doktrinde son derece
başarılı ve dürüstlük kuralının (TMK m. 2) harika bir somutlaşması olarak kabul
edilmektedir. Sözleşme özgürlüğünün sadece sözleşmeyi kurarken değil,
sözleşmenin hüküm ifade etme evresinde de dürüstlük duvarına çarpması, "hakkın
kötüye kullanılması" yasağının borçlar hukuku genel hükümlerine ne kadar
organik bir biçimde yedirildiğini göstermektedir. Hukuk, TBK m. 27 ile
sözleşmenin içeriğindeki "hukuka aykırılığı" yok ederken; TBK m. 175 ile
tarafların sözleşme sonrası davranışlarındaki "kötüniyeti" bertaraf ederek,
sözleşme adaletini (Justitia commutativa) sağlamaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 175'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 20.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 175. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk-İsviçre borçlar hukuku dogmatiğinin temelini “irade özerkliği” (Privatautonomie) ve onun borçlar hukukundaki yansıması olan “sözleşme özgürlüğü” (Vertragsfreiheit) oluşturur. TBK m. 26 uyarınca taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Ancak bu özgürlük mutlak ve sınırsız değildir. Toplumsal düzenin, zayıfların ve genel ahlakın korunması amacıyla kanun koyucu, sözleşme özgürlüğüne birtakım aşılmaz sınırlar çizmiştir. İşte TBK m. 27 (Mehaz OR Art. 20) bu sınırları ve sınırların aşılmasının yaptırımını düzenleyen temel anayasadır.
Hükme göre; “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür”. Bu sınırları ihlal eden bir sözleşme, hukuk düzeni tarafından hiçbir şekilde tanınmaz, baştan itibaren ölü doğmuş kabul edilir ve tarafları bağlamaz. Kesin hükümsüzlük (butlan) tarafların iradelerinin birleşmiş olmasına rağmen, kamu menfaatinin tarafların özel menfaatinden üstün tutulmasının bir tezahürüdür.
Öte yandan, taraflar geçerli ve kanunun emredici sınırlarına uygun bir sözleşme kurduktan sonra, bu sözleşmenin hüküm ifade etmesini veya sona ermesini geciktirici ya da bozucu bir şarta (koşula) bağlayabilirler (TBK m. 169, 171). Şarta bağlı hukuki işlemlerde, şartın gerçekleşip gerçekleşmemesi objektif bir belirsizlik taşır. Ancak taraflardan biri, kendi menfaatini korumak saikiyle ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı bir biçimde şartın gerçekleşmesini engellerse, kanun koyucu bu haksız müdahaleye TBK m. 175 hükmü ile tepki verir. TBK m. 175 uyarınca, “Koşulun gerçekleşmesi, taraflardan biri tarafından dürüstlük kurallarına aykırı olarak engellenirse, koşul gerçekleşmiş sayılır.” Bu durum, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) emredici niteliğinin bir yansıması olup, sözleşme ilişkilerinde hukuka aykırı davranışın himaye edilmeyeceğini (Fictio Iuris) ortaya koyar. Her iki kurum da (TBK m. 27 ve TBK m. 175) hukuk düzeninin temel değerlerinin (objektif hukuk kuralları ve dürüstlük) tarafların sübjektif ve kötüniyetli iradelerine karşı korunmasını amaçlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Sözleşme özgürlüğünün sınırlarını ve bağlayıcı olmayan (kesin hükümsüz) işlemleri kavrayabilmek için, TBK m. 27 ve m. 175’te yer alan temel dogmatik kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Emredici Hükümler (Ius Cogens): Emredici normlar; kamu düzenini, genel ahlakı, zayıf durumda olanları korumak veya hukuki işlemin güvenliğini sağlamak amacıyla ihdas edilen, tarafların aksini kararlaştıramayacağı kurallardır. Bir hükmün emredici olup olmadığı her zaman kanun lafzından ("geçersizdir", "yapılamaz", "batıldır" gibi) açıkça anlaşılamayabilir. Bu gibi durumlarda kuralın konuluş amacı (ratio legis) araştırılmalıdır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde hararetle vurgulandığı üzere, her emredici kuralın ihlali mutlaka butlan sonucunu doğurmaz; bazen kanun koyucu iptal edilebilirlik veya tazminat gibi farklı yaptırımlar öngörmüş olabilir. Ancak kural olarak, sözleşmenin konusunu ve esasını şekillendiren emredici hükümlerin ihlali, işlemi baştan itibaren geçersiz kılar.
B. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan - Nichtigkeit): Kesin hükümsüzlük, hukuki işlemin kurucu unsurları (irade beyanı vb.) tam olmasına rağmen, işlemin geçerlilik şartlarındaki ağır ve telafisi imkânsız eksiklikler nedeniyle baştan itibaren (ex tunc) hukuki sonuç doğurmamasıdır. Yokluktan (Non-existence) farklı olarak, batıl bir işlem dış dünyada şeklen mevcuttur ancak hukuken ölüdür. Kesin hükümsüzlük her ilgili tarafından her zaman ileri sürülebilir, hâkim tarafından re'sen dikkate alınır, zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir ve tarafların sonradan onamasıyla (icazet) geçerli hâle gelemez.
C. Kısmi Hükümsüzlük (Kısmi Butlan): TBK m. 27/2 uyarınca, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının kesin hükümsüz olması, kural olarak diğer hükümlerin geçerliliğini etkilemez (Favor Negotii - Sözleşmeyi ayakta tutma ilkesi). Ancak, geçersiz olan bu hükümler olmaksızın sözleşmenin taraflarca hiç yapılmayacağı (farazi taraf iradeleri çerçevesinde) anlaşıldığı takdirde, sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur. Haluk Nami Nomer ve Fikret Eren'in de işaret ettiği üzere, kısmi butlan, irade özerkliği ile emredici hukuk kuralları arasındaki çatışmayı dengeleyen en hayati enstrümandır.
D. Dürüstlük Kuralına Aykırı Engelleme ve Fictio Iuris (TBK m. 175): Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi şarta bağlandığında (örneğin "kredi çıkarsa ev alınacak" dendiğinde) taraflar, şartın gerçekleşmesi evresinde dürüstlük kuralına (TMK m. 2) uygun davranmak zorundadır. Borçlu, kredi başvurusunu bilerek eksik evrakla yapar ve sırf sözleşmeden kurtulmak için kredinin çıkmasını engellerse, TBK m. 175 devreye girer. Hukuk düzeni, bu kötüniyetli davranışı cezalandırarak, şart fiilen gerçekleşmemiş olsa dahi hukuken "gerçekleşmiş sayar" (Fictio Iuris). Artık borçlu, "şart gerçekleşmedi, sözleşme bağlamaz" diyemez.
3. Sistematik İlişkiler
Emredici kural ihlali ve şarta bağlı işlemlerdeki koruma mekanizmaları, borçlar hukukunun geçersizlik teorileri, tahvil kurumu ve sebepsiz zenginleşme rejimleriyle radikal bir etkileşim içindedir.
A. Kesin Hükümsüzlük (Butlan) ile İptal Edilebilirlik Çatışması: Öğretide ve uygulamada en çok karıştırılan sınır burasıdır. İrade bozuklukları (yanılma, aldatma, korkutma - TBK m. 30 vd.) sözleşmeyi baştan ölü kılmaz; işlem "iptal edilebilir" (tek taraflı bağlamazlık) niteliktedir. Mağdur olan taraf, kanuni süreler içinde iptal hakkını kullanmazsa sözleşme baştan itibaren geçerli hâle gelir. Oysa emredici kurala veya ahlaka aykırılıkta (TBK m. 27 / OR 20) sözleşme kesin olarak ölüdür, hiçbir susma veya onay bu ölü işlemi diriltemez.
