1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı (Verjährung) kural olarak alacağın
muaccel olduğu andan itibaren işlemeye başlayan (TBK m. 149) ve kanunda
öngörülen sürenin geçmesiyle alacağı dava edilemez hâle getirerek "eksik borca
(naturalis obligatio)" dönüştüren bir tasfiye kurumudur. Hukuk düzeni, bu
kurumun borçluyu ispat zorluğundan kurtarmak ve hukuki barışı (Rechtsfrieden)
sağlamak amacıyla var olduğunu kabul eder. Mademki bu kurum borçlunun lehine
getirilmiş bir kalkan, bir savunma (def'i) vasıtasıdır; o hâlde borçlu dilediği
zaman bu kalkandan vazgeçebilir mi?
İşte TBK Madde 158, "Zamanaşımından Feragat" başlığı altında bu sorunun
cevabını ve sınırlarını çizer. Kanun koyucu, bu irade açıklamasını mutlak bir
serbestiye bırakmamış, onu zamansal ve şahsi iki büyük giyotinle sınırlamıştır.
Hükmün birinci fıkrası, zamansal giyotini koyar: "Zamanaşımından önceden
feragat edilemez." Borçlu, borcun doğduğu an veya zamanaşımı süresi henüz
işlerken, güçlü alacaklının (örneğin bankanın) baskısıyla bu savunma aracından
baştan vazgeçemez. Bu, kamu düzenine ilişkin emredici bir kuraldır.
Hükmün devam eden fıkraları ise, şahsi (nispilik) giyotini indirir:
"Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmesi, diğerlerine karşı ileri
sürülemez. Bölünemeyen bir borcun borçlularından birinin feragati durumunda da
aynı kural geçerlidir. Asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez."
Kanun koyucu burada muazzam bir denge kurmuştur: Zamanaşımı süresi dolduktan
sonra, borçlulardan biri ahlaki bir saikle veya ticari bir menfaatle "Ben
zamanaşımından feragat ediyorum, borcumu ödeyeceğim" diyebilir. Bu tamamen
geçerlidir. Ancak bu sübjektif ve şahsi feragat iradesi, onunla aynı borç
senedine imza atan diğer müteselsil borçluları veya ona güvenerek kefil olan
kişiyi asla bağlamaz. Feragat, sadece feragat edeni yakar.
Bu kuralın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Parça Borcu Teslimi
ve Riziko Geçişi (TBK m. 208) ile kavramsal kesişimi, "alacağın tasfiyesi"
zemininde kurulur. Parça borcu (Stückschuld) özellikleri itibarıyla
diğerlerinden ayırt edilebilen, yeryüzünde bir eşi daha olmayan (örneğin
spesifik bir antika vazo) edimdir. Eğer bu vazo teslimden önce borçlunun kusuru
olmaksızın kırılırsa, hasar (riziko) kural olarak (yeni TBK m. 208 aksini
öngörmedikçe) alacaklıya aittir ve borç ifa imkânsızlığı (TBK m. 136) nedeniyle
sona erer. Riziko maddi nesneyi yok ederken; zamanaşımı hukuki talebi yok
eder. İmkânsızlık mutlak ve objektiftir, feragat edilemez; zamanaşımı ise nispî
bir def'idir ve süresi dolduktan sonra borçlu tarafından (TBK m. 158) pekâlâ
feragat edilebilir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 158'deki feragat rejiminin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek
için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk N.
Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Zamanaşımından Feragat (Verzicht auf die Verjährungseinrede):
Feragat, borçlunun zamanaşımı def'ini ileri sürme hakkından tek taraflı irade
beyanıyla vazgeçmesidir. Feragat bir sözleşme değil, bozucu yenilik doğuran tek
taraflı ve varması gerekli bir irade açıklamasıdır. Ancak bu feragatin
"önceden" mi yoksa "sonradan" mı yapıldığı hayati bir dogmatik fark yaratır.
B. Önceden Feragat Yasağı (TBK m. 158/1):
Kanun koyucu, "önceden" (im Voraus) derken, zamanaşımı süresi dolmadan önceki
zaman dilimini kastetmektedir. Sözleşme kurulurken veya borç muaccel olduktan
sonra, ancak 10 yıllık genel süre (TBK m. 146) henüz dolmadan yapılan her türlü
"Zamanaşımından feragat ediyorum" beyanı kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Çünkü zayıf borçlu, borcun baskısı altındayken alacaklının dayattığı matbu
sözleşmelere imza atmak zorundadır. Hukuk, borçluyu kendi zayıf iradesine karşı
emredici (ius cogens) olarak korur.
C. Sonradan Feragatin Geçerliliği:
Süre (örneğin 10 yıl) tamamen dolduktan sonra, borçlunun "Evet süre doldu ama
ben ahlaken bu borcu ödemekle yükümlü hissediyorum, zamanaşımı def'imden
feragat ediyorum" demesi geçerlidir. Zira artık borçlu alacaklının baskısı
altında değildir; süre dolmuş, silah borçlunun eline geçmiştir. Silahı kendi
rızasıyla yere bırakması hukuken muteberdir.
