1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı (TBK m. 146 vd.) alacağı eksik borca
dönüştüren bir tasfiye mekanizmasıdır. Ancak bu süre, TBK m. 154 uyarınca
borçlunun ikrarı veya alacaklının dava/icra takibi ile "kesilir" ve sıfırdan
başlar. İşte TBK Madde 155, bu sıfırlanma (kesilme) etkisinin "şahsilik
(nispilik)" ilkesini delen en büyük istisnasıdır. Hükme göre; "Zamanaşımı
müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı
kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." Aynı maddenin ikinci fıkrasına
göre ise; "Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş
olur." Kanun koyucu, alacaklının işini kolaylaştırmak adına, borçlulardan
birine karşı atılan bir adımı (örneğin açılan bir davayı) diğer borçlulara da
yöneltilmiş gibi kabul eden bir "objektif sirayet (etkinin yayılması)" sistemi
kurmuştur.
Bu emredici ve objektif kuralın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin
Sözleşmenin Yorumu ve Muvazaa (TBK m. 19 / Mehaz OR Art. 18) ile kesişimi
ise borçlar hukukunun temel varoluş zeminini oluşturur. TBK m. 155'in
uygulanabilmesi, yani kesilmenin (B)'ye de sirayet etmesi için, (A) ile (B)'nin
"müteselsil borçlu" sıfatını taşıması zorunludur. Peki, (A) ile (B)'nin
müteselsil borçlu olup olmadığını nereden bileceğiz? İşte burada devreye TBK m.
19 girer. Kanun metni emredicidir: "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin
belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek
amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve
ortak iradeleri esas alınır".
Sistematik çatışma tam burada başlar: Alacaklı, sözleşmede yan yana imzası olan
(A) ve (B)'yi müteselsil borçlu zannederek (A)'ya dava açar ve zamanaşımını
kestiğini, bunun TBK m. 155 gereği (B)'ye de sirayet ettiğini düşünür. Oysa TBK
m. 19 uyarınca sözleşme yorumlandığında veya ortada bir "muvazaa" olduğu
tespit edildiğinde, (B)'nin aslında müteselsil borçlu olmadığı, sadece bir
garantör olduğu veya işlemin tarafı dahi olmadığı ortaya çıkarsa; TBK m. 155'in
o objektif sirayet kalkanı paramparça olur ve (B) hakkındaki zamanaşımı dolmuş
kabul edilir. Yorum (TBK m. 19) sirayetin (TBK m. 155) kapı kilididir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 155'teki kesilmenin sirayeti kuralı ile TBK m. 19'daki yorum/muvazaa
kurallarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik
düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Müteselsil Borçluluk ve Bölünemeyen Borç (TBK m. 155/1):
Müteselsil borçluluk (Solidarschuld) birden çok borçludan her birinin,
alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu ve alacaklının dilediği
borçludan ifayı talep edebildiği yapıdır (TBK m. 162). Bölünemeyen borç
(örneğin canlı bir atın teslimi) ise niteliği gereği parçalanamadığı için
borçluların birlikte ifa yükümlülüğü altında olduğu borçtur. TBK m. 155/1, bu
iki sıkı bağda "objektif sirayet" öngörür. Alacaklı atın teslimi veya paranın
ödenmesi için borçlulardan birine dava açtığında (kesilme) diğerleri dava
edilmese dahi onların da zamanaşımı saati sıfırlanır.
B. Asıl Borçlu ve Kefil İlişkisi (TBK m. 155/2):
Kefalet sözleşmesi, asıl borcun ifa edilmemesi riskine karşı alacaklıya kişisel
güvence sağlayan fer'i (bağlı) bir sözleşmedir. Fer'ilik ilkesi gereği,
asıl borca bağlanan her kader kefili de etkiler. TBK m. 155/2 çok nettir: Asıl
borçluya karşı icra takibi yapılırsa (kesilme) kefilin zamanaşımı da
sıfırlanır. Ancak kanun koyucu bu kuralı tek yönlü tasarlamıştır. Kefile karşı
yapılan bir işlem (örneğin kefile dava açılması) asıl borçlunun zamanaşımını
KESMEZ. Dalın kesilmesi gövdeyi etkilemez.
C. Sözleşmenin Yorumu ve Gerçek İrade (TBK m. 19):
TBK m. 19, yorumun anayasasıdır. Sözleşme kurulurken taraflar, cahillikleri,
dikkatsizlikleri veya kasti olarak (falsa demonstratio non nocet / yanlış
isimlendirme zarar vermez) kavramları yanlış kullanmış olabilirler. Hâkim,
lafza (metne) takılıp kalmayacak; taraf beyanlarının ardındaki "gerçek ve ortak
iradeyi" (Wahrer und übereinstimmender Wille) araştıracaktır. Eğer metinde
"kefil" yazıyorsa ama tarafların asıl amacı "garanti" vermekse (veya tam
tersi) sözleşme o gerçek iradeye göre yorumlanacaktır.
