1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde müteselsil borçluluk, alacaklı için en güvenli
liman, borçlular için ise en ağır prangadır. TBK Madde 162, bu kurumun "dış
ilişkisini (Außenverhältnis)" yani alacaklı ile borçlular arasındaki muazzam
asimetriyi düzenler. Hükme göre; "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının
ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.
Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder." Kanun
koyucu, alacaklıya "seçim hakkı (jus variandi)" tanımıştır. Alacaklı, borçlular
arasında paylaştırma yapmak zorunda değildir; en zengin veya en ulaşılabilir
borçluyu seçip borcun tamamını ondan alabilir. Bir borçlunun ifası, diğerlerini
de ifa oranında borçtan kurtarır.
Bu mutlak alacaklı egemenliğinin, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin
Temerrüt Faizi (TBK m. 120) ve Aşkın Zarar (TBK m. 122 / Eski BK m. 105)
ile kesişimi ise parasal borçların patolojisini yansıtır. Temerrüt faizi, para
borcunu zamanında ödemeyen borçlunun, alacaklının o paradan mahrum kalması
nedeniyle ödemek zorunda olduğu, kusur şartı aranmayan asgari, maktu bir
tazminattır. Aşkın zarar (munzam zarar) ise, alacaklının temerrüt
faiziyle karşılanamayan daha büyük bir zarara uğraması hâlinde devreye giren
özel bir tazminat türüdür. Belirtmekte fayda var ki, 818 sayılı mülga
Borçlar Kanunu döneminde "munzam zarar", "geçmiş günler faizini aşan zarar"
gibi farklı ifadelerle yer verilen bu kurum, 6098 sayılı TBK'da açıkça "aşkın
zarar" olarak isimlendirilmiştir.
Sistematik düğüm tam burada atılır: Alacaklı, TBK m. 162 uyarınca müteselsil
borçlulardan (A) ve (B)'den dilediğine başvurma hakkına sahiptir. Alacaklı
sadece (A)'ya başvurur, (A)'yı temerrüde düşürür. (A) borcu ödemez ve aradan
geçen yıllar içinde enflasyon, kur şokları nedeniyle alacaklı temerrüt faizini
(TBK m. 120) fersah fersah aşan devasa bir "aşkın zarara (TBK m. 122)" uğrar.
Alacaklı, (A)'dan tahsil edemediği bu aşkın zararı, TBK m. 162'nin kendisine
verdiği "dilediğinden isteme" yetkisine dayanarak, o güne kadar hiç rahatsız
etmediği (B)'den isteyebilir mi? Biri alacaklıya "borcun tamamını
isteyebilirsin" derken, diğeri "aşkın zarar için borçlunun kusuru aranır"
demektedir. Müteselsil borçluluğun dış ilişkisi ile aşkın zararın şahsi (kusura
dayalı) yapısı burada ölümcül bir savaşa girer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 162'deki dış ilişki mimarisini ve TBK m. 120-122'deki parasal tazminat
rejiminin teorik sınırlarını bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik
düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Alacaklının Seçim Hakkı (Jus Variandi) ve İfaya Kadar Sorumluluk (TBK m.
162):
Müteselsil borçlularda alacaklı, dilerse borçluların bir kısmına, dilerse
tamamına aynı anda dava açabilir. Hatta birine dava açıp davayı kaybetse dahi
(örneğin usulden) diğerine başvurma hakkını kaybetmez. Borçluların sorumluluğu
"borcun tamamı ödeninceye kadar" devam eder. Buradaki "borç" kavramı, sadece
anaparayı değil, borcun fer'ilerini (faiz, dava masrafları) de kapsar. Ancak bu
fer'ilerin her borçlu için doğmuş olması şarttır.
B. Temerrüt Faizi ve Kusursuzluk İlkesi (TBK m. 120):
Temerrüt faizi, borçlunun bir para borcunu ödemekte temerrüde düşmesi hâlinde,
alacaklının zarara uğradığını veya borçlunun kusurlu olduğunu ispat etmesine
gerek kalmaksızın, kanun gereği (ex lege) ödenmesi gereken bir karşılıktır.
Başka bir deyişle, ilişkinin türü ne olursa olsun (sözleşme, haksız fiil,
sebepsiz zenginleşme) konusu para olan borçlarda temerrüt faizi ödemek kanun
gereği bir yükümlülüktür.
C. Aşkın Zarar (Munzam Zarar - TBK m. 122):
Aşkın zarar, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan ek zararıdır.
Doktrinde ve Yargıtay kararlarında "aşkın zararın hukuki niteliği üzerinde
durarak aşkın zarar için, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan ve asıl
borcun ifası anına kadar artarak devam eden bağımsız yeni bir borç olduğunu
ifade etmiştir" görüşü hâkimdir. Bu zarar kalemi, temerrüt faizinden
bağımsız, ayrı bir dava ve talep konusudur.
