1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun sistematiği incelendiğinde, 14. madde, "Genel Hükümler"
kısmının "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt ayrımında yer almaktadır.
Kanun koyucu, TBK m. 12 ile kural olarak şekil serbestisini benimsemiş,
istisnai durumlarda ise şekli bir geçerlilik şartı olarak öngörmüştür. TBK m.
14 hükmü, kanunun geçerlilik şartı olarak "yazılı şekli" aradığı durumlarda, bu
yazılı şeklin hukuken hangi unsurlardan oluşması gerektiğini ve hangi iletişim
araçlarının bu şekil şartını karşılayacağını belirleyen son derece temel bir
normdur. Hükmün konuluş amacı (ratio legis) yazılı şeklin yerine getirmesi
beklenen koruma, ispat ve uyarı fonksiyonlarının, gelişen iletişim
teknolojileri karşısında nasıl bir yasal çerçeveye oturtulacağını tespit
etmektir. Yazılı şekil, tarafları aceleci kararlar almaktan alıkoyarak onları
düşünmeye sevk eder (uyarı fonksiyonu) ve gelecekte doğabilecek uyuşmazlıklarda
sözleşmenin içeriğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmasını sağlar
(ispat fonksiyonu).
Tarihsel kökeni itibarıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi,
mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 13. maddesinin modernize edilmiş hâlidir.
Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 14 düzenlemesi ile paralel bir gelişim
izleyen bu norm, 2012 yılında yürürlüğe giren yeni yasamızla birlikte ciddi bir
teknolojik revizyona tabi tutulmuştur. Mülga kanun döneminde sadece mektup ve
telgraf yazılı şeklin unsurları olarak sayılırken, yeni düzenlemeyle birlikte
"faks ve buna benzer iletişim araçları" ile "güvenli elektronik imza" açıkça
kanun metnine dâhil edilmiştir. Doktrinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut
Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde detaylıca
incelendiği üzere, yazılı şeklin hukuken tamamlanabilmesi için iki asli unsurun
kümülatif olarak bir arada bulunması şarttır: Hukuki işlemin içeriğini yansıtan
bir "metin" ve bu metni benimseyerek iradesini dış dünyaya yansıtan borçlunun
"imzası". Bu iki unsurdan herhangi birinin eksikliği, kanunun yazılı şekil
aradığı sözleşmelerde işlemin kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı ile
sakatlanmasına yol açar. Kanun koyucu, TBK m. 14 ile bu metin ve imza
ikilisinin geleneksel kâğıt-kalem dışında hangi modern vasıtalarla da
oluşturulabileceğini sınırlı bir biçimde (numerus clausus olmaksızın, ancak
katı şartlara bağlayarak) saymıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin uygulama alanının ve sınırlarının doğru tayin edilebilmesi, metinde
yer alan unsurların ve araçların doktriner temellerinin analiz edilmesini
gerektirmektedir.
Yazılı Metin Unsuru:
Yazılı şeklin ilk asli unsuru, tarafların irade beyanlarını ve sözleşmenin
içeriğini barındıran, okunabilir harf ve sembollerden oluşan metindir. Bu
metnin hangi vasıta ile yazıldığının (tükenmez kalem, daktilo, bilgisayar) veya
hangi materyal üzerine kaydedildiğinin (kâğıt, kumaş, deri) kural olarak bir
önemi yoktur. Hukuki işlemin esaslı noktalarını ihtiva eden ve dış dünyada
kalıcı bir iz bırakan her türlü yazı, metin unsurunu karşılar. Metnin bizzat
borçlu tarafından kaleme alınması da şart değildir; üçüncü bir kişi tarafından
hazırlanan veya matbaada basılan bir form da metin unsurunu sağlar.
Günlük Hayattan Örnek: Bir kişinin evini kiraya verirken kırtasiyeden aldığı
matbu bir kira sözleşmesi formunu kullanması veya boş bir kâğıda kendi el
yazısıyla şartları maddeler hâlinde yazması metin unsurunu oluşturur. Hukuken
bu kâğıdın kimin tarafından kaleme alındığının veya sözleşmenin hangi dilde
yazıldığının geçerlilik açısından hiçbir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan,
kiranın ödeneceğine dair borç altına giren kişinin bu belgedeki yazıları
benimsemesidir. Belgedeki yazılar, ileride çıkacak bir uyuşmazlıkta kiracının
ne kadar borçlu olduğunu kanıtlayan yegâne dayanak olacaktır. Yazının silinmez
ve kalıcı bir vasıtayla kâğıda dökülmüş olması, ispat kolaylığı açısından
tarafların en büyük güvencesidir.
Borç Altına Girenin İmzası:
Yazılı şeklin ikinci ve en kritik unsuru, hazırlanan metnin altının, o
sözleşmeyle borç altına giren tarafça imzalanmasıdır. İmza, kişinin kimliğini
teşhis eden, metnin içeriğini kabul edip onayladığını gösteren ve hukuki işlem
iradesini kesinleştiren bir işarettir. TBK m. 15 ile desteklenen bu kural
uyarınca, imzanın kural olarak borçlunun el yazısıyla atılması zorunludur. Çift
taraflı borç yükleyen sözleşmelerde her iki tarafın, tek taraflı borç yükleyen
sözleşmelerde ise sadece borç altına giren tarafın imzasının bulunması
yeterlidir.
Günlük Hayattan Örnek: Bir bankadan tüketici kredisi çekeceğiniz zaman, banka
görevlisi önünüze onlarca sayfadan oluşan yazılı bir sözleşme metni koyar. Bu
metin banka tarafından önceden hazırlanmış olsa da, sözleşmenin hukuken
kurulabilmesi ve sizin kredi borcunu ödeme yükümlülüğü altına girebilmeniz için
son sayfadaki ilgili yere kendi el yazınızla imza atmanız şarttır. Siz o imzayı
attığınız saniye, o kâğıttaki tüm maddi yükümlülükleri kendi özgür iradenizle
benimsediğinizi devlete ve hukuka beyan etmiş olursunuz. İmzanın atılmaması
durumunda ortada sadece okunmuş bir kâğıt parçası kalır ve sözleşme kesinlikle
varlık kazanmaz. Banka yetkilisinin imzasının yanında sizin imzanızın
bulunması, şekil şartının tamamlandığının nihai göstergesidir.
