1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkisinin olağan ve beklenen sona erme
şekli, ifadır. Ancak borç ilişkisi kurulduktan sonra, borçlunun kendi iradesi
ve kontrolü dışında gelişen birtakım olaylar neticesinde edimin yerine
getirilmesi fiilen, hukuken veya mantıken imkânsız hâle gelebilir. TBK m. 136
hükmü, "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle
imkânsızlaşırsa, borç sona erer" diyerek borçlunun kusursuz olduğu sonraki
imkânsızlık hâllerini düzenlemiştir. Sözleşmenin kurulması anında
var olan imkânsızlık (başlangıçtaki objektif imkânsızlık) TBK m. 27 uyarınca
sözleşmeyi kesin hükümsüz (batıl) kılarken; sözleşme kurulduktan sonra ortaya
çıkan imkânsızlık, sözleşmeyi baştan itibaren geçersiz kılmaz, ancak borcu sona
erdirir.
TBK m. 164 ise, müteselsil borçluların alacaklıya karşı sahip oldukları savunma
imkânlarını tasnif eden temel bir kuraldır. Hükme göre; müteselsil borçlulardan
her biri, alacaklıya karşı ancak diğer borçluları da kapsayan "ortak
savunmaları" ve yalnızca kendisini ilgilendiren "kişisel savunmaları" ileri
sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri, ortak bir savunmayı (örneğin borcun
ödendiğini veya ifanın kusursuz imkânsızlık nedeniyle düştüğünü) alacaklıya
karşı ileri sürmezse, bundan doğan zararı diğer borçlulara üstlenmek
zorundadır; yani onlara rücu hakkını kaybeder.
Bu iki normun dogmatik kesişimi şudur: TBK m. 136 anlamında edimin kusursuz
olarak imkânsızlaşması, borcu bütünüyle sona erdiren maddi bir hukuk vakıasıdır
ve TBK m. 164 kapsamında müteselsil borçluların tamamı için "ortak bir savunma
(itiraz)" teşkil eder. Alacaklı, imkânsızlaşan edim için borçlulardan birine
başvurduğunda, o borçlu bu ortak itirazı ileri sürerek borçtan kurtulmak
zorundadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 136'daki imkânsızlık kuralları ile TBK m. 164'teki savunma tasniflerinin
teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M.
Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde detaylıca analiz edilmesi
zorunludur:
A. Sonraki İmkânsızlık (Nachträgliche Unmöglichkeit - TBK m. 136):
İmkânsızlık, edimin yerine getirilmesinin aşılmaz bir engelle karşılaşmasıdır.
Sonraki imkânsızlık, geçerli olarak doğmuş bir borcun ifasının, sonradan ortaya
çıkan bir sebeple mümkün olmamasıdır. İmkânsızlık fiili (örneğin
teslim edilecek antika vazonun kırılması) veya hukuki (örneğin satışı vaat
edilen taşınmazın kamulaştırılması) olabilir. TBK m. 136'nın
uygulanabilmesi için imkânsızlığın "objektif" olması (hiç kimse tarafından ifa
edilemeyecek olması) kural olarak aranmaz; borçlunun şahsında doğan "sübjektif"
imkânsızlıklar da eğer borçlunun kusuruna dayanmıyorsa bu madde kapsamında
borcu sona erdirir.
B. Kusursuzluk Şartı:
TBK m. 136'nın devreye girebilmesi için imkânsızlık yaratan olayın borçlunun
kastı, ihmali veya sorumlu olduğu yardımcı kişilerin eylemlerinden
kaynaklanmaması gerekir. Yıldırım düşmesi, deprem, sel, ithalat yasağı gibi
mücbir sebepler (vis maior) veya umulmayan hâller (casus) bu kapsamdadır. Eğer
imkânsızlık borçlunun kusuruyla meydana gelmişse, borç sona ermez; TBK m. 112
uyarınca "tazminat borcuna" dönüşür.
C. Ortak Savunmalar (İtiraz ve Def'iler - TBK m. 164):
Müteselsil borçlulukta borcun sebebinden, mahiyetinden veya tüm borçluları
kapsayan hukuki durumlardan doğan savunmalara ortak savunma denir. Borcun daha
önce ifa edilmiş olması, ibra sözleşmesi, yenileme (novasyon) veya konumuz olan
TBK m. 136 uyarınca kusursuz imkânsızlık, birer ortak itiraz sebebidir. Zira bu
durumlarda borç objektif olarak ortadan kalkmıştır.