D. Kusur Karinesi ve Kurtuluş Kanıtı (Exkulpationsbeweis):
Temerrüt faizi için kusur aranmazken, TBK m. 122'deki aşkın zarar için
borçlunun kusuru şarttır. Ancak yasa koyucu burada alacaklıyı korumuş ve kusur
ispatını tersine çevirmiştir. TBK m. 122 açık hükmü gereğince; borçlu, para
borcunu ifada temerrüde düşmesi hususunda "kusursuz olduğunu ispat etmedikçe
(kurtuluş kanıtı getirmedikçe)" aşkın zararı ödemekten sorumlu tutulacaktır. Yani borçlunun temerrüde düşmesi ile kusur karinesi işlemeye başlar;
alacaklı sadece aşkın zararın varlığını ispatlamak zorundadır, borçlunun
kusurunu ispatlamak zorunda değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 162'deki alacaklının müteselsil borçlulardan dilediğine başvurma kurgusu
ve TBK m. 122'deki aşkın zarar mekanizması; Borçlar Kanunu'nun bireysel
davranış yasağı (TBK m. 165) haksız fiiller ve sebepsiz zenginleşme
rejimleriyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Bireysel Davranış Yasağı (TBK m. 165) ile Aşkın Zararın (TBK m. 122)
Sınırlandırılması:
Müteselsil borçlularda kural, alacaklının borcun tamamını dilediğinden
isteyebilmesidir (TBK m. 162). Ancak bu "tamamının" içine, borçlulardan sadece
birinin şahsi kusuruyla yarattığı "aşkın zarar" dâhil midir? TBK m. 165
(Bireysel Davranış Yasağı) emreder ki: "Müteselsil borçlulardan biri,
alacaklıya karşı kendi davranışı ile diğer borçluların durumunu
ağırlaştıramaz." Alacaklı, müteselsil borçlu (A)'ya ihtar çeker ve onu
temerrüde düşürür. (A) kusurlu olarak borcu ödemez ve alacaklı 1 Milyon TL
aşkın zarara uğrar. Alacaklı bu aşkın zararı, temerrüde düşürülmemiş ve olayda
hiçbir kusuru olmayan diğer müteselsil borçlu (B)'den İSTEYEMEZ. Aşkın zarar,
onu doğuran borçlunun şahsi ve bağımsız borcudur; teselsül zincirine
otomatik olarak dâhil olmaz.
B. Sebepsiz Zenginleşme ve Haksız Fiillerde Aşkın Zarar:
Eski Borçlar Kanunu m. 105 sadece sözleşmelerde yer alıyorken, 6098 sayılı TBK
m. 122 hükmü borcun kaynağı (sebepsiz zenginleşme, haksız fiil veya sözleşme)
ne olursa olsun tüm para borçları açısından ayrım gözetmeksizin uygulanır hâle
gelmiştir. Bir haksız fiil faili, zararı tazmin etmediği her gün için
temerrüt faizi öder. Ancak mağdur, bu tazminatı alamadığı için evini satmak
zorunda kalmışsa veya enflasyon karşısında parası erimişse, haksız fiil
failinden TBK m. 122 uyarınca aşkın zarar talep edebilir. Zira aşkın zarar
tazminatı, "asıl borçtan ayrı yeni bir borcu ihtiva eder".
C. TBK m. 88 ve m. 120 Sınırlarının Ticari İşlere Etkisi Paradoksu:
Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" eserlerinde çok detaylı
tartışıldığı üzere; TBK m. 88 (Akdi faiz sınırı - yasal faizin %50 fazlası) ve
TBK m. 120 (Temerrüt faizi sınırı - yasal faizin %100 fazlası) kuralları,
sözleşme özgürlüğüne vurulmuş ağır darbelerdir. Bu emredici sınırlamaların,
tacirler arasındaki ticari işlerde uygulanıp uygulanmayacağı devasa bir
tartışmadır. Yargıtay'ın bazı kararlarında bu sınırlamaların kamu düzeninden
olduğu ve tacirlere de uygulanacağı belirtilse de; ticari işlerde temerrüt
faizinin serbestçe kararlaştırılabileceği, şayet kararlaştırılmamışsa TCMB
avans faizinin uygulanacağı (TTK m. 8, m. 9) gözetildiğinde, TBK'nın bu katı
tavan uygulamasının tacirlere sirayet ettirilmesi ticari hayatın doğasına
aykırıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 162'nin müteselsil takip gücünü, TBK m. 122'nin aşkın zarar şartlarını
ve ispat yükünü test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müteselsil Borçluluk, Alacaklının Seçim Hakkı ve Aşkın Zarar
Çatışması):
Tacir (A) ve Tacir (B) Tedarikçi (C)'den 5 Milyon TL'lik malı müteselsil
borçlu olarak alırlar (TBK m. 162). (C) vade gününde parayı ödemeyen (A)'ya
karşı icra takibi yapar. (A) takibe itiraz edip süreci 5 yıl uzatır. Bu 5 yıl
içinde ülkede hiperenflasyon yaşanır, yasal temerrüt faizi (%9) zararı
karşılamaz ve (C) bankadan %40 faizle kredi çekmek zorunda kalır. 5 yılın
sonunda (C) (A)'nın iflas etmesi üzerine, o güne kadar hiç rahatsız etmediği
müteselsil borçlu (B)'ye başvurarak 5 Milyon TL anapara, 5 yıllık temerrüt
faizi ve bankaya ödediği kredi faizinden doğan "aşkın zararı (TBK m. 122)"
talep eder. (B) mahkemede; "1) Sen bana hiç başvurmadın, seçim hakkını (A)'dan
yana kullandın, bana gelemezsin. 2) Aşkın zarardan ben sorumlu değilim" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 162 ile m. 165'in muazzam bir
laboratuvarıdır. (B)'nin birinci savunması (Bana gelemezsin) dogmatik olarak
çöker. TBK m. 162 amir hükmü gereği alacaklı seçimlik hakkını kullanmakla bu
hakkı tüketmiş olmaz; borcun tamamı ödeninceye kadar dilediği borçluya
başvurabilir. (C) (A)'ya gitmiş olsa bile borç ödenmediği için (B)'ye de
gidebilir.
