RESMİ METİN

2. İradi şekil


Madde 17 - Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz. Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun sistematiği incelendiğinde, 17. madde, "Genel Hükümler" kısmının "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt ayrımında yer almaktadır. Borçlar hukukumuzun temel taşı olan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri, kural olarak sözleşmelerin kurulmasında şekil serbestisini beraberinde getirir. Nitekim TBK madde 12 hükmü, sözleşmelerin geçerliliğinin kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı olmadığını açıkça vurgulayarak bu temel prensibi normatif bir temele oturtmuştur. Ancak hukuk sistemimiz, bireylere sözleşmenin içeriğini ve tarafını belirleme özgürlüğünü tanırken, aynı zamanda sözleşmenin hangi merasimle veya hangi fiziksel kalıpla dış dünyaya yansıtılacağını belirleme özgürlüğünü de tanımıştır. İşte TBK madde 17, tarafların kanunun kendilerinden beklemediği bir şekil şartını kendi iradeleriyle sözleşmenin kurulması veya geçerliliği için zorunlu hâle getirmelerini sağlayan "iradi şekil" kurumunu düzenlemektedir. Bu kuralın varlık sebebi (ratio legis) bireylerin kendi aralarındaki hukuki ilişkileri güvence altına alma, aceleci kararlar vermekten kaçınma ve gelecekte doğabilecek uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlama yönündeki meşru menfaatlerinin hukuk düzenince himaye edilmesidir.

Tarihsel dogmatik süreç incelendiğinde, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 17. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 16. maddesinin güncel ve daha sade bir dille ifade edilmiş hâlidir. Bu düzenlemenin asıl kaynağı, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 16 hükmüdür. İsviçre ve Türk borçlar hukuku öğretisinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde ortaklaşa vurgulandığı üzere, iradi şekil kuralı aslında şekil serbestisi ilkesinin bir istisnası değil, doğrudan doğruya irade özerkliğinin bir sonucudur. Taraflar, kanunun aramadığı bir şekli öngörerek aslında kendilerini sınırlamakta, rızailik ilkesinden kendi iradeleriyle uzaklaşmaktadırlar. Doktrinde Nomer ve Eren tarafından da işaret edildiği üzere, kanun koyucu bu maddede bir "karine" ihdas etmiştir. Bir sözleşmenin şekle tabi olacağını kararlaştıran tarafların, aksi kanıtlanmadıkça, bu şekli sözleşmenin sıhhati (geçerliliği) için aradıkları varsayılır. Bu karine, iradi şekil eksikliğinin salt bir usul hukuku problemi (ispat sorunu) olmaktan çıkıp, sözleşmenin varlığını doğrudan etkileyen bir maddi hukuk problemi hâline gelmesine neden olur. Dolayısıyla iradi şekil, tarafların kendi aralarında kanun koyucu gibi hareket ederek sözleşmenin doğum anını ve şartlarını yeniden kodladıkları son derece güçlü bir hukuki mekanizmadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

İradi Şekil: Hukuk sistemimizde kural olarak hiçbir şekle tabi olmayan bir sözleşmenin, bizzat tarafların kendi aralarında vardıkları bir anlaşmayla belirli bir şekil şartına bağlanmasına iradi şekil denir. Bu durumda şeklin kaynağı kanun koyucunun emredici bir kuralı değil, doğrudan doğruya sözleşme taraflarının kendi serbest iradeleridir. Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, iki komşunun kendi aralarında bir bilgisayar alım satımı için anlaşmaları kural olarak hiçbir şekle bağlı değildir. Ancak bu iki komşu, aralarındaki dostluğun bozulmaması adına sözleşmenin sadece yazılı bir belgeyle yapılması hâlinde geçerli olacağını konuşup kararlaştırırlarsa, artık ortada iradi şekle bağlanmış bir hukuki işlem bulunur. Bu andan itibaren, taraflar o kâğıdı hazırlayıp imzalayana kadar aralarındaki sözlü anlaşma onları hukuken bağlamayacaktır.

