1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun "Genel Hükümler" kısmında, "Sözleşmeden Doğan Borç
İlişkileri" alt ayrımında yer alan 15. madde, sözleşmelerin geçerlilik şekline
ilişkin kurallar mimarisinin en somut ve fiziksel ayağını oluşturmaktadır.
Kanun koyucu, TBK madde 12 ile şekil serbestisi ilkesini getirmiş, TBK madde 14
ile yazılı şeklin "metin" ve "imza" olmak üzere iki asli unsurdan oluştuğunu
emretmiş; TBK madde 15 ile de bu iki unsurdan ikincisi olan imzanın fiziksel
olarak nasıl vücut bulacağını, hangi kurallara ve araçlara tabi olduğunu kesin
sınırlarla çizmiştir. Maddenin konuluş amacı (ratio legis) borç altına giren
kişinin iradesini şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmek (teşhis
fonksiyonu) sözleşme metninin sona erdiğini ve içeriğin bütünüyle
benimsendiğini kanıtlamak (tamamlanma fonksiyonu) ve kişiyi imza atarken bir
kez daha düşünmeye sevk etmektir (uyarı fonksiyonu).
Tarihsel dogmatik süreç incelendiğinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 15.
maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 14. maddesinin teknolojik
gelişmeler ışığında revize edilmiş hâlidir. Düzenlemenin dayandığı asıl mehaz,
İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 14 hükmüdür. İsviçre ve Türk borçlar hukuku
dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi
değerli müelliflerin eserlerinde ortaklaşa vurgulandığı üzere, yazılı şeklin
hukuken doğabilmesi için imzanın mutlak surette "el yazısı" ile atılması
emredici bir kuraldır. El yazısı, her insanın kas ve sinir sisteminin benzersiz
bir yansıması olarak, sahteciliğe karşı en güçlü doğal biyometrik veridir.
Kanun koyucu, bireylerin kendi kimliklerini kâğıda kendi biyolojik
hareketleriyle aktarmalarını, hukuki güvenliğin teminatı olarak görmüştür.
Bununla birlikte, yeni kanun döneminde maddeye eklenen ikinci cümle ile
"güvenli elektronik imza", el yazısının yarattığı bu biyolojik güvenliğin
kriptografik ve algoritmik bir eşdeğeri olarak kabul edilmiş ve dijital çağın
ihtiyaçlarına cevap verilmiştir. Maddenin devam fıkraları ise, el yazısı
kuralının ticari hayatı kilitleyeceği seri üretim kıymetli evraklar için örf ve
âdete dayalı istisnalar getirmekte ve görme engelli bireylerin imza süreçlerini
özel bir koruma rejimine tabi tutmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin uygulanabilmesi için içerdiği usuli ve maddi kavramların doktriner
sınırlarının pratik hayatla bağdaştırılarak incelenmesi gerekmektedir.
El Yazısı Zorunluluğu (Islak İmza):
İmzanın geçerli olabilmesi için, borç altına giren kişinin bizzat kendi
bedensel hareketiyle ve elinden çıkan bir araçla (kalem) kâğıt üzerine fiziki
bir iz bırakması yasal bir emirdir. Bu kural, imzanın sahibini şüpheye yer
bırakmaksızın teşhis etmeye yarayan karakteristik ve bireysel yazı
reflekslerinin belgeye işlenmesini sağlar. Bir esnaf, dükkânına mal getiren
toptancıya vereceği borç senedini onaylamak için senedin altını tükenmez
kalemle bizzat çizer. Esnafın adının baş harflerini içeren kendine has bu
karalama, onun elinden çıktığı sürece hukuken tam ve geçerli bir imzadır. Şayet
esnaf kalem kullanmak yerine, isminin matbaada basıldığı bir mühür kullanırsa,
bu el yazısı zorunluluğunu ihlal edeceği için işlem kesin hükümsüz olur. Hukuk
sistemi, bedensel hareketin kâğıda doğrudan yansımasını sahteciliği önleyen
yegâne filtre olarak görmektedir.
İmza Atma Amacı (Animus Signandi):
Kişinin kâğıt üzerine bıraktığı el yazısı izinin veya isminin, salt bir yazı
yazma eylemi değil, o belgedeki hukuki yükümlülükleri bilerek ve isteyerek
üstlenme kastı taşımasıdır. Şekilsiz ve anlamsız bir çizgi bile, bağlanma
kastıyla atılmışsa imza vasfı kazanırken; mükemmel bir el yazısıyla yazılmış
isim, bu kastı taşımıyorsa imza sayılamaz. Bir kefil, bankanın hazırladığı
kredi sözleşmesinin altındaki boşlukları doldururken "Kefilin Adı Soyadı" yazan
yere bizzat kendi el yazısıyla ismini yazar. Ancak kefilin niyeti sadece formu
doldurmak olup, onaylamak için asıl imzasını atmadan masadan kalkarsa, ortada
hukuken geçerli bir imza yoktur. Fakat kefil, ismini el yazısıyla yazarken bunu
aynı zamanda sözleşmeyi onaylama iradesiyle (imza atma amacıyla) kâğıda
dökmüşse, bu ad ve soyad yazımı bizzat imza yerine geçer. Hâkim, bu sübjektif
amacı belgenin bütününden ve kişinin genel alışkanlıklarından yola çıkarak
tespit etmek zorundadır.
Güvenli Elektronik İmza:
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında oluşturulan, imza sahibine
münhasıran bağlı olan, verinin değiştirilip değiştirilmediğini algılayan ve
nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak üretilen şifreleme mekanizmasıdır.
TBK madde 15 uyarınca bu teknolojik araç, maddi hukuk bakımından el yazısıyla
atılmış ıslak imzanın yarattığı tüm sonuçları eksiksiz bir biçimde doğurur. Bir
yazılım şirketinin müdürü, Ankara'daki ofisinden hiç çıkmadan, İstanbul'daki
bir müşteriyle hazırlanan yüz sayfalık hizmet sözleşmesini bilgisayarında açar.
Müdür, kendisine devletin yetkilendirdiği kurumlarca verilen özel şifreli USB
donanımını bilgisayara takarak PDF dosyasını algoritmik olarak mühürler. Bu
dijital şifreleme, müdürün eline kalem alıp kâğıdı imzalamasıyla hukuken yüzde
yüz aynı kuvvettedir. Taraflar, herhangi bir kâğıt israfı olmaksızın, inkâr
edilemez ve değiştirilemez bir yazılı sözleşmeyi saniyeler içinde kurmuş
olurlar.