Ancak (B)'nin ikinci savunması (Aşkın zarardan sorumlu değilim) yüzde yüz
haklıdır. Aşkın zarar (TBK m. 122) borçlunun temerrüde düşmesindeki "şahsi
kusuruna" dayanır. (C) (B)'yi temerrüde düşürmediği ve 5 yıl boyunca beklediği
için, (A)'nın temerrüdü ve (A)'nın yarattığı o banka kredisi zararı, "Bireysel
Davranış Yasağı (TBK m. 165)" gereği (B)'ye sirayet etmez. (B) sadece anapara
ve (varsa kendi temerrüdünden doğan) olağan temerrüt faizinden sorumludur,
aşkın zararı ödemekten kurtulur.
Olay 2 (Enflasyon ve Aşkın Zarar İspatı Ruleti):
Alacaklı (X) Borçlu (Y)'den olan 1 Milyon TL alacağını 3 yıl gecikmeli olarak
tahsil eder. Bu süre zarfında temerrüt faizi olarak %9 yasal faiz alır. Ancak 3
yıllık enflasyon oranı %60'tır. (X) TBK m. 122 uyarınca (Y)'ye karşı "Aşkın
Zarar" davası açar. Dilekçesinde hiçbir somut delil (kredi sözleşmesi,
kaçırılan yatırım vs.) sunmaz; sadece "Ülkedeki enflasyon ve dolar kurundaki
artış herkesin malumudur, param eridi, aradaki farkı aşkın zarar olarak
istiyorum" der. (Y) ise "Somut zarar ispatlanmamıştır" savunması yapar.
Dogmatik Analiz: Bu olay, aşkın zararın en büyük ispat sorunudur. TBK m. 122
uyarınca aşkın zararda kusur ispatı borçludadır (kurtuluş kanıtı); ancak
zararın varlığını ispat külfeti her zaman alacaklıdadır. Alacaklının
"enflasyon herkesin malumudur" argümanı, Yargıtay'ın eski ve yeni içtihatları
arasında gidip gelen bir rulettir. 1999 yılındaki Yargıtay HGK kararında
enflasyonun olumsuz etkilerinin herkesçe bilindiği vurgulanmışsa da,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel kararları ve doktrin (Eren, Nomer)
soyut bir "enflasyon" iddiasının aşkın zararı ispata yetmeyeceğini
belirtmektedir. Alacaklı (X) o parayı zamanında alsaydı dövize yatıracağını
veya yüksek faizli ticari bir işe sokacağını somut delillerle (ticari defter,
banka kayıtları) ispat etmediği için, davası reddedilecektir. Aşkın zarar,
enflasyon farkının otomatik bir tamamlayıcısı değildir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 162 (Müteselsil Borçluluk) ve TBK m. 120-122 (Faiz ve Aşkın Zarar)
kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve
uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları
şunlardır:
1. Aşkın Zarar Davasında HMK m. 107 (Belirsiz Alacak Davası) Tuzağı:
Avukatlar aşkın zarar talebiyle (TBK m. 122) dava açtıklarında, genellikle
zararın miktarını tam belirleyemedikleri için HMK m. 107 uyarınca "Belirsiz
Alacak Davası" açma eğilimindedirler. Ancak Yargıtay, aşkın zararın "likit
(belirlenebilir)" olduğunu, alacaklının kendi uğradığı zararı (örneğin çektiği
kredinin faizini veya kaybettiği yatırımın bedelini) bilebilecek durumda
olduğunu belirterek, bu davaların belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına
hükmetmektedir. Avukat, zarar kalemlerini ve miktarını matematiksel olarak
netleştirip "Kısmi Dava (HMK m. 109)" veya tam eda davası açmalıdır.
2. Sözleşme Mimarisinde TBK m. 120 Limitlerini Aşma Stratejisi:
Hazırlanan sözleşmelerde temerrüt faizini serbestçe belirlemek isteyen
avukatlar, TBK m. 120/2'deki "%100 sınırlaması" engeline takılırlar. Bu
emredici kuraldan kaçınmanın tek yolu, borçlunun tacir sıfatını haiz olduğundan
emin olmak ve işi "ticari iş" zeminine oturtarak (TTK m. 8 ve m. 9) kanuni faiz
sınırlarından sıyrılmaktır. Sözleşmeye açıkça "Taraflar tacir olup işbu
sözleşme ticari iş niteliğindedir; TBK m. 120 limitleri uygulanmayacaktır"
klozunun eklenmesi, uyuşmazlık anında hâkime usuli bir yön gösterici olacaktır.
3. Dış İlişkide Müteselsil Borçluların Davayı İhbar Külfeti:
TBK m. 162 uyarınca alacaklı sadece (A)'ya dava açtığında; (A)'nın avukatı
derhâl bu davayı diğer müteselsil borçlu (B)'ye ihbar etmelidir (HMK m. 61).