İmzalı Mektup ve Telgraf:
Mektup ve telgraf, tarafların fiziken bir araya gelemediği durumlarda yazılı
şekil şartını yerine getirmek için kanunun açıkça izin verdiği geleneksel
iletişim araçlarıdır. İmzalı bir mektup, metin ve imza unsurunu kâğıt üzerinde
barındırdığı için doğrudan yazılı şekil sayılır. Telgrafta ise durum farklıdır;
telgrafı alan kişiye ulaşan kâğıt üzerinde gönderenin ıslak imzası bulunmaz. Bu
nedenle kanun koyucu, telgrafın yazılı şekil yerine geçebilmesi için, postaneye
teslim edilen "asıl telgraf metninin" borç altına giren kişi tarafından bizzat
imzalanmış olmasını mutlak bir şart olarak koşmuştur.
Günlük Hayattan Örnek: Uzakta yaşayan bir babanın, üniversitede okuyan
kızının ev sahibine "Kızımın bu seneki tüm kira borçlarına kefil oluyorum"
yazılı bir mektup gönderip altını imzalaması tamamen geçerli bir yazılı kefalet
sözleşmesidir. Aynı şekilde baba, acele bir durum varsa postaneye giderek bu
kefalet iradesini içeren bir telgraf çekilmesini isteyebilir. Ancak ev
sahibinin eline ulaşan telgraf çıktısında ıslak imza bulunmadığından, bu
işlemin geçerli sayılabilmesi için babanın postanede memura teslim ettiği asıl
formun altını kendi kalemiyle imzalamış olması gerekir. Ev sahibi mahkemeye
başvurduğunda, hâkim postanedeki o asıl imzalı belgeyi getirterek kefaletin
geçerli olduğuna kanaat getirecektir. Bu mekanizma, aradaki fiziki mesafeye
rağmen yazılı şekil güvencesinin korunmasını sağlar.
Faks ve Buna Benzer İletişim Araçları (Teyit Şartı):
Teknolojinin gelişmesiyle ticari hayata giren faks cihazları, belgelerin anlık
olarak uzak mesafelere kopyalanarak iletilmesini sağlar. Ancak faks cihazından
çıkan kâğıt, ıslak imza taşımadığı ve kolayca tahrif edilebilir bir görüntü
kopyası olduğu için kural olarak yazılı şekil şartını tek başına sağlamaz.
Kanun koyucu, bu aracı yazılı şekilden sayabilmek için "teyit edilmiş olmaları"
kaydını getirmiştir. Gönderilen faksın aslına uygun olduğunun ve gönderenin
gerçek iradesini yansıttığının karşı tarafça doğrulanması (teyit edilmesi)
şarttır.
Günlük Hayattan Örnek: Bir otomotiv yedek parça fabrikası, toptancı firmaya
önümüzdeki yıl için geçerli olacak ve kanunen yazılı yapılması gereken bir
sipariş taahhütnamesini faks cihazıyla gönderir. Toptancının faks makinesinden
çıkan belgenin üzerinde fabrikanın müdürüne ait imzanın sadece siyah beyaz bir
kopyası yer almaktadır. Bu sözleşmenin hukuken yazılı şekilde kurulmuş
sayılabilmesi için, toptancının fabrikayı arayıp veya ayrı bir yazı gönderip
"Gönderdiğiniz faksı tam ve eksiksiz olarak aldık, onaylıyoruz" diyerek teyit
vermesi gerekir. Bu teyit işlemi yapılmazsa, sadece faksın gönderilmiş olması
kanunun aradığı yazılı şekli sağlamaya yetmez. Teyit mekanizması, faks
kopyalarının sahteciliğe açık doğasını bertaraf eden hukuki bir güvenlik
duvarıdır.
Güvenli Elektronik İmza:
Güvenli elektronik imza, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda düzenlenen,
imza sahibine münhasıran bağlı olan ve elektronik verinin değiştirilip
değiştirilmediğinin tespitini sağlayan kriptografik bir şifreleme yöntemidir.
TBK m. 14 ve m. 15 uyarınca, güvenli elektronik imza ile gönderilip
saklanabilen metinler, el yazısıyla atılmış ıslak imzanın doğurduğu bütün
hukuki sonuçları aynen doğurur. Bu kurum, klasik kâğıt-kalem dikotomisini
dijital ortama taşıyan, değiştirilemezlik ve kimlik doğrulama özellikleriyle
yazılı şekil şartını en üst düzeyde sağlayan modern bir vasıtadır.
Günlük Hayattan Örnek: Günümüzde bir şirketin satın alma müdürü, ofisinden
hiç çıkmadan farklı bir şehirdeki tedarikçi ile yüz binlerce liralık bir yazılı
sözleşmeyi bilgisayar üzerinden akdedebilir. Müdür, bilgisayar ekranındaki pdf
formatındaki sözleşme taslağını okuduktan sonra, yetkili kurumlardan aldığı USB
bellek görünümündeki nitelikli elektronik sertifikasını bilgisayara takar ve
özel şifresini girerek belgeyi imzalar. Bu işlem sonucunda sözleşme dosyasına
gömülen matematiksel algoritma, hukuken kişinin kendi el yazısıyla attığı ıslak
imzanın birebir aynısıdır. Sözleşme fiziki bir kâğıda basılmamış olsa bile,
elektronik ortamda güvenli imza ile oluşturulduğu için devletin mahkemeleri
önünde tam bir yazılı belge olarak kabul görür. Sistem, belgenin içeriğinde
sonradan bir harf bile değiştirilse bunu anında tespit ederek tarafları hileye
karşı korur.
3. Sistematik İlişkiler
Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinde izole bir norm
olmayıp, yasanın diğer kurallarıyla ve özel kanunlarla derin bir sistematik ağ
içerisindedir. Öncelikle, şekil serbestisinin sınırlarını çizen TBK m. 12
hükmüyle organik bir bütündür; TBK m. 12 bir sözleşmenin yazılı olmasını
emrettiğinde, o "yazılılığın" ne anlama geldiği doğrudan TBK m. 14'e bakılarak
çözülür. Aynı şekilde, TBK m. 14'te zikredilen "imza" unsurunun nasıl ve hangi
fiziksel eylemle belgeye işleneceği, hemen takip eden TBK m. 15 (imzanın atılış
tarzı) hükmüyle tamamlanmaktadır. Yazılı bir metnin altındaki imzanın el
yazısıyla atılmamış olması (örneğin kaşe basılması veya matbaa harfleriyle
yazılması) kural olarak TBK m. 15 uyarınca geçersiz sayılacağından, TBK m.
