RESMİ METİN

C. Zamanaşımının durması


Madde 153 - Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:

  1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.
  2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.
  3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.
  4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.
  5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.
  6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.
  7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.

Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı, kural olarak alacağın muaccel olduğu saniyede (TBK m. 149) işlemeye başlayan ve 10 yıllık genel süre (TBK m. 146) sonunda alacağı eksik borca dönüştüren acımasız bir tasfiye mekanizmasıdır. Ancak Roma hukukundan süzülüp gelen evrensel bir ilke vardır: "Contra non valentem agere non currit praescriptio" (Dava açma imkânı olmayana karşı zamanaşımı işlemez). İşte TBK Madde 153, bu kadim ilkenin kanunlaşmış hâlidir. Kanun koyucu, alacaklı ile borçlu arasında dava açmayı ahlaken, psikolojik olarak veya hukuken imkânsız kılan belirli şahsi bağların (evlilik, velayet, vesayet, hizmet ilişkisi) bulunduğu hâllerde veya alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürülmesinin mümkün olmadığı durumlarda, zamanaşımının başlamayacağını; başlamışsa bu engel ortadan kalkıncaya kadar duracağını emretmiştir.

Bu koruyucu genel hükmün, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Üçüncü Kişi Lehine Sözleşme (TBK m. 129 / Mehaz OR Art. 112) ile kesişimi ise muazzam bir dogmatik mimari yaratır. Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği, bir sözleşme kural olarak sadece tarafları arasında hak ve borç doğurur. Ancak TBK m. 129, bu kuralı deler. Kendi adına sözleşme yapan kişi (vaat ettiren / promissar) sözleşmenin karşı tarafından (vaat eden / promittent) edimi sözleşme dışındaki bir üçüncü kişiye (lehtar / beneficiary) ifa etmesini isteyebilir. Eğer kanun, örf ve âdet veya tarafların iradesi bu yöndeyse, üçüncü kişi de edimin ifasını bizzat talep edebilir (Tam üçüncü kişi lehine sözleşme).

Sistematik çatışma tam burada başlar: Üçüncü kişinin (lehtarın) vaat edene karşı sahip olduğu alacak hakkı, 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir. Peki, vaat eden kişi (örneğin koca) üçüncü kişi konumundaki eşine bir edimde bulunmayı bir başkasına (örneğin bir bankaya) karşı taahhüt etmişse; eşin bankaya karşı olan alacağında TBK m. 153/1 (eşler arası zamanaşımının durması) kuralı işleyecek midir? Yahut tam tersi; banka (vaat ettiren) koca ile (vaat eden) bir sözleşme yapıp kocanın karısına (üçüncü kişi) ödeme yapmasını şart koşmuşsa, karının kocasına karşı sahip olduğu bu "üçüncü kişi lehine sözleşmeden doğan alacak" evlilik birliği süresince duracak mıdır? Biri üç köşeli bir akdî yapı kurar (m. 129) diğeri ise bu köşeler arasındaki şahsi bağların zamanın akışını nasıl dondurduğunu (m. 153) tayin eder.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 153'teki durma kuralı ile TBK m. 129'daki üçüncü kişi lehine sözleşmenin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Zamanaşımının Durması (Suspension / Hemmung): Durma, zamanaşımının kesilmesinden (TBK m. 154 / Unterbrechung) tamamen farklıdır. Kesilmede, işlemekte olan süre sıfırlanır ve en baştan yeniden başlar. Durmada ise süre sıfırlanmaz; engel ortaya çıktığı anda zaman saati donar. Engel kalktığında ise saat sıfırdan başlamaz, kaldığı yerden (kalan süreyi tamamlamak üzere) işlemeye devam eder. TBK m. 153'te sayılan sebepler (örneğin evlilik) sözleşme kurulurken mevcutsa, zamanaşımı hiç başlamaz.

B. Durma Sebeplerinin Sınırlı Sayı (Numerus Clausus) Niteliği: TBK m. 153'te sayılan sebepler tahdididir. (1) Velayet süresince çocukların ana babalarından, (2) Vesayet süresince vesayet altındakilerin vasiden, (3) Evlilik devam ettiği sürece eşlerin diğerinden, (4) Hizmet ilişkisi süresince ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları ile (5) Borçlunun intifa hakkı sahibi olduğu alacaklar ve (6) Türk mahkemelerinde dava açılamayan alacaklar için zamanaşımı durur. Nişanlılar, imam nikâhlı veya nikâhsız birlikte yaşayanlar (konkübinaj) için bu madde kıyasen uygulanamaz.