Eğer ihbar edilmezse ve (A) davayı kaybedip parayı (ve aşkın zararı) öderse;
ileride (B)'ye açacağı rücu davasında (TBK m. 167) (B) "Bana haber verseydin
ben o aşkın zararın doğmadığını veya alacağın zamanaşımına uğradığını ispat
ederdim" diyerek rücu talebini defedebilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, TBK m. 162
uyarınca "Alacaklının Dilediğine Başvurma Hakkını" tavizsiz şekilde uygularken;
TBK m. 122 uyarınca "Aşkın Zararın İspatını" enflasyonist dönemlerin zorluğuna
rağmen katı kurallara bağlayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" eserleriyle uyumlu olan Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 10.11.1999 tarihli emsal ve tartışmalı kararındaki
yaklaşımda şu dogmatik çelişki vurgulanmaktadır: "Aşkın zararın nasıl ispat
edileceği ve hangi hallerde aşkın zarardan söz edilebileceği hususunda Yargıtay
Hukuk Daireleri arasında farklı görüşler mevcut olması sebebiyle 1999 yılında
toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu karara varamamıştır. Ancak
HGK 10.11.1999 tarihli kararı ile alacaklının ispat külfetinin
ağırlaştırılmaması gerektiğinden bahisle her olayın kendi somut özellikleri göz
önüne alınarak karar verilmesi gerektiğine değinmiştir. Aynı zamanda kararda,
enflasyonun ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin herkesçe bilindiğinden ya da
bilinebilir olduğuna vurgu yapılarak ispatına gerek olmadığına değinilmiştir.". Ancak Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 23.1.2001 tarihli kararında tam tersi
bir tutum sergilenmiş ve "kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle munzam
zarar talebinde bulunulması ile ilgili bir kararında yüksek enflasyon, dolar
kurundaki artış gibi durumların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı yönünde
karar vermiştir". Bu çatışma, Yargıtay'ın aşkın zararı "soyut ekonomik
kriz" ile "somut zarar" arasında nasıl savurduğunun kanıtıdır.
Müteselsil Borçlulukta Dış İlişki (TBK m. 162) hususunda Yargıtay 3. Hukuk
Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 162 amir hükmü
gereğince, müteselsil borçlulukta alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını
dilerse borçluların hepsinden dilerse yalnız birinden isteyebilir. Somut olayda
davacı alacaklı, kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatı bulunan kişilerden
sadece birisine karşı icra takibi başlatmıştır. Davalının 'diğer asıl borçluya
veya kefillere gidilmeden doğrudan bana gelinemez' şeklindeki itirazı,
müteselsil borçluluğun hukuki niteliğine ve alacaklının kanundan doğan mutlak
seçim hakkına açıkça aykırıdır. Borç ödeninceye kadar tüm borçluların
sorumluluğu devam ettiğinden, mahkemece davanın kabulü gerekirken yazılı
gerekçeyle reddi bozmayı gerektirmiştir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 162. maddesinde vücut bulan Müteselsil Borçlulukta
Alacaklının Hakkı rejimi ile 120. ve 122. maddelerindeki Temerrüt Faizi ve
Aşkın Zarar kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Aşkın Zarar
İspatının Enflasyon Karşısında Çökmesi" ve "Faiz Sınırlarının Ticari Hayatı
Boğması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına
maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Temerrüt Faizi ve Aşkın
Zarar" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 122'deki 'Aşkın Zarar'
İspat Külfetinin Yargıtay Tarafından Sadece 'Somut Belgeye' İndirgenmesinin,
Hiperenflasyonist Ekonomilerde Alacaklıyı Yıkıma Uğratmasıdır.
Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere;
enflasyonun %70'leri aştığı, paranın satın alma gücünün her gün eridiği bir
ekonomide, yasal temerrüt faizinin (%9) zararı karşılamadığı "maruf ve meşhur"
bir vakıadır (HMK m. 187). Yargıtay'ın, alacaklıdan inatla "O parayı alsaydın
dövize yatıracağını veya bankada yüksek faize koyacağını kanıtla" şeklinde
somut delil araması, hayatın olağan akışına (Id quod plerumque accidit)
aykırıdır. Hiçbir makul insan, parası elindeyken onu %9 getiriyle bekletmez.
Hukukun, borçlunun o parayı kendi ticari işletmesinde fahiş kârlarla
kullanmasına göz yumarken, alacaklıyı "aşkın zararını somut olarak
ispatlayamadın" diyerek cezalandırması, denkleştirici adaleti (Justitia
commutativa) ve dürüstlük kuralını (TMK m. 2) ihlal eden dogmatik bir
miyopluktur.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 120'de Getirilen 'Temerrüt Faizi Sınırının',
Ticaret Hukukunun Özgürlükçü Ruhuyla Çatışarak Tacirleri de Kapsayacak Şekilde
Genişletilme Eğilimidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde de
vurgulandığı üzere; kanun koyucu TBK m. 120/2 ile temerrüt faizine yasal faizin
yüzde yüz fazlası (%18) oranında katı bir tavan getirmiştir. Bu kural, zayıf
tüketiciyi veya adi borçluyu tefeci faizlerinden korumak için (paternalist bir
saikle) getirilmişse de; bazı Yargıtay kararlarının "Kanun ayrım yapmamıştır,
tacirlere de uygulanır" şeklindeki lafzi yorumları, ticaret hukukunun o
"basiretli tacir" ve "sermayenin serbest dolaşımı" ilkelerini mahvetmektedir.