14'teki yazılı şekil şartının da çökmesine neden olur.
Bu normun en güçlü sistematik bağı, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK)
ile kurulmuştur. EİK m. 5, "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı
hukuki sonucu doğurur" diyerek maddi hukuktaki dönüştürücü etkiyi yaratmış ve
TBK m. 14'ün dijital ayağını yasal bir zemine oturtmuştur. Ancak kanun koyucu,
EİK m. 5/2'de bir istisna yaratarak, kanunların resmî şekle veya özel bir
merasime tabi tuttuğu işlemler (örneğin tapuda gayrimenkul satışı veya noterde
vasiyetname) ile teminat sözleşmelerinin (kefalet gibi) güvenli elektronik imza
ile gerçekleştirilemeyeceğini emretmiştir. Dolayısıyla TBK m. 14'te elektronik
imzaya tanınan geniş yetki, teminat sözleşmeleri ve resmî şekil aranan işlemler
söz konusu olduğunda özel kanun hükümleriyle sınırlandırılmıştır.
Maddenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile olan ilişkisi, "geçerlilik şekli"
ile "ispat şekli" arasındaki ince köprüde ortaya çıkar. HMK m. 205 uyarınca,
usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet
hükmündedir ve aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılırlar. TBK m. 14'ün
aradığı şartlara uygun olarak faks, telgraf veya güvenli e-imza ile oluşturulan
bir metin, sadece sözleşmeyi maddi hukuk açısından var kılmakla kalmaz; aynı
zamanda uyuşmazlık hâlinde usul hukuku bakımından en güçlü ispat aracı (kesin
delil) olarak mahkeme dosyasına sunulur. Ayrıca, Genel İşlem Koşullarını (GİK)
düzenleyen TBK m. 20-25 hükümleri de bu maddeyle ilişkilidir; zira karşı tarafa
dayatılan yazılı matbu formların TBK m. 14 anlamında geçerli bir metin
oluşturması, bu metnin GİK denetimlerinden (yürürlük, yorum, içerik) sağ
çıkmasına bağlıdır.
4. Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin olarak sunulan kaynaklar arasında Yargıtay 12.
Hukuk Dairesi'nin 28.11.2017 tarihli, E: 2016/23838, K: 2017/14734 sayılı
kararı mevcuttur. İlgili kararda, TBK m. 15 bağlamında imzanın el yazısıyla
atılması kuralı ve şekli incelenmiştir. Yüksek Mahkeme kararında, kanunda el
yazısı ile atılacak imzanın şekli konusunda özel bir hüküm bulunmadığını,
kişinin kendisine özgü sembollerle veya ad ve soyadını bizzat el yazısıyla
yazmak suretiyle imza atabileceğini belirtmiştir. Ancak kişinin ad ve soyadını
yazarken salt yazı yazmayı değil, doğrudan doğruya "imza atmayı amaç edinmesi"
gerektiği vurgulanmıştır. TBK m. 14'te yer alan yazılı şeklin en hayati unsuru
olan imzanın geçerliliğine ve sınırlarına dair çizilen bu içtihat, metin ve
imza ikilisinin hukuki niteliğini belirlemede uygulamaya yön veren temel bir
emsaldir. Yargıtay, imza unsurunu şekilci bir kalıba sokmaktan ziyade, borç
altına girme iradesinin kâğıda nasıl yansıdığına odaklanmıştır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Faks Yoluyla Kurulan Kefalet Sözleşmesinin Akıbeti):
Toptancı şirket (A) ile perakendeci şirket (B) arasında yüklü miktarda bir mal
alım satım sözleşmesi akdedilecektir. Ancak toptancı (A) (B) şirketinin ödeme
gücünden şüphe ettiği için, şirketin büyük ortağı (C)'nin şahsi kefaletini
talep etmiştir. Farklı bir şehirde bulunan (C) asistanına bir kâğıt
hazırlatıp, kefil olacağı azami miktarı ve tarihi el yazısıyla doldurarak
kâğıdı ıslak imza ile imzalamıştır. Daha sonra (C) kâğıdı şirketin faks
makinesine koyarak toptancı (A)'nın merkezine faks yoluyla iletmiştir. Faksı
alan toptancı (A) malı (B)'ye teslim etmiş ancak bedelini alamayınca faks
çıktısına dayanarak kefil (C)'ye icra takibi başlatmıştır. (C) sözleşmenin
aslının kendisinde olduğunu, faksın hukuken geçerli bir yazılı şekil olmadığını
savunarak takibe itiraz etmiştir. TBK m. 14 uyarınca faks ve benzeri araçlarla
gönderilen metinlerin yazılı şekil yerine geçebilmesi için mutlak surette
"teyit edilmiş olmaları" gerekmektedir. TBK m. 583 gereği kefalet sözleşmesi
katı bir yazılı geçerlilik şekline tabidir. Somut olayda, toptancı (A)'nın faks
çıktısını aldıktan sonra (C)'ye ulaşıp bu belgenin aslına uygunluğunu ve
kefalet iradesini teyit ettiğine dair (örneğin karşılıklı bir onay maili veya
teyit yazısı) hiçbir delili bulunmamaktadır. Teyit şartı gerçekleşmediği için,
sadece faksın gönderilmiş olması, kefalet gibi ağır sonuçları olan bir
sözleşmede yazılı şekil şartını yerine getirmeye yetmez. Bu nedenle hâkim,
kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğuna karar vererek toptancı (A)'nın
talebini reddetmek zorundadır.