D. Nispilik (Şahsilik) İlkesi ve Fer'i Hakların Korunması (TBK m. 158/2-4):
Müteselsil borçluluk (TBK m. 162) alacaklının dilediği borçludan borcun
tamamını isteyebildiği güçlü bir yapıdır. Ancak müteselsil borçlular
birbirlerinin velisi veya yasal temsilcisi değildir. A'nın süresi dolmuş bir
borç için feragatte bulunması, B'nin cebinden para çıkmasına yol açamaz. Keza,
asıl borca kefil olan kişinin (TBK m. 581 vd.) sorumluluğu fer'idir (bağlıdır). Asıl borçlu kendi zamanaşımından feragat etse dahi, kefil "Asıl borçlu
feragat etse de benim için süre dolmuştur, ödemiyorum" diyerek fer'i
savunmasını kullanabilir. Feragat, sadece beyan sahibini bağlayan şahsi bir
prangadır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 158'deki feragat kurgusu; Borçlar Kanunu'nun kesilme-sirayet ilişkisi
(TBK m. 155) emredici kurallara aykırılık (TBK m. 27) ve eksik borçların
tasfiyesi (TBK m. 77) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ
içindedir:
A. TBK m. 155 (Kesilmenin Sirayeti) ile TBK m. 158 (Feragatin Nispiliği)
Arasındaki Muazzam Çelişki:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en çetrefilli düğümü buradadır. Hatırlarsan TBK m.
155 uyarınca, alacaklı asıl borçluya icra takibi yaptığında (kesilme) bu işlem
kefile de sirayet eder (kefilin de zamanaşımı kesilir). Ancak TBK m. 158
uyarınca, asıl borçlu zamanaşımından feragat ettiğinde, bu işlem kefile
sirayet etmez.
Neden kesilme sirayet ediyor da feragat etmiyor? Çünkü "kesilme
(Unterbrechung)", alacaklının hakkını aramak için devleti (icra, mahkeme)
harekete geçirdiği objektif bir eylemdir; hukuk hakkını arayanı (vigilantibus)
korur. "Feragat" ise borçlunun tamamen sübjektif, ihtiyari ve bazen alacaklıyla
gizli anlaşarak yapabileceği bir eylemdir. Borçlunun bu keyfi eylemiyle diğer
masum borçluların veya kefillerin tuzağa düşürülmesi engellenmiştir.
B. TBK m. 27 Kapsamında Önceden Feragat Yasağı ve Kısmi Butlan (Favor
Negotii):
Bankaların veya güçlü sigorta şirketlerinin Genel İşlem Koşulları (TBK m. 20
vd.) içerisine koydukları "Müşteri, doğacak her türlü borcu için TBK'daki
zamanaşımı sürelerinden peşinen feragat etmiştir" klozları, TBK m. 158/1'in
emredici yasağına çarpar. Bu çarpışmanın sonucu TBK m. 27 uyarınca kesin
hükümsüzlüktür (mutlak butlan). Ancak sözleşmenin tamamı çökmez; TBK m.
27/2 uyarınca kısmi butlan işletilerek sadece bu "feragat klozu" makasla
kesilip atılır ve sözleşme ayakta kalmaya devam eder.
C. Eksik Borcun İfası ve Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 78/2):
Zamanaşımına uğramış bir borç, hukuken "eksik borç (naturalis obligatio)"
niteliğindedir. TBK m. 158 bağlamında borçlu zamanaşımından feragat eder ve
ödeme yaparsa, bu geçerli bir ifadır. Hatta borçlu, feragat beyanında
bulunmadan doğrudan parayı öderse ne olur? TBK m. 78/2 çok nettir:
"Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından doğan zenginleşmeler geri
istenemez." Borçlunun, sürenin dolduğunu bilmeden veya bilerek yaptığı ödeme,
fiili bir feragat teşkil eder ve sebepsiz zenginleşme davasına konu olamaz.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 158'in o şahsi sınırlarını, kefili koruyan çelik zırhını ve önceden
feragat yasağını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Önceden Feragat Yasağı, GİK ve Mutlak Butlan):
Tacir (A) Faktoring Şirketi (B) ile 5 Milyon TL'lik bir kredi sözleşmesi
imzalar. Sözleşmenin 18. maddesinde: "Borçlu Tacir (A) işbu sözleşmeden doğan
her türlü anapara ve faiz borcu için, TBK m. 146 ve m. 147'de öngörülen
zamanaşımı def'inden peşinen ve gayrikabili rücu olarak feragat etmiştir"
yazmaktadır. Borç muaccel olur. Aradan 12 yıl geçer. Faktoring Şirketi (B)
(A)'ya karşı dava açar. (A) zamanaşımı def'i ileri sürer. Şirket (B)
"Sözleşmede feragat ettin, ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine uymak
zorundasın" diyerek itiraz eder.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 158/1'in tacirler arası ilişkilerde dahi ne
kadar acımasız olduğunu gösterir. Faktoring şirketinin sözleşme özgürlüğüne
sığınması dogmatik bir safsatadır. TBK m. 158/1'deki "Zamanaşımından önceden
feragat edilemez" kuralı mutlak emredicidir ve tacir/tüketici ayrımı
yapmaksızın herkes için geçerlidir. Sözleşmedeki 18. madde, TBK m. 27
uyarınca baştan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Dolayısıyla
ortada geçerli bir feragat yoktur. 10 yıllık kanuni süre dolduğu için, Tacir
(A)'nın süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'i kabul edilecek ve davanın
esastan reddine karar verilecektir.