Bir tacirin, temerrüt faizi oranını ticari risklerine göre serbestçe
belirleyememesi, sözleşme özgürlüğü ve irade özerkliğini (Privatautonomie)
zedeleyen, ticari hayatı bürokratik bir cendereye sokan kanunlaştırma
(Legistik) zafiyetidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 162'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 105.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 162. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde müteselsil borçluluk, alacaklı için en güvenli liman, borçlular için ise en ağır prangadır. TBK Madde 162, bu kurumun "dış ilişkisini (Außenverhältnis)" yani alacaklı ile borçlular arasındaki muazzam asimetriyi düzenler. Hükme göre; "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder." Kanun koyucu, alacaklıya "seçim hakkı (jus variandi)" tanımıştır. Alacaklı, borçlular arasında paylaştırma yapmak zorunda değildir; en zengin veya en ulaşılabilir borçluyu seçip borcun tamamını ondan alabilir. Bir borçlunun ifası, diğerlerini de ifa oranında borçtan kurtarır.
Bu mutlak alacaklı egemenliğinin, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Temerrüt Faizi (TBK m. 120) ve Aşkın Zarar (TBK m. 122 / Eski BK m. 105) ile kesişimi ise parasal borçların patolojisini yansıtır. Temerrüt faizi, para borcunu zamanında ödemeyen borçlunun, alacaklının o paradan mahrum kalması nedeniyle ödemek zorunda olduğu, kusur şartı aranmayan asgari, maktu bir tazminattır. Aşkın zarar (munzam zarar) ise, alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan daha büyük bir zarara uğraması hâlinde devreye giren özel bir tazminat türüdür. Belirtmekte fayda var ki, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu döneminde "munzam zarar", "geçmiş günler faizini aşan zarar" gibi farklı ifadelerle yer verilen bu kurum, 6098 sayılı TBK'da açıkça "aşkın zarar" olarak isimlendirilmiştir.
Sistematik düğüm tam burada atılır: Alacaklı, TBK m. 162 uyarınca müteselsil borçlulardan (A) ve (B)'den dilediğine başvurma hakkına sahiptir. Alacaklı sadece (A)'ya başvurur, (A)'yı temerrüde düşürür. (A) borcu ödemez ve aradan geçen yıllar içinde enflasyon, kur şokları nedeniyle alacaklı temerrüt faizini (TBK m. 120) fersah fersah aşan devasa bir "aşkın zarara (TBK m. 122)" uğrar. Alacaklı, (A)'dan tahsil edemediği bu aşkın zararı, TBK m. 162'nin kendisine verdiği "dilediğinden isteme" yetkisine dayanarak, o güne kadar hiç rahatsız etmediği (B)'den isteyebilir mi? Biri alacaklıya "borcun tamamını isteyebilirsin" derken, diğeri "aşkın zarar için borçlunun kusuru aranır" demektedir. Müteselsil borçluluğun dış ilişkisi ile aşkın zararın şahsi (kusura dayalı) yapısı burada ölümcül bir savaşa girer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 162'deki dış ilişki mimarisini ve TBK m. 120-122'deki parasal tazminat rejiminin teorik sınırlarını bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Alacaklının Seçim Hakkı (Jus Variandi) ve İfaya Kadar Sorumluluk (TBK m. 162): Müteselsil borçlularda alacaklı, dilerse borçluların bir kısmına, dilerse tamamına aynı anda dava açabilir. Hatta birine dava açıp davayı kaybetse dahi (örneğin usulden) diğerine başvurma hakkını kaybetmez. Borçluların sorumluluğu "borcun tamamı ödeninceye kadar" devam eder. Buradaki "borç" kavramı, sadece anaparayı değil, borcun fer'ilerini (faiz, dava masrafları) de kapsar. Ancak bu fer'ilerin her borçlu için doğmuş olması şarttır.
B. Temerrüt Faizi ve Kusursuzluk İlkesi (TBK m. 120): Temerrüt faizi, borçlunun bir para borcunu ödemekte temerrüde düşmesi hâlinde, alacaklının zarara uğradığını veya borçlunun kusurlu olduğunu ispat etmesine gerek kalmaksızın, kanun gereği (ex lege) ödenmesi gereken bir karşılıktır. Başka bir deyişle, ilişkinin türü ne olursa olsun (sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme) konusu para olan borçlarda temerrüt faizi ödemek kanun gereği bir yükümlülüktür.
C. Aşkın Zarar (Munzam Zarar - TBK m. 122): Aşkın zarar, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan ek zararıdır. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında "aşkın zararın hukuki niteliği üzerinde durarak aşkın zarar için, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifası anına kadar artarak devam eden bağımsız yeni bir borç olduğunu ifade etmiştir" görüşü hâkimdir. Bu zarar kalemi, temerrüt faizinden bağımsız, ayrı bir dava ve talep konusudur.