D. Muvazaa (Simülasyon / Simulation):
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine
uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünürde işlem
(Scheingeschäft) yapmalarıdır. Muvazaalı sözleşmenin batıl olmasının
gerekçesi olarak muvazaa müessesesinin kanuni dayanağı olan TBK m. 19
gösterilmektedir; zira madde metni tarafların gerçek iradelerini ortaya
koymaları noktasında emredici niteliktedir. Öğretide irade teorisi ve güven
teorisi bağlamında muvazaanın niteliği hararetle tartışılır. Ancak güven
teorisine göre muvazaalı sözleşmede kesin hükümsüzlük olduğunu söylemek
mümkündür. Kesin hükümsüz olan (batıl olan) bir sözleşmede, borçluluk
sıfatı doğmayacağı için TBK m. 155'in uygulanma kabiliyeti de baştan yok olur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 155'teki kesilmenin sirayeti kurgusu; Borçlar Kanunu'nun mutlak butlan
rejimleri, güven/irade teorileri ve fer'i haklar mimarisiyle son derece
radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yorum Yoluyla (TBK m. 19) Müteselsil Borçluluğun Tespiti ve Sirayet (TBK
m. 155) Çatışması:
Türk Borçlar Hukukunda müteselsil borçluluk karinesi yoktur; teselsül ancak
kanundan veya tarafların açık iradesinden doğar (TBK m. 162). Bir sözleşmede
(A) ve (B) birlikte imza atmışlarsa, kural olarak "kısmi borçlu"durlar.
Alacaklı (A)'ya dava açtığında, zamanaşımı sadece (A) için kesilir. Eğer
alacaklı, (A)'ya açtığı davanın (B)'nin de zamanaşımını kestiğini (TBK m. 155)
iddia ediyorsa, mahkemede TBK m. 19 uyarınca sözleşmeyi yorumlatmak zorundadır.
Alacaklı, "Hâkim bey, sözleşmede 'müteselsil' yazmıyor ama tarafların TBK m. 19
gereği gerçek ve ortak iradesi teselsüldü" diyerek bunu ispatlamak zorundadır.
Aksi hâlde TBK m. 155 işlemez ve (B) zamanaşımı defiyle kurtulur. Yorum
kuralları, zamanın tasfiye gücünün en büyük düşmanıdır.
B. Kefalet Görünümündeki Muvazaa (TBK m. 19) ve Fer'iliğin Çöküşü:
Uygulamada bazen, asıl borçlu ile sözde kefil, alacaklıyı oyalamak veya başka
alacaklılardan mal kaçırmak için muvazaalı (göstermelik) bir kefalet sözleşmesi
yaparlar. Sisteminizdeki muvazaa eserlerinde belirtildiği üzere; muvazaada
ancak tarafların arzusuna dayanan bir geçersizlik yani butlan olabileceğini
söylemektedir. Şayet bu kefalet TBK m. 19 anlamında mutlak muvazaalı ise,
baştan itibaren kesin hükümsüzdür (batıldır). Bu durumda alacaklı, asıl
borçluya karşı icra takibi yaptığında TBK m. 155/2 gereği "Kefile karşı da
zamanaşımını kestim" diyemez. Zira ortada hukuken geçerli bir kefalet (fer'i
bağ) yoktur. Muvazaanın kesin hükümsüzlük türü, TBK m. 155'in fer'i
bağlantısını dinamitler.
C. Güven Teorisi ve Muvazaanın Hükümsüzlüğü Üzerindeki Tartışmalar:
Sisteminizdeki eserlerde tartışıldığı üzere; Muvazaa hakkında irade teorisi
daha tercihe şayan olsa da güven teorisiyle de muvazaalı sözleşmenin hükmü
tespit edilebilir. Güven teorisine göre sözleşme dürüst ve makul karşı
tarafın iradesine göre kurulacağına göre güven teorisine göre de muvazaalı
sözleşmenin yokluğuna hükmetmek mümkün olur. İster irade teorisi (yokluk)
ister güven teorisi (kesin hükümsüzlük) uygulansın, her iki ihtimalde de
TBK m. 19 muvazaayı tasfiye eder ve TBK m. 155'in o "sirayet (etkinin
yayılması)" gücünü tamamen ortadan kaldırır.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 155'in o katı sirayet kurallarını ve TBK m. 19'daki yorum/muvazaa
müessesesinin bu sirayeti nasıl durdurduğunu test etmek adına şu iki
laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müteselsil Borçluluk İddiası, Yorum (TBK m. 19) ve Zamanaşımının
Sirayeti):
Tacir (X) Fabrikatör (Y) ve (Z)'ye ortak kullanmaları için 10 Milyon TL'lik
bir makine satar. Sözleşmede "Alıcılar (Y) ve (Z) makine bedelini ödeyecektir"
yazar, teselsül (müteselsillik) kelimesi hiç geçmez. Borç muaccel olur. Aradan
9 yıl geçer. Satıcı (X) sadece (Y)'ye karşı dava açar ve 10 Milyon TL'yi
ister. Dava 3 yıl sürer (12. yıla gelinir). Sonra (X) (Z)'ye karşı da dava
açar. (Z) mahkemede, "Sözleşme kural olarak kısmi borçluluktur, bana düşen 5
Milyon TL'lik kısım için 10 yıllık zamanaşımı dolmuştur (TBK m. 146)" der.
Satıcı (X) "Ben (Y)'ye dava açtığımda zamanaşımını kestim, bu kesilme TBK m.
155 uyarınca müteselsil borçlu olan sana da sirayet etti, zamanaşımı dolmadı"
savunmasını yapar.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 19 ile TBK m. 155 arasındaki hayati köprüyü
gösterir. Satıcı (X)'in savunmasının başarılı olması tek bir şarta bağlıdır:
Sözleşmenin TBK m. 19 uyarınca yorumlanarak, (Y) ve (Z)'nin iradesinin aslında
"müteselsil borçluluk" olduğunun ispatlanması. Eğer mahkeme, tarafların gerçek
ve ortak iradesinin (Y) ve (Z)'nin borcun tamamından sorumlu olması yönünde
olduğuna kanaat getirirse, TBK m. 155/1 derhâl devreye girer. (Y)'ye açılan
dava, (Z)'ye de açılmış gibi zamanaşımını kesmiş sayılır ve (Z)'nin zamanaşımı
def'i reddedilir. Ancak mahkeme TBK m. 19 yorumunda "Burada teselsül iradesi
yoktur, adi ortaklık veya kısmi borç vardır" derse, (Y)'ye açılan dava (Z)'yi
etkilemez (sirayet olmaz) ve (Z)'nin 10 yıllık zamanaşımı dolmuş kabul edilerek
dava reddedilir.