D. Kişisel Savunmalar (TBK m. 164):
Yalnızca müteselsil borçlulardan birinin şahsında doğan ve sadece onun
tarafından ileri sürülebilen savunmalardır. Bir borçlunun sözleşmeyi yaparken
iradesinin hata, hile (aldatma) veya ikrah (korkutma) ile sakatlanmış olması
(TBK m. 30 vd.) ayırt etme gücünden yoksunluğu veya kendi alacağıyla
takas yapma hakkı kişisel savunmalardır. Bu savunmaları diğer borçlular
alacaklıya karşı ileri süremezler.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 136'daki imkânsızlık kurgusu ve TBK m. 164'teki savunma mekanizması;
Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) tam karşılıklı
sözleşmelerin tasfiyesi ve rücu (iç) ilişkileriyle derin bir diyalektik bağ
içindedir:
A. Karşılıklı Sözleşmelerde Karşı Edimin Akıbeti ve İade Yükümlülüğü (TBK m.
136/2):
Sözleşme tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir nitelikteyse ve
borçlulardan birinin edimi kusursuz imkânsızlığa uğramışsa, kural olarak diğer
tarafın karşı edimi de düşer. TBK m. 136/2 amir hükmü gereğince; borcu
imkânsızlaşan taraf, karşı taraftan önceden almış olduğu edimleri "sebepsiz
zenginleşme (condictio ob causam finitam)" hükümleri uyarınca iade etmekle
yükümlüdür. Taraflar arasındaki bu tasfiye, sözleşmenin geçerliliğini
koruduğu ancak edim yükümlülüklerinin iade borcuna dönüştüğü bir yapıyı ifade
eder.
B. Ortak Savunmanın İleri Sürülmemesinin İç İlişkiye (Rücu Haklarına)
Etkisi:
TBK m. 164'ün yaptırım boyutu iç ilişkide (borçlular arası ilişkide) ortaya
çıkar. Alacaklı, edimi kusursuz imkânsızlığa uğrayan müteselsil borçlulardan
(A)'ya başvurur ve ısrarla ifa veya tazminat ister. Olayda yıldırım düşmesi
(mücbir sebep) vardır ve borç TBK m. 136 gereği hukuken sona ermiştir. Ancak
(A) bu ortak itirazı ileri sürmeyi ihmal eder veya unutur ve alacaklıya ödeme
yapar. TBK m. 164'ün ikinci fıkrası çok nettir: Ortak bir savunmayı ileri
sürmeyen borçlu, bu ihmalinden doğan zararı diğerlerine yükleyemez. Yani (A)
diğer müteselsil borçlu (B)'ye dönüp "Senin payına düşeni bana öde" diyerek
rücu edemez.
C. Kısmi İmkânsızlık ve Bölünebilen Borçlar:
Öğretide Dural ve Şenol'un eserlerinde tartışıldığı üzere,; eğer
sonraki imkânsızlık edimin tamamını değil de sadece bir kısmını kapsıyorsa
(kısmi imkânsızlık) borç sadece imkânsızlaşan kısım için sona erer. Müteselsil
borçlular, alacaklıya karşı ayakta kalan kısımdan sorumlu olmaya devam ederler.
Alacaklı, kısmi ifayı kabul etmek zorundadır, ancak sözleşmenin bütününe
bakıldığında bu ifa artık alacaklı için bir anlam ifade etmiyorsa, alacaklı
sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 136'nın kusursuz imkânsızlık rejimini ve TBK m. 164'ün savunma
sınırlarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Mücbir Sebep Nedeniyle Sonraki İmkânsızlık ve Ortak Savunma
İhmali):
Tacir (X) ve Tacir (Y) koleksiyoner (Z)'ye ait olan ve dünyada tek olan 1960
model özel üretim bir klasik otomobili teslim etmekle müteselsilen borçlu
oldukları bir satış sözleşmesi yaparlar (Parça borcu). Araç, (X)'in garajında
kilitliyken ve henüz teslim vadesi gelmeden, garajın bulunduğu bölgede çıkan
önlenemez bir orman yangını neticesinde tamamen yanarak kül olur. Koleksiyoner
(Z) (X)'e karşı dava açarak otomobilin değerini (müspet zararı) talep eder.
(X) mahkemede, yangının mücbir sebep olduğunu (TBK m. 136) ileri sürmez ve
davanın kabulüne karar verilerek 5 Milyon TL tazminat öder. Daha sonra (X)
ortak (Y)'ye yönelerek "Paranın yarısını sen öde" diyerek rücu davası açar. (Y)
ise "Araç mücbir sebeple yandı, borç sona ermişti, ortak itirazı ileri
sürmedin" savunmasını yapar.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 136 ve m. 164'ün kusursuz bir sentezidir.
Yeryüzünde tek olan parça borcunun orman yangını ile yok olması, borçluların
hiçbir kusurunun bulunmadığı objektif bir sonraki imkânsızlıktır (TBK m. 136).
Borç kanun gereği kendiliğinden sona ermiştir. Bu sona erme, TBK m. 164
bağlamında tüm müteselsil borçlular için "ortak bir itiraz (savunma)"
sebebidir. (X) kendisine karşı açılan davada bu hukuki itirazı ileri
sürmeyerek, aslında hukuken ödemek zorunda olmadığı 5 Milyon TL'yi kendi
ihtiyatsızlığı ile ödemiştir. TBK m. 164/2 hükmü gereği ortak savunmayı ileri
sürmeyen borçlu diğerlerine rücu hakkını kaybedeceğinden, (Y)'nin savunması
haklıdır. (X)'in rücu davası esastan reddedilir.