Geçerlilik Şekli Karinesi: Taraflar bir sözleşmenin belirli bir biçimde yapılmasını kararlaştırmışlarsa, kanun koyucu bu iradeyi sözleşmenin sıhhati için konulmuş bir şart olarak kabul eder ve buna geçerlilik şekli karinesi adı verilir. Kanunun getirdiği bu karine uyarınca, taraflarca kararlaştırılan şekle uyulmadığı sürece onların sözleşmeyle bağlı olmayacakları baştan kesin olarak varsayılır. Örneğin, bir terzi ile bir müşteri özel dikim bir gelinlik için konuşurken, siparişin ancak mağazadaki matbu formun imzalanmasıyla kesinleşeceğini beyan etmiş olabilirler. Müşteri daha sonra telefon açıp elbiseyi dikmeye başlamasını söylese bile, o matbu form imzalanmadığı için sözleşme hukuken henüz kurulmuş sayılmaz. Terzinin kumaşı kesmeye başlamaması hukuka tamamen uygundur, çünkü tarafların baştan koyduğu geçerlilik şekli şartı henüz yerine getirilmemiştir.

İspat Şekli Anlaşması: Tarafların, sözleşmenin kurulması ve geçerliliği için değil, sadece ileride çıkabilecek uyuşmazlıklarda mahkemeye sunulacak delili yaratmak ve ispatı kolaylaştırmak amacıyla belirledikleri şekil kuralına ispat şekli anlaşması denir. Türk Borçlar Kanunu'ndaki geçerlilik karinesinin aksinin ispat edilmesi, yani tarafların asıl niyetinin sözleşmeyi şarta bağlamak olmadığının mahkeme önünde ortaya konulması hâlinde bu durum gündeme gelir. Günlük yaşamda iki esnaf, aralarındaki mal tedariki konusunda sözlü olarak el sıkışıp anlaştıktan sonra, "yarın muhasebeciye vermek için bunu bir de kâğıda dökelim" şeklinde bir konuşma yapabilirler. Burada kâğıda dökme eylemi sözleşmenin geçerlilik şartı değil, sadece vergi kayıtlarına veya olası bir ihtilafa sunulacak ispat aracı olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla o kâğıt ertesi gün imzalanmasa bile, gündüz el sıkışılan an itibarıyla sözleşme hukuken geçerli olarak kurulmuş ve tarafları bağlamış olur.

Yasal Yazılı Şekle Atıf: Tarafların sözleşmeyi yazılı yapacaklarını belirtip de bu yazılılığın detaylarını ve unsurlarını açıkça düzenlemedikleri durumlarda, kanunun emrettiği yasal yazılı şekil kurallarının devreye girmesidir. TBK madde 17'nin ikinci fıkrası, bu gibi içeriği kapalı durumlarda hukuk sistemindeki standart yazılı şekil kurallarının (metin ve el yazısı imza şartının) otomatik olarak uygulanacağını kesin bir dille emreder. Örneğin, bir öğrenci ile ev sahibi kira sözleşmesini "mutlaka yazılı hâle getireceğiz" diyerek kendi aralarında bir ön prensip kararı almış olabilirler. Bu durumda öğrencinin ev sahibine cep telefonu üzerinden standart bir mesajla "kiralamayı kabul ediyorum" demesi, yasal yazılı şekil kurallarındaki ıslak imza unsurunu taşımadığı için yeterli kabul edilmez. Taraflar başkaca bir esneklik öngörmemişse, kanunun katı imza kuralları iradi şekil anlaşmasının da ayrılmaz ve zorunlu bir parçası hâline gelir.

Şekil Anlaşmasının Bağımsızlığı: Tarafların asıl sözleşmeyi belirli bir şekle tabi tutmak üzere kendi aralarında yaptıkları bu mutabakatın, ileride kurulacak veya kurulmakta olan asıl sözleşmeden teorik olarak ayrı ve bağımsız bir hukuki nitelik taşımasıdır. Şekil anlaşmasının kendisi kural olarak hiçbir şekle tabi değildir, tamamen sözlü olarak veya zımni irade beyanlarıyla kurulabilir ve değiştirilebilir. Örnek vermek gerekirse, iki iş insanı yemekte buluşup, "Bundan sonra aramızda yapacağımız tüm ortaklık işlemleri mutlaka noter huzurunda yapılmalıdır" diyerek sözlü bir prensip kararı alabilirler. Bu genel sözlü anlaşma, ileride yapacakları milyarlık yatırımların şeklini şimdiden belirleyen, asıl ticari sözleşmelerin dışında duran bağımsız bir ön çerçeve niteliğindedir. Asıl sözleşme için ağır bir şekil öngörülse de, bu şekli öngören anlaşmanın basit bir sözlü beyanla dahi yapılabilmesi borçlar hukukunun dogmatik yapısının bir sonucudur.