Olay 2 (Kefalette Muvazaa (TBK m. 19) ve Sirayet Yasağı):
Banka (A) Borçlu (B)'ye 5 Milyon TL kredi verir. (B)'nin yakın dostu (C)
kredi sözleşmesine "Kefil" sıfatıyla imza atar. Ancak Banka müdürü, (B) ve (C)
kendi aralarında anlaşarak, (C)'nin imzasının sadece Bankacılık Düzenleme
Kurumu'nu kandırmak için (muvazaalı) atıldığını, (C)'den asla para
istenmeyeceğini gösteren gizli bir protokol (contre-lettre) yaparlar. Aradan 11
yıl geçer. Banka (A) Borçlu (B)'ye karşı 9. yılda icra takibi yapmış ve
zamanaşımını kesmiştir. 11. yılda Banka (A) (yönetimi değiştiği için) Kefil
(C)'ye de dava açar. Banka, "Asıl borçluya icra takibi yaptığım için TBK m.
155/2 uyarınca kefil (C)'ye karşı da zamanaşımı kesilmiştir" der. (C) ise
"Sözleşme muvazaalıdır (TBK m. 19)" der.
Dogmatik Analiz: Bu olay, muvazaanın mutlak butlan etkisini (TBK m. 19) ve
TBK m. 155/2'yi çökertmesini sergiler. Bankanın, asıl borçluya yaptığı icra
takibinin kefile sirayet etmesi kuralı (TBK m. 155/2) ortada geçerli bir
kefalet sözleşmesi bulunmasına bağlıdır. Oysa (C)'nin kefaleti, tarafların
gerçek iradelerinin (gizli sözleşme) bağlayıcılık doğurmaması yönünde olduğu,
mutlak muvazaalı bir işlemdir. Sisteminizdeki muvazaa eserlerinde de
belirtildiği üzere; muvazaalı sözleşmenin batıl olmasının gerekçesi olarak TBK
m. 19 gösterilmektedir; zira madde metni tarafların gerçek iradelerini ortaya
koymaları noktasında emredici niteliktedir. Muvazaa nedeniyle kefalet
baştan itibaren batıl (kesin hükümsüz) olduğuna göre, (C) hiçbir zaman
hukuken kefil olmamıştır. Olmayan bir kefile, asıl borçlunun zamanaşımı
kesilmesi sirayet edemez. Kefil (C) (daha doğrusu muvazaalı taraf) davanın
reddini sağlayacaktır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 155 (sirayet) ve TBK m. 19 (yorum/muvazaa) kurallarının usul hukukunda
(HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde
avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Sözleşme Mimarisinde İradeyi Netleştirme (TBK m. 19'a Bırakmama):
Avukatların hazırladıkları profesyonel sözleşmelerde "Müşterek Borçlu ve
Müteselsil Kefil" gibi Yargıtay'ın kafasını karıştıran, birbiriyle çelişen
kavramları (falsa demonstratio) kullanması intihardır. Sözleşmeye açıkça:
"İşbu sözleşmenin (A) ve (B) tarafları, TBK m. 162 anlamında müteselsil borçlu
olduklarını; alacaklının TBK m. 155 uyarınca borçlulardan birine karşı yapacağı
zamanaşımını kesen her türlü işlemin (dava, icra) diğer borçluya da sirayet
edeceğini anladıklarını ve gerçek iradelerinin bu yönde olduğunu (TBK m. 19)
gayrikabili rücu kabul ederler" klozu eklenmelidir. Bu kloz, hâkimin
sözleşmeyi kısmi borç olarak yorumlamasının önüne çelikten bir set çeker.
2. Asıl Borçluya Açılan Davanın Kefile İhbar Edilmesi (HMK m. 61):
TBK m. 155/2 uyarınca, asıl borçluya dava açılması kefilin de zamanaşımını
keser. Ancak avukatlar, kefilin yıllar sonra "Benim asıl borçluya açılan
davadan haberim yoktu, o yüzden rücu haklarımı kullanamadım" diyerek itiraz
etmesini önlemek için; asıl borçluya açtıkları davayı derhâl HMK m. 61 uyarınca
kefile de "ihbar (litis denuntiatio)" etmelidirler. İhbar, kefili yargılamanın
sonuçlarıyla bağlar ve kötüniyet savunmalarını çökertir.
3. Muvazaa İddiasının İspat Yükü (HMK m. 190 ve Yazılı Delil Kuralı):
Bir borçlu, TBK m. 155'in sirayetinden kurtulmak için "Bizim sözleşmemiz TBK m.
19 uyarınca muvazaalıdır (göstermeliktir)" diyorsa; Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararları gereği bu muvazaayı (eğer sözleşmenin tarafı ise) mutlaka
"yazılı delille (contre-lettre / inanç sözleşmesi)" ispatlamak zorundadır.