Olay 2 (Sübjektif Kişisel Savunma Olarak İkrah ve Müteselsil Borçluluk):
Şirket (A) ve Şirket (B) Banka (C)'den çekilen krediye müteselsil kefil
olurlar. Ancak Şirket (A)'nın yetkilisi, banka şube müdürü tarafından ağır bir
ölüm tehdidi (ikrah - TBK m. 37) altında bu kefalet sözleşmesini imzalamıştır. Kredi ödenmez, Banka (C) doğrudan Şirket (B)'ye icra takibi yapar. Şirket
(B) mahkemede, "Bu sözleşme geçersizdir, zira diğer borçlu (A)'nın iradesi ölüm
tehdidi (korkutma) ile sakatlanmıştır" diyerek ödemeden kaçınır.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 164'teki "kişisel savunmaların" nispiliği
kuralının işleyişidir. İrade bozuklukları (hata, hile, ikrah) sözleşmeyi
mutlak olarak batıl kılmaz; sadece iradesi sakatlanan tarafa sözleşmeyi iptal
etme (sözleşmeyle bağlı olmama) hakkı verir. Bu hak, TBK m. 164 uyarınca tipik
bir "kişisel savunma"dır. Ortak (B) diğer müteselsil borçlu (A)'nın şahsında
doğan bu kişisel savunmayı Banka (C)'ye karşı ileri süremez. Şirket (B)
krediyi ödemekle yükümlü tutulacaktır. (B) bu parayı ödedikten sonra (A)'ya
rücu etmek istediğinde, (A) kendi kişisel savunmasını (ikrah) (B)'ye karşı da
ileri sürerek rücu talebini defedebilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 136 (Sonraki İmkânsızlık) ve TBK m. 164 (Müteselsil Borçlulukta
Savunmalar) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde hukukçuların dikkat etmesi gereken
stratejik boyutları şunlardır:
1. İmkânsızlığın İtiraz Mahiyeti ve Resen Gözetilmesi (HMK m. 119 vd.):
TBK m. 136 kapsamındaki imkânsızlık, borcu bütünüyle ortadan kaldıran maddi bir
vakıa olduğundan bir "def'i" değil, "itiraz"dır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu
uyarınca itirazlar, dava dosyasındaki mevcut delillerden anlaşılabildiği sürece
hâkim tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınır. Ancak avukatların,
savunmanın genişletilmesi yasağına takılmamak adına, cevap dilekçesinde
imkânsızlığa neden olan olguyu (mücbir sebep, idari karar vs.) açıkça
belirtmeleri ve delillendirmeleri usuli güvenliğin bir gereğidir.
2. Geçici İmkânsızlık (Vorübergehende Unmöglichkeit) Tuzağı:
TBK m. 136 kural olarak "sürekli (kalıcı)" imkânsızlık hâllerinde uygulanır.
Pratiğe yansıyan uyuşmazlıklarda (örneğin pandemi döneminde işyerlerinin idari
kararla 3 ay kapatılması) imkânsızlık genellikle "geçici"dir. Yargıtay
içtihatları ve doktrin uyarınca, geçici imkânsızlık borcu derhâl sona erdirmez;
ifayı erteler. Ancak geçici imkânsızlık süresi, sözleşmenin ekonomik amacını
veya alacaklının ifaya olan tahammül süresini (akde tahammül süresi) aşarsa, o
noktada sürekli imkânsızlık (TBK m. 136) hükümleri uygulanarak borç sona ermiş
kabul edilir.
3. Davanın Diğer Borçlulara İhbar Edilmesi Zorunluluğu (HMK m. 61):
TBK m. 164/2 hükmü gereğince ortak savunmayı ileri sürmeme riskinden kaçınmak
isteyen bir avukat, müvekkili olan müteselsil borçluya karşı bir dava
açıldığında, derhâl HMK m. 61 uyarınca bu davayı diğer tüm müteselsil
borçlulara "ihbar (litis denuntiatio)" etmelidir. İhbar üzerine diğer borçlular
davaya müdahil olmaz veya ellerindeki savunma argümanlarını bildirmezlerse,
ileride açılacak rücu davasında (TBK m. 167) "Kötü savundun, ortak itirazları
ileri sürmedin" diyerek itiraz etme haklarını (kötü niyet savunmasını)
kaybederler.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, TBK m. 136
uyarınca "Kusursuz Sonraki İmkânsızlık" kuralını son derece dar, mutlak ve
objektif ölçütlerle değerlendirirken; TBK m. 164 uyarınca müteselsil
borçluların "Savunma İhmallerinin" iç ilişkideki faturasını katı bir biçimde
borçluya kesmektedir.