B. Kesin Hükümsüzlüğün Giderilmesi: Tahvil (Konversiyon) Kurumu: Tahvil, geçersiz bir hukuki işlemin, tarafların farazi iradeleri araştırılarak, geçerlik şartlarını taşıdığı başka bir hukuki işlem olarak ayakta tutulmasıdır. Şekle veya emredici kurallara aykırılık nedeniyle kesin hükümsüz olan bir işlem, eğer daha hafif şartlara tabi olan başka bir işlemin unsurlarını taşıyorsa ve taraflar geçersizliği bilselerdi bu ikinci işlemi yapacakları anlaşılabiliyorsa, hâkim işlemi tahvil eder. Örneğin, resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz olan (batıl) bir taşınmaz bağışlama sözleşmesi, şartları varsa "elden bağışlamaya" tahvil edilebilir.
C. Geçersiz Sözleşmelerin Tasfiyesi: Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77 vd.): TBK m. 27 uyarınca kesin hükümsüz olan bir sözleşmeye dayanılarak daha önce ifalar yapılmışsa (örneğin geçersiz bir taşınmaz satış vaadi uyarınca peşinat ödenmişse) bu edimlerin iadesi hangi kurallara göre yapılacaktır? Geçerli bir hukuki sebep bulunmadığı için, iade talepleri "sebepsiz zenginleşme" (condictio sine causa) kurallarına tabidir. Ancak ahlaka veya hukuka aykırı (improbam causam) bir amacın gerçekleşmesi için verilen şeylerin iadesi, TBK m. 81 (eksik borç/iade yasağı) uyarınca talep edilemez. Kanun koyucu burada, "kendi ahlaksızlığına dayanan kişi dinlenmez" (nemo auditur propriam turpitudinem allegans) ilkesini çalıştırmaktadır.
D. Koşulun Hukuka ve Ahlaka Aykırılığı (TBK m. 27 ve m. 175 Kesişimi): Eğer taraflar bir sözleşmeyi hukuka veya ahlaka aykırı bir şarta bağlamışlarsa (örneğin "rakip firmanın deposunu yakarsan sana şu kadar para vereceğim" denmişse) TBK m. 27 devreye girer. Bu durumda sadece şart değil, şartın üzerine inşa edildiği temel sözleşme de mutlak butlanla batıl olur. Zira hukukun men ettiği bir eylemi koşul olarak belirlemek, emredici kuralların açıkça ihlalidir. Böyle bir ihtimalde TBK m. 175 (şartın engellenmesi) uygulanamaz, çünkü zaten korunmaya değer bir hak yoktur.
4. Pratik Olay Analizleri
Kesin hükümsüzlük (butlan) ve koşulun dürüstlük kuralına aykırı engellenmesi (fictio iuris) kurumlarının teorik çerçevesini somutlaştırmak adına şu iki vakayı analiz edelim:
Olay 1 (Emredici Kurallara Aykırılık ve Kısmi Butlan - TBK m. 27): Tacir (A) Üretici (B) ile 5 yıllık bir hammadde alım sözleşmesi imzalar. Sözleşmenin 8. maddesinde "Üretici (B) bu 5 yıl boyunca ve sözleşme bitiminden sonraki 20 yıl boyunca Türkiye sınırları içinde hiçbir şekilde bu hammaddeyi üretemez ve satamaz, aksi takdirde 5 Milyon TL cezai şart öder" şeklinde bir hüküm konulmuştur. İki yıl sonra Üretici (B) bir başka firmaya satış yapar ve (A) cezai şartın tahsili için dava açar. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 27 (OR Art. 20) kapsamında emredici hukuk kuralları ve kişilik haklarına aykırılık laboratuvarıdır. Sözleşmedeki 20 yıllık ve tüm Türkiye'yi kapsayan rekabet yasağı, Türk Medeni Kanunu m. 23 (Kişilik haklarının ve ekonomik özgürlüğün korunması) ile Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. Bu ihlal, söz konusu rekabet yasağı maddesini "kesin hükümsüz (batıl)" kılar. Ancak TBK m. 27/2 gereği burada kısmi butlan uygulanır. Hammadde alım sözleşmesinin asli edimlerini düzenleyen diğer maddeler ayakta kalır. Ancak 8. madde ölü doğduğu için, (A)'nın bu maddeye dayanarak 5 Milyon TL cezai şart talep etmesi hukuken imkânsızdır; mahkeme bu talebi re'sen reddeder.