Tanıkla muvazaa ispatlanamaz. Avukatlar, muvazaa savunması yaparken ellerinde o
gizli yazılı belgenin olduğundan emin olmalıdırlar.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle
3., 11. ve 15. Hukuk Daireleri ile İcra ve İflas Daireleri) TBK m. 155
uyarınca "Kesilmenin Sirayeti" kuralını katı şekilde uygulayan; ancak bu
teselsülün veya asıl borç-kefil bağının tespitinde TBK m. 19 uyarınca "Gerçek
İradeyi" ve muvazaayı titizlikle arayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" eserleriyle tam uyumlu
olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19.
maddesi (mülga BK m. 18) uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin
belirlenmesinde, tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Somut
uyuşmazlıkta, davacı alacaklı, sözleşmede yer alan iki borçludan yalnızca
birine karşı icra takibi yapmış ve zamanaşımını kesmiştir. Aradan 10 yıl
geçtikten sonra diğer borçluya dava açmış ve TBK m. 155 (mülga BK m. 136)
uyarınca kesilmenin diğer borçluya da sirayet ettiğini iddia etmiştir. Ne var
ki, sözleşmenin TBK m. 19 kapsamında yorumlanması neticesinde, tarafların
gerçek iradesinin müteselsil borçluluk kurmak olmadığı, her bir borçlunun
ediminin bağımsız ve kısmi olduğu anlaşılmaktadır. Müteselsil borçluluğun
bulunmadığı (veya muvazaalı olduğu) bir ilişkide TBK m. 155 hükmü uygulanamaz
ve zamanaşımını kesen işlemler diğer borçluya sirayet etmez. Davanın zamanaşımı
def'i nedeniyle reddine karar verilmesi yasa ve usule uygundur."
Asıl Borçluya Karşı Yapılan İşlemin Kefile Etkisi (TBK m. 155/2) hususunda
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m.
155/2 fıkrası amir hükmü gereğince, zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince,
kefile karşı da kesilmiş olur. Alacaklı bankanın asıl kredi borçlusu hakkında
süresi içinde ilamsız icra takibi başlattığı sabittir. Kefalet sözleşmesinin
tarafların gerçek iradelerine (TBK m. 19) uygun ve geçerli olduğu mahkemece
tespit edilmiştir. Asıl borçluya karşı başlatılan bu icra takibi, kanunun açık
lafzı gereği müteselsil veya adi kefil ayrımı yapılmaksızın kefiller yönünden
de zamanaşımını kesmiştir. Kefilin, 'bana tebligat yapılmadı, benim zamanaşımım
doldu' şeklindeki savunması fer'ilik ilkesi ve TBK m. 155 karşısında hukuki
dayanaktan yoksundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 155. maddesinde vücut bulan Zamanaşımının
Kesilmesinin Birlikte Borçlulara Etkisi rejimi ile bunun 19. maddedeki
Sözleşmenin Yorumu ve Muvazaa ile etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde; "Nispilik (Şahsilik) İlkesinin İhlali" ve "Muvazaada Güven ve İrade
Teorisi Paradoksu" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay
hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki eserlerde tartışıldığı
üzere; TBK m. 155'teki Objektif Sirayet Kuralının, Borçlar Hukukunun Şahsilik
(Nispilik) İlkesiyle Çelişmesi ve Borçluyu Habersiz Bırakmasıdır. Oğuzman/Öz
ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; zamanaşımı,
borçluyu ispat zorluğundan koruyan bir güvenlik kalkanıdır. Eğer alacaklı,
müteselsil borçlulardan (A)'ya karşı dava açar, ancak (B)'ye hiçbir ihtar dahi
çekmezse; (B) borcun unutulduğunu veya (A) tarafından ifa edildiğini sanarak
aradan geçen 15 yıl boyunca evraklarını imha edebilir. Sonra alacaklı (B)'nin
karşısına çıkıp "Ben (A)'ya dava açmıştım, TBK m. 155 gereği senin de
zamanaşımın kesilmişti, bana öde" dediğinde; (B) tamamen savunmasız kalır.
Hukukun, bir tarafın tamamen habersiz olduğu ve dâhil edilmediği bir
yargılamanın veya icranın olumsuz etkilerini (zamanaşımı kesilmesini) ona
sirayet ettirmesi, hukuki dinlenilme hakkına ve güvenin korunması ilkesine
aykırıdır. Modern Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) ve Alman Medeni
Kanunu (BGB § 425) müteselsil borçlulardan birine karşı gerçekleşen zamanaşımı
kesilmesinin veya durmasının (kural olarak) "diğerlerine sirayet ETMEYECEĞİNİ
(nispilik/şahsilik etkisi)" kabul ederek bu haksızlığı gidermişken; Türk Kanun
Koyucusunun 6098 sayılı Kanun'da OR Art. 136'nın o arkaik "objektif sirayet"
kurgusunu aynen koruması, borçlar hukuku dogmatiğinde alacaklıyı kayıran
felsefi bir fecaattir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 19 Kapsamındaki Muvazaanın (Simülasyonun)
Yaptırımı Konusunda İrade ve Güven Teorileri Arasında Kalan Doktriner Kaosun,
TBK m. 155 Gibi Emredici Kuralların Uygulanmasını Risklere Atmasıdır. Nomer
ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere, sisteminizdeki kaynaklarda
"Muvazaada irade teorisi daha tercihe şayan olsa da güven teorisiyle de
muvazaalı sözleşmenin hükmü tespit edilebilir" denilmektedir. İrade teorisi
muvazaayı "yokluk" olarak nitelerken, güven teorisi "kesin hükümsüzlük (mutlak
butlan)" olarak niteler. Eğer bir sözleşmede müteselsil borçluluk klozunun
muvazaalı olduğu iddia ediliyorsa, bunun "yokluk" mu yoksa "kesin hükümsüzlük"
mü olduğu, o sözleşmenin sonradan geçerli hâle gelip gelemeyeceği
(tahvil/konversiyon) açısından ölümcül farklar yaratır. Yargıtay'ın TBK m.