Sonraki Kusursuz İmkânsızlık (TBK m. 136) hususunda Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesi (mülga BK m. 117) uyarınca,
borcunun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa borç
sona erer. Ancak kanunun aradığı imkânsızlık, mutlak ve sürekli bir imkânsızlık
olup, borçlunun her türlü özeni göstermesine rağmen aşılamayacak objektif
nitelikte bir engel olmalıdır. Somut uyuşmazlıkta, davalı yüklenici, ithalat
yasakları nedeniyle sözleşme konusu makineleri temin edemediğini belirterek
borcun imkânsızlaştığını savunmuş ise de; söz konusu makinelerin yurt içindeki
diğer tedarikçilerden daha yüksek bir bedelle temininin fiilen mümkün olduğu
anlaşılmaktadır. İfanın borçlu için aşırı derecede zorlaşması veya maliyetli
hâle gelmesi (ekonomik güçlük) TBK m. 136 anlamında bir imkânsızlık değil,
olsa olsa TBK m. 138 (Aşırı İfa Güçlüğü) kapsamında değerlendirilebilecek bir
husustur. Borcun objektif olarak imkânsızlaşmadığı anlaşıldığından davalının
tazminat sorumluluğuna hükmedilmesi isabetlidir."
Müteselsil Borçluların Savunmaları (TBK m. 164) hususunda Yargıtay'ın
içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 164 amir hükmü gereğince,
müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı ancak kişisel savunmaları
ile ortak savunmaları ileri sürebilir. Davacı müteselsil kefil, alacaklı
bankaya karşı asıl kredi sözleşmesindeki muvazaa veya imkânsızlık gibi 'ortak'
itirazları ileri sürmeden ve yargılamayı sonuna kadar takip etmeden kendi
rızasıyla icra dosyasını kapatmış, ardından asıl borçluya rücu davası açmıştır.
Ortak savunma vasıtalarını kullanarak asıl borcu ve dolayısıyla fer'i
nitelikteki kefalet borcunu ortadan kaldırma imkânı varken, bu itirazları ileri
sürmeksizin ödeme yapan borçlu, TBK m. 164/2 uyarınca iç ilişkide diğer
borçluya rücu hakkını kaybeder. Mahkemece rücu davasının reddine karar
verilmesi yasa ve usule uygundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde vücut bulan Sonraki İmkânsızlık
rejimi ile bunun 164. maddedeki Müteselsil Borçlulukta Savunmalar ile
etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut
Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Bildirim Külfetinin Kusursuz
Borçluyu Cezalandırması" ve "Savunmaların Sınırlarının Belirsizliği" bağlamında
çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, 6098 sayılı TBK ile m. 136/3 fıkrasına
eklenen; Kusursuz İmkânsızlığa Düşen Borçlunun, Durumu Alacaklıya
Gecikmeksizin Bildirmemesi veya Zararın Artmasını Önleyecek Tedbirleri Almaması
Hâlinde Doğacak Zararlardan Sorumlu Tutulması Kuralına yöneliktir. Oğuzman/Öz
ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; imkânsızlık bizzat
borçlunun kusuru olmaksızın, tamamen onun kontrolü dışında bir mücbir sebeple
(örneğin deprem veya savaşla) meydana gelmiştir. Evi barkı yıkılmış veya savaş
ortamında iletişimi kesilmiş bir borçluya, "Neden alacaklıya derhâl faks
çekmedin veya e-posta atmadın?" diyerek yeni bir tazminat borcu yüklemek
(üstelik bunu yaparken borçluya kusursuz sorumluluk sınırlarına varan bir özen
yüklemek) kanunun koruduğu o "kusursuzluğu" kendi eliyle yok eden bir
kanunlaştırma (Legistik) zafiyetidir. Hukukun, zaten mücbir sebeple mağdur
olmuş bir borçluyu, usuli bir bildirim noksanlığıyla yeniden borçlandırması,
dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 164 Kapsamında Kişisel ve Ortak Savunmaların
Kesin Hatlarla Birbirinden Ayrılmasının Yarattığı Çıkmazdır. Nomer ve Eren'in
eserlerinde vurgulandığı üzere; kanun koyucu kişisel savunmaları diğerlerinin
ileri süremeyeceğini dayatmaktadır. Oysa alacaklı, müteselsil borçlulardan
birini "hata veya hileyle" ağına düşürüp ondan imza aldıktan sonra, diğer
basiretli borçluyu da bu hileli sözleşmeye dâhil etmeyi başarmışsa; basiretli
borçlunun "Benim ortağımı dolandırdın, bu sözleşme tümüyle çürüktür" deme
hakkı, kişisel savunma yasağı (TBK m. 164/1) duvarına çarpmaktadır. Modern
Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) ve bazı İsviçre doktriner
yaklaşımları, borçlulardan birine yapılan hilenin veya bağışlanan bir hakkın,
teselsülün varoluş felsefesi gereği dar yorumlanmaması ve diğer borçlular
lehine de (en azından iç ilişkideki pay oranında) bir "ortak savunma"
fonksiyonu görmesi gerektiğini savunurken; Türk Hukuku'nun şekli ayrımlara
sıkışıp kalması, dogmatik bir katılıktır.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel Hükümler sistematiğinin o en varoluşsal iki
eksenini; sözleşmenin ifa edilmesini kusursuzca ortadan kaldıran o yıkıcı doğa
veya hukuk olayını (TBK m. 136 / Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki
İmkânsızlık) ve borç sona erdiğinde, müteselsil borçluların adliye
koridorlarında kendilerini ve birbirlerini korumak için kullanmak zorunda
oldukları o usuli silahları (TBK m. 164 / Müteselsil Borçlulukta
Savunmalar) dogmatik bir bütünlük içinde inşa etmiş bulunmaktayız. Edimin
çöküşünün objektif niteliği ile bu çöküşün savunma olarak ileri sürülmesindeki
o ince iç ilişki kurgusu ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 164'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 119.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 164. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkisinin olağan ve beklenen sona erme şekli, ifadır. Ancak borç ilişkisi kurulduktan sonra, borçlunun kendi iradesi ve kontrolü dışında gelişen birtakım olaylar neticesinde edimin yerine getirilmesi fiilen, hukuken veya mantıken imkânsız hâle gelebilir. TBK m. 136 hükmü, "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer" diyerek borçlunun kusursuz olduğu sonraki imkânsızlık hâllerini düzenlemiştir. Sözleşmenin kurulması anında var olan imkânsızlık (başlangıçtaki objektif imkânsızlık) TBK m. 27 uyarınca sözleşmeyi kesin hükümsüz (batıl) kılarken; sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan imkânsızlık, sözleşmeyi baştan itibaren geçersiz kılmaz, ancak borcu sona erdirir.