C. Üçüncü Kişi Lehine Sözleşmede Taraflar (TBK m. 129): Sisteminizdeki "Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme" eserlerinde detaylıca incelendiği üzere üç kavram vardır:

  1. Vaat Eden (Promittent): Edimi üçüncü kişiye ifa etmeyi borçlanan taraf.
  2. Vaat Ettiren (Promissar): Sözleşmeyi yapan ve edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini sağlayan (talep eden) taraf.
  3. Üçüncü Kişi (Lehtar / Beneficiary): Edimi kabul edecek olan şahıs.

D. Eksik ve Tam Üçüncü Kişi Lehine Sözleşme Ayrımı: Eksik üçüncü kişi lehine sözleşmede (TBK m. 129/1) üçüncü kişinin vaat edene karşı bizzat ifayı talep hakkı (dava hakkı) yoktur; ifayı yalnızca vaat ettiren isteyebilir. Tam üçüncü kişi lehine sözleşmede ise (TBK m. 129/2) üçüncü şahsın bizzat ifayı talep ve dava yetkisi vardır. Zamanaşımının durması kuralları, sadece alacaklı sıfatına haiz olan kişilere uygulandığından, bu ayrım TBK m. 153'ün işleyişi açısından varoluşsaldır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 153'teki şahsi ve objektif durma kurgusu; Borçlar Kanunu'nun üçüncü kişi lehine sözleşmelerindeki çok köşeli ilişkiler ağıyla (Valuta, Provizyon, Kapak) son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Valuta (Karşılık) İlişkisi ve Provizyon (Kapak) İlişkisi Arasındaki Zamanaşımı Bağımsızlığı: Üçüncü kişi lehine sözleşmenin dogmatik kalbi, arka plandaki hukuki sebeplerdir. Vaat ettiren ile üçüncü kişi arasındaki ilişkiye Valuta İlişkisi denir (Örneğin, kocanın karısına nafaka borcu veya bağışlama arzusu). Vaat eden ile vaat ettiren arasındaki temel sözleşmeye ise Provizyon (Kapak) İlişkisi denir (Örneğin, kocanın bankaya para yatırıp karısına havale etmesini söylemesi). Sistematik düğüm şuradadır: Karı (lehtar) ile Koca (vaat ettiren) arasındaki Valuta ilişkisindeki alacak, evlilik birliği nedeniyle TBK m. 153/1 uyarınca durmaktadır. Ancak Banka (vaat eden) ile Karı (lehtar) arasında evlilik bağı yoktur. Karının Bankadan parayı talep hakkı 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir ve durmaz. Yani Valuta ilişkisindeki zamanaşımının durması (evlilik bağı) Provizyon ilişkisinin ifası sonucu doğan üçüncü kişinin alacağını dondurmaz. Zamanaşımının durması şahsidir (in personam); kimlerin arasında o şahsi bağ varsa sadece o borçlar donar.

B. Tam Üçüncü Kişi Lehine Sözleşmede Lehtarın Dava Hakkının Durması: Eğer sözleşme "Tam" üçüncü kişi lehine ise, lehtarın vaat edene karşı doğrudan ve asli bir alacak hakkı doğar. Şayet Vaat Eden (Promittent) ile Lehtar (Üçüncü Kişi) arasında TBK m. 153'te sayılan bir bağ varsa (örneğin baba, oğluna ödeme yapmayı amcasına karşı taahhüt etmişse); lehtar olan oğlun (çocuğun) vaat eden olan babasına karşı kazandığı bu sözleşmesel alacak hakkının zamanaşımı, çocuk ergin oluncaya kadar velayet bağı nedeniyle (TBK m. 153/2) duracaktır. Vaat Ettirenin (Amcanın) babaya karşı olan ifa talep hakkının zamanaşımı ise normal şekilde işlemeye devam eder.