19 yorumlarında bu iki teori arasında gidip gelmesi ve muvazaanın müeyyidesini
netleştirememesi, borçlar hukukunda TBK m. 155'in sirayet etkisini ne
zaman işletip ne zaman durduracağı konusunda avukatları ve borçluları adeta bir
yargısal rulet masasına mahkûm etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 155'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 18.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 155. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı (TBK m. 146 vd.) alacağı eksik borca dönüştüren bir tasfiye mekanizmasıdır. Ancak bu süre, TBK m. 154 uyarınca borçlunun ikrarı veya alacaklının dava/icra takibi ile "kesilir" ve sıfırdan başlar. İşte TBK Madde 155, bu sıfırlanma (kesilme) etkisinin "şahsilik (nispilik)" ilkesini delen en büyük istisnasıdır. Hükme göre; "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise; "Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur." Kanun koyucu, alacaklının işini kolaylaştırmak adına, borçlulardan birine karşı atılan bir adımı (örneğin açılan bir davayı) diğer borçlulara da yöneltilmiş gibi kabul eden bir "objektif sirayet (etkinin yayılması)" sistemi kurmuştur.
Bu emredici ve objektif kuralın, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Sözleşmenin Yorumu ve Muvazaa (TBK m. 19 / Mehaz OR Art. 18) ile kesişimi ise borçlar hukukunun temel varoluş zeminini oluşturur. TBK m. 155'in uygulanabilmesi, yani kesilmenin (B)'ye de sirayet etmesi için, (A) ile (B)'nin "müteselsil borçlu" sıfatını taşıması zorunludur. Peki, (A) ile (B)'nin müteselsil borçlu olup olmadığını nereden bileceğiz? İşte burada devreye TBK m. 19 girer. Kanun metni emredicidir: "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır".
Sistematik çatışma tam burada başlar: Alacaklı, sözleşmede yan yana imzası olan (A) ve (B)'yi müteselsil borçlu zannederek (A)'ya dava açar ve zamanaşımını kestiğini, bunun TBK m. 155 gereği (B)'ye de sirayet ettiğini düşünür. Oysa TBK m. 19 uyarınca sözleşme yorumlandığında veya ortada bir "muvazaa" olduğu tespit edildiğinde, (B)'nin aslında müteselsil borçlu olmadığı, sadece bir garantör olduğu veya işlemin tarafı dahi olmadığı ortaya çıkarsa; TBK m. 155'in o objektif sirayet kalkanı paramparça olur ve (B) hakkındaki zamanaşımı dolmuş kabul edilir. Yorum (TBK m. 19) sirayetin (TBK m. 155) kapı kilididir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 155'teki kesilmenin sirayeti kuralı ile TBK m. 19'daki yorum/muvazaa kurallarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Müteselsil Borçluluk ve Bölünemeyen Borç (TBK m. 155/1): Müteselsil borçluluk (Solidarschuld) birden çok borçludan her birinin, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu ve alacaklının dilediği borçludan ifayı talep edebildiği yapıdır (TBK m. 162). Bölünemeyen borç (örneğin canlı bir atın teslimi) ise niteliği gereği parçalanamadığı için borçluların birlikte ifa yükümlülüğü altında olduğu borçtur. TBK m. 155/1, bu iki sıkı bağda "objektif sirayet" öngörür. Alacaklı atın teslimi veya paranın ödenmesi için borçlulardan birine dava açtığında (kesilme) diğerleri dava edilmese dahi onların da zamanaşımı saati sıfırlanır.
B. Asıl Borçlu ve Kefil İlişkisi (TBK m. 155/2): Kefalet sözleşmesi, asıl borcun ifa edilmemesi riskine karşı alacaklıya kişisel güvence sağlayan fer'i (bağlı) bir sözleşmedir. Fer'ilik ilkesi gereği, asıl borca bağlanan her kader kefili de etkiler. TBK m. 155/2 çok nettir: Asıl borçluya karşı icra takibi yapılırsa (kesilme) kefilin zamanaşımı da sıfırlanır. Ancak kanun koyucu bu kuralı tek yönlü tasarlamıştır. Kefile karşı yapılan bir işlem (örneğin kefile dava açılması) asıl borçlunun zamanaşımını KESMEZ. Dalın kesilmesi gövdeyi etkilemez.
C. Sözleşmenin Yorumu ve Gerçek İrade (TBK m. 19): TBK m. 19, yorumun anayasasıdır. Sözleşme kurulurken taraflar, cahillikleri, dikkatsizlikleri veya kasti olarak (falsa demonstratio non nocet / yanlış isimlendirme zarar vermez) kavramları yanlış kullanmış olabilirler. Hâkim, lafza (metne) takılıp kalmayacak; taraf beyanlarının ardındaki "gerçek ve ortak iradeyi" (Wahrer und übereinstimmender Wille) araştıracaktır. Eğer metinde "kefil" yazıyorsa ama tarafların asıl amacı "garanti" vermekse (veya tam tersi) sözleşme o gerçek iradeye göre yorumlanacaktır.