3. Sistematik İlişkiler

TBK madde 17 hükmü, borçlar hukuku dogmatiğinde diğer temel normlarla derin bir etkileşim içindedir. Hükmün, TBK madde 12'de yer alan şekil serbestisi ve geçerlilik şekli genel kuralıyla olan doğrudan bağı sistemin temelini oluşturur. TBK madde 12 şekil serbestisini bir hak olarak sunarken, TBK madde 17 tarafların bu hakkı kendi aleyhlerine sınırlandırma yetkilerini düzenler. Maddenin uygulanmasında, yazılı şeklin unsurlarını belirleyen TBK madde 14 (imza kuralı) ve madde 15 (imzanın sonuçları) doğrudan devreye girmektedir. TBK madde 17/2'de ifade edilen "yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır" cümlesi, doğrudan doğruya madde 14 ve 15'e yapılmış bir köprüdür. İradi olarak yazılı şekil kararlaştırılmışsa, bu belgede de borç altına giren tarafın kendi el yazısıyla atılmış geçerli bir imzasının bulunması veya 5070 sayılı kanun kapsamında güvenli elektronik imza kullanılması yasal bir zorunluluk hâlini alır.

Bu normun Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile ilişkisi, öğretide ve uygulamada en çok tartışılan sistematik alanlardan biridir. Eğer taraflar, kendi iradeleriyle bir şekil kararlaştırmış ancak daha sonra bu şekle uymaksızın sözleşmeyi akdetmiş ve edimlerini hiçbir çekince ileri sürmeksizin ifa etmişlerse, taraflardan birinin sonradan "Sözleşmemiz iradi şekle aykırıydı, bu nedenle geçersizdir" itirazında bulunması kural olarak TMK madde 2 bağlamında hakkın kötüye kullanılması yasağına takılır. Hukuk düzeni, şekil eksikliğinin arkasına sığınılarak dürüstlük kuralının ihlal edilmesini himaye etmez ve şekilsiz kurulan bu sözleşmeyi ayakta tutar. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz tarafından da vurgulandığı üzere, ifa eylemi, başlangıçtaki iradi şekil anlaşmasından örtülü (zımni) olarak feragat edildiği anlamına gelir.

