RESMİ METİN

d. İmza yerine geçen işaretler


Madde 16 - İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanabilirler. Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun "Genel Hükümler" başlıklı birinci kısmında ve "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" ayrımında yer alan 16. madde, sözleşmelerin geçerlilik şeklini tamamlayan kurallar silsilesinin son halkalarından birini oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, kanun koyucu TBK m. 12 ile kural olarak şekil serbestisini benimsemiş; TBK m. 13 ile şekle tabi işlemlerin değiştirilmesinin de şekle tabi olduğunu düzenlemiş; TBK m. 14 ile yazılı şeklin unsurlarını metin ve imza olarak belirlemiş; TBK m. 15 ile de imzanın bizzat el yazısıyla atılması zorunluluğunu hükme bağlamıştır. Ancak hukuk düzeninin, yazılı şekil aradığı işlemlerde salt el yazısı ile imza atabilen kişileri hukuki işlem ehliyetine sahip kabul edip, okuma yazma bilmeyenleri veya bedensel engeli olanları sistemin dışına itmesi, anayasal eşitlik ilkesiyle ve özel hukukun irade özerkliği temeliyle bağdaşmaz. İşte TBK m. 16 hükmünün konuluş amacı (ratio legis) imza atma yeteneğinden yoksun olan bireylerin hukuki işlem hayatına güvenli bir biçimde katılmalarını sağlamak ve onların irade beyanlarını şekil eksikliği girdabından kurtarmaktır. Hukuk, bu sayede hem zayıf durumdaki kişileri koruma altına almakta hem de onların yapacağı işlemlere güvenen üçüncü kişilerin haklarını teminat altına almaktadır.

Tarihsel kökenine bakıldığında, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 16. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 14. maddesinin dili sadeleştirilmiş ve güncel usul hukuku kurallarıyla uyumlu hâle getirilmiş versiyonudur. İlgili hükmün dogmatik temeli, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 15 düzenlemesine dayanmaktadır. İsviçre hukukunda "Ersatz der Unterschrift" (İmzanın İkamesi) başlığı altında düzenlenen bu müessese, tıpkı Türk hukukunda olduğu gibi, imza atamayanların kullanacağı işaretlerin ancak resmî bir makamca onaylanması hâlinde geçerli olacağını emretmektedir. Doktrinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde de ortaklaşa işaret edildiği üzere, imza atamayan kişilerin kullanacağı parmak izi, el işareti veya mührün kendi başına hiçbir hukuki bağlayıcılığı yoktur; bu işaretleri hukuken "imza" seviyesine yükselten yegâne unsur, devletin yetkilendirdiği bir makam (kural olarak noter) tarafından yapılan usulüne uygun onaylama işlemidir. Kanun koyucu, okuma yazma bilmeyen bir kişinin önüne konulan belgeyi anlamadan parmak basması riskini önlemek için, onay makamına "uyarı ve aydınlatma" fonksiyonu yüklemiş; şeklin bu ağırlaştırılmış türünü doğrudan doğruya bir geçerlilik (sıhhat) şartı olarak kurgulamıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin uygulama alanının doğru tayin edilebilmesi için, kanun metninde yer alan her bir hukuki kavramın ve öngörülen araçların dogmatikteki anlamlarının mikroskobik düzeyde incelenmesi gerekmektedir.

İmza Atamayan Kişi: Hukuken kendi el yazısıyla adını ve soyadını yazma yeteneğine veya fiziksel imkânına sahip olmayan bireyleri ifade eden hukuki bir statüdür. Bu durum genellikle kişinin okuma yazma bilmemesinden (ümmi olmasından) kaynaklanabileceği gibi, ellerini kullanamayacak derecede felç geçirme, kolların ampute olması veya ağır Parkinson gibi nörolojik hastalıklar sebebiyle kalemi tutamama gibi fiziksel engellerden de kaynaklanabilir. Kanun, imza atamama sebebinin ne olduğuna bakmaksızın, bu durumdaki herkese alternatif bir hukuki yol sunmayı amaçlamıştır. Örneğin, hayatı boyunca hiç okula gitmemiş ve okuma yazma öğrenmemiş bir çiftçi, tarlasını kiralarken önüne konulan yazılı sözleşmeye kendi el yazısıyla imza atamaz. Bu çiftçinin kalemi eline alıp rastgele karalamalar yapması hukuken geçerli bir imza sayılmayacağı için, kanun onun durumunu tespit edip ona özel bir imza ikamesi yöntemi sunmaktadır. Kişinin sırf gözlüğünü unuttuğu veya o an eli sargılı olduğu için geçici olarak yazamadığı durumlarda dahi, işlem acilse bu madde hükümlerinden faydalanılarak hukuki güvenliği sağlama imkânı bulunmaktadır.