D. Muvazaa (Simülasyon / Simulation): Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünürde işlem (Scheingeschäft) yapmalarıdır. Muvazaalı sözleşmenin batıl olmasının gerekçesi olarak muvazaa müessesesinin kanuni dayanağı olan TBK m. 19 gösterilmektedir; zira madde metni tarafların gerçek iradelerini ortaya koymaları noktasında emredici niteliktedir. Öğretide irade teorisi ve güven teorisi bağlamında muvazaanın niteliği hararetle tartışılır. Ancak güven teorisine göre muvazaalı sözleşmede kesin hükümsüzlük olduğunu söylemek mümkündür. Kesin hükümsüz olan (batıl olan) bir sözleşmede, borçluluk sıfatı doğmayacağı için TBK m. 155'in uygulanma kabiliyeti de baştan yok olur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 155'teki kesilmenin sirayeti kurgusu; Borçlar Kanunu'nun mutlak butlan rejimleri, güven/irade teorileri ve fer'i haklar mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yorum Yoluyla (TBK m. 19) Müteselsil Borçluluğun Tespiti ve Sirayet (TBK m. 155) Çatışması: Türk Borçlar Hukukunda müteselsil borçluluk karinesi yoktur; teselsül ancak kanundan veya tarafların açık iradesinden doğar (TBK m. 162). Bir sözleşmede (A) ve (B) birlikte imza atmışlarsa, kural olarak "kısmi borçlu"durlar. Alacaklı (A)'ya dava açtığında, zamanaşımı sadece (A) için kesilir. Eğer alacaklı, (A)'ya açtığı davanın (B)'nin de zamanaşımını kestiğini (TBK m. 155) iddia ediyorsa, mahkemede TBK m. 19 uyarınca sözleşmeyi yorumlatmak zorundadır. Alacaklı, "Hâkim bey, sözleşmede 'müteselsil' yazmıyor ama tarafların TBK m. 19 gereği gerçek ve ortak iradesi teselsüldü" diyerek bunu ispatlamak zorundadır. Aksi hâlde TBK m. 155 işlemez ve (B) zamanaşımı defiyle kurtulur. Yorum kuralları, zamanın tasfiye gücünün en büyük düşmanıdır.
B. Kefalet Görünümündeki Muvazaa (TBK m. 19) ve Fer'iliğin Çöküşü: Uygulamada bazen, asıl borçlu ile sözde kefil, alacaklıyı oyalamak veya başka alacaklılardan mal kaçırmak için muvazaalı (göstermelik) bir kefalet sözleşmesi yaparlar. Sisteminizdeki muvazaa eserlerinde belirtildiği üzere; muvazaada ancak tarafların arzusuna dayanan bir geçersizlik yani butlan olabileceğini söylemektedir. Şayet bu kefalet TBK m. 19 anlamında mutlak muvazaalı ise, baştan itibaren kesin hükümsüzdür (batıldır). Bu durumda alacaklı, asıl borçluya karşı icra takibi yaptığında TBK m. 155/2 gereği "Kefile karşı da zamanaşımını kestim" diyemez. Zira ortada hukuken geçerli bir kefalet (fer'i bağ) yoktur. Muvazaanın kesin hükümsüzlük türü, TBK m. 155'in fer'i bağlantısını dinamitler.
C. Güven Teorisi ve Muvazaanın Hükümsüzlüğü Üzerindeki Tartışmalar: Sisteminizdeki eserlerde tartışıldığı üzere; Muvazaa hakkında irade teorisi daha tercihe şayan olsa da güven teorisiyle de muvazaalı sözleşmenin hükmü tespit edilebilir. Güven teorisine göre sözleşme dürüst ve makul karşı tarafın iradesine göre kurulacağına göre güven teorisine göre de muvazaalı sözleşmenin yokluğuna hükmetmek mümkün olur. İster irade teorisi (yokluk) ister güven teorisi (kesin hükümsüzlük) uygulansın, her iki ihtimalde de TBK m. 19 muvazaayı tasfiye eder ve TBK m. 155'in o "sirayet (etkinin yayılması)" gücünü tamamen ortadan kaldırır.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 155'in o katı sirayet kurallarını ve TBK m. 19'daki yorum/muvazaa müessesesinin bu sirayeti nasıl durdurduğunu test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müteselsil Borçluluk İddiası, Yorum (TBK m. 19) ve Zamanaşımının Sirayeti): Tacir (X) Fabrikatör (Y) ve (Z)'ye ortak kullanmaları için 10 Milyon TL'lik bir makine satar. Sözleşmede "Alıcılar (Y) ve (Z) makine bedelini ödeyecektir" yazar, teselsül (müteselsillik) kelimesi hiç geçmez. Borç muaccel olur. Aradan 9 yıl geçer. Satıcı (X) sadece (Y)'ye karşı dava açar ve 10 Milyon TL'yi ister. Dava 3 yıl sürer (12. yıla gelinir). Sonra (X) (Z)'ye karşı da dava açar. (Z) mahkemede, "Sözleşme kural olarak kısmi borçluluktur, bana düşen 5 Milyon TL'lik kısım için 10 yıllık zamanaşımı dolmuştur (TBK m. 146)" der. Satıcı (X) "Ben (Y)'ye dava açtığımda zamanaşımını kestim, bu kesilme TBK m. 155 uyarınca müteselsil borçlu olan sana da sirayet etti, zamanaşımı dolmadı" savunmasını yapar. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 19 ile TBK m. 155 arasındaki hayati köprüyü gösterir. Satıcı (X)'in savunmasının başarılı olması tek bir şarta bağlıdır: Sözleşmenin TBK m. 19 uyarınca yorumlanarak, (Y) ve (Z)'nin iradesinin aslında "müteselsil borçluluk" olduğunun ispatlanması. Eğer mahkeme, tarafların gerçek ve ortak iradesinin (Y) ve (Z)'nin borcun tamamından sorumlu olması yönünde olduğuna kanaat getirirse, TBK m. 155/1 derhâl devreye girer. (Y)'ye açılan dava, (Z)'ye de açılmış gibi zamanaşımını kesmiş sayılır ve (Z)'nin zamanaşımı def'i reddedilir. Ancak mahkeme TBK m. 19 yorumunda "Burada teselsül iradesi yoktur, adi ortaklık veya kısmi borç vardır" derse, (Y)'ye açılan dava (Z)'yi etkilemez (sirayet olmaz) ve (Z)'nin 10 yıllık zamanaşımı dolmuş kabul edilerek dava reddedilir.