Olay 2 (E-posta İle Gönderilen Alacağın Temliki Sözleşmesi):
Yazılım şirketi (X) müşteri (Y)'den olan 50.000 TL'lik hizmet alacağını,
aralarındaki borç ilişkisi sebebiyle donanım tedarikçisi (Z)'ye devretmek
(temlik etmek) istemektedir. (X) şirketinin yetkilisi, kendi kişisel e-posta
adresinden (Z) şirketinin yetkilisine standart bir e-posta göndererek, "Müşteri
(Y)'deki 50.000 TL'lik alacağımızı tarafınıza devrediyoruz, tahsilatı siz
yapabilirsiniz" şeklinde bir beyanda bulunur ve e-postanın sonuna adını,
soyadını ve unvanını klavyeyle yazar. (Z) şirketi bu e-postayı kabul edip
müşteri (Y)'ye başvurduğunda, müşteri (Y) temlikin geçersiz olduğunu ileri
sürerek ödemeyi yapmaz. TBK m. 183 uyarınca alacağın devri sözleşmesi mutlak
surette "yazılı şekilde" yapılmış olmadıkça geçerli olmaz. Yazılı şeklin
dijital ortamda sağlanabilmesi, TBK m. 14 ve m. 15 bağlamında ancak ve ancak
Elektronik İmza Kanunu'na uygun bir "güvenli elektronik imza" kullanılmasıyla
mümkündür. (X) şirketinin yetkilisinin standart bir e-posta servis sağlayıcısı
üzerinden gönderdiği ve altına klavyeyle adını yazdığı e-posta, hukuken güvenli
elektronik imza statüsünde değildir ve e-postanın sonundaki isim yazısı da TBK
m. 15 anlamında bir "el yazısı imza" sayılmaz. Bu nedenle, taraflar arasındaki
bu dijital yazışma, alacağın devri için kanunun emrettiği yazılı geçerlilik
şeklini sağlamaktan tamamen uzaktır. Ortada ölü doğmuş, kesin hükümsüz bir
temlik işlemi vardır ve (Z) şirketinin müşteri (Y)'den herhangi bir alacak
talep etme hakkı doğmamıştır.
6. Pratik Uygulama Notları
Maddenin uygulanmasında ticari hayatın pratikleri ile hukukun katı kuralları
sık sık karşı karşıya gelmektedir. Özellikle şirketler arası yazışmalarda pdf
formatında taranmış belgelerin e-posta ile gönderilmesi, uygulamada en yaygın
iletişim türüdür. Ancak ıslak imzalı bir belgenin taranıp (scan edilip)
standart bir e-posta ile karşı tarafa iletilmesi, kural olarak TBK m. 14
anlamında geçerli bir yazılı şekil teşkil etmez. Zira taranmış belge, güvenli
elektronik imza barındırmadığı gibi, faks mekanizmasındaki gibi regüle edilmiş
bir teyit sistemine de doğrudan tabi değildir. Avukatların, yazılı şekle tabi
işlemlerde müvekkillerine mutlaka belgelerin asıllarının kargo/posta yoluyla
fiziken değiştirilmesini veya işlemlerin KEP (Kayıtlı Elektronik Posta)
üzerinden güvenli e-imza ile yapılmasını tavsiye etmeleri hayati önem taşır.
Faks ile ilgili "teyit" şartı, uyuşmazlıklarda ispat hukuku açısından ciddi
sorunlar yaratmaktadır. Teyidin hangi usulle yapılacağı kanunda
belirtilmemiştir. Uygulamada, faksı alan tarafın faks metninin üzerine "Aslına
uygundur / Onaylıyorum" yazarak kaşeleyip karşı tarafa geri faks çekmesi veya
ticari defterlerine bu faksı dayanak göstererek kayıt düşmesi Yargıtay
tarafından geçerli bir teyit eylemi olarak kabul edilebilmektedir. Teyit
iradesi gösterilmeden tek taraflı faks gönderimlerine dayanılarak kambiyo
takibi veya itirazın iptali davaları açılması genellikle usulden
reddedilmektedir.
Zamanaşımı bağlamında TBK m. 14'ün işlevi, borcun ikrar edilmesi (tanınması)
noktasıdır. Borçlunun, alacaklıya gönderdiği ve borcu tanıdığını gösteren ıslak
imzalı bir mektup veya güvenli e-imzalı bir KEP iletisi, zamanaşımını kesen
hukuki bir eylemdir. Ancak borçlunun WhatsApp veya standart e-posta üzerinden
gönderdiği "borcumu ödeyeceğim" şeklindeki mesajlar, kesin delil vasfı
taşımadıkları ve yazılı şekil kuralını karşılamadıkları için, kural olarak
ancak takdiri delil veya delil başlangıcı olarak mahkemenin takdirine
sunulabilir; doğrudan zamanaşımını kesen bir yazılı ikrar belgesi olarak kabul
edilmeleri zordur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi, kanun koyucunun klasik borçlar hukuku
dogmatiğini dijital çağa entegre etme çabasının bir ürünü olmakla birlikte,
içerdiği sayıcı (numerus clausus) araçlar bağlamında modern iletişimin
gerisinde kalma eleştirilerine hedef olmaktadır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi
öğretinin önde gelen temsilcilerinin de vurguladığı üzere, telgraf ve faks gibi
araçlar 21. yüzyıl ticari hayatında neredeyse tamamen kullanımdan kalkmış,
müzeye kaldırılmış teknolojilerdir. Buna karşın, dünya çapında trilyonlarca
dolarlık ticaretin döndüğü standart e-posta sistemleri, kapalı ağ (intranet)
mesajlaşma sistemleri veya bulut tabanlı doküman onay mekanizmalarının kanun
metninde açıkça zikredilmemesi ve her türlü elektronik işlemin dar bir "güvenli
elektronik imza" cenderesine sokulması, kanunun pratik hayatla bağını
koparmaktadır. Mahkemeler, kanunun bu lafzi katılığı karşısında ticaretin
akışını durdurmamak adına HMK m. 199'da düzenlenen "elektronik veri" kavramını
geniş yorumlayarak maddi hukuktaki bu şekil eksikliğini usul hukuku üzerinden
yamamaya çalışmaktadır ki bu durum sistemin kendi içinde dogmatik bir
tutarsızlığa düşmesine yol açmaktadır.