Örf ve Âdetçe Kabul Edilen Mekanik Araçlar:
Kanun koyucunun, el yazısı zorunluluğunun imkânsız veya aşırı zahmetli olduğu
kitlesel ticari işlemlerde, imzanın kaşe, matbaa baskısı veya faksil (ıslak
imzanın kopyası) gibi mekanik araçlarla kâğıda basılmasına izin verdiği
istisnai durumdur. Bu istisna, sadece çok sayıda çıkarılan kıymetli evraklar ve
köklü ticari teamüller için geçerlidir. Büyük bir anonim şirket, sermaye
artırımı kararı alarak piyasaya elli bin adet yeni pay senedi ihraç eder.
Şirketin yönetim kurulu başkanının bu elli bin senedi tek tek el yazısıyla
imzalaması bedensel ve zamansal olarak fiilen imkânsızdır. Kanun, bu zarureti
gözeterek başkanın imzasının matbaada çoğaltılarak senetlerin üzerine
basılmasına hukuki bir geçerlilik tanır. Ancak bu istisna gündelik bir kira
sözleşmesine veya basit bir borç senedine kesinlikle uygulanamaz; aksi takdirde
belge geçersiz olur.
Görme Engellilerin İmza Rejimi:
Kanunun, görme yetisinden yoksun bireyleri suiistimallere karşı korumak ve
onların irade özerkliğini teminat altına almak amacıyla kurguladığı özel usul
kuralıdır. Kural olarak görme engelli bir bireyin kendi el yazısıyla attığı
imza her koşulda geçerlidir, ancak kişi isterse işlem güvenliği için sürece bir
şahit dâhil edebilir. Okuma yazma bilen ve imza atabilen görme engelli bir
vatandaş, bir bankada hesap açarken önüne konulan sözleşmeye el yordamıyla ve
alışkanlıkla kendi imzasını atar. Bu imza, başka hiçbir ek prosedüre gerek
kalmaksızın hukuken tam ve geçerlidir. Ancak vatandaş sözleşmenin içeriği
konusunda endişe duyuyorsa, imza anında banka görevlisinden bağımsız bir
şahidin orada bulunmasını ve belgenin kendisine okunmasını talep etme hakkına
sahiptir. Şahit talebi bizzat görme engelli bireye bırakılmış olup, karşı
tarafın veya memurun şahit dayatması yasal olarak mümkün değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK madde 15 hükmü, borçlar hukuku dogmatiğinde şekil şartlarını kurgulayan
maddeler ağının merkez üssüdür. Öncelikle bir önceki madde olan TBK madde 14
ile et ve tırnak gibidir. TBK madde 14, yazılı şeklin ancak bir "metin" ve bir
"imza" ile kurulabileceğini emrederken; TBK madde 15 bu imzanın bizzat el
yazısıyla vücut bulması gerektiğini dikte ederek sistemi tamamlar. İki madde
arasındaki bu sistematik bağ koparıldığında yazılı şekil anlamsızlaşır. Aynı
şekilde, bu hükmün hemen ardından gelen TBK madde 16 (İmza atamayanların
durumu) ile de diyalektik bir ilişki mevcuttur. TBK madde 15'teki "el yazısı"
kuralı fiziksel bir zorunluluktur; şayet kişi okuma yazma bilmediği veya
bedensel engeli olduğu için el yazısı kullanamıyorsa, sistem tıkanmasın diye
TBK madde 16 devreye girerek "usulüne göre onaylanmış parmak izi veya mühür"
kurumunu el yazısının yasal ikamesi olarak sunar.
Maddenin usul hukukuyla olan organik bağlantısı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)
madde 205'te en net biçimde görülür. TBK madde 15'in aradığı el yazısı ile
imzalanmış bir metin veya güvenli elektronik imza ile şifrelenmiş bir veri,
usul hukuku bağlamında "senet" vasfı kazanır. HMK m. 205 uyarınca usulüne göre
atılmış bu el yazısı veya elektronik imza, aksi ispat edilinceye kadar mahkeme
önünde kesin delil teşkil eder. Dolayısıyla TBK madde 15'in maddi hukukta
yarattığı geçerlilik, usul hukukunda yargılamanın kaderini belirleyen
tartışılmaz bir ispat aracına dönüşür.
Elektronik imza bağlamında ise TBK madde 15, doğrudan doğruya 5070 sayılı
Elektronik İmza Kanunu'na (EİK) atıf yapan bir çerçeve normdur. EİK madde 5'te
yer alan "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu
doğurur" hükmü, TBK madde 15'in lafzıyla tam bir bütünlük içindedir. Ancak her
iki kanunun sistematiği birlikte okunduğunda, EİK madde 5/2'de yer alan
emredici istisnalar gözden kaçırılmamalıdır. Kanunların resmî şekle (noter veya
tapu işlemi) tabi tuttuğu sözleşmeler ile teminat sözleşmeleri (örneğin
kefalet) TBK madde 15 elektronik imzaya izin verse dahi, EİK'teki bu özel
yasak nedeniyle e-imza ile yapılamaz. Bu durum, genel kanun ile özel kanun
arasındaki sistematik sınırın borçlar hukukuna yansımasıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
TBK madde 15'in yargısal uygulamasında en çok tartışılan husus, imzanın
şeklinin nasıl olması gerektiği ve kişinin ad-soyadını yazmasının imza sayılıp
sayılamayacağıdır. Bu husus, sağlanan kaynaklar arasındaki Yargıtay 12. Hukuk
Dairesi'nin 28.11.2017 tarihli, E: 2016/23838, K: 2017/14734 sayılı kararıyla
son derece net bir içtihat zeminine oturtulmuştur. Karara konu olayda, borçlu
kambiyo senedinin (bononun) aval hanesine kendi adına özel bir karalama (klasik
imza) yapmamış, sadece bizzat kendi el yazısıyla adını ve soyadını yazmıştır.