Olay 2 (Koşulun Kötüniyetle Engellenmesi - TBK m. 175): Mülk Sahibi (X) Komisyoncu (Y) ile bir simsarlık sözleşmesi imzalar. Sözleşmeye göre; (Y) (X)'in lüks villasını alacak bir müşteri bulur ve bu müşteriyle "tapuda satış işlemi gerçekleşirse", (Y) %5 komisyon ücretine hak kazanacaktır (geciktirici şarta bağlı hak). Komisyoncu (Y) potansiyel alıcı (Z)'yi bulur ve (X) ile tanıştırır. Ancak Mülk Sahibi (X) (Y)'ye komisyon ödememek (şartın gerçekleşmesini engellemek) amacıyla, (Y)'yi aradan çıkarır, ona haber vermeden (Z) ile arka planda gizlice anlaşıp satışı tapuda gerçekleştirir. (Y) %5 komisyonunu talep ettiğinde (X) "Sözleşmemize göre ben sadece senin aracılığınla satış yaparsam komisyon doğacaktı, satış şartı seninle gerçekleşmedi" diyerek savunma yapar. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 175'in (Fictio Iuris) kusursuz bir uygulama alanıdır. (X) ile (Y) arasındaki sözleşme geçerlidir. Komisyoncunun ücrete hak kazanması, satışın gerçekleşmesi şartına bağlıdır. Mülk Sahibi (X) komisyon ödemekten kurtulmak gibi haksız bir saikle ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) tamamen aykırı olarak şartın normal seyrinde gerçekleşmesini engellemiştir. TBK m. 175 amir hükmü gereğince, kanun koyucu bu kötüniyetli müdahaleyi cezalandırır ve hukuki bir varsayımla (fictio) "şart gerçekleşmiş" kabul edilir. Dolayısıyla Komisyoncu (Y) aradan çıkarılmış olsa dahi sözleşmedeki %5 komisyon bedelini (X)'ten eksiksiz olarak tahsil etme hakkına sahiptir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük) ve TBK m. 175 (Şartın Kötüniyetle Engellenmesi) kurallarının medeni usul hukukunda (HMK) ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Sözleşme Mimarisinde "Salvatorische Klausel" (Bölünebilirlik / Kurtarıcı Kayıt): Bir avukat ticari sözleşme kaleme alırken, sözleşmenin ağır emredici kurallara takılıp (TBK m. 27/1) tamamen çökmesini (tam butlan) engellemek için mutlak surette bir "Kurtarıcı Kayıt" koymalıdır. Sözleşmeye; "İşbu sözleşmenin herhangi bir maddesinin emredici hukuk kurallarına veya ahlaka aykırılık nedeniyle mahkemelerce kesin hükümsüz (batıl) kabul edilmesi hâlinde, taraflar bu geçersizliğin sadece o hükme münhasır olacağını, sözleşmenin geri kalan hükümlerinin geçerliliğini tamamen koruyacağını (TBK m. 27/2) peşinen kabul ve beyan ederler" klozu eklenmelidir. Bu kloz, farazi taraf iradesinin tespiti sorununu ortadan kaldırır ve hâkimin sözleşmeyi bütünüyle iptal etmesinin önüne geçer.