D. Kusur Karinesi ve Kurtuluş Kanıtı (Exkulpationsbeweis): Temerrüt faizi için kusur aranmazken, TBK m. 122'deki aşkın zarar için borçlunun kusuru şarttır. Ancak yasa koyucu burada alacaklıyı korumuş ve kusur ispatını tersine çevirmiştir. TBK m. 122 açık hükmü gereğince; borçlu, para borcunu ifada temerrüde düşmesi hususunda "kusursuz olduğunu ispat etmedikçe (kurtuluş kanıtı getirmedikçe)" aşkın zararı ödemekten sorumlu tutulacaktır. Yani borçlunun temerrüde düşmesi ile kusur karinesi işlemeye başlar; alacaklı sadece aşkın zararın varlığını ispatlamak zorundadır, borçlunun kusurunu ispatlamak zorunda değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 162'deki alacaklının müteselsil borçlulardan dilediğine başvurma kurgusu ve TBK m. 122'deki aşkın zarar mekanizması; Borçlar Kanunu'nun bireysel davranış yasağı (TBK m. 165) haksız fiiller ve sebepsiz zenginleşme rejimleriyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Bireysel Davranış Yasağı (TBK m. 165) ile Aşkın Zararın (TBK m. 122) Sınırlandırılması: Müteselsil borçlularda kural, alacaklının borcun tamamını dilediğinden isteyebilmesidir (TBK m. 162). Ancak bu "tamamının" içine, borçlulardan sadece birinin şahsi kusuruyla yarattığı "aşkın zarar" dâhil midir? TBK m. 165 (Bireysel Davranış Yasağı) emreder ki: "Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı kendi davranışı ile diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz." Alacaklı, müteselsil borçlu (A)'ya ihtar çeker ve onu temerrüde düşürür. (A) kusurlu olarak borcu ödemez ve alacaklı 1 Milyon TL aşkın zarara uğrar. Alacaklı bu aşkın zararı, temerrüde düşürülmemiş ve olayda hiçbir kusuru olmayan diğer müteselsil borçlu (B)'den İSTEYEMEZ. Aşkın zarar, onu doğuran borçlunun şahsi ve bağımsız borcudur; teselsül zincirine otomatik olarak dâhil olmaz.
B. Sebepsiz Zenginleşme ve Haksız Fiillerde Aşkın Zarar: Eski Borçlar Kanunu m. 105 sadece sözleşmelerde yer alıyorken, 6098 sayılı TBK m. 122 hükmü borcun kaynağı (sebepsiz zenginleşme, haksız fiil veya sözleşme) ne olursa olsun tüm para borçları açısından ayrım gözetmeksizin uygulanır hâle gelmiştir. Bir haksız fiil faili, zararı tazmin etmediği her gün için temerrüt faizi öder. Ancak mağdur, bu tazminatı alamadığı için evini satmak zorunda kalmışsa veya enflasyon karşısında parası erimişse, haksız fiil failinden TBK m. 122 uyarınca aşkın zarar talep edebilir. Zira aşkın zarar tazminatı, "asıl borçtan ayrı yeni bir borcu ihtiva eder".
C. TBK m. 88 ve m. 120 Sınırlarının Ticari İşlere Etkisi Paradoksu: Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" eserlerinde çok detaylı tartışıldığı üzere; TBK m. 88 (Akdi faiz sınırı - yasal faizin %50 fazlası) ve TBK m. 120 (Temerrüt faizi sınırı - yasal faizin %100 fazlası) kuralları, sözleşme özgürlüğüne vurulmuş ağır darbelerdir. Bu emredici sınırlamaların, tacirler arasındaki ticari işlerde uygulanıp uygulanmayacağı devasa bir tartışmadır. Yargıtay'ın bazı kararlarında bu sınırlamaların kamu düzeninden olduğu ve tacirlere de uygulanacağı belirtilse de; ticari işlerde temerrüt faizinin serbestçe kararlaştırılabileceği, şayet kararlaştırılmamışsa TCMB avans faizinin uygulanacağı (TTK m. 8, m. 9) gözetildiğinde, TBK'nın bu katı tavan uygulamasının tacirlere sirayet ettirilmesi ticari hayatın doğasına aykırıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 162'nin müteselsil takip gücünü, TBK m. 122'nin aşkın zarar şartlarını ve ispat yükünü test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müteselsil Borçluluk, Alacaklının Seçim Hakkı ve Aşkın Zarar Çatışması): Tacir (A) ve Tacir (B) Tedarikçi (C)'den 5 Milyon TL'lik malı müteselsil borçlu olarak alırlar (TBK m. 162). (C) vade gününde parayı ödemeyen (A)'ya karşı icra takibi yapar. (A) takibe itiraz edip süreci 5 yıl uzatır. Bu 5 yıl içinde ülkede hiperenflasyon yaşanır, yasal temerrüt faizi (%9) zararı karşılamaz ve (C) bankadan %40 faizle kredi çekmek zorunda kalır. 5 yılın sonunda (C) (A)'nın iflas etmesi üzerine, o güne kadar hiç rahatsız etmediği müteselsil borçlu (B)'ye başvurarak 5 Milyon TL anapara, 5 yıllık temerrüt faizi ve bankaya ödediği kredi faizinden doğan "aşkın zararı (TBK m. 122)" talep eder. (B) mahkemede; "1) Sen bana hiç başvurmadın, seçim hakkını (A)'dan yana kullandın, bana gelemezsin. 2) Aşkın zarardan ben sorumlu değilim" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 162 ile m. 165'in muazzam bir laboratuvarıdır. (B)'nin birinci savunması (Bana gelemezsin) dogmatik olarak çöker. TBK m. 162 amir hükmü gereği alacaklı seçimlik hakkını kullanmakla bu hakkı tüketmiş olmaz; borcun tamamı ödeninceye kadar dilediği borçluya başvurabilir. (C) (A)'ya gitmiş olsa bile borç ödenmediği için (B)'ye de gidebilir. Ancak (B)'nin ikinci savunması (Aşkın zarardan sorumlu değilim) yüzde yüz haklıdır. Aşkın zarar (TBK m. 122) borçlunun temerrüde düşmesindeki "şahsi kusuruna" dayanır. (C) (B)'yi temerrüde düşürmediği ve 5 yıl boyunca beklediği için, (A)'nın temerrüdü ve (A)'nın yarattığı o banka kredisi zararı, "Bireysel Davranış Yasağı (TBK m. 165)" gereği (B)'ye sirayet etmez. (B) sadece anapara ve (varsa kendi temerrüdünden doğan) olağan temerrüt faizinden sorumludur, aşkın zararı ödemekten kurtulur.