Bunun yanı sıra, "güvenli elektronik imza" müessesesinin bireysel düzeydeki
erişilebilirliği ve kullanım pratikleri ciddi bir eleştiri konusudur. Güvenli
elektronik imza altyapısı, belirli bir teknik donanım (token/akıllı kart)
sertifika hizmet sağlayıcılarına ödenecek periyodik ücretler ve kompleks bir
kurulum süreci gerektirmektedir. Bu nedenle, Türkiye'de bu aracı ağırlıklı
olarak tacirler (şirket yetkilileri) avukatlar, mali müşavirler ve devlet
memurları kullanmaktadır. Standart bir vatandaşın, evini kiralarken veya bir
kefalet sözleşmesi imzalarken cebinden güvenli e-imza çıkarıp sözleşmeyi
dijital olarak onaylaması sosyolojik bir fanteziden ibarettir. Hâl böyle
olunca, TBK m. 14'ün getirdiği elektronik yazılı şekil özgürlüğü, sadece
kurumsal (B2B) ilişkilere veya devlet-vatandaş (G2C) işlemlerine hitap eden
elitist bir kurala dönüşmüş, tüketici-satıcı (B2C) ilişkilerinde ise yazılı
şekil şartı eski hantal kâğıt-kalem sistemine mahkûm edilmiştir. Tüketici
hukuku, bu hantallığı aşmak için "uzaktan iletişim araçları" ve "mesafeli
sözleşmeler" gibi ayrı rejimler kurgulamak zorunda kalmış, bu da borçlar hukuku
ile tüketici hukuku arasında tehlikeli bir kavramsal ikiliğin doğmasına zemin
hazırlamıştır.
Son olarak, dijital iletişimde "metin" ve "imza" kavramlarının birbirlerinden
fiziksel olarak ayrılabilirliğine dair klasik teoriler, Akıllı Sözleşmeler
(Smart Contracts) ve blokzincir teknolojileri karşısında iflas etmektedir. TBK
m. 14, bir kâğıdın varlığını (metin) ve o kâğıdın altına fiziken eklenen bir
onayı (imza) tasavvur ederek kaleme alınmıştır. Oysa blokzincir tabanlı bir
sözleşmede, metin dediğimiz şey algoritmik bir bilgisayar kodudur ve imza
dediğimiz şey kişinin dijital cüzdanıyla sisteme verdiği kriptografik onaydır.
Bu sistemde metin ve imza ayrı iki unsur değil, birbiri içinde erimiş ve aynı
anda çalışan bir matematiksel fonksiyondur. İsviçre öğretisinde Nomer'in atıf
yaptığı modern hukuk tartışmalarında da belirtildiği üzere, iradenin
açıklanması ile imzanın atılması olgusunu birbirine bağlayan klasik şekil
kuralları, rızanın doğrudan yazılım diliyle verildiği click-wrap sözleşmeleri
veya zincir içi (on-chain) algoritmaları kavramakta yetersizdir. Türk Borçlar
Hukuku sisteminin, yazılı şekli sadece "okunabilen harfler ve altındaki paraf"
illüzyonundan kurtarıp, tarafların iradesini ve sözleşmenin içeriğini şüpheye
yer bırakmaksızın kayıt altına alan ve değiştirilemezliğini garanti eden her
türlü teknolojik şifreleme ve onaylama yöntemini "şekil" şemsiyesi altına
alacak kapsayıcı bir reform yapması doktriner bir zorunluluktur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 14'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 14.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 14. madde metnine dayanır.
Görüş: Güvenli elektronik imzanın el yazısı imzayla eşdeğer tutulması isabetli; ancak teyitsiz faks ile WhatsApp mesajlarının yazılı şekil yerine geçip geçmediği sorusunun açık yasal yanıt gerektirdiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun sistematiği incelendiğinde, 14. madde, "Genel Hükümler" kısmının "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt ayrımında yer almaktadır. Kanun koyucu, TBK m. 12 ile kural olarak şekil serbestisini benimsemiş, istisnai durumlarda ise şekli bir geçerlilik şartı olarak öngörmüştür. TBK m. 14 hükmü, kanunun geçerlilik şartı olarak "yazılı şekli" aradığı durumlarda, bu yazılı şeklin hukuken hangi unsurlardan oluşması gerektiğini ve hangi iletişim araçlarının bu şekil şartını karşılayacağını belirleyen son derece temel bir normdur. Hükmün konuluş amacı (ratio legis) yazılı şeklin yerine getirmesi beklenen koruma, ispat ve uyarı fonksiyonlarının, gelişen iletişim teknolojileri karşısında nasıl bir yasal çerçeveye oturtulacağını tespit etmektir. Yazılı şekil, tarafları aceleci kararlar almaktan alıkoyarak onları düşünmeye sevk eder (uyarı fonksiyonu) ve gelecekte doğabilecek uyuşmazlıklarda sözleşmenin içeriğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmasını sağlar (ispat fonksiyonu).
Tarihsel kökeni itibarıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 13. maddesinin modernize edilmiş hâlidir. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 14 düzenlemesi ile paralel bir gelişim izleyen bu norm, 2012 yılında yürürlüğe giren yeni yasamızla birlikte ciddi bir teknolojik revizyona tabi tutulmuştur. Mülga kanun döneminde sadece mektup ve telgraf yazılı şeklin unsurları olarak sayılırken, yeni düzenlemeyle birlikte "faks ve buna benzer iletişim araçları" ile "güvenli elektronik imza" açıkça kanun metnine dâhil edilmiştir. Doktrinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde detaylıca incelendiği üzere, yazılı şeklin hukuken tamamlanabilmesi için iki asli unsurun kümülatif olarak bir arada bulunması şarttır: Hukuki işlemin içeriğini yansıtan bir "metin" ve bu metni benimseyerek iradesini dış dünyaya yansıtan borçlunun "imzası". Bu iki unsurdan herhangi birinin eksikliği, kanunun yazılı şekil aradığı sözleşmelerde işlemin kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı ile sakatlanmasına yol açar. Kanun koyucu, TBK m. 14 ile bu metin ve imza ikilisinin geleneksel kâğıt-kalem dışında hangi modern vasıtalarla da oluşturulabileceğini sınırlı bir biçimde (numerus clausus olmaksızın, ancak katı şartlara bağlayarak) saymıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin uygulama alanının ve sınırlarının doğru tayin edilebilmesi, metinde yer alan unsurların ve araçların doktriner temellerinin analiz edilmesini gerektirmektedir.