2. HMK Kapsamında Butlanın "İtiraz" Olması ve Re'sen Gözetilmesi: Davada taraf vekillerinin yaptığı en büyük usuli hata, kesin hükümsüzlüğü bir "def'i" (örneğin zamanaşımı def'i) sanmalarıdır. Emredici kurallara aykırılık nedeniyle butlan, bir itirazdır. İtirazlar, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına (HMK m. 141) tabi değildir. Daha da önemlisi, dosyada butlanı gerektiren bir durum (örneğin rüşvet anlaşması, faiz sınırının aşılması) varsa, taraflar bunu ileri sürmese dahi hâkim, kamu düzeni gereği bunu re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak davanın reddine karar vermek zorundadır.
3. Şartın Engellenmesi Durumunda İspat Yükü (TMK m. 6): TBK m. 175'e dayanarak "şartın dürüstlük kuralına aykırı engellendiğini ve gerçekleşmiş sayılması gerektiğini" iddia eden alacaklı, TMK m. 6 uyarınca iddia ettiği bu kötüniyetli davranışı (haksız fiili veya ihmali) somut delillerle ispat külfeti altındadır. Mahkeme, sadece "engellendi" iddiasıyla yetinemez; failin kastını ve engelleme eyleminin dürüstlük kuralı (TMK m. 2) boyutuyla açıkça bağdaşmadığını tespit etmek zorundadır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, TBK m. 27 bağlamında kamu düzeni ve emredici hukuk kurallarına aykırılığı son derece katı biçimde re'sen uygulamakta; TBK m. 175 bağlamında ise kötüniyetli davranışları himaye etmeyen bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Hukuki İşlemlerde Geçersizlik Olgusu" ve "Sözleşme Özgürlüğü" incelemeleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi (mülga BK m. 20) amir hükmü uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Bir akit, ihtiva ettiği hak ve borçlar itibariyle hukuk düzeninin emredici bir normuyla çatıştığı takdirde hukuka aykırılık söz konusu olur. Emredici normlar kamu menfaatini koruma amacını güderler ve herkese ödev yükleyen genel davranış kurallarıdır. Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasındaki sözleşme, yasal sınırların çok üzerinde, kanuna karşı hile teşkil edecek boyutta fahiş bir faiz oranı öngörmüştür. Yasaya aykırılık durumu, emredici nitelikteki faiz ve tefecilik sınırlarını ihlal ettiğinden, bu tür sözleşmeler batıldır. Hâkim, bu hususu taraflar ileri sürmese dahi re'sen gözetmek zorundadır. Mahkemece bu sözleşmeye dayanılarak hüküm kurulması yasaya ve usule aykırıdır.".
Koşulun Dürüstlük Kuralına Aykırı Engellenmesi (TBK m. 175 / Fictio Iuris) hususunda Yargıtay'ın (özellikle 3. ve 13. Hukuk Dairelerinin) içtihat yönelimi son derece keskindir: "Türk Borçlar Kanunu'nun 175. maddesi uyarınca, koşulun gerçekleşmesi taraflardan biri tarafından dürüstlük kuralına aykırı olarak engellenirse, koşul gerçekleşmiş sayılır. Taraflar arasındaki simsarlık (emlak komisyonculuğu) sözleşmesinde, komisyoncunun ücrete hak kazanması, taşınmazın kendi bulduğu müşteriye satılması şartına bağlanmıştır. Davacı komisyoncu, müşteriyi bulup davalı satıcıyla bir araya getirmiş, ancak davalı satıcı komisyon ücretini ödememek kastıyla, davacı komisyoncuyu devre dışı bırakarak satışı tapuda bizzat kendisi gerçekleştirmiştir. Davalının bu eylemi, sözleşmedeki şartın gerçekleşmesini kötüniyetle ve dürüstlük kuralına aykırı (TMK m. 2) olarak engellemek niteliğindedir. Bu durumda TBK m. 175 uyarınca şart hukuken gerçekleşmiş kabul edilir ve davacı komisyoncu, sözleşmede kararlaştırılan ücrete eksiksiz olarak hak kazanır. Davanın kabulü