Parmak İzi: İnsan parmağının uç kısmında bulunan, dünyadaki hiçbir bireyde bir diğeriyle aynı olmayan ve değiştirilemeyen biyometrik deri çizgilerinin mürekkep aracılığıyla kâğıda aktarılmış hâlidir. İmza atamayan kişilerin iradelerini belgeye yansıtmak için uygulamada en çok başvurdukları ve ispat gücü en yüksek olan, kişinin bedeniyle belgeyi doğrudan bütünleştiren biyolojik bir işarettir. Hukuk kuralları hangi parmağın basılacağını emretmese de, uygulamada çoğunlukla sağ elin başparmağı kullanılmaktadır. Örneğin, okuma yazması olmayan yaşlı bir kadın, kendisine ait gecekonduyu bir müteahhide kat karşılığı verirken, hazırlanan resmî sözleşmenin altındaki ilgili kısma başparmağını mürekkebe batırarak basar. Bu basma eylemi, kadının o belgedeki yazılı şartları tamamen kendi özgür iradesiyle benimsediğinin fiziksel ve inkâr edilemez bir kanıtıdır. Parmak izi, kişinin kimliğini tartışmasız şekilde ortaya koyduğu için, sahtecilik iddialarında kriminal incelemeyle en kolay sonuca ulaşılan imza ikamesidir.

El İle Yapılmış İşaret: Okuma yazma bilmeyen veya imza atacak kadar el becerisi bulunmayan bir kişinin, belgeyi benimsediğini göstermek amacıyla kâğıt üzerine çizdiği basit bir çarpı (haç) işareti, düz bir çizgi veya kendisine özgü basit bir geometrik şekildir. Kişinin adını soyadını yazamaması, onun eline bir kalem alıp basit bir sembol çizmesine engel değilse, kanun bu sembolü de belirli şartlar altında irade beyanı aracı olarak kabul etmektedir. Örneğin, geçirdiği kısmi felç nedeniyle elleri sürekli titreyen ve harfleri oluşturamayan bir esnaf, yıllardır alışveriş yaptığı toptancısından gelen teslimat makbuzlarına sadece büyük bir "X" işareti çizebilmektedir. Bu "X" işareti, tek başına hukuki bir geçerlilik taşımasa da, kanunun aradığı onay prosedüründen geçirildiğinde felçli esnafın geçerli imzasının yerini alır. Hukuk düzeni, bu basit çizginin rastgele bir karalama olmadığını, kişinin bağlanma kastıyla kâğıda işlendiğini tespit ettiği an ona imza gücü atfeder.

Mühür: Üzerinde kişinin adının, unvanının veya kendisine ait özel bir sembolün kazınmış olduğu, metal, pirinç veya kauçuktan yapılmış ve mürekkep yardımıyla kâğıda basılarak iz bırakan fiziki bir damga aracıdır. Tarihsel süreçte okuryazarlığın düşük olduğu dönemlerde çok yaygın olan mühür kullanımı, günümüzde genellikle köy muhtarları veya eski gelenekleri sürdüren bazı yaşlı tüccarlar arasında görülmektedir. Örneğin, okuma yazma bilmeyen bir köy ağası, üzerinde eski yazıyla adının işlenmiş olduğu gümüş bir yüzük mührü parmağında taşımakta ve yaptığı senetlerin altına imza atmak yerine bu mührü basmaktadır. Kanun, bu mührün kâğıda bırakılan izini, kişinin o işlemi kabul ettiği yönündeki iradesinin bir yansıması olarak değerlendirir. Ancak mührün kaybolması, çalınması veya başkaları tarafından basılması riski çok yüksek olduğundan, mühür tek başına asla imza sayılmaz ve mutlaka resmî onaya muhtaçtır.