Yüksek Mahkeme, kararında doğrudan TBK madde 15'e (mülga BK m. 14) atıf yaparak
şu hayati dogmatik tespiti yapmıştır: "El yazısı ile atılacak imzanın şekli
konusunda yasada hüküm bulunmamaktadır. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri
içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el
yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak bu durumda borçlu, ad ve
soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir." Yargıtay, bu kararıyla imza
unsurunu şekilci ve dar bir kalıba (mutlaka sembol veya karalama olmalı)
sokmaktan kurtarmış; borçlar hukukunun temel prensibi olan irade teorisine
uygun olarak "imza atma amacına (animus signandi)" odaklanmıştır. Şayet kişinin
niyeti o borcu üstlenmekse ve bu niyeti kâğıda kendi el yazısıyla (ister ad
soyad, ister bir çizgi) yansıtmışsa, bu durum TBK madde 15 anlamında eksiksiz
ve geçerli bir imza kabul edilir. Bu içtihat, el yazısının biçiminden ziyade,
iradenin belgeleştirilmesi fonksiyonunu yücelten emsal bir yorumdur.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (El Yazısı Kuralının Mekanik Araçla İhlali):
Kumaş tüccarı (A) uzun süredir iş yaptığı konfeksiyon atölyesi sahibi (B) ile
beş milyon liralık bir mal alım satım sözleşmesi hazırlamıştır. (B) sözleşme
metnini okuyup şartları kabul ettikten sonra, her zaman masasında duran ve
üzerinde "Şirket Müdürü B" ile kendi ıslak imzasının birebir kopyasını (faksil)
barındıran kaşeyi sözleşmenin imza kısmına basarak evrakı (A)'ya teslim
etmiştir. Vade geldiğinde (B) kumaş bedellerini ödemekten kaçınmış, (A) ise
elindeki sözleşmeye dayanarak dava açmıştır. (B)'nin avukatı, sözleşmenin
kanunun aradığı yazılı şekle uygun olmadığını, ortada geçerli bir el yazısı
imza bulunmadığını ileri sürmüştür. TBK madde 15 uyarınca imzanın kural olarak
borç altına girenin bizzat "el yazısıyla" atılması mutlak bir zorunluluktur.
Mekanik araçlarla veya kaşeyle imza atılması ancak "örf ve âdetçe kabul edilen
durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakta" mümkündür. İki
tacir arasındaki standart bir alım satım sözleşmesi bu istisnanın kapsamına
kesinlikle girmez. Somut olayda (B)'nin kaşe basması, kâğıt üzerine kendi kas
gücüyle ve kalemiyle bir iz bırakmadığı için şekil şartını ihlal etmektedir. El
yazısı imzanın bulunmaması, sözleşmenin geçerlilik şekline aykırılıktan dolayı
kesin hükümsüz (batıl) olmasına yol açar. Hâkim, ortada yazılı bir sözleşme
bulunmadığını tespit ederek (A)'nın sözleşmeye dayalı aynen ifa veya müspet
zarar taleplerini reddetmek zorundadır. (A) ancak sebepsiz zenginleşme
kurallarına göre verdiği kumaşların bedelini geri isteyebilir.
Olay 2 (Güvenli Elektronik İmza ve Teminat İstisnası):
Yazılımcı (X) bankadan yüklü miktarda bir ticari kredi çeken arkadaşı (Y)'nin
borcuna kefil olmayı kabul etmiştir. Banka yetkilisi, süreci hızlandırmak adına
kefalet sözleşmesini PDF formatında (X)'in e-posta adresine göndermiştir. (X)
bilgisayarına nitelikli elektronik sertifikasını (USB token) takarak, 5070
sayılı Kanun'a tam uygun bir güvenli elektronik imza ile kefalet sözleşmesini
onaylamış ve bankaya dijital olarak geri iletmiştir. Arkadaşı (Y) krediyi
ödeyemeyince banka, kefil (X)'e karşı elektronik imzalı sözleşmeye dayanarak
icra takibi başlatmıştır. (X) kefalet işleminin elektronik imza ile
yapılamayacağını savunarak takibe itiraz etmiştir. TBK madde 15/1 açıkça
"Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki
sonuçlarını doğurur" demekte olup, kural olarak bu işlem geçerli görünmektedir.
Ancak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu madde 5/2'de yer alan amir hüküm,
"teminat sözleşmelerinin güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemeyeceğini"
açıkça yasaklamıştır. Kefalet sözleşmesi (TBK m. 583) kişinin tüm malvarlığını
riske atan çok ağır bir teminat sözleşmesi olduğu için, kanun koyucu kişinin
mutlaka eline kalemi alıp, kefalet miktarını ve tarihini bizzat el yazısıyla
yazarak ıslak imza atmasını (uyarı fonksiyonunu en üst düzeye çıkarmayı)
emretmiştir. Somut olayda, güvenli elektronik imza her ne kadar teknik olarak
kusursuz olsa da, kefalet sözleşmesinin tabiatı gereği EİK m. 5'teki yasağa
takılmaktadır. Bu nedenle (X)'in elektronik imzası kefalet sözleşmesini geçerli
kılmaya yetmez; işlem kesin hükümsüzdür ve bankanın (X)'ten herhangi bir alacak
talep etme hakkı yoktur.
6. Pratik Uygulama Notları
Maddenin uygulanmasında avukatların, noterlerin ve mahkemelerin en çok mesai
harcadığı alan, sahtecilik (forgery) iddiaları ve "beyaza imza" (blanko imza)
vakalarıdır. Bir borçlu, mahkeme önünde senedin altındaki imzanın kendisine ait
olmadığını iddia ettiğinde, hâkim HMK hükümleri çerçevesinde imza incelemesi
(istiktap) yaptırmak zorundadır. Bu inceleme, Adli Tıp Kurumu veya kriminal
polis laboratuvarlarındaki grafoloji (yazı bilimi) uzmanları tarafından
yapılır. TBK madde 15'in "el yazısı" zorunluluğunun teknik gerekçesi de burada
ortaya çıkar; uzmanlar kişinin kalem baskı şiddetini (press) harf bağlantı
yollarını, titreşimleri (tremor) ve yazım hızını inceleyerek o imzanın
gerçekten o kişiye ait olup olmadığını bilimsel olarak tespit edebilirler. Kaşe
veya elektronik kopyalarda bu biyometrik tespit imkânsızdır.
Uygulamada sıklıkla rastlanan "beyaza imza" (boş kâğıdın altının imzalanıp
karşı tarafa verilmesi) durumu, TBK madde 15'in tamamlanma fonksiyonuyla
ilgilidir. Kural olarak imza, metnin sonuna atılır ve metni bir şemsiye gibi
kapatır. Nomer ve Eren'in eserlerinde de altı çizildiği üzere, borçlu boş bir
kâğıdın altını imzalayarak alacaklıya teslim etmişse, metnin üzerinin sonradan
anlaşmaya uygun doldurulacağı konusunda alacaklıya bir temsil veya doldurma
yetkisi vermiş sayılır. Şayet alacaklı, kâğıdın üstünü aralarındaki anlaşmaya
aykırı olarak fahiş bir borç miktarıyla doldurursa, belge yine de geçerli bir
yazılı belge sayılır. Borçlu, "Ben imza attığımda üstü boştu, anlaşmamız bu
değildi" şeklindeki iddiasını mutlak surette başka bir yazılı delille (Hukuk
Muhakemeleri Kanunu anlamında yazılı delille) ispat etmek zorundadır. Kanun, el
yazısı imzanın iradeyi bağlayıcı gücünü o kadar yüksek tutmaktadır ki, beyaza
imza atanın basiretsizliğinin sonuçlarına katlanması gerektiğini kabul eder.