Olay 2 (Asıl Borçlunun Sonradan Feragati ve Kefilin Savunması):
Müteahhit (X) Banka (Y)'den 2 Milyon TL kredi çeker. Kardeşi (Z) de bu krediye
"Müteselsil Kefil" sıfatıyla imza atar. Kredi borcu ödenmez ve muaccel olur.
Aradan 11 yıl geçer (10 yıllık genel süre dolmuştur). Müteahhit (X) yeni bir
devlet ihalesine girmek için Banka (Y)'den "borcu yoktur" yazısı almak
zorundadır. Bu nedenle (X) Bankaya giderek "Eski borcum için zamanaşımı doldu
ama ben bundan feragat ediyorum, yapılandırma yapalım" diyerek bir "feragat ve
borç ikrarı" imzalar. Ancak (X) yine iflas eder. Banka (Y) 11. yılda kefil
(Z)'ye icra takibi yapar. Kefil (Z) "Zamanaşımı doldu" der. Banka (Y) "Asıl
borçlu zamanaşımından feragat etti, fer'ilik ilkesi gereği asıl borç yaşıyorsa
kefalet de yaşar, sen de ödemek zorundasın" der.
Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 158'in kefaletteki nispilik şaheseridir.
Bankanın (Y) "fer'ilik ilkesi" savunması, kural olarak doğru görünse de TBK m.
158/4'ün lex specialis (özel hüküm) niteliği karşısında paramparça olur. Asıl
borçlunun (X) süre dolduktan sonra yaptığı feragat kendi açısından tamamen
geçerlidir; borcu diriltir. Ancak TBK m. 158'in son fıkrası gereği: "Asıl
borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez.". Bu emredici kural
sayesinde kefil (Z) asıl borçlu (X)'in bankayla yaptığı bu şahsi anlaşmadan
(feragatten) etkilenmez. Kefil (Z) açısından 10 yıllık süre dolmuştur ve asıl
borçlunun aksine o, zamanaşımı def'ini geçerli olarak ileri sürebilir. Bankanın
(Z)'ye yönelik takibi iptal edilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 158 (feragat) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde
(Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken
stratejik boyutları şunlardır:
1. "Önceden Feragat" Yasağını Dolanma Stratejisi Olarak Borç İkrarı:
Avukatların hazırladıkları kredi veya tedarik sözleşmelerine "zamanaşımından
feragat" klozları koymaları (TBK m. 158/1 gereği) geçersizdir. Ancak uyanık
alacaklı avukatları bu yasağı dolanmak için; borçluya her 4 yılda bir
"mutabakat metni (borç ikrar senedi)" imzalattırırlar. Bu işlem bir "feragat"
değil, TBK m. 154/1 uyarınca bir "ikrar"dır ve zamanaşımını KESER. Kesilen süre
sıfırlanıp baştan başlayacağı için, borçluya periyodik olarak atılan imzalarla
alacak fiilen ölümsüz hâle getirilir. Kanun "önceden feragati" yasaklarken,
"kesilme" oyunlarına kapı aralamıştır.
2. Dava Aşamasında Zımni Feragat ve HMK Bağlantısı:
Zamanaşımı süresi dolmuş bir alacak için dava açıldığında, borçlu davalı cevap
dilekçesinde (HMK m. 319 uyarınca süresi içinde) "Zamanaşımı def'i" ileri
sürmezse ne olur? Yargıtay ve doktrine göre, süresinde ileri sürülmeyen bir
def'i hakkı, usulen kaybedilmiş demektir. Bu usuli sükût (sessizlik) TBK m.
158 bağlamında "Zamanaşımından Zımni Feragat" olarak nitelendirilir. Hâkim
dosyada 20 yıl geçtiğini görse bile, TBK m. 160 gereği bunu kendiliğinden
(resen) dikkate alamayacağı için, borçlu sessiz kalarak zımnen feragat etmiş
sayılır ve borcu ödemeye mahkûm edilir.