Usulüne Göre Onaylanma: Parmak izi, el işareti veya mührün, o belgedeki iradenin gerçekten o kişiye ait olduğunu tespit ve tevsik etmekle görevli resmî bir makam (kural olarak noter) tarafından hukuken geçerli hâle getirilmesi işlemidir. Bu onay, alelade bir şahitlik değil, devletin yetkilendirdiği bir kişinin hukuki işlemin sıhhatine dair verdiği kamusal bir güvencedir. Örneğin, iki arkadaş kendi aralarında bir araba alım satım sözleşmesi yazarlar ve okuma yazması olmayan arkadaş kâğıdın altına parmak basarsa, bu sözleşme kesinlikle geçersizdir ve mahkemede delil dahi olamaz. Geçerli bir sözleşme doğabilmesi için, tarafların bir notere gitmesi; noterin okuma yazma bilmeyen tarafa sözleşme metnini yüksek sesle okuması, onun anladığından emin olması ve ardından iki tanık huzurunda o parmak izinin o kişiye ait olduğunu resmî mühürle onaylaması şarttır. Ancak bu zorlu prosedür tamamlandıktan sonra o parmak izi, el yazısıyla atılmış bir ıslak imzanın doğurduğu bütün hukuki sonuçları yaratmaya başlar.

Kambiyo Senetlerine İlişkin Hükümlerin Saklı Olması: Bono, poliçe ve çek gibi ticari hayatta tedavül eden, son derece katı şekil şartlarına tabi olan kıymetli evrak türleri için TBK m. 16'nın istisnai kurallarının kural olarak işlemeyeceğine dair emredici sınırlamadır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) tedavül kolaylığını ve güvenliğini sağlamak amacıyla kambiyo senetlerinde bizzat el yazısıyla atılmış bir imzayı kurucu unsur olarak arar. Örneğin, okuma yazma bilmeyen bir vatandaş, beyaz eşya mağazasından taksitle buzdolabı alırken önüne konulan bir "bono" belgesinin altına notere giderek usulüne uygun şekilde parmak izi bassa dahi, bu belge ticari hukuk anlamında bir bono (kambiyo senedi) niteliği kazanamaz. Satıcı, bu belgeye dayanarak kambiyo senetlerine özgü o hızlı ve haciz odaklı icra takibi yoluna başvuramaz; zira ticari hukuk, parmak izli bir senedin elden ele dolaşmasına hukuki güvenlik gerekçesiyle izin vermemiştir. Bu saklı tutma kuralı, genel borçlar hukuku ile katı ticari hukuk arasındaki keskin sınır çizgisidir.

3. Sistematik İlişkiler

Türk Borçlar Kanunu'nun 16. maddesi, kanunun genel yapısı içinde izole edilmiş bir kural olmayıp, maddi hukuk, usul hukuku ve özel kanunlarla sıkı bir sistematik ağ oluşturmaktadır. Öncelikle, TBK m. 14 (yazılı şeklin unsurları) ve TBK m. 15 (imza zorunluluğu) ile doğrudan ve ayrılmaz bir organik bağ içerisindedir. Kural olarak yazılı şekil, metin ve bizzat el yazısıyla atılmış imzadan oluşur. Ancak TBK m. 16, m. 15'teki "el yazısı" kuralının fiilen işlemediği patolojik durumlar için yaratılmış yasal bir cankurtaran simididir. Eğer m. 16'daki ağırlaştırılmış onay prosedürüne uyulursa, m. 14'teki yazılı şekil şartı eksiksiz bir biçimde yerine getirilmiş kabul edilir.

Sistemin usul hukuku ayağı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 206 hükmünde açıkça karşımıza çıkmaktadır. HMK m. 206, "İmza atamayanların durumu" başlığı altında, okuma ve yazma bilmeyenlerin veya imza atamayanların parmak izi veya el işaretiyle yapacakları hukuki işlemlerin, ancak noterler tarafından onaylanması hâlinde geçerli bir "senet" vasfı taşıyacağını emretmektedir. Maddi hukukta TBK m. 16 ile getirilen "usulüne göre onaylanma" ibaresinin içinin nasıl doldurulacağı, doğrudan doğruya HMK m. 206 ve devamındaki usul kurallarıyla şekillenmektedir. Noter onayı olmayan bir parmak izli belge, mahkemede kesin delil (senet) olarak kabul edilemez.