Görme engellilerle ilgili uygulamada ise, Noterlik Kanunu m. 73 hükümleri TBK
madde 15 ile birlikte çalışır. Görme engelli birey noterde bir işlem yaparken
şahit istemediğini beyan ederse, noter sadece bu beyanı zapta geçirir ve
kişinin bizzat atacağı el yazısı imza işlemi tamamlar. Eskiden görme
engellilerin işlemlerinde şahit bulundurulması mutlak bir geçerlilik şartı
iken, engelli derneklerinin itirazları ve irade özerkliği prensibi
doğrultusunda yasa değişmiş; şahit bulundurma tamamen bireyin kendi talebine
(ihtiyari şarta) dönüştürülerek dezavantajlı grupların hukuki işlem ehliyeti
üzerindeki vesayet kaldırılmıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu madde 15 hükmü, klasik borçlar hukuku dogmatiğinin "kâğıt
ve mürekkep" merkezli dünyasını yansıtmakta olup, içerdiği el yazısı fetişizmi
nedeniyle modern dijital ekonominin gerçekleriyle ciddi bir doktriner çatışma
içindedir. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi saygın akademisyenlerin eserlerinde
şekil kurallarının amacı "ispat kolaylığı, uyarı ve tarafları koruma" olarak
özetlense de, kanun koyucunun bu amaçlara ulaşmak için sadece "el yazısını" ve
oldukça katı bir yapıya sahip olan "güvenli elektronik imzayı" yegâne
geçerlilik vasıtaları olarak görmesi, teknolojinin geldiği noktada arkaik
kalmaktadır. Günümüzde bireyler tabletler üzerinden kapasitif dokunmatik
kalemlerle (stylus) imzalar atmakta, banka şubelerinde dijital pedler (digital
signature pads) üzerine biyometrik verileriyle anlık el hareketlerini
kaydetmektedirler. Bir tablet ekranına özel bir elektronik kalemle atılan imza,
teknik olarak kişinin kas hareketlerini, basıncını ve hızını barındırdığı için
"el yazısı" vasfını fazlasıyla taşımaktadır. Ancak TBK madde 15'in katı lafzı
ve 5070 sayılı Kanun'un dar kapsamı karşısında, bu tür biyometrik dijital
imzaların "güvenli elektronik imza" sertifikasına sahip olmadıkları
gerekçesiyle geçersiz sayılma riski, ticari hayatta devasa bir hukuki
belirsizlik (legal uncertainty) yaratmaktadır. Hukuk sistemimizin, el yazısı
kavramını fiziksel kâğıttan bağımsızlaştırarak, kişinin bedensel hareketini
inkâr edilemez biçimde algılayan her türlü teknolojik yüzeyi "el yazısı aracı"
olarak kabul edecek teleolojik (amaca uygun) bir yorum metodolojisine geçiş
yapması acil bir dogmatik zorunluluktur.
Maddenin ikinci cümlesinde yer alan ve elektronik ortamdaki işlemleri
tekelleştiren "güvenli elektronik imza" kurumu da, bireysel erişilebilirlik
(accessibility) açısından yoğun bir şekilde eleştirilmelidir. Nomer'in şekil
serbestisinin sınırlarına ilişkin tespitlerinden yola çıkarsak; bir hukuk
kuralı, toplumun çoğunluğu tarafından fiilen ulaşılamaz durumdaysa, o kural
adaleti değil imtiyazı temsil eder. Türkiye'de güvenli elektronik imza
altyapısı (USB token, sertifika hizmet sağlayıcılar, e-imza şifreleri) ciddi
bir donanım maliyeti, yıllık aidat ve teknik kurulum bilgisi gerektirmektedir.
Bu nedenle güvenli e-imza, büyük ölçüde tacirler, avukatlar ve kurumlar
arasında kullanılan (B2B) bir araç olarak kalmış; sıradan bir tüketicinin veya
vatandaşın günlük e-ticaret sözleşmelerinde veya yazılı şekle tabi kira
kontratlarında kullanabileceği bir pratikliğe ulaşamamıştır. Hâl böyle olunca,
TBK madde 15, sıradan vatandaşın dijital ortamda yazılı sözleşme yapma
özgürlüğünü fiilen elinden almakta ve onu ya geleneksel kargolaşma sürecine ya
da şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olan standart tıklama (click-wrap)
sözleşmelerine mahkûm etmektedir. Modern Avrupa borçlar hukuku sistemlerinde
(örneğin eIDAS regülasyonunda) olduğu gibi, Türk borçlar hukukunun da "basit
e-imza", "gelişmiş e-imza" ve "nitelikli e-imza" gibi kademeli bir yapıya
geçerek, işlemin ağırlığına göre farklı dijital onay mekanizmalarını geçerli
kabul etmesi daha adil bir model olacaktır.
Son olarak, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan ve örf âdetçe kabul edilen
mekanik araçların kullanımını sadece "çok sayıda çıkarılan kıymetli evrak" ile
sınırlandıran dar bakış açısı, akıllı sözleşmelerin (smart contracts) ve
algoritmik ticaretin yükselişi karşısında tamamen iflas etme tehlikesiyle karşı
karşıyadır. Blokzincir altyapısında kurulan ve kendi kendini icra eden
sözleşmelerde, tarafların iradesi bir kâğıda veya dijital metne değil, doğrudan
doğruya bir bilgisayar koduna yansımakta ve "imza" dediğimiz eylem, kişinin
kripto cüzdanıyla sisteme verdiği matematiksel onaya dönüşmektedir. Burada ne
bir el yazısı, ne bir güvenli e-imza sertifikası, ne de bir mekanik kaşe
vardır; sadece zincir içi (on-chain) doğrulanabilen merkeziyetsiz bir algoritma
bulunmaktadır. TBK madde 15'in, iradeyi mutlaka bir fiziksel simgeyle
çerçevelemeyi emreden dogmatik saplantısı, blokzincir üzerindeki milyarlarca
dolarlık değer aktarımlarını hukuk dışı (geçersiz) kabul etme riski
taşımaktadır. Borçlar hukukumuzun, imza kavramını "kâğıdın altına atılan şekil"
illüzyonundan kurtarıp, işlemi yapan kişinin kimliğini doğrulayan ve iradenin
değiştirilemez biçimde bağlandığını kanıtlayan "fonksiyonel eşdeğerlik
(functional equivalence)" teorisi kapsamında yepyeni bir boyutta yeniden
tanımlaması şarttır. Aksi takdirde TBK madde 15, geleceğin hukukunu kurgulayan
değil, geçmişin kâğıt bürokrasisini koruyan bir ayak bağı olmaya devam
edecektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 15'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. ilgili.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 15. madde metnine dayanır.