C. Hizmet İlişkisi Nedeniyle Durma (TBK m. 153/4) ve Üçüncü Kişi Lehine Sigorta: Bir işveren (vaat ettiren) yanında çalışan işçisi (lehtar) lehine bir özel sağlık veya hayat sigortası şirketiyle (vaat eden) sözleşme yaparsa; işçinin sigorta şirketine karşı sahip olduğu alacak, "hizmet ilişkisi" gerekçesiyle durmaz. Çünkü TBK m. 153/4, sadece ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan (işverenden) olan alacaklarını dondurur. Lehtarın alacağı sigorta şirketinden (üçüncü bir kurumdan) olduğu için, şahsi durma sebebi sigortacıya karşı ileri sürülemez.

4. Pratik Olay Analizleri

TBK m. 153'ün o katı sınırlarını, şahsi niteliğini ve üçüncü kişi lehine sözleşmenin (TBK m. 129) o üç köşeli dinamiğini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Üçüncü Kişi Lehine Sözleşmede Evlilik Bağı ve Şahsi Durma Etkisi): Tacir Koca (A) yakın arkadaşı (B) ile bir inşaat sözleşmesi yapar. Sözleşmenin 10. maddesine göre, "Müteahhit (B) (A)'nın eşi olan (C)'ye, binanın teslimi anında şerefiye bedeli olarak 500.000 TL nakit ödeyecektir" denilir. Bu, tam üçüncü kişi lehine bir sözleşmedir (TBK m. 129/2). Bina 01.01.2010 tarihinde teslim edilir, borç muaccel olur. (C) parayı istemez. 12 yıl sonra, 01.01.2022 tarihinde eş (C) Müteahhit (B)'ye karşı dava açarak 500.000 TL'yi talep eder. Müteahhit (B) "10 yıllık zamanaşımı (TBK m. 146) doldu" def'inde bulunur. Eş (C) "Benim kocam (A) ile evliliğim hâlen devam ediyor, TBK m. 153/1 uyarınca zamanaşımı evlilik süresince durur, süre hiç işlemedi" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, zamanaşımının durması kurumunun şahsi (nispî) niteliğinin kusursuz bir testidir. Eş (C)'nin dogmatik savunması yerle yeksandır. TBK m. 153/1, sadece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımını durdurur. Söz konusu olayda (C)'nin alacak hakkı, kocası (A)'ya karşı değil, doğrudan doğruya Müteahhit (B)'ye karşı doğmuştur. (B) ile (C) arasında evlilik bağı yoktur. Dolayısıyla (C)'nin müteahhide karşı olan bu doğrudan talep hakkı, muacceliyet tarihi olan 2010'dan itibaren işlemeye başlamış ve 2020'de dolmuştur. (B)'nin zamanaşımı def'i geçerlidir ve (C)'nin davası esastan reddedilecektir. Kocasıyla evli olması, üçüncü bir şahsa karşı olan sözleşmesel alacağını dondurmaz.

Olay 2 (Velayet Altındaki Çocuğun Vaat Edene Karşı Olan Hakkının Durması): Büyükbaba (X) oğlu (Y) ile bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapar. Büyükbaba (X) sözleşmede, "Sahip olduğum yalıyı, oğlum (Y)'ye değil, doğrudan 5 yaşındaki torunum (Z)'ye devredeceğim" taahhüdünde bulunur. Bu, torun (Z) lehine tam üçüncü kişi lehine bir sözleşmedir. Büyükbaba (X) 1 yıl sonra ölür, miras borcu babaya (Y)'ye geçer. Artık vaat eden (borçlu) sıfatı baba (Y)'de, lehtar (alacaklı) sıfatı çocuk (Z)'dedir. Çocuk (Z) 25 yaşına geldiğinde babasına (Y) karşı yalıyı devretmesi için tapu iptal ve tescil davası açar (Aradan 20 yıl geçmiştir). Baba (Y) "10 yıllık zamanaşımı doldu" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 153/2'nin velayet mekanizmasını mükemmelen işletir. Olayda lehtar (çocuk Z) ile vaat eden borçlu (baba Y) arasında velayet ilişkisi vardır. TBK m. 153/2 uyarınca, velayet süresince çocukların ana babalarından olan alacakları için zamanaşımı durur. Çocuk (Z) 18 yaşına gelinceye kadar (ergin oluncaya dek) 10 yıllık zamanaşımı süresi hiç başlamamıştır. Saat, (Z)'nin 18. yaş gününde çalışmaya başlamıştır. (Z) davayı 25 yaşında açtığına göre, sürenin başlamasından itibaren henüz 7 yıl geçmiştir ve 10 yıllık genel süre dolmamıştır. Babanın zamanaşımı def'i reddedilecek ve (Z) davayı kazanacaktır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 153 (durma) ve TBK m. 129 (üçüncü kişi lehine sözleşme) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Durmanın Usul Hukukunda İleri Sürülme Şekli (Maddi Bir Vakıa Olarak İspat): Zamanaşımı bir def'idir ve davalı tarafından cevap dilekçesinde ilk itirazlar kapsamında ileri sürülmelidir. Davalı bu def'iyi ileri sürdüğünde, davacı taraf TBK m. 153 uyarınca "durma" iddiasında bulunacaksa, bu bir cevaba cevap (replik) argümanıdır. HMK gereği davacı, durmaya sebep olan maddi vakıayı (örneğin evlilik cüzdanı, vesayet kararı) dosyaya derhâl sunmalıdır. Hâkim, durma sebeplerini (eğer taraflar evli olduklarını dosyada bir şekilde beyan etmişlerse) kendiliğinden hukuki niteleme (HMK m. 33) kapsamında dikkate alabilir; ancak evlilik veya velayet olgusu dosyada hiç yoksa hâkim bunu resen araştıramaz.