Olay 2 (Enflasyon ve Aşkın Zarar İspatı Ruleti): Alacaklı (X) Borçlu (Y)'den olan 1 Milyon TL alacağını 3 yıl gecikmeli olarak tahsil eder. Bu süre zarfında temerrüt faizi olarak %9 yasal faiz alır. Ancak 3 yıllık enflasyon oranı %60'tır. (X) TBK m. 122 uyarınca (Y)'ye karşı "Aşkın Zarar" davası açar. Dilekçesinde hiçbir somut delil (kredi sözleşmesi, kaçırılan yatırım vs.) sunmaz; sadece "Ülkedeki enflasyon ve dolar kurundaki artış herkesin malumudur, param eridi, aradaki farkı aşkın zarar olarak istiyorum" der. (Y) ise "Somut zarar ispatlanmamıştır" savunması yapar. Dogmatik Analiz: Bu olay, aşkın zararın en büyük ispat sorunudur. TBK m. 122 uyarınca aşkın zararda kusur ispatı borçludadır (kurtuluş kanıtı); ancak zararın varlığını ispat külfeti her zaman alacaklıdadır. Alacaklının "enflasyon herkesin malumudur" argümanı, Yargıtay'ın eski ve yeni içtihatları arasında gidip gelen bir rulettir. 1999 yılındaki Yargıtay HGK kararında enflasyonun olumsuz etkilerinin herkesçe bilindiği vurgulanmışsa da, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel kararları ve doktrin (Eren, Nomer) soyut bir "enflasyon" iddiasının aşkın zararı ispata yetmeyeceğini belirtmektedir. Alacaklı (X) o parayı zamanında alsaydı dövize yatıracağını veya yüksek faizli ticari bir işe sokacağını somut delillerle (ticari defter, banka kayıtları) ispat etmediği için, davası reddedilecektir. Aşkın zarar, enflasyon farkının otomatik bir tamamlayıcısı değildir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 162 (Müteselsil Borçluluk) ve TBK m. 120-122 (Faiz ve Aşkın Zarar) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Aşkın Zarar Davasında HMK m. 107 (Belirsiz Alacak Davası) Tuzağı: Avukatlar aşkın zarar talebiyle (TBK m. 122) dava açtıklarında, genellikle zararın miktarını tam belirleyemedikleri için HMK m. 107 uyarınca "Belirsiz Alacak Davası" açma eğilimindedirler. Ancak Yargıtay, aşkın zararın "likit (belirlenebilir)" olduğunu, alacaklının kendi uğradığı zararı (örneğin çektiği kredinin faizini veya kaybettiği yatırımın bedelini) bilebilecek durumda olduğunu belirterek, bu davaların belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına hükmetmektedir. Avukat, zarar kalemlerini ve miktarını matematiksel olarak netleştirip "Kısmi Dava (HMK m. 109)" veya tam eda davası açmalıdır.
2. Sözleşme Mimarisinde TBK m. 120 Limitlerini Aşma Stratejisi: Hazırlanan sözleşmelerde temerrüt faizini serbestçe belirlemek isteyen avukatlar, TBK m. 120/2'deki "%100 sınırlaması" engeline takılırlar. Bu emredici kuraldan kaçınmanın tek yolu, borçlunun tacir sıfatını haiz olduğundan emin olmak ve işi "ticari iş" zeminine oturtarak (TTK m. 8 ve m. 9) kanuni faiz sınırlarından sıyrılmaktır. Sözleşmeye açıkça "Taraflar tacir olup işbu sözleşme ticari iş niteliğindedir; TBK m. 120 limitleri uygulanmayacaktır" klozunun eklenmesi, uyuşmazlık anında hâkime usuli bir yön gösterici olacaktır.