3. Birden Fazla Borçlu Varsa Davanın Tümüne Yöneltilmesi Zorunluluğu:
Avukatlar, müteselsil borçlulardan birinin süresi geçmiş borç için feragatte
bulunduğunu (örneğin borcu kabul ettiğini) gördüklerinde, rehavete kapılıp
diğer borçluları ihmal etmemelidir. TBK m. 158/2 gereği, o feragat sadece imza
atanı bağlar. Diğer borçlular için süre çoktan dolduğu için, onlara karşı dava
açıldığında zamanaşımı def'i ile karşılaşılacağı kesindir. Bu nedenle çok
borçlulu ilişkilerde her bir borçlu için "ayrı ayrı" kesme (dava/icra) işlemi
yapılmalıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle
3., 11. ve 15. Hukuk Daireleri ile İcra ve İflas Daireleri) TBK m. 158
uyarınca "Önceden Feragat Yasağı"nı mutlak kamu düzeni sayan ve "Feragatin
Nispiliği" ilkesini (özellikle kefillerin korunması bağlamında) matematiksel
bir kesinlikle uygulayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve Emredici Kurallar" ile "Kefilin Rücu
Hakkı" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK)
klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin 1. fıkrası (mülga BK m. 139) uyarınca,
zamanaşımından önceden feragat edilemez. Bu kural kamu düzenine ilişkin olup,
borçlunun henüz zamanaşımı süresi dolmadan, alacaklının üstün gücü altında bu
savunma hakkından vazgeçmesini önlemek amacıyla sevk edilmiştir. Somut
uyuşmazlıkta, banka kredi sözleşmesinde yer alan 'kredi müşterisi, bankanın her
türlü alacak talebi yönünden zamanaşımı def'ini ileri sürmekten peşinen feragat
eder' şeklindeki matbu hüküm, kanunun açık ve emredici normuna aykırı
olduğundan TBK m. 27 gereği baştan itibaren kesin hükümsüzdür. Tacir dahi olsa
taraflar, kanunun öngördüğü zamanaşımı sürelerinden önceden feragat
edemeyeceklerinden, mahkemece bu geçersiz kloz dikkate alınarak davanın
zamanaşımından reddi kararı isabetlidir."
Asıl Borçlunun Feragatinin Kefile Etkisi (TBK m. 158/4) hususunda Yargıtay
11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Kefalet
sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli bir şekilde varlığına
bağlı (fer'i) bir sorumluluktur. Alacaklının, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi
dolduktan sonra asıl borçlu ile protokol yaparak ondan 'zamanaşımından feragat'
beyanı alması, asıl borçlu yönünden borcu hukuken ayakta tutar. Ancak TBK m.
158 fıkra 4 amir hükmü gereğince, asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri
sürülemez. Kefil, kendi yönünden 10 yıllık sürenin dolduğunu belirterek
zamanaşımı def'ini tek başına ve asıl borçluya rağmen ileri sürebilir. İcra
Mahkemesince kefil yönünden zamanaşımı şikâyetinin reddedilmesi kanunun açık
lafzına ve fer'ilik ilkesine aykırıdır.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinde vücut bulan Zamanaşımından Feragat
rejimi ile bunun 155. maddedeki Kesilmenin Sirayeti ile etkileşimi, borçlar
hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde; "Paternalist Yaklaşımın Ticari Hayatı Boğması" ve
"Kesilme-Feragat Çelişkisinin Mantıksızlığı" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve
İstisnaları" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 158/1'deki
Önceden Feragat Yasağının B2B (Tacirler Arası) İlişkilerde Dahi Mutlak Olarak
Uygulanmasının, İrade Muhtariyeti (Privatautonomie) İlkesini Zedeleyen Aşırı
Korumacı (Paternalist) Bir Yaklaşım Olmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in
öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; zamanaşımı kuralları borçluyu
ispat güçlüğünden korumak için vardır. Ancak ticari hayatta devasa holdingler,
bir birleşme ve devralma (M&A) sözleşmesinde veya uluslararası bir
konsorsiyumda, belirli garantiler için önceden feragat etmek isteyebilirler.
İki basiretli tacir, kendi ekonomik risklerini tartarak "Bu garanti borcunun
zamanaşımından feragat ediyoruz" dediklerinde, Türk hukukunun TBK m. 158
giyotini ile "Hayır, sen tacir de olsan bunu yapamazsın, bu kesin hükümsüzdür"
demesi, modern ticaretin esnekliğine uymayan bir bürokratik vesayettir. Rona
Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi, zayıf tüketici ile devasa
fabrikatörü aynı torbaya koyarak mutlak bir feragat yasağı öngörmek, borçlar
hukuku dogmatiğinde alacaklıyı ve ticari esnekliği boğan bir kanunlaştırma
(Legistik) zafiyetidir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 155 (Kesilmenin Sirayeti) ile TBK m. 158
(Feragatin Nispiliği) Arasında Yaratılan Mantıksal Çelişkinin, Kefilin
Korunması Hususunda Tutarsızlık Yaratmasıdır. Nomer ve Eren'in
eserlerinde de vurgulandığı üzere; kanun koyucu TBK m. 158/4'te "Asıl borçlunun
feragati kefile karşı ileri sürülemez" diyerek kefili koruma altına almış ve
şahsilik (nispilik) ilkesini yüceltmiştir. Ancak aynı kanun koyucu TBK m.