Görüş: Öğretici ve kapsamlı yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun "Genel Hükümler" kısmında, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt ayrımında yer alan 15. madde, sözleşmelerin geçerlilik şekline ilişkin kurallar mimarisinin en somut ve fiziksel ayağını oluşturmaktadır. Kanun koyucu, TBK madde 12 ile şekil serbestisi ilkesini getirmiş, TBK madde 14 ile yazılı şeklin "metin" ve "imza" olmak üzere iki asli unsurdan oluştuğunu emretmiş; TBK madde 15 ile de bu iki unsurdan ikincisi olan imzanın fiziksel olarak nasıl vücut bulacağını, hangi kurallara ve araçlara tabi olduğunu kesin sınırlarla çizmiştir. Maddenin konuluş amacı (ratio legis) borç altına giren kişinin iradesini şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmek (teşhis fonksiyonu) sözleşme metninin sona erdiğini ve içeriğin bütünüyle benimsendiğini kanıtlamak (tamamlanma fonksiyonu) ve kişiyi imza atarken bir kez daha düşünmeye sevk etmektir (uyarı fonksiyonu).
Tarihsel dogmatik süreç incelendiğinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 15. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 14. maddesinin teknolojik gelişmeler ışığında revize edilmiş hâlidir. Düzenlemenin dayandığı asıl mehaz, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 14 hükmüdür. İsviçre ve Türk borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde ortaklaşa vurgulandığı üzere, yazılı şeklin hukuken doğabilmesi için imzanın mutlak surette "el yazısı" ile atılması emredici bir kuraldır. El yazısı, her insanın kas ve sinir sisteminin benzersiz bir yansıması olarak, sahteciliğe karşı en güçlü doğal biyometrik veridir. Kanun koyucu, bireylerin kendi kimliklerini kâğıda kendi biyolojik hareketleriyle aktarmalarını, hukuki güvenliğin teminatı olarak görmüştür. Bununla birlikte, yeni kanun döneminde maddeye eklenen ikinci cümle ile "güvenli elektronik imza", el yazısının yarattığı bu biyolojik güvenliğin kriptografik ve algoritmik bir eşdeğeri olarak kabul edilmiş ve dijital çağın ihtiyaçlarına cevap verilmiştir. Maddenin devam fıkraları ise, el yazısı kuralının ticari hayatı kilitleyeceği seri üretim kıymetli evraklar için örf ve âdete dayalı istisnalar getirmekte ve görme engelli bireylerin imza süreçlerini özel bir koruma rejimine tabi tutmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin uygulanabilmesi için içerdiği usuli ve maddi kavramların doktriner sınırlarının pratik hayatla bağdaştırılarak incelenmesi gerekmektedir.
El Yazısı Zorunluluğu (Islak İmza): İmzanın geçerli olabilmesi için, borç altına giren kişinin bizzat kendi bedensel hareketiyle ve elinden çıkan bir araçla (kalem) kâğıt üzerine fiziki bir iz bırakması yasal bir emirdir. Bu kural, imzanın sahibini şüpheye yer bırakmaksızın teşhis etmeye yarayan karakteristik ve bireysel yazı reflekslerinin belgeye işlenmesini sağlar. Bir esnaf, dükkânına mal getiren toptancıya vereceği borç senedini onaylamak için senedin altını tükenmez kalemle bizzat çizer. Esnafın adının baş harflerini içeren kendine has bu karalama, onun elinden çıktığı sürece hukuken tam ve geçerli bir imzadır. Şayet esnaf kalem kullanmak yerine, isminin matbaada basıldığı bir mühür kullanırsa, bu el yazısı zorunluluğunu ihlal edeceği için işlem kesin hükümsüz olur. Hukuk sistemi, bedensel hareketin kâğıda doğrudan yansımasını sahteciliği önleyen yegâne filtre olarak görmektedir.
İmza Atma Amacı (Animus Signandi): Kişinin kâğıt üzerine bıraktığı el yazısı izinin veya isminin, salt bir yazı yazma eylemi değil, o belgedeki hukuki yükümlülükleri bilerek ve isteyerek üstlenme kastı taşımasıdır. Şekilsiz ve anlamsız bir çizgi bile, bağlanma kastıyla atılmışsa imza vasfı kazanırken; mükemmel bir el yazısıyla yazılmış isim, bu kastı taşımıyorsa imza sayılamaz. Bir kefil, bankanın hazırladığı kredi sözleşmesinin altındaki boşlukları doldururken "Kefilin Adı Soyadı" yazan yere bizzat kendi el yazısıyla ismini yazar. Ancak kefilin niyeti sadece formu doldurmak olup, onaylamak için asıl imzasını atmadan masadan kalkarsa, ortada hukuken geçerli bir imza yoktur. Fakat kefil, ismini el yazısıyla yazarken bunu aynı zamanda sözleşmeyi onaylama iradesiyle (imza atma amacıyla) kâğıda dökmüşse, bu ad ve soyad yazımı bizzat imza yerine geçer. Hâkim, bu sübjektif amacı belgenin bütününden ve kişinin genel alışkanlıklarından yola çıkarak tespit etmek zorundadır.
Güvenli Elektronik İmza: 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında oluşturulan, imza sahibine münhasıran bağlı olan, verinin değiştirilip değiştirilmediğini algılayan ve nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak üretilen şifreleme mekanizmasıdır. TBK madde 15 uyarınca bu teknolojik araç, maddi hukuk bakımından el yazısıyla atılmış ıslak imzanın yarattığı tüm sonuçları eksiksiz bir biçimde doğurur. Bir yazılım şirketinin müdürü, Ankara'daki ofisinden hiç çıkmadan, İstanbul'daki bir müşteriyle hazırlanan yüz sayfalık hizmet sözleşmesini bilgisayarında açar. Müdür, kendisine devletin yetkilendirdiği kurumlarca verilen özel şifreli USB donanımını bilgisayara takarak PDF dosyasını algoritmik olarak mühürler. Bu dijital şifreleme, müdürün eline kalem alıp kâğıdı imzalamasıyla hukuken yüzde yüz aynı kuvvettedir. Taraflar, herhangi bir kâğıt israfı olmaksızın, inkâr edilemez ve değiştirilemez bir yazılı sözleşmeyi saniyeler içinde kurmuş olurlar.