Olay 2 (Kefalette Muvazaa (TBK m. 19) ve Sirayet Yasağı): Banka (A) Borçlu (B)'ye 5 Milyon TL kredi verir. (B)'nin yakın dostu (C) kredi sözleşmesine "Kefil" sıfatıyla imza atar. Ancak Banka müdürü, (B) ve (C) kendi aralarında anlaşarak, (C)'nin imzasının sadece Bankacılık Düzenleme Kurumu'nu kandırmak için (muvazaalı) atıldığını, (C)'den asla para istenmeyeceğini gösteren gizli bir protokol (contre-lettre) yaparlar. Aradan 11 yıl geçer. Banka (A) Borçlu (B)'ye karşı 9. yılda icra takibi yapmış ve zamanaşımını kesmiştir. 11. yılda Banka (A) (yönetimi değiştiği için) Kefil (C)'ye de dava açar. Banka, "Asıl borçluya icra takibi yaptığım için TBK m. 155/2 uyarınca kefil (C)'ye karşı da zamanaşımı kesilmiştir" der. (C) ise "Sözleşme muvazaalıdır (TBK m. 19)" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, muvazaanın mutlak butlan etkisini (TBK m. 19) ve TBK m. 155/2'yi çökertmesini sergiler. Bankanın, asıl borçluya yaptığı icra takibinin kefile sirayet etmesi kuralı (TBK m. 155/2) ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmasına bağlıdır. Oysa (C)'nin kefaleti, tarafların gerçek iradelerinin (gizli sözleşme) bağlayıcılık doğurmaması yönünde olduğu, mutlak muvazaalı bir işlemdir. Sisteminizdeki muvazaa eserlerinde de belirtildiği üzere; muvazaalı sözleşmenin batıl olmasının gerekçesi olarak TBK m. 19 gösterilmektedir; zira madde metni tarafların gerçek iradelerini ortaya koymaları noktasında emredici niteliktedir. Muvazaa nedeniyle kefalet baştan itibaren batıl (kesin hükümsüz) olduğuna göre, (C) hiçbir zaman hukuken kefil olmamıştır. Olmayan bir kefile, asıl borçlunun zamanaşımı kesilmesi sirayet edemez. Kefil (C) (daha doğrusu muvazaalı taraf) davanın reddini sağlayacaktır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 155 (sirayet) ve TBK m. 19 (yorum/muvazaa) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Sözleşme Mimarisinde İradeyi Netleştirme (TBK m. 19'a Bırakmama): Avukatların hazırladıkları profesyonel sözleşmelerde "Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil" gibi Yargıtay'ın kafasını karıştıran, birbiriyle çelişen kavramları (falsa demonstratio) kullanması intihardır. Sözleşmeye açıkça: "İşbu sözleşmenin (A) ve (B) tarafları, TBK m. 162 anlamında müteselsil borçlu olduklarını; alacaklının TBK m. 155 uyarınca borçlulardan birine karşı yapacağı zamanaşımını kesen her türlü işlemin (dava, icra) diğer borçluya da sirayet edeceğini anladıklarını ve gerçek iradelerinin bu yönde olduğunu (TBK m. 19) gayrikabili rücu kabul ederler" klozu eklenmelidir. Bu kloz, hâkimin sözleşmeyi kısmi borç olarak yorumlamasının önüne çelikten bir set çeker.
2. Asıl Borçluya Açılan Davanın Kefile İhbar Edilmesi (HMK m. 61): TBK m. 155/2 uyarınca, asıl borçluya dava açılması kefilin de zamanaşımını keser. Ancak avukatlar, kefilin yıllar sonra "Benim asıl borçluya açılan davadan haberim yoktu, o yüzden rücu haklarımı kullanamadım" diyerek itiraz etmesini önlemek için; asıl borçluya açtıkları davayı derhâl HMK m. 61 uyarınca kefile de "ihbar (litis denuntiatio)" etmelidirler. İhbar, kefili yargılamanın sonuçlarıyla bağlar ve kötüniyet savunmalarını çökertir.