2. Sözleşme Mimarisinde "Tam" ve "Eksik" Lehtar Tasarımı: Avukatların üçüncü kişi yararına sözleşme hazırlarken en sık yaptığı hata, lehtarın bizzat dava açıp açamayacağını muallakta bırakmalarıdır. Sözleşmeye açıkça, "Üçüncü kişi (Lehtar) işbu sözleşmede kararlaştırılan edimi bizzat, doğrudan ve asli bir hak olarak Borçlu'dan talep, tahsil ve dava etme yetkisine sahiptir (TBK m. 129/2)" klozu yazılmalıdır. Bu kloz yazılmadığı takdirde yargı, kural olarak eksik üçüncü kişi lehine sözleşme karinesini uygular; bu da lehtarın doğrudan dava açma hakkını (ve dolayısıyla kendisine ait zamanaşımı mekanizmasını) felç eder.

3. Türk Mahkemelerinde Dava Açılamaması Sebebi (TBK m. 153/6): Özellikle uluslararası ticari sözleşmelerde veya yaptırım/ambargo uygulanan ülkelerle (örneğin İran, Rusya) yapılan üçüncü kişi lehine sözleşmelerde, lehtarın Türk mahkemelerine erişimi fiilen veya hukuken imkânsız hâle gelebilir. Savaş, salgın hastalık veya diplomatik krizler nedeniyle dava açma imkânının ortadan kalktığı durumlarda avukatlar, 10 yıllık sürenin dolduğu iddiasına karşı TBK m. 153/6 bendi uyarınca "alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürülme imkânının bulunmadığı" gerekçesiyle zamanaşımının durduğunu stratejik bir kalkan olarak kullanmalıdır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 153 uyarınca "Durma Sebeplerinin Tahdidi (Sınırlı) Olması" kuralını çok katı yorumlayan; "Üçüncü Kişi Lehine Sözleşme" vasfını ise tarafların iradesinden ve ticari örften çıkarmaya çalışan bir içtihat politikası sergilemektedir.

Sisteminizdeki "Sözleşmenin Kurulması" ve "Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesi (mülga BK m. 112) uyarınca, kendi adına sözleşme yapan kimse, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurabilir. Şayet tarafların amacından veya örf ve âdetten, üçüncü kişinin bu edimi bizzat talep etme hakkı bulunduğu anlaşılıyorsa, tam üçüncü kişi lehine sözleşme mevcuttur. Bu durumda üçüncü kişi, asli ve bağımsız bir alacak hakkı kazanır. Ancak, TBK m. 153 (mülga BK m. 132) uyarınca zamanaşımının durması, kanunda sayılan sınırlı sebeplerden (evlilik, velayet vb.) birinin mevcudiyetine bağlıdır. Somut uyuşmazlıkta, davacı lehtar ile davalı vaat eden banka arasında evlilik dışı birlikte yaşama (konkübinaj) ilişkisi mevcuttur. İstikrar kazanmış içtihatlarımız gereği, evlilik dışı birlikte yaşamalar TBK m. 153/1'deki 'evlilik devam ettiği sürece' hükmü kapsamına girmez ve zamanaşımını durdurmaz. Bu sebeple yasal düzenlemenin sınırları kıyas yoluyla genişletilemez; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi hukuka uygundur."