Yazılı Metin Unsuru: Yazılı şeklin ilk asli unsuru, tarafların irade beyanlarını ve sözleşmenin içeriğini barındıran, okunabilir harf ve sembollerden oluşan metindir. Bu metnin hangi vasıta ile yazıldığının (tükenmez kalem, daktilo, bilgisayar) veya hangi materyal üzerine kaydedildiğinin (kâğıt, kumaş, deri) kural olarak bir önemi yoktur. Hukuki işlemin esaslı noktalarını ihtiva eden ve dış dünyada kalıcı bir iz bırakan her türlü yazı, metin unsurunu karşılar. Metnin bizzat borçlu tarafından kaleme alınması da şart değildir; üçüncü bir kişi tarafından hazırlanan veya matbaada basılan bir form da metin unsurunu sağlar. Günlük Hayattan Örnek: Bir kişinin evini kiraya verirken kırtasiyeden aldığı matbu bir kira sözleşmesi formunu kullanması veya boş bir kâğıda kendi el yazısıyla şartları maddeler hâlinde yazması metin unsurunu oluşturur. Hukuken bu kâğıdın kimin tarafından kaleme alındığının veya sözleşmenin hangi dilde yazıldığının geçerlilik açısından hiçbir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan, kiranın ödeneceğine dair borç altına giren kişinin bu belgedeki yazıları benimsemesidir. Belgedeki yazılar, ileride çıkacak bir uyuşmazlıkta kiracının ne kadar borçlu olduğunu kanıtlayan yegâne dayanak olacaktır. Yazının silinmez ve kalıcı bir vasıtayla kâğıda dökülmüş olması, ispat kolaylığı açısından tarafların en büyük güvencesidir.
Borç Altına Girenin İmzası: Yazılı şeklin ikinci ve en kritik unsuru, hazırlanan metnin altının, o sözleşmeyle borç altına giren tarafça imzalanmasıdır. İmza, kişinin kimliğini teşhis eden, metnin içeriğini kabul edip onayladığını gösteren ve hukuki işlem iradesini kesinleştiren bir işarettir. TBK m. 15 ile desteklenen bu kural uyarınca, imzanın kural olarak borçlunun el yazısıyla atılması zorunludur. Çift taraflı borç yükleyen sözleşmelerde her iki tarafın, tek taraflı borç yükleyen sözleşmelerde ise sadece borç altına giren tarafın imzasının bulunması yeterlidir. Günlük Hayattan Örnek: Bir bankadan tüketici kredisi çekeceğiniz zaman, banka görevlisi önünüze onlarca sayfadan oluşan yazılı bir sözleşme metni koyar. Bu metin banka tarafından önceden hazırlanmış olsa da, sözleşmenin hukuken kurulabilmesi ve sizin kredi borcunu ödeme yükümlülüğü altına girebilmeniz için son sayfadaki ilgili yere kendi el yazınızla imza atmanız şarttır. Siz o imzayı attığınız saniye, o kâğıttaki tüm maddi yükümlülükleri kendi özgür iradenizle benimsediğinizi devlete ve hukuka beyan etmiş olursunuz. İmzanın atılmaması durumunda ortada sadece okunmuş bir kâğıt parçası kalır ve sözleşme kesinlikle varlık kazanmaz. Banka yetkilisinin imzasının yanında sizin imzanızın bulunması, şekil şartının tamamlandığının nihai göstergesidir.
İmzalı Mektup ve Telgraf: Mektup ve telgraf, tarafların fiziken bir araya gelemediği durumlarda yazılı şekil şartını yerine getirmek için kanunun açıkça izin verdiği geleneksel iletişim araçlarıdır. İmzalı bir mektup, metin ve imza unsurunu kâğıt üzerinde barındırdığı için doğrudan yazılı şekil sayılır. Telgrafta ise durum farklıdır; telgrafı alan kişiye ulaşan kâğıt üzerinde gönderenin ıslak imzası bulunmaz. Bu nedenle kanun koyucu, telgrafın yazılı şekil yerine geçebilmesi için, postaneye teslim edilen "asıl telgraf metninin" borç altına giren kişi tarafından bizzat imzalanmış olmasını mutlak bir şart olarak koşmuştur. Günlük Hayattan Örnek: Uzakta yaşayan bir babanın, üniversitede okuyan kızının ev sahibine "Kızımın bu seneki tüm kira borçlarına kefil oluyorum" yazılı bir mektup gönderip altını imzalaması tamamen geçerli bir yazılı kefalet sözleşmesidir. Aynı şekilde baba, acele bir durum varsa postaneye giderek bu kefalet iradesini içeren bir telgraf çekilmesini isteyebilir. Ancak ev sahibinin eline ulaşan telgraf çıktısında ıslak imza bulunmadığından, bu işlemin geçerli sayılabilmesi için babanın postanede memura teslim ettiği asıl formun altını kendi kalemiyle imzalamış olması gerekir. Ev sahibi mahkemeye başvurduğunda, hâkim postanedeki o asıl imzalı belgeyi getirterek kefaletin geçerli olduğuna kanaat getirecektir. Bu mekanizma, aradaki fiziki mesafeye rağmen yazılı şekil güvencesinin korunmasını sağlar.
Faks ve Buna Benzer İletişim Araçları (Teyit Şartı): Teknolojinin gelişmesiyle ticari hayata giren faks cihazları, belgelerin anlık olarak uzak mesafelere kopyalanarak iletilmesini sağlar. Ancak faks cihazından çıkan kâğıt, ıslak imza taşımadığı ve kolayca tahrif edilebilir bir görüntü kopyası olduğu için kural olarak yazılı şekil şartını tek başına sağlamaz. Kanun koyucu, bu aracı yazılı şekilden sayabilmek için "teyit edilmiş olmaları" kaydını getirmiştir. Gönderilen faksın aslına uygun olduğunun ve gönderenin gerçek iradesini yansıttığının karşı tarafça doğrulanması (teyit edilmesi) şarttır. Günlük Hayattan Örnek: Bir otomotiv yedek parça fabrikası, toptancı firmaya önümüzdeki yıl için geçerli olacak ve kanunen yazılı yapılması gereken bir sipariş taahhütnamesini faks cihazıyla gönderir. Toptancının faks makinesinden çıkan belgenin üzerinde fabrikanın müdürüne ait imzanın sadece siyah beyaz bir kopyası yer almaktadır. Bu sözleşmenin hukuken yazılı şekilde kurulmuş sayılabilmesi için, toptancının fabrikayı arayıp veya ayrı bir yazı gönderip "Gönderdiğiniz faksı tam ve eksiksiz olarak aldık, onaylıyoruz" diyerek teyit vermesi gerekir. Bu teyit işlemi yapılmazsa, sadece faksın gönderilmiş olması kanunun aradığı yazılı şekli sağlamaya yetmez. Teyit mekanizması, faks kopyalarının sahteciliğe açık doğasını bertaraf eden hukuki bir güvenlik duvarıdır.