Ayrıca, TBK madde 13'te düzenlenen "şekle tabi sözleşmelerin değiştirilmesi" kuralı ile TBK madde 17 arasında da kıyasa dayalı bir ilişki mevcuttur. Kanuni şekle tabi sözleşmelerin değiştirilmesi de aynı kanuni şekle tabiyken, iradi şekle tabi bir sözleşmenin değiştirilmesi hususunda taraflar her zaman daha serbesttir. Zira iradi şekli var eden irade, onu ortadan kaldırmaya veya esnetmeye de muktedirdir. En önemli sistematik bağ ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 200 ile kurulur. Taraflar aralarında hiçbir iradi şekil anlaşması yapmamış olsalar dahi, sözleşmenin ekonomik değeri HMK madde 200'deki parasal sınırı aşıyorsa, artık o sözleşmenin varlığını tanıkla ispatlamak yasaktır. Bu durumda usul hukuku, maddi hukuktaki şekil serbestisine üstün gelerek tarafları fiilen yazılı bir belge (senet) düzenlemeye mecbur bırakır; bu da iradi şekil ile usuli ispat zorunluluğunun pratik hayatta birbirine ne kadar yaklaştığının göstergesidir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (İradi Şekil Anlaşması ile Niyet Mektubu İhlali): Satıcı (A) şirketi ile alıcı (B) şirketi, yüklü miktarda endüstriyel hammadde alım satımı yapmak üzere ticari görüşmelere başlamış ve bir niyet mektubu imzalamışlardır. Bu niyet mektubunda, taraflar arasındaki asıl satım sözleşmesinin ancak her iki şirketin yönetim kurulu başkanlarının ıslak imzasıyla hazırlanan resmî antetli kâğıt üzerinde yapılması hâlinde hukuken bağlayıcı olacağı açıkça kararlaştırılmıştır. Görüşmeler ilerledikçe şirketlerin genel müdürleri e-posta üzerinden tüm fiyat, miktar ve teslimat detaylarında anlaşmaya varmışlardır. Alıcı (B) şirketi, e-postalardaki bu mutabakata güvenerek derhal fabrikasındaki üretim bandını yeni hammaddeye göre ayarlamış ve gerekli işçi alımlarını yapmıştır. Ancak satıcı (A) şirketinin yönetim kurulu başkanı, piyasadaki kur dalgalanmalarını bahane ederek asıl belgeyi imzalamaktan son anda vazgeçmiş ve masadan kalkmıştır. Türk Borçlar Kanunu madde 17 uyarınca, tarafların kanunda hiçbir şekle tabi olmayan bir taşınır satımı sözleşmesini kendi iradeleriyle ıslak imza şartına bağlamaları hukuken tamamen geçerli bir iradi şekil anlaşmasıdır. Kanunun getirdiği kesin karine gereği, taraflarca özel olarak belirlenen bu ağırlaştırılmış şekle uyulmadan yapılan sözleşmeler tarafları hiçbir surette bağlamayacaktır. Somut olayda, yönetim kurulu başkanlarının ıslak imzası bulunmadığı için, genel müdürler arasındaki e-posta yazışmaları asıl sözleşmenin kurulduğu anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla, satıcı (A) şirketinin sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürmesi borçlar hukuku dogmatiğine bütünüyle uygundur ve alıcı (B) şirketi, iradi şekil tamamlanmadığı için sözleşmenin aynen ifasını kesinlikle talep edemez.

Olay 2 (İspat Şekli ve Şekil Şartından Zımni Feragat): Ev sahibi (X) ile kiracı (Y) (X)'e ait sayfiye yerindeki evin üç aylık kiralama şartları ve bedeli hususunda telefonda sözlü olarak tam bir mutabakata varmışlardır. Görüşmenin en sonunda (X) "Yarın kırtasiyeden standart bir kira kontratı alıp imzalayalım, elektrik idaresi için âdettendir bulunsun" demiş ve (Y) de bu teklifi tereddütsüz onaylamıştır. Ertesi gün (X) kontratı getirmeyi unutmuş, ancak (Y)'ye evin anahtarlarını elden teslim etmiş ve (Y) de üç aylık kira bedeli toplamını (X)'in banka hesabına peşin olarak göndermiştir. Ancak bir hafta sonra (X) evi çok daha yüksek bir bedelle kiralamak isteyen yabancı bir turist bulunca, (Y)'den evi derhal tahliye etmesini talep etmiştir. (X) bu haksız tahliye talebini doğrudan TBK madde 17'deki iradi şekil kuralına dayandırmış ve "Aramızda yazılı kontrat yapacaktık yapmadık, bu yüzden hukuken sözleşmemiz geçersizdir" savunmasında bulunmuştur. Kural olarak TBK madde 17'de iradi şeklin bir geçerlilik şartı olduğu yönünde yasal bir karine bulunsa da, hukuk sistemimiz bu karinenin aksinin her türlü delille ispat edilmesine cevaz vermektedir. Somut olayda "âdettendir bulunsun" ifadesi, tarafların yazılı şekli sözleşmenin sıhhati için değil, sadece elektrik aboneliği gibi idari işlemlerdeki ispat kolaylığı için istediklerini (ispat şekli anlaşması) çok net bir şekilde göstermektedir. Kaldı ki, söz konusu yazılı şekil bir an için geçerlilik şartı olarak öngörülmüş kabul edilse dahi, evin anahtarının teslim edilmesi ve kiranın peşin ödenmesi suretiyle taraflar asıl edimlerini ifa etmiş ve bu şekil şartından zımnen feragat etmiş sayılırlar. Edimlerin tamamen ve bilerek ifa edilmesinden sonra şekil eksikliğinin ileri sürülmesi, Türk Medeni Kanunu madde 2 uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir ve hukuk düzenince asla korunmaz. Bu hukuki gerekçeler ışığında, (X)'in iradi şekil eksikliğine dayanan kötüniyetli tahliye talebi mahkeme tarafından kesinlikle reddedilecektir.