155/2'de "Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş
olur" diyerek o çok övdüğü nispilik ilkesini kendi eliyle yerle yeksan
etmiştir. Eğer asıl gaye kefili, kendi iradesi dışında asıl borçlu ile alacaklı
arasında geçen bir olaydan korumaksa; alacaklının asıl borçluya çektiği bir
icra takibinin kefile habersizce sirayet etmesi de kefili aynı derecede mağdur
etmektedir. Kesilmenin objektif, feragatin sübjektif olduğu şeklindeki klasik
açıklama, kefilin ansızın 10 yıl daha uzamış bir borç sarmalıyla karşılaştığı
gerçeğini (adaletsizliğini) örtmeye yetmemektedir. Borçlar Hukukunun bu ikili
(şizofrenik) tutumu, fer'ilik ilkesinin (accessoriness) zamanaşımı zemininde
iflas ettiğinin en somut göstergesidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 158'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 71.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 158. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı (Verjährung) kural olarak alacağın muaccel olduğu andan itibaren işlemeye başlayan (TBK m. 149) ve kanunda öngörülen sürenin geçmesiyle alacağı dava edilemez hâle getirerek "eksik borca (naturalis obligatio)" dönüştüren bir tasfiye kurumudur. Hukuk düzeni, bu kurumun borçluyu ispat zorluğundan kurtarmak ve hukuki barışı (Rechtsfrieden) sağlamak amacıyla var olduğunu kabul eder. Mademki bu kurum borçlunun lehine getirilmiş bir kalkan, bir savunma (def'i) vasıtasıdır; o hâlde borçlu dilediği zaman bu kalkandan vazgeçebilir mi?
İşte TBK Madde 158, "Zamanaşımından Feragat" başlığı altında bu sorunun cevabını ve sınırlarını çizer. Kanun koyucu, bu irade açıklamasını mutlak bir serbestiye bırakmamış, onu zamansal ve şahsi iki büyük giyotinle sınırlamıştır.
Hükmün birinci fıkrası, zamansal giyotini koyar: "Zamanaşımından önceden feragat edilemez." Borçlu, borcun doğduğu an veya zamanaşımı süresi henüz işlerken, güçlü alacaklının (örneğin bankanın) baskısıyla bu savunma aracından baştan vazgeçemez. Bu, kamu düzenine ilişkin emredici bir kuraldır. Hükmün devam eden fıkraları ise, şahsi (nispilik) giyotini indirir: "Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmesi, diğerlerine karşı ileri sürülemez. Bölünemeyen bir borcun borçlularından birinin feragati durumunda da aynı kural geçerlidir. Asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez." Kanun koyucu burada muazzam bir denge kurmuştur: Zamanaşımı süresi dolduktan sonra, borçlulardan biri ahlaki bir saikle veya ticari bir menfaatle "Ben zamanaşımından feragat ediyorum, borcumu ödeyeceğim" diyebilir. Bu tamamen geçerlidir. Ancak bu sübjektif ve şahsi feragat iradesi, onunla aynı borç senedine imza atan diğer müteselsil borçluları veya ona güvenerek kefil olan kişiyi asla bağlamaz. Feragat, sadece feragat edeni yakar.
Bu kuralın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Parça Borcu Teslimi ve Riziko Geçişi (TBK m. 208) ile kavramsal kesişimi, "alacağın tasfiyesi" zemininde kurulur. Parça borcu (Stückschuld) özellikleri itibarıyla diğerlerinden ayırt edilebilen, yeryüzünde bir eşi daha olmayan (örneğin spesifik bir antika vazo) edimdir. Eğer bu vazo teslimden önce borçlunun kusuru olmaksızın kırılırsa, hasar (riziko) kural olarak (yeni TBK m. 208 aksini öngörmedikçe) alacaklıya aittir ve borç ifa imkânsızlığı (TBK m. 136) nedeniyle sona erer. Riziko maddi nesneyi yok ederken; zamanaşımı hukuki talebi yok eder. İmkânsızlık mutlak ve objektiftir, feragat edilemez; zamanaşımı ise nispî bir def'idir ve süresi dolduktan sonra borçlu tarafından (TBK m. 158) pekâlâ feragat edilebilir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 158'deki feragat rejiminin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk N. Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Zamanaşımından Feragat (Verzicht auf die Verjährungseinrede): Feragat, borçlunun zamanaşımı def'ini ileri sürme hakkından tek taraflı irade beyanıyla vazgeçmesidir. Feragat bir sözleşme değil, bozucu yenilik doğuran tek taraflı ve varması gerekli bir irade açıklamasıdır. Ancak bu feragatin "önceden" mi yoksa "sonradan" mı yapıldığı hayati bir dogmatik fark yaratır.
B. Önceden Feragat Yasağı (TBK m. 158/1): Kanun koyucu, "önceden" (im Voraus) derken, zamanaşımı süresi dolmadan önceki zaman dilimini kastetmektedir. Sözleşme kurulurken veya borç muaccel olduktan sonra, ancak 10 yıllık genel süre (TBK m. 146) henüz dolmadan yapılan her türlü "Zamanaşımından feragat ediyorum" beyanı kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Çünkü zayıf borçlu, borcun baskısı altındayken alacaklının dayattığı matbu sözleşmelere imza atmak zorundadır. Hukuk, borçluyu kendi zayıf iradesine karşı emredici (ius cogens) olarak korur.