Bu normun Noterlik Kanunu hükümleriyle (özellikle m. 73, 75 ve 93) olan ilişkisi son derece hayatidir. İmza atamayan veya okuma yazma bilmeyen kişilerin işlemlerinin onaylanması, Noterlik Kanunu uyarınca ancak iki tanığın huzurunda, metnin noterce ilgiliye okunması ve ilgilinin metni anladığını tanıklar önünde beyan etmesiyle mümkündür. Dolayısıyla, TBK m. 16'daki "onay" basit bir damga vurma işlemi değil, Noterlik Kanunu'nun emrettiği merasimlerin eksiksiz uygulanmasıyla vücut bulan karmaşık bir kamu işlemidir. Öte yandan, maddenin son cümlesindeki kambiyo senetleri istisnası, Türk Ticaret Kanunu'nun poliçe, bono ve çeke ilişkin katı imza kurallarıyla sistematik bir köprü kurar. TTK uyarınca poliçede keşidecinin el yazısı imzasının bulunması mutlak geçerlilik şartıdır; mühür, parmak izi veya el işareti, noter onaylı olsa dahi bir evrakı kambiyo senedi hâline getiremez. Bu durum, "Lex specialis derogat legi generali" (Özel kanun genel kanunu ilga eder) kuralının borçlar hukukundaki somut bir yansımasıdır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye ilişkin scraper'dan sağlanan karar bulunamadı, ileride güncellenecek.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kefalet Sözleşmesinde Onaysız Parmak İzi Kullanımı ve Sonuçları): Tarım makineleri satan (A) firması, çiftçi (B)'ye vadeli olarak bir traktör satmak hususunda anlaşmıştır. Ancak (B)'nin ekonomik durumundan şüphelenen firma yetkilisi, (B)'nin varlıklı ancak okuma yazma bilmeyen amcası (C)'nin bu borca kefil olmasını talep etmiştir. Taraflar köy kahvesinde bir araya gelmiş, firma yetkilisi matbu bir kefalet sözleşmesini doldurarak miktar ve tarihi kendi el yazısıyla yazmış, okuma yazma bilmeyen amca (C) ise sözleşmenin altına sadece sağ başparmağını mürekkebe batırarak basmıştır. Çiftçi (B) borçlarını ödemediğinde, firma yetkilisi elindeki bu parmak izli sözleşmeye dayanarak kefil (C) aleyhine icra takibi başlatmış ve ardından alacak davası açmıştır. Türk Borçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, imza atamayan kişilerin kullandıkları parmak izlerinin yazılı şekil şartını sağlayabilmesi için mutlak surette usulüne göre (bir noter tarafından) onaylanmış olması zorunludur. TBK m. 583 gereğince kefalet sözleşmesi katı bir yazılı geçerlilik şekline tabidir. Somut olayda, köy kahvesinde noterin ve tanıkların yokluğunda kâğıda basılan parmak izinin hukuken hiçbir geçerliliği ve bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu eksiklik, sözleşmeyi salt bir ispat problemine itmekle kalmaz; kefalet işlemi geçerlilik şekline aykırılıktan dolayı doğrudan doğruya kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı ile ölü doğmuştur. Hâkim, parmak izinin amca (C)'ye ait olduğu kriminal incelemeyle sabit olsa dahi, usulüne uygun bir noter onayı bulunmadığından dolayı davanın reddine karar vermekle yükümlüdür.