3. Muvazaa İddiasının İspat Yükü (HMK m. 190 ve Yazılı Delil Kuralı): Bir borçlu, TBK m. 155'in sirayetinden kurtulmak için "Bizim sözleşmemiz TBK m. 19 uyarınca muvazaalıdır (göstermeliktir)" diyorsa; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gereği bu muvazaayı (eğer sözleşmenin tarafı ise) mutlaka "yazılı delille (contre-lettre / inanç sözleşmesi)" ispatlamak zorundadır. Tanıkla muvazaa ispatlanamaz. Avukatlar, muvazaa savunması yaparken ellerinde o gizli yazılı belgenin olduğundan emin olmalıdırlar.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11. ve 15. Hukuk Daireleri ile İcra ve İflas Daireleri) TBK m. 155 uyarınca "Kesilmenin Sirayeti" kuralını katı şekilde uygulayan; ancak bu teselsülün veya asıl borç-kefil bağının tespitinde TBK m. 19 uyarınca "Gerçek İradeyi" ve muvazaayı titizlikle arayan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi (mülga BK m. 18) uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Somut uyuşmazlıkta, davacı alacaklı, sözleşmede yer alan iki borçludan yalnızca birine karşı icra takibi yapmış ve zamanaşımını kesmiştir. Aradan 10 yıl geçtikten sonra diğer borçluya dava açmış ve TBK m. 155 (mülga BK m. 136) uyarınca kesilmenin diğer borçluya da sirayet ettiğini iddia etmiştir. Ne var ki, sözleşmenin TBK m. 19 kapsamında yorumlanması neticesinde, tarafların gerçek iradesinin müteselsil borçluluk kurmak olmadığı, her bir borçlunun ediminin bağımsız ve kısmi olduğu anlaşılmaktadır. Müteselsil borçluluğun bulunmadığı (veya muvazaalı olduğu) bir ilişkide TBK m. 155 hükmü uygulanamaz ve zamanaşımını kesen işlemler diğer borçluya sirayet etmez. Davanın zamanaşımı def'i nedeniyle reddine karar verilmesi yasa ve usule uygundur."
Asıl Borçluya Karşı Yapılan İşlemin Kefile Etkisi (TBK m. 155/2) hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m. 155/2 fıkrası amir hükmü gereğince, zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur. Alacaklı bankanın asıl kredi borçlusu hakkında süresi içinde ilamsız icra takibi başlattığı sabittir. Kefalet sözleşmesinin tarafların gerçek iradelerine (TBK m. 19) uygun ve geçerli olduğu mahkemece tespit edilmiştir. Asıl borçluya karşı başlatılan bu icra takibi, kanunun açık lafzı gereği müteselsil veya adi kefil ayrımı yapılmaksızın kefiller yönünden de zamanaşımını kesmiştir. Kefilin, 'bana tebligat yapılmadı, benim zamanaşımım doldu' şeklindeki savunması fer'ilik ilkesi ve TBK m. 155 karşısında hukuki dayanaktan yoksundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 155. maddesinde vücut bulan Zamanaşımının Kesilmesinin Birlikte Borçlulara Etkisi rejimi ile bunun 19. maddedeki Sözleşmenin Yorumu ve Muvazaa ile etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Nispilik (Şahsilik) İlkesinin İhlali" ve "Muvazaada Güven ve İrade Teorisi Paradoksu" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki eserlerde tartışıldığı üzere; TBK m. 155'teki Objektif Sirayet Kuralının, Borçlar Hukukunun Şahsilik (Nispilik) İlkesiyle Çelişmesi ve Borçluyu Habersiz Bırakmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; zamanaşımı, borçluyu ispat zorluğundan koruyan bir güvenlik kalkanıdır. Eğer alacaklı, müteselsil borçlulardan (A)'ya karşı dava açar, ancak (B)'ye hiçbir ihtar dahi çekmezse; (B) borcun unutulduğunu veya (A) tarafından ifa edildiğini sanarak aradan geçen 15 yıl boyunca evraklarını imha edebilir. Sonra alacaklı (B)'nin karşısına çıkıp "Ben (A)'ya dava açmıştım, TBK m. 155 gereği senin de zamanaşımın kesilmişti, bana öde" dediğinde; (B) tamamen savunmasız kalır. Hukukun, bir tarafın tamamen habersiz olduğu ve dâhil edilmediği bir yargılamanın veya icranın olumsuz etkilerini (zamanaşımı kesilmesini) ona sirayet ettirmesi, hukuki dinlenilme hakkına ve güvenin korunması ilkesine aykırıdır. Modern Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) ve Alman Medeni Kanunu (BGB § 425) müteselsil borçlulardan birine karşı gerçekleşen zamanaşımı kesilmesinin veya durmasının (kural olarak) "diğerlerine sirayet ETMEYECEĞİNİ (nispilik/şahsilik etkisi)" kabul ederek bu haksızlığı gidermişken; Türk Kanun Koyucusunun 6098 sayılı Kanun'da OR Art. 136'nın o arkaik "objektif sirayet" kurgusunu aynen koruması, borçlar hukuku dogmatiğinde alacaklıyı kayıran felsefi bir fecaattir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 19 Kapsamındaki Muvazaanın (Simülasyonun) Yaptırımı Konusunda İrade ve Güven Teorileri Arasında Kalan Doktriner Kaosun, TBK m. 155 Gibi Emredici Kuralların Uygulanmasını Risklere Atmasıdır. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere, sisteminizdeki kaynaklarda "Muvazaada irade teorisi daha tercihe şayan olsa da güven teorisiyle de muvazaalı sözleşmenin hükmü tespit edilebilir" denilmektedir. İrade teorisi muvazaayı "yokluk" olarak nitelerken, güven teorisi "kesin hükümsüzlük (mutlak butlan)" olarak niteler. Eğer bir sözleşmede müteselsil borçluluk klozunun muvazaalı olduğu iddia ediliyorsa, bunun "yokluk" mu yoksa "kesin hükümsüzlük" mü olduğu, o sözleşmenin sonradan geçerli hâle gelip gelemeyeceği (tahvil/konversiyon) açısından ölümcül farklar yaratır. Yargıtay'ın TBK m. 19 yorumlarında bu iki teori arasında gidip gelmesi ve muvazaanın müeyyidesini netleştirememesi, borçlar hukukunda TBK m. 155'in sirayet etkisini ne zaman işletip ne zaman durduracağı konusunda avukatları ve borçluları adeta bir yargısal rulet masasına mahkûm etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 155. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.