gerekir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Kesin Hükümsüzlük (Butlan) (TBK m. 27 / OR Art. 20) rejimi ile Koşulun Engellenmesi (TBK m. 175) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Rona Serozan'ın eserleri ekseninde; "Kesin Hükümsüzlük Yaptırımının Aşırı Katılığı" ve "Kısmi Butlanın Sınırlarının Belirsizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" ve "Kısmi Hükümsüzlük" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 27'deki 'Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan)' Yaptırımının Kör Bir Silah Olarak, Korumak İstediği Zayıf Tarafı da Vurmasıdır. Oğuzman/Öz, Eren ve Serozan'ın öğretilerinde haklı olarak işaret edildiği üzere; emredici hukuk kuralları genellikle zayıf tarafı (örneğin işçiyi, tüketiciyi, kiracıyı) korumak için sevk edilir. Ancak bu kuralların ihlali durumunda kanun koyucunun "kesin hükümsüzlük" gibi iki tarafın da ileri sürebileceği ve hâkimin re'sen gözeteceği mutlak bir yaptırım öngörmesi, paradoksal sonuçlar doğurmaktadır. Zira kesin hükümsüz bir sözleşmeden doğan haklar talep edilemez. Güçlü taraf (örneğin işveren veya banka) kendi hazırladığı sözleşmenin emredici kurallara aykırı olduğunu fark ettiğinde, "sözleşme kesin hükümsüzdür" diyerek kendi edimlerini ifadan kaçınabilir ve zayıf tarafı daha büyük bir mağduriyete itebilir. Rona Serozan ve Nagehan Kırkbeşoğlu'nun şiddetle savunduğu üzere; yaptırımın "mutlak butlan" olarak değil, yalnızca korunan tarafın (zayıfın) lehine işleyen, güçlü tarafın ileri süremeyeceği bir "tek taraflı bağlamazlık" (nispi butlan) olarak yorumlanması (Teleolojik Redüksiyon - Amaca Uygun Sınırlama yapılması) modern hukukun bir zorunluluğudur. İsviçre/Türk kanunlaştırma tekniğinin (Legistik) zayıfı koruyan emredici kuralların ihlalinde esnek geçersizlik teorilerini açıkça kodifiye etmemesi, dogmatik bir zafiyettir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 27/2'de Düzenlenen 'Kısmi Hükümsüzlük' Kurumunda "Tarafların Farazi İradelerinin" Tespiti Meselesinin Yargılamayı Sübjektif Bir Kaosa Sürüklemesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı üzere; kanun, geçersiz hüküm olmasaydı tarafların bu sözleşmeyi yapmayacakları anlaşılıyorsa tamamı geçersiz olur demektedir. Ancak her iki tarafın, sözleşmenin kurulduğu andaki gizli ve farazi psikolojisini yıllar sonra mahkeme önünde tespit etmek adeta imkânsızdır. Uygulamada hâkimler, genellikle sözleşmeyi tamamen çökertmemek adına objektif bir menfaat dengesi uydurarak kısmî butlana hükmetmektedirler. Bu durum, hâkimin sözleşmeyi yeniden yazması (sözleşmeye müdahale) sonucunu doğurmakta, irade özerkliğinin sınırlarını zorlamaktadır.
Buna karşılık, TBK m. 175 (Fictio Iuris) kurumu doktrinde son derece başarılı ve dürüstlük kuralının (TMK m. 2) harika bir somutlaşması olarak kabul edilmektedir. Sözleşme özgürlüğünün sadece sözleşmeyi kurarken değil, sözleşmenin hüküm ifade etme evresinde de dürüstlük duvarına çarpması, "hakkın kötüye kullanılması" yasağının borçlar hukuku genel hükümlerine ne kadar organik bir biçimde yedirildiğini göstermektedir. Hukuk, TBK m. 27 ile sözleşmenin içeriğindeki "hukuka aykırılığı" yok ederken; TBK m. 175 ile tarafların sözleşme sonrası davranışlarındaki "kötüniyeti" bertaraf ederek, sözleşme adaletini (Justitia commutativa) sağlamaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 175. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.