Olay 2 (Bono Üzerine Basılan Noter Onaylı Mühür ve Ticari Hukuk Etkisi): Küçük bir kasabada beyaz eşya ticareti yapan (X) uzun yıllardır tanıdığı ve okuma yazması olmayan kasap (Y)'ye on adet sanayi tipi buzdolabı satmıştır. (X) alacağını sağlam bir kambiyo senedine (bonoya) bağlamak istemiş ve bu amaçla kasap (Y)'yi notere götürmüştür. Noter huzurunda, standart bir bono evrakı doldurulmuş, (Y)'ye metin okunmuş, iki tanık dinlenmiş ve (Y) üzerinde adının yazılı olduğu şahsi mührünü noterin onayıyla bononun imza hanesine basmıştır. Noter, bu mührün (Y)'ye ait olduğunu usulünce şerh düşerek belgeyi onaylamıştır. Vade geldiğinde borç ödenmeyince satıcı (X) doğrudan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla (Y)'ye karşı icra takibi başlatmıştır. (Y)'nin avukatı ise bu takibin iptali için icra mahkemesine başvurmuştur. TBK m. 16'nın son cümlesi çok açık bir şekilde "Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır" demektedir. Türk Ticaret Kanunu kuralları uyarınca, bir evrakın bono niteliği kazanabilmesi için düzenleyenin bizzat kendi el yazısıyla imza atması kurucu bir şarttır. Parmak izi, el işareti veya mühür, noter tarafından usulüne en uygun şekilde onaylanmış olsa dahi, o evraka kambiyo senedi (bono) vasfını kazandıramaz. Dolayısıyla icra mahkemesi, evrakın bir bono olmadığını tespit ederek satıcı (X)'in başlattığı kambiyo takibini iptal etmek zorundadır. Ancak bu durum belgenin tamamen çöp olduğu anlamına gelmez; usulüne uygun onaylanmış bu mühürlü evrak, genel mahkemelerde açılacak bir alacak davasında yazılı bir "borç ikrarı" (senet) olarak geçerli ve kesin bir ispat vasıtası olarak kullanılabilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

Maddenin uygulanmasında avukatların ve hâkimlerin sıklıkla karşılaştığı en temel sorun, noter onayı taşımayan parmak izli veya mühürlü belgelerin mahkemedeki ispat değeridir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 206 kuralı gereğince onaylanmamış bir parmak izi veya mühür "senet" (kesin delil) sayılmaz. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, şayet parmak izinin veya mührün o kişiye ait olduğu başka delillerle veya kriminal polis laboratuvarı incelemesiyle kesin olarak kanıtlanırsa, bu belge artık bir "delil başlangıcı" (HMK m. 202) niteliği kazanır. Delil başlangıcının varlığı hâlinde, kural olarak tanık dinletilmesi yasak olan parasal sınırın üzerindeki davalarda dahi, alacaklı taraf iddiasını tanık beyanlarıyla ispatlama hakkına kavuşur. Dolayısıyla onaysız parmak izi, sözleşmeyi doğrudan var kılan bir imza olamasa da, mahkeme kapılarını tanık deliline açan çok değerli bir usul hukuku anahtarına dönüşür.

Pratikteki bir diğer önemli sorun, parmak izinin basılış şekli ve teknik yeterliliğidir. Özellikle kırsal kesimlerde aceleyle kâğıda basılan parmak izlerinin mürekkebinin dağılması, silik çıkması veya sadece parmağın ucunun çok küçük bir kısmının kâğıda değmesi nedeniyle, mahkeme aşamasında Adli Tıp Kurumu'nun "iz mukayeseye elverişli değildir" şeklinde rapor verdiği sıklıkla görülmektedir. Böyle bir durumda, belgenin delil başlangıcı olma vasfı da tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle, imza atamayan kişilerle işlem yapılırken, izlerin net bir istampa mürekkebiyle, parmağın sağdan sola yuvarlanarak tüm çizgileri gösterecek şekilde birden fazla kez kâğıda aktarılması pratik bir zorunluluktur.