C. Sonradan Feragatin Geçerliliği: Süre (örneğin 10 yıl) tamamen dolduktan sonra, borçlunun "Evet süre doldu ama ben ahlaken bu borcu ödemekle yükümlü hissediyorum, zamanaşımı def'imden feragat ediyorum" demesi geçerlidir. Zira artık borçlu alacaklının baskısı altında değildir; süre dolmuş, silah borçlunun eline geçmiştir. Silahı kendi rızasıyla yere bırakması hukuken muteberdir.
D. Nispilik (Şahsilik) İlkesi ve Fer'i Hakların Korunması (TBK m. 158/2-4): Müteselsil borçluluk (TBK m. 162) alacaklının dilediği borçludan borcun tamamını isteyebildiği güçlü bir yapıdır. Ancak müteselsil borçlular birbirlerinin velisi veya yasal temsilcisi değildir. A'nın süresi dolmuş bir borç için feragatte bulunması, B'nin cebinden para çıkmasına yol açamaz. Keza, asıl borca kefil olan kişinin (TBK m. 581 vd.) sorumluluğu fer'idir (bağlıdır). Asıl borçlu kendi zamanaşımından feragat etse dahi, kefil "Asıl borçlu feragat etse de benim için süre dolmuştur, ödemiyorum" diyerek fer'i savunmasını kullanabilir. Feragat, sadece beyan sahibini bağlayan şahsi bir prangadır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 158'deki feragat kurgusu; Borçlar Kanunu'nun kesilme-sirayet ilişkisi (TBK m. 155) emredici kurallara aykırılık (TBK m. 27) ve eksik borçların tasfiyesi (TBK m. 77) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. TBK m. 155 (Kesilmenin Sirayeti) ile TBK m. 158 (Feragatin Nispiliği) Arasındaki Muazzam Çelişki: Borçlar hukuku dogmatiğinin en çetrefilli düğümü buradadır. Hatırlarsan TBK m. 155 uyarınca, alacaklı asıl borçluya icra takibi yaptığında (kesilme) bu işlem kefile de sirayet eder (kefilin de zamanaşımı kesilir). Ancak TBK m. 158 uyarınca, asıl borçlu zamanaşımından feragat ettiğinde, bu işlem kefile sirayet etmez. Neden kesilme sirayet ediyor da feragat etmiyor? Çünkü "kesilme (Unterbrechung)", alacaklının hakkını aramak için devleti (icra, mahkeme) harekete geçirdiği objektif bir eylemdir; hukuk hakkını arayanı (vigilantibus) korur. "Feragat" ise borçlunun tamamen sübjektif, ihtiyari ve bazen alacaklıyla gizli anlaşarak yapabileceği bir eylemdir. Borçlunun bu keyfi eylemiyle diğer masum borçluların veya kefillerin tuzağa düşürülmesi engellenmiştir.
B. TBK m. 27 Kapsamında Önceden Feragat Yasağı ve Kısmi Butlan (Favor Negotii): Bankaların veya güçlü sigorta şirketlerinin Genel İşlem Koşulları (TBK m. 20 vd.) içerisine koydukları "Müşteri, doğacak her türlü borcu için TBK'daki zamanaşımı sürelerinden peşinen feragat etmiştir" klozları, TBK m. 158/1'in emredici yasağına çarpar. Bu çarpışmanın sonucu TBK m. 27 uyarınca kesin hükümsüzlüktür (mutlak butlan). Ancak sözleşmenin tamamı çökmez; TBK m. 27/2 uyarınca kısmi butlan işletilerek sadece bu "feragat klozu" makasla kesilip atılır ve sözleşme ayakta kalmaya devam eder.
C. Eksik Borcun İfası ve Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 78/2): Zamanaşımına uğramış bir borç, hukuken "eksik borç (naturalis obligatio)" niteliğindedir. TBK m. 158 bağlamında borçlu zamanaşımından feragat eder ve ödeme yaparsa, bu geçerli bir ifadır. Hatta borçlu, feragat beyanında bulunmadan doğrudan parayı öderse ne olur? TBK m. 78/2 çok nettir: "Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından doğan zenginleşmeler geri istenemez." Borçlunun, sürenin dolduğunu bilmeden veya bilerek yaptığı ödeme, fiili bir feragat teşkil eder ve sebepsiz zenginleşme davasına konu olamaz.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 158'in o şahsi sınırlarını, kefili koruyan çelik zırhını ve önceden feragat yasağını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Önceden Feragat Yasağı, GİK ve Mutlak Butlan): Tacir (A) Faktoring Şirketi (B) ile 5 Milyon TL'lik bir kredi sözleşmesi imzalar. Sözleşmenin 18. maddesinde: "Borçlu Tacir (A) işbu sözleşmeden doğan her türlü anapara ve faiz borcu için, TBK m. 146 ve m. 147'de öngörülen zamanaşımı def'inden peşinen ve gayrikabili rücu olarak feragat etmiştir" yazmaktadır. Borç muaccel olur. Aradan 12 yıl geçer. Faktoring Şirketi (B) (A)'ya karşı dava açar. (A) zamanaşımı def'i ileri sürer. Şirket (B) "Sözleşmede feragat ettin, ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine uymak zorundasın" diyerek itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 158/1'in tacirler arası ilişkilerde dahi ne kadar acımasız olduğunu gösterir. Faktoring şirketinin sözleşme özgürlüğüne sığınması dogmatik bir safsatadır. TBK m. 158/1'deki "Zamanaşımından önceden feragat edilemez" kuralı mutlak emredicidir ve tacir/tüketici ayrımı yapmaksızın herkes için geçerlidir. Sözleşmedeki 18. madde, TBK m. 27 uyarınca baştan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Dolayısıyla ortada geçerli bir feragat yoktur. 10 yıllık kanuni süre dolduğu için, Tacir (A)'nın süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'i kabul edilecek ve davanın esastan reddine karar verilecektir.