Güvenli Elektronik İmza: Güvenli elektronik imza, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda düzenlenen, imza sahibine münhasıran bağlı olan ve elektronik verinin değiştirilip değiştirilmediğinin tespitini sağlayan kriptografik bir şifreleme yöntemidir. TBK m. 14 ve m. 15 uyarınca, güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler, el yazısıyla atılmış ıslak imzanın doğurduğu bütün hukuki sonuçları aynen doğurur. Bu kurum, klasik kâğıt-kalem dikotomisini dijital ortama taşıyan, değiştirilemezlik ve kimlik doğrulama özellikleriyle yazılı şekil şartını en üst düzeyde sağlayan modern bir vasıtadır. Günlük Hayattan Örnek: Günümüzde bir şirketin satın alma müdürü, ofisinden hiç çıkmadan farklı bir şehirdeki tedarikçi ile yüz binlerce liralık bir yazılı sözleşmeyi bilgisayar üzerinden akdedebilir. Müdür, bilgisayar ekranındaki pdf formatındaki sözleşme taslağını okuduktan sonra, yetkili kurumlardan aldığı USB bellek görünümündeki nitelikli elektronik sertifikasını bilgisayara takar ve özel şifresini girerek belgeyi imzalar. Bu işlem sonucunda sözleşme dosyasına gömülen matematiksel algoritma, hukuken kişinin kendi el yazısıyla attığı ıslak imzanın birebir aynısıdır. Sözleşme fiziki bir kâğıda basılmamış olsa bile, elektronik ortamda güvenli imza ile oluşturulduğu için devletin mahkemeleri önünde tam bir yazılı belge olarak kabul görür. Sistem, belgenin içeriğinde sonradan bir harf bile değiştirilse bunu anında tespit ederek tarafları hileye karşı korur.
3. Sistematik İlişkiler
Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinde izole bir norm olmayıp, yasanın diğer kurallarıyla ve özel kanunlarla derin bir sistematik ağ içerisindedir. Öncelikle, şekil serbestisinin sınırlarını çizen TBK m. 12 hükmüyle organik bir bütündür; TBK m. 12 bir sözleşmenin yazılı olmasını emrettiğinde, o "yazılılığın" ne anlama geldiği doğrudan TBK m. 14'e bakılarak çözülür. Aynı şekilde, TBK m. 14'te zikredilen "imza" unsurunun nasıl ve hangi fiziksel eylemle belgeye işleneceği, hemen takip eden TBK m. 15 (imzanın atılış tarzı) hükmüyle tamamlanmaktadır. Yazılı bir metnin altındaki imzanın el yazısıyla atılmamış olması (örneğin kaşe basılması veya matbaa harfleriyle yazılması) kural olarak TBK m. 15 uyarınca geçersiz sayılacağından, TBK m. 14'teki yazılı şekil şartının da çökmesine neden olur.
Bu normun en güçlü sistematik bağı, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK) ile kurulmuştur. EİK m. 5, "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukuki sonucu doğurur" diyerek maddi hukuktaki dönüştürücü etkiyi yaratmış ve TBK m. 14'ün dijital ayağını yasal bir zemine oturtmuştur. Ancak kanun koyucu, EİK m. 5/2'de bir istisna yaratarak, kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu işlemler (örneğin tapuda gayrimenkul satışı veya noterde vasiyetname) ile teminat sözleşmelerinin (kefalet gibi) güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemeyeceğini emretmiştir. Dolayısıyla TBK m. 14'te elektronik imzaya tanınan geniş yetki, teminat sözleşmeleri ve resmî şekil aranan işlemler söz konusu olduğunda özel kanun hükümleriyle sınırlandırılmıştır.
Maddenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile olan ilişkisi, "geçerlilik şekli" ile "ispat şekli" arasındaki ince köprüde ortaya çıkar. HMK m. 205 uyarınca, usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet hükmündedir ve aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılırlar. TBK m. 14'ün aradığı şartlara uygun olarak faks, telgraf veya güvenli e-imza ile oluşturulan bir metin, sadece sözleşmeyi maddi hukuk açısından var kılmakla kalmaz; aynı zamanda uyuşmazlık hâlinde usul hukuku bakımından en güçlü ispat aracı (kesin delil) olarak mahkeme dosyasına sunulur. Ayrıca, Genel İşlem Koşullarını (GİK) düzenleyen TBK m. 20-25 hükümleri de bu maddeyle ilişkilidir; zira karşı tarafa dayatılan yazılı matbu formların TBK m. 14 anlamında geçerli bir metin oluşturması, bu metnin GİK denetimlerinden (yürürlük, yorum, içerik) sağ çıkmasına bağlıdır.
4. Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin olarak sunulan kaynaklar arasında Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2017 tarihli, E: 2016/23838, K: 2017/14734 sayılı kararı mevcuttur. İlgili kararda, TBK m. 15 bağlamında imzanın el yazısıyla atılması kuralı ve şekli incelenmiştir. Yüksek Mahkeme kararında, kanunda el yazısı ile atılacak imzanın şekli konusunda özel bir hüküm bulunmadığını, kişinin kendisine özgü sembollerle veya ad ve soyadını bizzat el yazısıyla yazmak suretiyle imza atabileceğini belirtmiştir. Ancak kişinin ad ve soyadını yazarken salt yazı yazmayı değil, doğrudan doğruya "imza atmayı amaç edinmesi" gerektiği vurgulanmıştır. TBK m. 14'te yer alan yazılı şeklin en hayati unsuru olan imzanın geçerliliğine ve sınırlarına dair çizilen bu içtihat, metin ve imza ikilisinin hukuki niteliğini belirlemede uygulamaya yön veren temel bir emsaldir. Yargıtay, imza unsurunu şekilci bir kalıba sokmaktan ziyade, borç altına girme iradesinin kâğıda nasıl yansıdığına odaklanmıştır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Faks Yoluyla Kurulan Kefalet Sözleşmesinin Akıbeti): Toptancı şirket (A) ile perakendeci şirket (B) arasında yüklü miktarda bir mal alım satım sözleşmesi akdedilecektir. Ancak toptancı (A) (B) şirketinin ödeme gücünden şüphe ettiği için, şirketin büyük ortağı (C)'nin şahsi kefaletini talep etmiştir. Farklı bir şehirde bulunan (C) asistanına bir kâğıt hazırlatıp, kefil olacağı azami miktarı ve tarihi el yazısıyla doldurarak kâğıdı ıslak imza ile imzalamıştır. Daha sonra (C) kâğıdı şirketin faks makinesine koyarak toptancı (A)'nın merkezine faks yoluyla iletmiştir. Faksı alan toptancı (A) malı (B)'ye teslim etmiş ancak bedelini alamayınca faks çıktısına dayanarak kefil (C)'ye icra takibi başlatmıştır. (C) sözleşmenin aslının kendisinde olduğunu, faksın hukuken geçerli bir yazılı şekil olmadığını savunarak takibe itiraz etmiştir. TBK m. 14 uyarınca faks ve benzeri araçlarla gönderilen metinlerin yazılı şekil yerine geçebilmesi için mutlak surette "teyit edilmiş olmaları" gerekmektedir. TBK m. 583 gereği kefalet sözleşmesi katı bir yazılı geçerlilik şekline tabidir. Somut olayda, toptancı (A)'nın faks çıktısını aldıktan sonra (C)'ye ulaşıp bu belgenin aslına uygunluğunu ve kefalet iradesini teyit ettiğine dair (örneğin karşılıklı bir onay maili veya teyit yazısı) hiçbir delili bulunmamaktadır. Teyit şartı gerçekleşmediği için, sadece faksın gönderilmiş olması, kefalet gibi ağır sonuçları olan bir sözleşmede yazılı şekil şartını yerine getirmeye yetmez. Bu nedenle hâkim, kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğuna karar vererek toptancı (A)'nın talebini reddetmek zorundadır.