Ayrıca, yaşlılık veya geçici hastalık sebebiyle "imza atabilecek durumda olmayan" kişilerin yaptıkları işlemlerde, kişinin gerçekten imza yeteneğinden yoksun olup olmadığının hekim raporuyla desteklenmesi noterler tarafından aranmaktadır. Zira okuma yazma bilen ancak o an elleri titrediği için imza atamayıp parmak basan bir kişinin, ileride "benim akli melekelerim yerinde değildi" diyerek işlemi iptal ettirmesini engellemenin tek yolu, noter onayıyla birlikte alınacak eşzamanlı bir sağlık raporudur.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 16. maddesi, hukuk düzeninin eşitlik ve kapsayıcılık ideallerine hizmet eden bir norm olarak görünse de, öngördüğü katı onay prosedürü itibarıyla ciddi sosyo-ekonomik eleştirilere maruz kalmaktadır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi akademisyenlerin öğretisinde de sıklıkla işaret edildiği üzere, imza atamayan bir kişinin (ki bu kişiler toplumun genellikle eğitim ve gelir seviyesi en düşük kesimini oluşturur) basit bir kira sözleşmesi veya borç senedi yapabilmesi için notere gitmek zorunda bırakılması, ona ağır bir maliyet ve bürokratik külfet yüklemektedir. Normal bir vatandaşın bir kalemde ücretsiz olarak çözebildiği imza atma işlemi, okuma yazma bilmeyen bir vatandaş için noter harçları, yeminli tanık bulma zorunluluğu ve yol masrafları anlamına gelmektedir. Kanun koyucunun koruma gayesiyle getirdiği bu ağırlaştırılmış şekil şartı, pratik hayatta zayıf durumdaki bu insanları korumaktan ziyade, onları hukuki işlemlerden caydıran veya tamamen kayıt dışı (geçersiz) anlaşmalar yapmaya iten sosyolojik bir bariyere dönüşmektedir. Hukuk sistemimizin, alt gelir gruplarını ezen bu noter tekelini esneterek, örneğin kaymakamlık, muhtarlık veya karakol gibi daha erişilebilir kamu otoritelerine de onay yetkisi veren daha adil bir mekanizma kurgulaması gerektiği yönündeki eleştiriler son derece haklıdır.

İkinci büyük eleştiri, maddenin son cümlesinde yer alan kambiyo senetlerine ilişkin katı istisnaya yöneliktir. Ticari hayatın hızı ve güvenliği gerekçesiyle, noter onaylı bir parmak izinin dahi bir bonoyu veya çeki geçerli kılmaması kuralı, modern hukukun ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Bir noterin kimliğini tespit ettiği, içeriğini okuduğu ve iki tanık huzurunda parmak izini tasdik ettiği bir evrakın, sahtecilik riskini el yazısıyla atılmış sıradan bir imzadan çok daha fazla bertaraf ettiği ortadadır. Islak imzaların taklit edilme kolaylığı kriminal istatistiklerle sabitken; taklidi imkânsız olan biyometrik bir izin, üstelik devletin resmî makamınca tasdik edilmişken kambiyo hukukundan dışlanması, Nomer'in de dolaylı olarak belirttiği gibi, şekilciliğin dogmatik bir saplantıya dönüşmesidir. Alman ve İsviçre hukuklarındaki güncel eğilimlerin aksine, Türk ticaret hukukunun bu konudaki esnekliğe kapalı tutumu, okuma yazması olmayan esnaf ve çiftçilerin ticari krediye ulaşmasını imkânsız hâle getiren çağdışı bir yaklaşımdır.

Son olarak, dijital iletişim çağında "imza atamayanların durumu"nun yasal altyapısının ne kadar ilkel kaldığı sorgulanmalıdır. Kanun koyucu TBK m. 14 ve m. 15 ile güvenli elektronik imzayı hukuk sistemine entegre etmiştir; ancak TBK m. 16'nın lafzı tamamen fiziksel bir kâğıt, mürekkep ve mühür dünyasına aittir. Okuma yazma bilmeyen veya ellerini kullanamayan bedensel engelli bir vatandaşın, elektronik ortamdaki bir sözleşmeyi nasıl onaylayacağı, parmak izinin dijital tarayıcılarla alınıp e-sözleşmelere nasıl gömüleceği konusunda kanunda devasa bir boşluk bulunmaktadır. Göz irisinden veya ses komutlarından kimlik doğrulaması yapılabilen bir yapay zekâ çağında, kanunun imza ikamesi olarak sadece mürekkepli "parmak izi" ve "mühür" gibi Orta Çağ araçlarını sayması vizyonsuzluktur. Borçlar hukukumuzun, biyometrik verilerin dijital cüzdanlara entegre edildiği yeni nesil akıllı sözleşmelerde imza atamayanların hukuki iradelerinin algoritmik olarak nasıl onaylanacağını düzenleyen acil ve kapsayıcı bir teknolojik reforma ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, TBK m. 16, dijital uçurumun (digital divide) hukuk sistemimizdeki en belirgin sembolü olarak kalmaya mahkûmdur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 16'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 15.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 16. madde metnine dayanır.

Görüş: İmza yerine geçen işaretlerin noter onayı şartıyla geçerliliği okuma-yazma bilmeyenlerin korunması için zorunlu; dijital parmak izi biyometrik imza tartışması gelecek reform gündeminde yer almalıdır.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.