Olay 2 (Asıl Borçlunun Sonradan Feragati ve Kefilin Savunması): Müteahhit (X) Banka (Y)'den 2 Milyon TL kredi çeker. Kardeşi (Z) de bu krediye "Müteselsil Kefil" sıfatıyla imza atar. Kredi borcu ödenmez ve muaccel olur. Aradan 11 yıl geçer (10 yıllık genel süre dolmuştur). Müteahhit (X) yeni bir devlet ihalesine girmek için Banka (Y)'den "borcu yoktur" yazısı almak zorundadır. Bu nedenle (X) Bankaya giderek "Eski borcum için zamanaşımı doldu ama ben bundan feragat ediyorum, yapılandırma yapalım" diyerek bir "feragat ve borç ikrarı" imzalar. Ancak (X) yine iflas eder. Banka (Y) 11. yılda kefil (Z)'ye icra takibi yapar. Kefil (Z) "Zamanaşımı doldu" der. Banka (Y) "Asıl borçlu zamanaşımından feragat etti, fer'ilik ilkesi gereği asıl borç yaşıyorsa kefalet de yaşar, sen de ödemek zorundasın" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 158'in kefaletteki nispilik şaheseridir. Bankanın (Y) "fer'ilik ilkesi" savunması, kural olarak doğru görünse de TBK m. 158/4'ün lex specialis (özel hüküm) niteliği karşısında paramparça olur. Asıl borçlunun (X) süre dolduktan sonra yaptığı feragat kendi açısından tamamen geçerlidir; borcu diriltir. Ancak TBK m. 158'in son fıkrası gereği: "Asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez.". Bu emredici kural sayesinde kefil (Z) asıl borçlu (X)'in bankayla yaptığı bu şahsi anlaşmadan (feragatten) etkilenmez. Kefil (Z) açısından 10 yıllık süre dolmuştur ve asıl borçlunun aksine o, zamanaşımı def'ini geçerli olarak ileri sürebilir. Bankanın (Z)'ye yönelik takibi iptal edilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 158 (feragat) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. "Önceden Feragat" Yasağını Dolanma Stratejisi Olarak Borç İkrarı: Avukatların hazırladıkları kredi veya tedarik sözleşmelerine "zamanaşımından feragat" klozları koymaları (TBK m. 158/1 gereği) geçersizdir. Ancak uyanık alacaklı avukatları bu yasağı dolanmak için; borçluya her 4 yılda bir "mutabakat metni (borç ikrar senedi)" imzalattırırlar. Bu işlem bir "feragat" değil, TBK m. 154/1 uyarınca bir "ikrar"dır ve zamanaşımını KESER. Kesilen süre sıfırlanıp baştan başlayacağı için, borçluya periyodik olarak atılan imzalarla alacak fiilen ölümsüz hâle getirilir. Kanun "önceden feragati" yasaklarken, "kesilme" oyunlarına kapı aralamıştır.
2. Dava Aşamasında Zımni Feragat ve HMK Bağlantısı: Zamanaşımı süresi dolmuş bir alacak için dava açıldığında, borçlu davalı cevap dilekçesinde (HMK m. 319 uyarınca süresi içinde) "Zamanaşımı def'i" ileri sürmezse ne olur? Yargıtay ve doktrine göre, süresinde ileri sürülmeyen bir def'i hakkı, usulen kaybedilmiş demektir. Bu usuli sükût (sessizlik) TBK m. 158 bağlamında "Zamanaşımından Zımni Feragat" olarak nitelendirilir. Hâkim dosyada 20 yıl geçtiğini görse bile, TBK m. 160 gereği bunu kendiliğinden (resen) dikkate alamayacağı için, borçlu sessiz kalarak zımnen feragat etmiş sayılır ve borcu ödemeye mahkûm edilir.