Örf ve Âdetçe Kabul Edilen Mekanik Araçlar: Kanun koyucunun, el yazısı zorunluluğunun imkânsız veya aşırı zahmetli olduğu kitlesel ticari işlemlerde, imzanın kaşe, matbaa baskısı veya faksil (ıslak imzanın kopyası) gibi mekanik araçlarla kâğıda basılmasına izin verdiği istisnai durumdur. Bu istisna, sadece çok sayıda çıkarılan kıymetli evraklar ve köklü ticari teamüller için geçerlidir. Büyük bir anonim şirket, sermaye artırımı kararı alarak piyasaya elli bin adet yeni pay senedi ihraç eder. Şirketin yönetim kurulu başkanının bu elli bin senedi tek tek el yazısıyla imzalaması bedensel ve zamansal olarak fiilen imkânsızdır. Kanun, bu zarureti gözeterek başkanın imzasının matbaada çoğaltılarak senetlerin üzerine basılmasına hukuki bir geçerlilik tanır. Ancak bu istisna gündelik bir kira sözleşmesine veya basit bir borç senedine kesinlikle uygulanamaz; aksi takdirde belge geçersiz olur.
Görme Engellilerin İmza Rejimi: Kanunun, görme yetisinden yoksun bireyleri suiistimallere karşı korumak ve onların irade özerkliğini teminat altına almak amacıyla kurguladığı özel usul kuralıdır. Kural olarak görme engelli bir bireyin kendi el yazısıyla attığı imza her koşulda geçerlidir, ancak kişi isterse işlem güvenliği için sürece bir şahit dâhil edebilir. Okuma yazma bilen ve imza atabilen görme engelli bir vatandaş, bir bankada hesap açarken önüne konulan sözleşmeye el yordamıyla ve alışkanlıkla kendi imzasını atar. Bu imza, başka hiçbir ek prosedüre gerek kalmaksızın hukuken tam ve geçerlidir. Ancak vatandaş sözleşmenin içeriği konusunda endişe duyuyorsa, imza anında banka görevlisinden bağımsız bir şahidin orada bulunmasını ve belgenin kendisine okunmasını talep etme hakkına sahiptir. Şahit talebi bizzat görme engelli bireye bırakılmış olup, karşı tarafın veya memurun şahit dayatması yasal olarak mümkün değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK madde 15 hükmü, borçlar hukuku dogmatiğinde şekil şartlarını kurgulayan maddeler ağının merkez üssüdür. Öncelikle bir önceki madde olan TBK madde 14 ile et ve tırnak gibidir. TBK madde 14, yazılı şeklin ancak bir "metin" ve bir "imza" ile kurulabileceğini emrederken; TBK madde 15 bu imzanın bizzat el yazısıyla vücut bulması gerektiğini dikte ederek sistemi tamamlar. İki madde arasındaki bu sistematik bağ koparıldığında yazılı şekil anlamsızlaşır. Aynı şekilde, bu hükmün hemen ardından gelen TBK madde 16 (İmza atamayanların durumu) ile de diyalektik bir ilişki mevcuttur. TBK madde 15'teki "el yazısı" kuralı fiziksel bir zorunluluktur; şayet kişi okuma yazma bilmediği veya bedensel engeli olduğu için el yazısı kullanamıyorsa, sistem tıkanmasın diye TBK madde 16 devreye girerek "usulüne göre onaylanmış parmak izi veya mühür" kurumunu el yazısının yasal ikamesi olarak sunar.
Maddenin usul hukukuyla olan organik bağlantısı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 205'te en net biçimde görülür. TBK madde 15'in aradığı el yazısı ile imzalanmış bir metin veya güvenli elektronik imza ile şifrelenmiş bir veri, usul hukuku bağlamında "senet" vasfı kazanır. HMK m. 205 uyarınca usulüne göre atılmış bu el yazısı veya elektronik imza, aksi ispat edilinceye kadar mahkeme önünde kesin delil teşkil eder. Dolayısıyla TBK madde 15'in maddi hukukta yarattığı geçerlilik, usul hukukunda yargılamanın kaderini belirleyen tartışılmaz bir ispat aracına dönüşür.
Elektronik imza bağlamında ise TBK madde 15, doğrudan doğruya 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'na (EİK) atıf yapan bir çerçeve normdur. EİK madde 5'te yer alan "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur" hükmü, TBK madde 15'in lafzıyla tam bir bütünlük içindedir. Ancak her iki kanunun sistematiği birlikte okunduğunda, EİK madde 5/2'de yer alan emredici istisnalar gözden kaçırılmamalıdır. Kanunların resmî şekle (noter veya tapu işlemi) tabi tuttuğu sözleşmeler ile teminat sözleşmeleri (örneğin kefalet) TBK madde 15 elektronik imzaya izin verse dahi, EİK'teki bu özel yasak nedeniyle e-imza ile yapılamaz. Bu durum, genel kanun ile özel kanun arasındaki sistematik sınırın borçlar hukukuna yansımasıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
TBK madde 15'in yargısal uygulamasında en çok tartışılan husus, imzanın şeklinin nasıl olması gerektiği ve kişinin ad-soyadını yazmasının imza sayılıp sayılamayacağıdır. Bu husus, sağlanan kaynaklar arasındaki Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2017 tarihli, E: 2016/23838, K: 2017/14734 sayılı kararıyla son derece net bir içtihat zeminine oturtulmuştur. Karara konu olayda, borçlu kambiyo senedinin (bononun) aval hanesine kendi adına özel bir karalama (klasik imza) yapmamış, sadece bizzat kendi el yazısıyla adını ve soyadını yazmıştır.