TBK m. 164 ise, müteselsil borçluların alacaklıya karşı sahip oldukları savunma imkânlarını tasnif eden temel bir kuraldır. Hükme göre; müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı ancak diğer borçluları da kapsayan "ortak savunmaları" ve yalnızca kendisini ilgilendiren "kişisel savunmaları" ileri sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri, ortak bir savunmayı (örneğin borcun ödendiğini veya ifanın kusursuz imkânsızlık nedeniyle düştüğünü) alacaklıya karşı ileri sürmezse, bundan doğan zararı diğer borçlulara üstlenmek zorundadır; yani onlara rücu hakkını kaybeder.
Bu iki normun dogmatik kesişimi şudur: TBK m. 136 anlamında edimin kusursuz olarak imkânsızlaşması, borcu bütünüyle sona erdiren maddi bir hukuk vakıasıdır ve TBK m. 164 kapsamında müteselsil borçluların tamamı için "ortak bir savunma (itiraz)" teşkil eder. Alacaklı, imkânsızlaşan edim için borçlulardan birine başvurduğunda, o borçlu bu ortak itirazı ileri sürerek borçtan kurtulmak zorundadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 136'daki imkânsızlık kuralları ile TBK m. 164'teki savunma tasniflerinin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde detaylıca analiz edilmesi zorunludur:
A. Sonraki İmkânsızlık (Nachträgliche Unmöglichkeit - TBK m. 136): İmkânsızlık, edimin yerine getirilmesinin aşılmaz bir engelle karşılaşmasıdır. Sonraki imkânsızlık, geçerli olarak doğmuş bir borcun ifasının, sonradan ortaya çıkan bir sebeple mümkün olmamasıdır. İmkânsızlık fiili (örneğin teslim edilecek antika vazonun kırılması) veya hukuki (örneğin satışı vaat edilen taşınmazın kamulaştırılması) olabilir. TBK m. 136'nın uygulanabilmesi için imkânsızlığın "objektif" olması (hiç kimse tarafından ifa edilemeyecek olması) kural olarak aranmaz; borçlunun şahsında doğan "sübjektif" imkânsızlıklar da eğer borçlunun kusuruna dayanmıyorsa bu madde kapsamında borcu sona erdirir.
B. Kusursuzluk Şartı: TBK m. 136'nın devreye girebilmesi için imkânsızlık yaratan olayın borçlunun kastı, ihmali veya sorumlu olduğu yardımcı kişilerin eylemlerinden kaynaklanmaması gerekir. Yıldırım düşmesi, deprem, sel, ithalat yasağı gibi mücbir sebepler (vis maior) veya umulmayan hâller (casus) bu kapsamdadır. Eğer imkânsızlık borçlunun kusuruyla meydana gelmişse, borç sona ermez; TBK m. 112 uyarınca "tazminat borcuna" dönüşür.
C. Ortak Savunmalar (İtiraz ve Def'iler - TBK m. 164): Müteselsil borçlulukta borcun sebebinden, mahiyetinden veya tüm borçluları kapsayan hukuki durumlardan doğan savunmalara ortak savunma denir. Borcun daha önce ifa edilmiş olması, ibra sözleşmesi, yenileme (novasyon) veya konumuz olan TBK m. 136 uyarınca kusursuz imkânsızlık, birer ortak itiraz sebebidir. Zira bu durumlarda borç objektif olarak ortadan kalkmıştır.