5. Pratik Uygulama Notları

Maddenin mahkemeler nezdindeki en önemli pratik yansıması "ispat yükü" (onus probandi) kurallarında ortaya çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu madde 6 uyarınca, bir sözleşmenin iradi şekle tabi olduğunu ve bu şekle uyulmadığı için geçersiz olduğunu iddia eden taraf, bu iradi şekil anlaşmasının varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Buna karşılık, iradi şekil anlaşması bulunduğunu kabul eden ancak bu şeklin bir geçerlilik şartı değil, salt bir ispat şekli olduğunu iddia eden diğer taraf ise, TBK madde 17'deki kanuni karineyi çürütmek zorundadır. Karinenin aksini ispat yükü, şekil kuralının sadece delil yaratma amacıyla konulduğunu savunan tarafa düşmektedir ki, ticari davalarda bu durumu kanıtlamak oldukça zahmetli bir süreçtir.

Modern ticari uygulamalarda, özellikle birleşme ve devralma (M&A) süreçlerinde veya büyük çaplı ticari satımlarda "Niyet Mektubu" (Letter of Intent) "Mutabakat Zaptı" (Memorandum of Understanding) veya sözleşme taslaklarına konulan "Subject to Contract" (Sözleşmeye tabidir) kayıtları, doğrudan doğruya TBK madde 17 anlamında iradi şekil anlaşmalarıdır. Bu tür kayıtlar, tarafların müzakere masasında aylar harcasalar dahi, nihai ve resmî imza atılana kadar hukuken bağlı olmama iradelerini yansıtır. Avukatların müzakere süreçlerini yönetirken, tarafların e-posta ile anlaştıkları hususların derhal bağlayıcı olmasını istemiyorlarsa, tüm taslakların altına "Nihai sözleşme ıslak imza ile akdedilmedikçe taraflar bağlı değildir" şerhini düşmeleri, müvekkillerini milyarlarca liralık tazminat risklerinden koruyan en temel pratik savunma kalkanıdır.

Bunun yanı sıra, iradi şekil anlaşmasından zımni feragat kurumunun uygulanması büyük bir dikkat gerektirir. Şayet sözleşmenin bir tarafı şekil eksikliğini bile bile edimini ifa etmiş ve karşı taraf da bunu kabul etmişse, artık iradi şekil anlaşmasının ortadan kalktığı kabul edilir. Ancak ifanın kısmi olduğu durumlarda mahkemeler daha hassas davranmakta, salt çok küçük bir peşinatın ödenmesini doğrudan doğruya bütün bir iradi şekil şartından feragat olarak yorumlamaktan kaçınmaktadır. Bu nedenle, şekil eksikliği taşıyan müzakere aşamalarında, karşı taraftan gelen ufak çaplı ödemelerin veya ifa denemelerinin ihtirazi kayıtla kabul edilmesi ve asıl imza atılmadan sözleşmenin kurulmadığının ihtar edilmesi, pratik hayatın en önemli uyarıcı adımlarından biridir.

6. Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye doğrudan ilişkin güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilememiştir. İleride güncellenecektir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu madde 17'de yer alan ve iradi şekli doğrudan doğruya bir "geçerlilik şartı" olarak farz eden kanuni karine, klasik borçlar hukuku dogmatiğinde mantıklı görünse de, modern ticari hayatın hızı ve pratikleriyle her zaman örtüşmemektedir. Eren ve Oğuzman/Öz gibi akademisyenlerin öğretisinde de etraflıca tartışıldığı üzere, ticari aktörler çoğu zaman "bunu kâğıda dökelim" veya "yazılı hâle getirelim" derken, aslında mutabakatlarının bağlayıcılığını geciktirmeyi değil, sadece ileride muhasebe veya vergi kayıtları için ellerinde belge bulunmasını arzulamaktadırlar. Ancak kanunun metni, bu tür günlük ifadeleri derhal en ağır yaptırım olan "geçersizlik" kılıfına sokarak, taraflardan birine sözleşmeden kaçmak için haksız bir çıkış kapısı sunabilmektedir. Ekonomik konjonktürün aniden değiştiği ve taraflardan birinin pişman olduğu durumlarda, TBK madde 17/1 karinesi, gerçekte kurulmuş ve iradelerin uyuştuğu bir mutabakatı sırf kâğıda dökülmediği için yok sayarak, meşru beklentileri boşa çıkaran ve dürüstlük kuralını zedeleyen fırsatçı bir silaha dönüşebilmektedir. Kanun koyucunun şekilciliğe olan bu aşırı teveccühü, çoğu zaman ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine zarar veren sonuçlar doğurmaktadır.

Dijital iletişim çağının ulaştığı boyut göz önüne alındığında, maddenin ikinci fıkrasında yer alan "yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır" ibaresi son derece arkaik ve tehlikeli bir yorumsal daralma yaratmaktadır. Nomer'in eserlerinde de şeklin fonksiyonları bağlamında işaret edildiği üzere, taraflar kendi aralarında "yazılı anlaşalım" dediklerinde, genellikle e-posta, WhatsApp veya bulut tabanlı bir metin uygulamasını kastetmektedirler. Oysa TBK madde 17/2'nin atıf yaptığı yasal yazılı şekil, TBK madde 14 ve 15 uyarınca ya el yazısıyla atılmış bir ıslak imzayı ya da 5070 sayılı Kanun kapsamında son derece teferruatlı bir güvenli elektronik imzayı emretmektedir. Sıradan tacirlerin veya vatandaşların birbirlerine gönderdikleri standart e-postalar, kanun gözünde yazılı şekil şartını yerine getirmemektedir. Bu durum, tarafların e-posta ile sözleşme kurduklarını zannettikleri ancak hukuken tamamen şekilsiz ve geçersiz bir boşlukta yüzdükleri devasa bir yanılsama ortamı yaratmaktadır. Borçlar hukukumuzun, tarafların özel bir ıslak imza vurgusu yapmadığı "iradi yazılı şekil" anlaşmalarında, dijital metinleri ve standart elektronik iletişim araçlarını şekil şartı için yeterli görecek dogmatik bir esnemeye acilen ihtiyacı vardır.

Son olarak, iradi şekil anlaşmasından ifa yoluyla "zımni feragat" edilmesi teorisi, mahkeme salonlarında adaleti sağlamak adına sıklıkla kullanılsa da, kendi içinde büyük bir hukuki belirsizlik barındırmaktadır. Şekle tabi bir anlaşmada tarafların ifaya başlamasıyla şeklin ortadan kalktığı kabul edilmektedir; ancak ifanın hangi aşamasında bu feragatin gerçekleştiği konusu tamamen hâkimin sübjektif takdirine bırakılmıştır. Edimin yüzde onunun ifa edilmesi bir zımni feragat midir, yoksa sadece bir hazırlık işlemi midir? Mahkemelerin bu konuda geliştirdikleri birbiriyle çelişen içtihatlar, iradi şeklin taraflara sağlaması gereken o "güvenlik ve öngörülebilirlik" işlevini temelinden sarsmaktadır. Dürüstlük kuralının (TMK madde 2) şekil kurallarını her olayda esneten bir joker eleman gibi kullanılması, kuralların istisnalara kurban edilmesine yol açmaktadır. Bu itibarla, borçlar hukuku öğretisinin zımni feragat olgusunu daha somut, öngörülebilir ve objektif kriterlere bağlayan, kısmi ifa hâllerinde sözleşmenin sadece ifa edilen kısmıyla ayakta kaldığı "kısmi geçerlilik" gibi daha rafine teorik modeller geliştirmesi zorunludur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 17'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR ilgili madde.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 17. madde metnine dayanır.

Görüş: Öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.