Yüksek Mahkeme, kararında doğrudan TBK madde 15'e (mülga BK m. 14) atıf yaparak şu hayati dogmatik tespiti yapmıştır: "El yazısı ile atılacak imzanın şekli konusunda yasada hüküm bulunmamaktadır. Kişi, kendisine özgü belli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını bizzat el yazısı ile yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak bu durumda borçlu, ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir." Yargıtay, bu kararıyla imza unsurunu şekilci ve dar bir kalıba (mutlaka sembol veya karalama olmalı) sokmaktan kurtarmış; borçlar hukukunun temel prensibi olan irade teorisine uygun olarak "imza atma amacına (animus signandi)" odaklanmıştır. Şayet kişinin niyeti o borcu üstlenmekse ve bu niyeti kâğıda kendi el yazısıyla (ister ad soyad, ister bir çizgi) yansıtmışsa, bu durum TBK madde 15 anlamında eksiksiz ve geçerli bir imza kabul edilir. Bu içtihat, el yazısının biçiminden ziyade, iradenin belgeleştirilmesi fonksiyonunu yücelten emsal bir yorumdur.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (El Yazısı Kuralının Mekanik Araçla İhlali): Kumaş tüccarı (A) uzun süredir iş yaptığı konfeksiyon atölyesi sahibi (B) ile beş milyon liralık bir mal alım satım sözleşmesi hazırlamıştır. (B) sözleşme metnini okuyup şartları kabul ettikten sonra, her zaman masasında duran ve üzerinde "Şirket Müdürü B" ile kendi ıslak imzasının birebir kopyasını (faksil) barındıran kaşeyi sözleşmenin imza kısmına basarak evrakı (A)'ya teslim etmiştir. Vade geldiğinde (B) kumaş bedellerini ödemekten kaçınmış, (A) ise elindeki sözleşmeye dayanarak dava açmıştır. (B)'nin avukatı, sözleşmenin kanunun aradığı yazılı şekle uygun olmadığını, ortada geçerli bir el yazısı imza bulunmadığını ileri sürmüştür. TBK madde 15 uyarınca imzanın kural olarak borç altına girenin bizzat "el yazısıyla" atılması mutlak bir zorunluluktur. Mekanik araçlarla veya kaşeyle imza atılması ancak "örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakta" mümkündür. İki tacir arasındaki standart bir alım satım sözleşmesi bu istisnanın kapsamına kesinlikle girmez. Somut olayda (B)'nin kaşe basması, kâğıt üzerine kendi kas gücüyle ve kalemiyle bir iz bırakmadığı için şekil şartını ihlal etmektedir. El yazısı imzanın bulunmaması, sözleşmenin geçerlilik şekline aykırılıktan dolayı kesin hükümsüz (batıl) olmasına yol açar. Hâkim, ortada yazılı bir sözleşme bulunmadığını tespit ederek (A)'nın sözleşmeye dayalı aynen ifa veya müspet zarar taleplerini reddetmek zorundadır. (A) ancak sebepsiz zenginleşme kurallarına göre verdiği kumaşların bedelini geri isteyebilir.
Olay 2 (Güvenli Elektronik İmza ve Teminat İstisnası): Yazılımcı (X) bankadan yüklü miktarda bir ticari kredi çeken arkadaşı (Y)'nin borcuna kefil olmayı kabul etmiştir. Banka yetkilisi, süreci hızlandırmak adına kefalet sözleşmesini PDF formatında (X)'in e-posta adresine göndermiştir. (X) bilgisayarına nitelikli elektronik sertifikasını (USB token) takarak, 5070 sayılı Kanun'a tam uygun bir güvenli elektronik imza ile kefalet sözleşmesini onaylamış ve bankaya dijital olarak geri iletmiştir. Arkadaşı (Y) krediyi ödeyemeyince banka, kefil (X)'e karşı elektronik imzalı sözleşmeye dayanarak icra takibi başlatmıştır. (X) kefalet işleminin elektronik imza ile yapılamayacağını savunarak takibe itiraz etmiştir. TBK madde 15/1 açıkça "Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur" demekte olup, kural olarak bu işlem geçerli görünmektedir. Ancak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu madde 5/2'de yer alan amir hüküm, "teminat sözleşmelerinin güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemeyeceğini" açıkça yasaklamıştır. Kefalet sözleşmesi (TBK m. 583) kişinin tüm malvarlığını riske atan çok ağır bir teminat sözleşmesi olduğu için, kanun koyucu kişinin mutlaka eline kalemi alıp, kefalet miktarını ve tarihini bizzat el yazısıyla yazarak ıslak imza atmasını (uyarı fonksiyonunu en üst düzeye çıkarmayı) emretmiştir. Somut olayda, güvenli elektronik imza her ne kadar teknik olarak kusursuz olsa da, kefalet sözleşmesinin tabiatı gereği EİK m. 5'teki yasağa takılmaktadır. Bu nedenle (X)'in elektronik imzası kefalet sözleşmesini geçerli kılmaya yetmez; işlem kesin hükümsüzdür ve bankanın (X)'ten herhangi bir alacak talep etme hakkı yoktur.
6. Pratik Uygulama Notları
Maddenin uygulanmasında avukatların, noterlerin ve mahkemelerin en çok mesai harcadığı alan, sahtecilik (forgery) iddiaları ve "beyaza imza" (blanko imza) vakalarıdır. Bir borçlu, mahkeme önünde senedin altındaki imzanın kendisine ait olmadığını iddia ettiğinde, hâkim HMK hükümleri çerçevesinde imza incelemesi (istiktap) yaptırmak zorundadır. Bu inceleme, Adli Tıp Kurumu veya kriminal polis laboratuvarlarındaki grafoloji (yazı bilimi) uzmanları tarafından yapılır. TBK madde 15'in "el yazısı" zorunluluğunun teknik gerekçesi de burada ortaya çıkar; uzmanlar kişinin kalem baskı şiddetini (press) harf bağlantı yollarını, titreşimleri (tremor) ve yazım hızını inceleyerek o imzanın gerçekten o kişiye ait olup olmadığını bilimsel olarak tespit edebilirler. Kaşe veya elektronik kopyalarda bu biyometrik tespit imkânsızdır.
Uygulamada sıklıkla rastlanan "beyaza imza" (boş kâğıdın altının imzalanıp karşı tarafa verilmesi) durumu, TBK madde 15'in tamamlanma fonksiyonuyla ilgilidir. Kural olarak imza, metnin sonuna atılır ve metni bir şemsiye gibi kapatır. Nomer ve Eren'in eserlerinde de altı çizildiği üzere, borçlu boş bir kâğıdın altını imzalayarak alacaklıya teslim etmişse, metnin üzerinin sonradan anlaşmaya uygun doldurulacağı konusunda alacaklıya bir temsil veya doldurma yetkisi vermiş sayılır. Şayet alacaklı, kâğıdın üstünü aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak fahiş bir borç miktarıyla doldurursa, belge yine de geçerli bir yazılı belge sayılır. Borçlu, "Ben imza attığımda üstü boştu, anlaşmamız bu değildi" şeklindeki iddiasını mutlak surette başka bir yazılı delille (Hukuk Muhakemeleri Kanunu anlamında yazılı delille) ispat etmek zorundadır. Kanun, el yazısı imzanın iradeyi bağlayıcı gücünü o kadar yüksek tutmaktadır ki, beyaza imza atanın basiretsizliğinin sonuçlarına katlanması gerektiğini kabul eder.