D. Kişisel Savunmalar (TBK m. 164): Yalnızca müteselsil borçlulardan birinin şahsında doğan ve sadece onun tarafından ileri sürülebilen savunmalardır. Bir borçlunun sözleşmeyi yaparken iradesinin hata, hile (aldatma) veya ikrah (korkutma) ile sakatlanmış olması (TBK m. 30 vd.) ayırt etme gücünden yoksunluğu veya kendi alacağıyla takas yapma hakkı kişisel savunmalardır. Bu savunmaları diğer borçlular alacaklıya karşı ileri süremezler.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 136'daki imkânsızlık kurgusu ve TBK m. 164'teki savunma mekanizması; Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) tam karşılıklı sözleşmelerin tasfiyesi ve rücu (iç) ilişkileriyle derin bir diyalektik bağ içindedir:
A. Karşılıklı Sözleşmelerde Karşı Edimin Akıbeti ve İade Yükümlülüğü (TBK m. 136/2): Sözleşme tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir nitelikteyse ve borçlulardan birinin edimi kusursuz imkânsızlığa uğramışsa, kural olarak diğer tarafın karşı edimi de düşer. TBK m. 136/2 amir hükmü gereğince; borcu imkânsızlaşan taraf, karşı taraftan önceden almış olduğu edimleri "sebepsiz zenginleşme (condictio ob causam finitam)" hükümleri uyarınca iade etmekle yükümlüdür. Taraflar arasındaki bu tasfiye, sözleşmenin geçerliliğini koruduğu ancak edim yükümlülüklerinin iade borcuna dönüştüğü bir yapıyı ifade eder.
B. Ortak Savunmanın İleri Sürülmemesinin İç İlişkiye (Rücu Haklarına) Etkisi: TBK m. 164'ün yaptırım boyutu iç ilişkide (borçlular arası ilişkide) ortaya çıkar. Alacaklı, edimi kusursuz imkânsızlığa uğrayan müteselsil borçlulardan (A)'ya başvurur ve ısrarla ifa veya tazminat ister. Olayda yıldırım düşmesi (mücbir sebep) vardır ve borç TBK m. 136 gereği hukuken sona ermiştir. Ancak (A) bu ortak itirazı ileri sürmeyi ihmal eder veya unutur ve alacaklıya ödeme yapar. TBK m. 164'ün ikinci fıkrası çok nettir: Ortak bir savunmayı ileri sürmeyen borçlu, bu ihmalinden doğan zararı diğerlerine yükleyemez. Yani (A) diğer müteselsil borçlu (B)'ye dönüp "Senin payına düşeni bana öde" diyerek rücu edemez.
C. Kısmi İmkânsızlık ve Bölünebilen Borçlar: Öğretide Dural ve Şenol'un eserlerinde tartışıldığı üzere,; eğer sonraki imkânsızlık edimin tamamını değil de sadece bir kısmını kapsıyorsa (kısmi imkânsızlık) borç sadece imkânsızlaşan kısım için sona erer. Müteselsil borçlular, alacaklıya karşı ayakta kalan kısımdan sorumlu olmaya devam ederler. Alacaklı, kısmi ifayı kabul etmek zorundadır, ancak sözleşmenin bütününe bakıldığında bu ifa artık alacaklı için bir anlam ifade etmiyorsa, alacaklı sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 136'nın kusursuz imkânsızlık rejimini ve TBK m. 164'ün savunma sınırlarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Mücbir Sebep Nedeniyle Sonraki İmkânsızlık ve Ortak Savunma İhmali): Tacir (X) ve Tacir (Y) koleksiyoner (Z)'ye ait olan ve dünyada tek olan 1960 model özel üretim bir klasik otomobili teslim etmekle müteselsilen borçlu oldukları bir satış sözleşmesi yaparlar (Parça borcu). Araç, (X)'in garajında kilitliyken ve henüz teslim vadesi gelmeden, garajın bulunduğu bölgede çıkan önlenemez bir orman yangını neticesinde tamamen yanarak kül olur. Koleksiyoner (Z) (X)'e karşı dava açarak otomobilin değerini (müspet zararı) talep eder. (X) mahkemede, yangının mücbir sebep olduğunu (TBK m. 136) ileri sürmez ve davanın kabulüne karar verilerek 5 Milyon TL tazminat öder. Daha sonra (X) ortak (Y)'ye yönelerek "Paranın yarısını sen öde" diyerek rücu davası açar. (Y) ise "Araç mücbir sebeple yandı, borç sona ermişti, ortak itirazı ileri sürmedin" savunmasını yapar. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 136 ve m. 164'ün kusursuz bir sentezidir. Yeryüzünde tek olan parça borcunun orman yangını ile yok olması, borçluların hiçbir kusurunun bulunmadığı objektif bir sonraki imkânsızlıktır (TBK m. 136). Borç kanun gereği kendiliğinden sona ermiştir. Bu sona erme, TBK m. 164 bağlamında tüm müteselsil borçlular için "ortak bir itiraz (savunma)" sebebidir. (X) kendisine karşı açılan davada bu hukuki itirazı ileri sürmeyerek, aslında hukuken ödemek zorunda olmadığı 5 Milyon TL'yi kendi ihtiyatsızlığı ile ödemiştir. TBK m. 164/2 hükmü gereği ortak savunmayı ileri sürmeyen borçlu diğerlerine rücu hakkını kaybedeceğinden, (Y)'nin savunması haklıdır. (X)'in rücu davası esastan reddedilir.