Hizmet İlişkisi Nedeniyle Durma (TBK m. 153/4) hususunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Mülga 818 sayılı BK m. 132/3 hükmündeki 'hizmet mukavelesi devam ettiği müddetçe efendi ile hizmetçi' ibaresi, 6098 sayılı TBK m. 153/4'te 'hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan alacakları' şeklinde daraltılmış ve netleştirilmiştir. Bu hüküm, fabrikada veya ticari bir işletmede çalışan işçiler için uygulanamaz. Fabrika işçisinin, işvereniyle olan sözleşmesel veya haksız fiil kaynaklı alacaklarında zamanaşımı, hizmet akdi devam etse dahi işlemeye başlar. Zamanaşımının durması kuralı sadece ev hizmetlilerine (örneğin yatılı bakıcı, bahçıvan) hasredilmiş istisnai bir korumadır.".

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinde vücut bulan Zamanaşımının Durması rejimi ile bunun 129. maddedeki Üçüncü Kişi Lehine Sözleşme ile etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Durma Sebeplerinin Muhafazakâr Yapısı" ve "Üçüncü Kişinin Bilgisizliğinin Zamanaşımına Etkisi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 153'teki Durma Sebeplerinin Toplumsal Gerçekliklerin Gerisinde Kalan Arkaik ve Muhafazakâr Yapısıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu, sadece resmi nikâhlı eşler arasında dava açmanın psikolojik/ahlaki zorluğunu kabul edip zamanaşımını durdururken, fiilî olarak karı-koca gibi yaşayan (konkübinaj) çiftler arasında bu durmayı reddetmektedir. Oysa bir kadının, birlikte yaşadığı ve çocuğunun babası olan adama karşı alacak davası açması, resmi nikâhlı bir kadının dava açması kadar zordur ve ilişkiyi yıkma potansiyeli taşır. Alman Medeni Kanunu (BGB § 207) aile içi ilişkilerde durmayı daha geniş ve psikolojik temellere oturtarak değerlendirirken; Türk kanun koyucusunun 6098 sayılı Kanun'da mehaz İsviçre Hukukunun (OR Art. 134) yüzyıllık metnini neredeyse aynen kopyalayarak sosyolojik değişimi (örneğin nişanlılar arası borçlar) görmezden gelmesi, borçlar hukuku dogmatiğinin adalet üretme kapasitesini (Justitia commutativa) donduran bir kanunlaştırma (Legistik) zafiyetidir.

İkinci dogmatik eleştiri, Tam Üçüncü Kişi Lehine Sözleşmelerde (TBK m. 129/2) Üçüncü Kişinin Kendisine Bahşedilen Haktan Habersiz Olmasının Zamanaşımını Durdurmaması (TBK m. 153'ün Eksikliği) Paradoksudur. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; vaat eden ile vaat ettiren, üçüncü kişi yararına bir sözleşme yaptıklarında, lehtar (üçüncü kişi) kural olarak bu sözleşmenin tarafı değildir ve çoğu zaman kendisine bir hak bağışlandığından dahi habersizdir. Oysa TBK m. 149 uyarınca, borç muaccel olduğu an (objektif olarak) zamanaşımı saati çalışmaya başlar. Lehtar, hakkı olduğunu 12 yıl sonra öğrendiğinde, dava açmak istediğinde karşısında "10 yıllık zamanaşımı doldu" savunmasını bulmaktadır. Kanun koyucu, TBK m. 153'e "Üçüncü kişi lehine sözleşmelerde, lehtar hakkı olduğunu öğreninceye kadar zamanaşımı durur" şeklinde koruyucu bir bent eklememiştir. Hukukun, aralarında hiçbir sözleşmesel müzakere geçmeyen ve tamamen bilgisiz bir üçüncü kişiyi, sözleşmenin asıl tarafıymış gibi objektif muacceliyet kuralıyla cezalandırması ve durma kalkanından mahrum bırakması, Rona Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi, güvenin korunması ilkesiyle bağdaşmayan devasa bir teorik boşluktur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 153'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 112.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 153. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.