Görme engellilerle ilgili uygulamada ise, Noterlik Kanunu m. 73 hükümleri TBK madde 15 ile birlikte çalışır. Görme engelli birey noterde bir işlem yaparken şahit istemediğini beyan ederse, noter sadece bu beyanı zapta geçirir ve kişinin bizzat atacağı el yazısı imza işlemi tamamlar. Eskiden görme engellilerin işlemlerinde şahit bulundurulması mutlak bir geçerlilik şartı iken, engelli derneklerinin itirazları ve irade özerkliği prensibi doğrultusunda yasa değişmiş; şahit bulundurma tamamen bireyin kendi talebine (ihtiyari şarta) dönüştürülerek dezavantajlı grupların hukuki işlem ehliyeti üzerindeki vesayet kaldırılmıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu madde 15 hükmü, klasik borçlar hukuku dogmatiğinin "kâğıt ve mürekkep" merkezli dünyasını yansıtmakta olup, içerdiği el yazısı fetişizmi nedeniyle modern dijital ekonominin gerçekleriyle ciddi bir doktriner çatışma içindedir. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi saygın akademisyenlerin eserlerinde şekil kurallarının amacı "ispat kolaylığı, uyarı ve tarafları koruma" olarak özetlense de, kanun koyucunun bu amaçlara ulaşmak için sadece "el yazısını" ve oldukça katı bir yapıya sahip olan "güvenli elektronik imzayı" yegâne geçerlilik vasıtaları olarak görmesi, teknolojinin geldiği noktada arkaik kalmaktadır. Günümüzde bireyler tabletler üzerinden kapasitif dokunmatik kalemlerle (stylus) imzalar atmakta, banka şubelerinde dijital pedler (digital signature pads) üzerine biyometrik verileriyle anlık el hareketlerini kaydetmektedirler. Bir tablet ekranına özel bir elektronik kalemle atılan imza, teknik olarak kişinin kas hareketlerini, basıncını ve hızını barındırdığı için "el yazısı" vasfını fazlasıyla taşımaktadır. Ancak TBK madde 15'in katı lafzı ve 5070 sayılı Kanun'un dar kapsamı karşısında, bu tür biyometrik dijital imzaların "güvenli elektronik imza" sertifikasına sahip olmadıkları gerekçesiyle geçersiz sayılma riski, ticari hayatta devasa bir hukuki belirsizlik (legal uncertainty) yaratmaktadır. Hukuk sistemimizin, el yazısı kavramını fiziksel kâğıttan bağımsızlaştırarak, kişinin bedensel hareketini inkâr edilemez biçimde algılayan her türlü teknolojik yüzeyi "el yazısı aracı" olarak kabul edecek teleolojik (amaca uygun) bir yorum metodolojisine geçiş yapması acil bir dogmatik zorunluluktur.
Maddenin ikinci cümlesinde yer alan ve elektronik ortamdaki işlemleri tekelleştiren "güvenli elektronik imza" kurumu da, bireysel erişilebilirlik (accessibility) açısından yoğun bir şekilde eleştirilmelidir. Nomer'in şekil serbestisinin sınırlarına ilişkin tespitlerinden yola çıkarsak; bir hukuk kuralı, toplumun çoğunluğu tarafından fiilen ulaşılamaz durumdaysa, o kural adaleti değil imtiyazı temsil eder. Türkiye'de güvenli elektronik imza altyapısı (USB token, sertifika hizmet sağlayıcılar, e-imza şifreleri) ciddi bir donanım maliyeti, yıllık aidat ve teknik kurulum bilgisi gerektirmektedir. Bu nedenle güvenli e-imza, büyük ölçüde tacirler, avukatlar ve kurumlar arasında kullanılan (B2B) bir araç olarak kalmış; sıradan bir tüketicinin veya vatandaşın günlük e-ticaret sözleşmelerinde veya yazılı şekle tabi kira kontratlarında kullanabileceği bir pratikliğe ulaşamamıştır. Hâl böyle olunca, TBK madde 15, sıradan vatandaşın dijital ortamda yazılı sözleşme yapma özgürlüğünü fiilen elinden almakta ve onu ya geleneksel kargolaşma sürecine ya da şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olan standart tıklama (click-wrap) sözleşmelerine mahkûm etmektedir. Modern Avrupa borçlar hukuku sistemlerinde (örneğin eIDAS regülasyonunda) olduğu gibi, Türk borçlar hukukunun da "basit e-imza", "gelişmiş e-imza" ve "nitelikli e-imza" gibi kademeli bir yapıya geçerek, işlemin ağırlığına göre farklı dijital onay mekanizmalarını geçerli kabul etmesi daha adil bir model olacaktır.
Son olarak, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan ve örf âdetçe kabul edilen mekanik araçların kullanımını sadece "çok sayıda çıkarılan kıymetli evrak" ile sınırlandıran dar bakış açısı, akıllı sözleşmelerin (smart contracts) ve algoritmik ticaretin yükselişi karşısında tamamen iflas etme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Blokzincir altyapısında kurulan ve kendi kendini icra eden sözleşmelerde, tarafların iradesi bir kâğıda veya dijital metne değil, doğrudan doğruya bir bilgisayar koduna yansımakta ve "imza" dediğimiz eylem, kişinin kripto cüzdanıyla sisteme verdiği matematiksel onaya dönüşmektedir. Burada ne bir el yazısı, ne bir güvenli e-imza sertifikası, ne de bir mekanik kaşe vardır; sadece zincir içi (on-chain) doğrulanabilen merkeziyetsiz bir algoritma bulunmaktadır. TBK madde 15'in, iradeyi mutlaka bir fiziksel simgeyle çerçevelemeyi emreden dogmatik saplantısı, blokzincir üzerindeki milyarlarca dolarlık değer aktarımlarını hukuk dışı (geçersiz) kabul etme riski taşımaktadır. Borçlar hukukumuzun, imza kavramını "kâğıdın altına atılan şekil" illüzyonundan kurtarıp, işlemi yapan kişinin kimliğini doğrulayan ve iradenin değiştirilemez biçimde bağlandığını kanıtlayan "fonksiyonel eşdeğerlik (functional equivalence)" teorisi kapsamında yepyeni bir boyutta yeniden tanımlaması şarttır. Aksi takdirde TBK madde 15, geleceğin hukukunu kurgulayan değil, geçmişin kâğıt bürokrasisini koruyan bir ayak bağı olmaya devam edecektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 15. madde metnine dayanır.
Görüş: Öğretici ve kapsamlı yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.