Olay 2 (Sübjektif Kişisel Savunma Olarak İkrah ve Müteselsil Borçluluk): Şirket (A) ve Şirket (B) Banka (C)'den çekilen krediye müteselsil kefil olurlar. Ancak Şirket (A)'nın yetkilisi, banka şube müdürü tarafından ağır bir ölüm tehdidi (ikrah - TBK m. 37) altında bu kefalet sözleşmesini imzalamıştır. Kredi ödenmez, Banka (C) doğrudan Şirket (B)'ye icra takibi yapar. Şirket (B) mahkemede, "Bu sözleşme geçersizdir, zira diğer borçlu (A)'nın iradesi ölüm tehdidi (korkutma) ile sakatlanmıştır" diyerek ödemeden kaçınır. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 164'teki "kişisel savunmaların" nispiliği kuralının işleyişidir. İrade bozuklukları (hata, hile, ikrah) sözleşmeyi mutlak olarak batıl kılmaz; sadece iradesi sakatlanan tarafa sözleşmeyi iptal etme (sözleşmeyle bağlı olmama) hakkı verir. Bu hak, TBK m. 164 uyarınca tipik bir "kişisel savunma"dır. Ortak (B) diğer müteselsil borçlu (A)'nın şahsında doğan bu kişisel savunmayı Banka (C)'ye karşı ileri süremez. Şirket (B) krediyi ödemekle yükümlü tutulacaktır. (B) bu parayı ödedikten sonra (A)'ya rücu etmek istediğinde, (A) kendi kişisel savunmasını (ikrah) (B)'ye karşı da ileri sürerek rücu talebini defedebilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 136 (Sonraki İmkânsızlık) ve TBK m. 164 (Müteselsil Borçlulukta Savunmalar) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde hukukçuların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. İmkânsızlığın İtiraz Mahiyeti ve Resen Gözetilmesi (HMK m. 119 vd.): TBK m. 136 kapsamındaki imkânsızlık, borcu bütünüyle ortadan kaldıran maddi bir vakıa olduğundan bir "def'i" değil, "itiraz"dır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca itirazlar, dava dosyasındaki mevcut delillerden anlaşılabildiği sürece hâkim tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınır. Ancak avukatların, savunmanın genişletilmesi yasağına takılmamak adına, cevap dilekçesinde imkânsızlığa neden olan olguyu (mücbir sebep, idari karar vs.) açıkça belirtmeleri ve delillendirmeleri usuli güvenliğin bir gereğidir.
2. Geçici İmkânsızlık (Vorübergehende Unmöglichkeit) Tuzağı: TBK m. 136 kural olarak "sürekli (kalıcı)" imkânsızlık hâllerinde uygulanır. Pratiğe yansıyan uyuşmazlıklarda (örneğin pandemi döneminde işyerlerinin idari kararla 3 ay kapatılması) imkânsızlık genellikle "geçici"dir. Yargıtay içtihatları ve doktrin uyarınca, geçici imkânsızlık borcu derhâl sona erdirmez; ifayı erteler. Ancak geçici imkânsızlık süresi, sözleşmenin ekonomik amacını veya alacaklının ifaya olan tahammül süresini (akde tahammül süresi) aşarsa, o noktada sürekli imkânsızlık (TBK m. 136) hükümleri uygulanarak borç sona ermiş kabul edilir.
3. Davanın Diğer Borçlulara İhbar Edilmesi Zorunluluğu (HMK m. 61): TBK m. 164/2 hükmü gereğince ortak savunmayı ileri sürmeme riskinden kaçınmak isteyen bir avukat, müvekkili olan müteselsil borçluya karşı bir dava açıldığında, derhâl HMK m. 61 uyarınca bu davayı diğer tüm müteselsil borçlulara "ihbar (litis denuntiatio)" etmelidir. İhbar üzerine diğer borçlular davaya müdahil olmaz veya ellerindeki savunma argümanlarını bildirmezlerse, ileride açılacak rücu davasında (TBK m. 167) "Kötü savundun, ortak itirazları ileri sürmedin" diyerek itiraz etme haklarını (kötü niyet savunmasını) kaybederler.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, TBK m. 136 uyarınca "Kusursuz Sonraki İmkânsızlık" kuralını son derece dar, mutlak ve objektif ölçütlerle değerlendirirken; TBK m. 164 uyarınca müteselsil borçluların "Savunma İhmallerinin" iç ilişkideki faturasını katı bir biçimde borçluya kesmektedir.
Sonraki Kusursuz İmkânsızlık (TBK m. 136) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesi (mülga BK m. 117) uyarınca, borcunun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa borç sona erer. Ancak kanunun aradığı imkânsızlık, mutlak ve sürekli bir imkânsızlık olup, borçlunun her türlü özeni göstermesine rağmen aşılamayacak objektif nitelikte bir engel olmalıdır. Somut uyuşmazlıkta, davalı yüklenici, ithalat yasakları nedeniyle sözleşme konusu makineleri temin edemediğini belirterek borcun imkânsızlaştığını savunmuş ise de; söz konusu makinelerin yurt içindeki diğer tedarikçilerden daha yüksek bir bedelle temininin fiilen mümkün olduğu anlaşılmaktadır. İfanın borçlu için aşırı derecede zorlaşması veya maliyetli hâle gelmesi (ekonomik güçlük) TBK m. 136 anlamında bir imkânsızlık değil, olsa olsa TBK m. 138 (Aşırı İfa Güçlüğü) kapsamında değerlendirilebilecek bir husustur. Borcun objektif olarak imkânsızlaşmadığı anlaşıldığından davalının tazminat sorumluluğuna hükmedilmesi isabetlidir."