3. Birden Fazla Borçlu Varsa Davanın Tümüne Yöneltilmesi Zorunluluğu: Avukatlar, müteselsil borçlulardan birinin süresi geçmiş borç için feragatte bulunduğunu (örneğin borcu kabul ettiğini) gördüklerinde, rehavete kapılıp diğer borçluları ihmal etmemelidir. TBK m. 158/2 gereği, o feragat sadece imza atanı bağlar. Diğer borçlular için süre çoktan dolduğu için, onlara karşı dava açıldığında zamanaşımı def'i ile karşılaşılacağı kesindir. Bu nedenle çok borçlulu ilişkilerde her bir borçlu için "ayrı ayrı" kesme (dava/icra) işlemi yapılmalıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11. ve 15. Hukuk Daireleri ile İcra ve İflas Daireleri) TBK m. 158 uyarınca "Önceden Feragat Yasağı"nı mutlak kamu düzeni sayan ve "Feragatin Nispiliği" ilkesini (özellikle kefillerin korunması bağlamında) matematiksel bir kesinlikle uygulayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve Emredici Kurallar" ile "Kefilin Rücu Hakkı" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin 1. fıkrası (mülga BK m. 139) uyarınca, zamanaşımından önceden feragat edilemez. Bu kural kamu düzenine ilişkin olup, borçlunun henüz zamanaşımı süresi dolmadan, alacaklının üstün gücü altında bu savunma hakkından vazgeçmesini önlemek amacıyla sevk edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, banka kredi sözleşmesinde yer alan 'kredi müşterisi, bankanın her türlü alacak talebi yönünden zamanaşımı def'ini ileri sürmekten peşinen feragat eder' şeklindeki matbu hüküm, kanunun açık ve emredici normuna aykırı olduğundan TBK m. 27 gereği baştan itibaren kesin hükümsüzdür. Tacir dahi olsa taraflar, kanunun öngördüğü zamanaşımı sürelerinden önceden feragat edemeyeceklerinden, mahkemece bu geçersiz kloz dikkate alınarak davanın zamanaşımından reddi kararı isabetlidir."
Asıl Borçlunun Feragatinin Kefile Etkisi (TBK m. 158/4) hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli bir şekilde varlığına bağlı (fer'i) bir sorumluluktur. Alacaklının, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi dolduktan sonra asıl borçlu ile protokol yaparak ondan 'zamanaşımından feragat' beyanı alması, asıl borçlu yönünden borcu hukuken ayakta tutar. Ancak TBK m. 158 fıkra 4 amir hükmü gereğince, asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez. Kefil, kendi yönünden 10 yıllık sürenin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'ini tek başına ve asıl borçluya rağmen ileri sürebilir. İcra Mahkemesince kefil yönünden zamanaşımı şikâyetinin reddedilmesi kanunun açık lafzına ve fer'ilik ilkesine aykırıdır.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinde vücut bulan Zamanaşımından Feragat rejimi ile bunun 155. maddedeki Kesilmenin Sirayeti ile etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Paternalist Yaklaşımın Ticari Hayatı Boğması" ve "Kesilme-Feragat Çelişkisinin Mantıksızlığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 158/1'deki Önceden Feragat Yasağının B2B (Tacirler Arası) İlişkilerde Dahi Mutlak Olarak Uygulanmasının, İrade Muhtariyeti (Privatautonomie) İlkesini Zedeleyen Aşırı Korumacı (Paternalist) Bir Yaklaşım Olmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; zamanaşımı kuralları borçluyu ispat güçlüğünden korumak için vardır. Ancak ticari hayatta devasa holdingler, bir birleşme ve devralma (M&A) sözleşmesinde veya uluslararası bir konsorsiyumda, belirli garantiler için önceden feragat etmek isteyebilirler. İki basiretli tacir, kendi ekonomik risklerini tartarak "Bu garanti borcunun zamanaşımından feragat ediyoruz" dediklerinde, Türk hukukunun TBK m. 158 giyotini ile "Hayır, sen tacir de olsan bunu yapamazsın, bu kesin hükümsüzdür" demesi, modern ticaretin esnekliğine uymayan bir bürokratik vesayettir. Rona Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi, zayıf tüketici ile devasa fabrikatörü aynı torbaya koyarak mutlak bir feragat yasağı öngörmek, borçlar hukuku dogmatiğinde alacaklıyı ve ticari esnekliği boğan bir kanunlaştırma (Legistik) zafiyetidir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 155 (Kesilmenin Sirayeti) ile TBK m. 158 (Feragatin Nispiliği) Arasında Yaratılan Mantıksal Çelişkinin, Kefilin Korunması Hususunda Tutarsızlık Yaratmasıdır. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; kanun koyucu TBK m. 158/4'te "Asıl borçlunun feragati kefile karşı ileri sürülemez" diyerek kefili koruma altına almış ve şahsilik (nispilik) ilkesini yüceltmiştir. Ancak aynı kanun koyucu TBK m. 155/2'de "Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur" diyerek o çok övdüğü nispilik ilkesini kendi eliyle yerle yeksan etmiştir. Eğer asıl gaye kefili, kendi iradesi dışında asıl borçlu ile alacaklı arasında geçen bir olaydan korumaksa; alacaklının asıl borçluya çektiği bir icra takibinin kefile habersizce sirayet etmesi de kefili aynı derecede mağdur etmektedir. Kesilmenin objektif, feragatin sübjektif olduğu şeklindeki klasik açıklama, kefilin ansızın 10 yıl daha uzamış bir borç sarmalıyla karşılaştığı gerçeğini (adaletsizliğini) örtmeye yetmemektedir. Borçlar Hukukunun bu ikili (şizofrenik) tutumu, fer'ilik ilkesinin (accessoriness) zamanaşımı zemininde iflas ettiğinin en somut göstergesidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 158. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.