3. Dış İlişkide Müteselsil Borçluların Davayı İhbar Külfeti: TBK m. 162 uyarınca alacaklı sadece (A)'ya dava açtığında; (A)'nın avukatı derhâl bu davayı diğer müteselsil borçlu (B)'ye ihbar etmelidir (HMK m. 61). Eğer ihbar edilmezse ve (A) davayı kaybedip parayı (ve aşkın zararı) öderse; ileride (B)'ye açacağı rücu davasında (TBK m. 167) (B) "Bana haber verseydin ben o aşkın zararın doğmadığını veya alacağın zamanaşımına uğradığını ispat ederdim" diyerek rücu talebini defedebilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, TBK m. 162 uyarınca "Alacaklının Dilediğine Başvurma Hakkını" tavizsiz şekilde uygularken; TBK m. 122 uyarınca "Aşkın Zararın İspatını" enflasyonist dönemlerin zorluğuna rağmen katı kurallara bağlayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" eserleriyle uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 10.11.1999 tarihli emsal ve tartışmalı kararındaki yaklaşımda şu dogmatik çelişki vurgulanmaktadır: "Aşkın zararın nasıl ispat edileceği ve hangi hallerde aşkın zarardan söz edilebileceği hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasında farklı görüşler mevcut olması sebebiyle 1999 yılında toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu karara varamamıştır. Ancak HGK 10.11.1999 tarihli kararı ile alacaklının ispat külfetinin ağırlaştırılmaması gerektiğinden bahisle her olayın kendi somut özellikleri göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiğine değinmiştir. Aynı zamanda kararda, enflasyonun ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin herkesçe bilindiğinden ya da bilinebilir olduğuna vurgu yapılarak ispatına gerek olmadığına değinilmiştir.". Ancak Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 23.1.2001 tarihli kararında tam tersi bir tutum sergilenmiş ve "kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle munzam zarar talebinde bulunulması ile ilgili bir kararında yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış gibi durumların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı yönünde karar vermiştir". Bu çatışma, Yargıtay'ın aşkın zararı "soyut ekonomik kriz" ile "somut zarar" arasında nasıl savurduğunun kanıtıdır.
Müteselsil Borçlulukta Dış İlişki (TBK m. 162) hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 162 amir hükmü gereğince, müteselsil borçlulukta alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını dilerse borçluların hepsinden dilerse yalnız birinden isteyebilir. Somut olayda davacı alacaklı, kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatı bulunan kişilerden sadece birisine karşı icra takibi başlatmıştır. Davalının 'diğer asıl borçluya veya kefillere gidilmeden doğrudan bana gelinemez' şeklindeki itirazı, müteselsil borçluluğun hukuki niteliğine ve alacaklının kanundan doğan mutlak seçim hakkına açıkça aykırıdır. Borç ödeninceye kadar tüm borçluların sorumluluğu devam ettiğinden, mahkemece davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle reddi bozmayı gerektirmiştir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 162. maddesinde vücut bulan Müteselsil Borçlulukta Alacaklının Hakkı rejimi ile 120. ve 122. maddelerindeki Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Aşkın Zarar İspatının Enflasyon Karşısında Çökmesi" ve "Faiz Sınırlarının Ticari Hayatı Boğması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 122'deki 'Aşkın Zarar' İspat Külfetinin Yargıtay Tarafından Sadece 'Somut Belgeye' İndirgenmesinin, Hiperenflasyonist Ekonomilerde Alacaklıyı Yıkıma Uğratmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; enflasyonun %70'leri aştığı, paranın satın alma gücünün her gün eridiği bir ekonomide, yasal temerrüt faizinin (%9) zararı karşılamadığı "maruf ve meşhur" bir vakıadır (HMK m. 187). Yargıtay'ın, alacaklıdan inatla "O parayı alsaydın dövize yatıracağını veya bankada yüksek faize koyacağını kanıtla" şeklinde somut delil araması, hayatın olağan akışına (Id quod plerumque accidit) aykırıdır. Hiçbir makul insan, parası elindeyken onu %9 getiriyle bekletmez. Hukukun, borçlunun o parayı kendi ticari işletmesinde fahiş kârlarla kullanmasına göz yumarken, alacaklıyı "aşkın zararını somut olarak ispatlayamadın" diyerek cezalandırması, denkleştirici adaleti (Justitia commutativa) ve dürüstlük kuralını (TMK m. 2) ihlal eden dogmatik bir miyopluktur.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 120'de Getirilen 'Temerrüt Faizi Sınırının', Ticaret Hukukunun Özgürlükçü Ruhuyla Çatışarak Tacirleri de Kapsayacak Şekilde Genişletilme Eğilimidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; kanun koyucu TBK m. 120/2 ile temerrüt faizine yasal faizin yüzde yüz fazlası (%18) oranında katı bir tavan getirmiştir. Bu kural, zayıf tüketiciyi veya adi borçluyu tefeci faizlerinden korumak için (paternalist bir saikle) getirilmişse de; bazı Yargıtay kararlarının "Kanun ayrım yapmamıştır, tacirlere de uygulanır" şeklindeki lafzi yorumları, ticaret hukukunun o "basiretli tacir" ve "sermayenin serbest dolaşımı" ilkelerini mahvetmektedir. Bir tacirin, temerrüt faizi oranını ticari risklerine göre serbestçe belirleyememesi, sözleşme özgürlüğü ve irade özerkliğini (Privatautonomie) zedeleyen, ticari hayatı bürokratik bir cendereye sokan kanunlaştırma (Legistik) zafiyetidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 162. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.