Müteselsil Borçluların Savunmaları (TBK m. 164) hususunda Yargıtay'ın içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 164 amir hükmü gereğince, müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı ancak kişisel savunmaları ile ortak savunmaları ileri sürebilir. Davacı müteselsil kefil, alacaklı bankaya karşı asıl kredi sözleşmesindeki muvazaa veya imkânsızlık gibi 'ortak' itirazları ileri sürmeden ve yargılamayı sonuna kadar takip etmeden kendi rızasıyla icra dosyasını kapatmış, ardından asıl borçluya rücu davası açmıştır. Ortak savunma vasıtalarını kullanarak asıl borcu ve dolayısıyla fer'i nitelikteki kefalet borcunu ortadan kaldırma imkânı varken, bu itirazları ileri sürmeksizin ödeme yapan borçlu, TBK m. 164/2 uyarınca iç ilişkide diğer borçluya rücu hakkını kaybeder. Mahkemece rücu davasının reddine karar verilmesi yasa ve usule uygundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde vücut bulan Sonraki İmkânsızlık rejimi ile bunun 164. maddedeki Müteselsil Borçlulukta Savunmalar ile etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Bildirim Külfetinin Kusursuz Borçluyu Cezalandırması" ve "Savunmaların Sınırlarının Belirsizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, 6098 sayılı TBK ile m. 136/3 fıkrasına eklenen; Kusursuz İmkânsızlığa Düşen Borçlunun, Durumu Alacaklıya Gecikmeksizin Bildirmemesi veya Zararın Artmasını Önleyecek Tedbirleri Almaması Hâlinde Doğacak Zararlardan Sorumlu Tutulması Kuralına yöneliktir. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; imkânsızlık bizzat borçlunun kusuru olmaksızın, tamamen onun kontrolü dışında bir mücbir sebeple (örneğin deprem veya savaşla) meydana gelmiştir. Evi barkı yıkılmış veya savaş ortamında iletişimi kesilmiş bir borçluya, "Neden alacaklıya derhâl faks çekmedin veya e-posta atmadın?" diyerek yeni bir tazminat borcu yüklemek (üstelik bunu yaparken borçluya kusursuz sorumluluk sınırlarına varan bir özen yüklemek) kanunun koruduğu o "kusursuzluğu" kendi eliyle yok eden bir kanunlaştırma (Legistik) zafiyetidir. Hukukun, zaten mücbir sebeple mağdur olmuş bir borçluyu, usuli bir bildirim noksanlığıyla yeniden borçlandırması, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 164 Kapsamında Kişisel ve Ortak Savunmaların Kesin Hatlarla Birbirinden Ayrılmasının Yarattığı Çıkmazdır. Nomer ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı üzere; kanun koyucu kişisel savunmaları diğerlerinin ileri süremeyeceğini dayatmaktadır. Oysa alacaklı, müteselsil borçlulardan birini "hata veya hileyle" ağına düşürüp ondan imza aldıktan sonra, diğer basiretli borçluyu da bu hileli sözleşmeye dâhil etmeyi başarmışsa; basiretli borçlunun "Benim ortağımı dolandırdın, bu sözleşme tümüyle çürüktür" deme hakkı, kişisel savunma yasağı (TBK m. 164/1) duvarına çarpmaktadır. Modern Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) ve bazı İsviçre doktriner yaklaşımları, borçlulardan birine yapılan hilenin veya bağışlanan bir hakkın, teselsülün varoluş felsefesi gereği dar yorumlanmaması ve diğer borçlular lehine de (en azından iç ilişkideki pay oranında) bir "ortak savunma" fonksiyonu görmesi gerektiğini savunurken; Türk Hukuku'nun şekli ayrımlara sıkışıp kalması, dogmatik bir katılıktır.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel Hükümler sistematiğinin o en varoluşsal iki eksenini; sözleşmenin ifa edilmesini kusursuzca ortadan kaldıran o yıkıcı doğa veya hukuk olayını (TBK m. 136 / Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkânsızlık) ve borç sona erdiğinde, müteselsil borçluların adliye koridorlarında kendilerini ve birbirlerini korumak için kullanmak zorunda oldukları o usuli silahları (TBK m. 164 / Müteselsil Borçlulukta Savunmalar) dogmatik bir bütünlük içinde inşa etmiş bulunmaktayız. Edimin çöküşünün objektif niteliği ile bu çöküşün savunma olarak ileri sürülmesindeki o ince iç ilişki kurgusu ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 164. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.