Olay 2 (E-posta İle Gönderilen Alacağın Temliki Sözleşmesi): Yazılım şirketi (X) müşteri (Y)'den olan 50.000 TL'lik hizmet alacağını, aralarındaki borç ilişkisi sebebiyle donanım tedarikçisi (Z)'ye devretmek (temlik etmek) istemektedir. (X) şirketinin yetkilisi, kendi kişisel e-posta adresinden (Z) şirketinin yetkilisine standart bir e-posta göndererek, "Müşteri (Y)'deki 50.000 TL'lik alacağımızı tarafınıza devrediyoruz, tahsilatı siz yapabilirsiniz" şeklinde bir beyanda bulunur ve e-postanın sonuna adını, soyadını ve unvanını klavyeyle yazar. (Z) şirketi bu e-postayı kabul edip müşteri (Y)'ye başvurduğunda, müşteri (Y) temlikin geçersiz olduğunu ileri sürerek ödemeyi yapmaz. TBK m. 183 uyarınca alacağın devri sözleşmesi mutlak surette "yazılı şekilde" yapılmış olmadıkça geçerli olmaz. Yazılı şeklin dijital ortamda sağlanabilmesi, TBK m. 14 ve m. 15 bağlamında ancak ve ancak Elektronik İmza Kanunu'na uygun bir "güvenli elektronik imza" kullanılmasıyla mümkündür. (X) şirketinin yetkilisinin standart bir e-posta servis sağlayıcısı üzerinden gönderdiği ve altına klavyeyle adını yazdığı e-posta, hukuken güvenli elektronik imza statüsünde değildir ve e-postanın sonundaki isim yazısı da TBK m. 15 anlamında bir "el yazısı imza" sayılmaz. Bu nedenle, taraflar arasındaki bu dijital yazışma, alacağın devri için kanunun emrettiği yazılı geçerlilik şeklini sağlamaktan tamamen uzaktır. Ortada ölü doğmuş, kesin hükümsüz bir temlik işlemi vardır ve (Z) şirketinin müşteri (Y)'den herhangi bir alacak talep etme hakkı doğmamıştır.
6. Pratik Uygulama Notları
Maddenin uygulanmasında ticari hayatın pratikleri ile hukukun katı kuralları sık sık karşı karşıya gelmektedir. Özellikle şirketler arası yazışmalarda pdf formatında taranmış belgelerin e-posta ile gönderilmesi, uygulamada en yaygın iletişim türüdür. Ancak ıslak imzalı bir belgenin taranıp (scan edilip) standart bir e-posta ile karşı tarafa iletilmesi, kural olarak TBK m. 14 anlamında geçerli bir yazılı şekil teşkil etmez. Zira taranmış belge, güvenli elektronik imza barındırmadığı gibi, faks mekanizmasındaki gibi regüle edilmiş bir teyit sistemine de doğrudan tabi değildir. Avukatların, yazılı şekle tabi işlemlerde müvekkillerine mutlaka belgelerin asıllarının kargo/posta yoluyla fiziken değiştirilmesini veya işlemlerin KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) üzerinden güvenli e-imza ile yapılmasını tavsiye etmeleri hayati önem taşır.
Faks ile ilgili "teyit" şartı, uyuşmazlıklarda ispat hukuku açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Teyidin hangi usulle yapılacağı kanunda belirtilmemiştir. Uygulamada, faksı alan tarafın faks metninin üzerine "Aslına uygundur / Onaylıyorum" yazarak kaşeleyip karşı tarafa geri faks çekmesi veya ticari defterlerine bu faksı dayanak göstererek kayıt düşmesi Yargıtay tarafından geçerli bir teyit eylemi olarak kabul edilebilmektedir. Teyit iradesi gösterilmeden tek taraflı faks gönderimlerine dayanılarak kambiyo takibi veya itirazın iptali davaları açılması genellikle usulden reddedilmektedir.
Zamanaşımı bağlamında TBK m. 14'ün işlevi, borcun ikrar edilmesi (tanınması) noktasıdır. Borçlunun, alacaklıya gönderdiği ve borcu tanıdığını gösteren ıslak imzalı bir mektup veya güvenli e-imzalı bir KEP iletisi, zamanaşımını kesen hukuki bir eylemdir. Ancak borçlunun WhatsApp veya standart e-posta üzerinden gönderdiği "borcumu ödeyeceğim" şeklindeki mesajlar, kesin delil vasfı taşımadıkları ve yazılı şekil kuralını karşılamadıkları için, kural olarak ancak takdiri delil veya delil başlangıcı olarak mahkemenin takdirine sunulabilir; doğrudan zamanaşımını kesen bir yazılı ikrar belgesi olarak kabul edilmeleri zordur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 14. maddesi, kanun koyucunun klasik borçlar hukuku dogmatiğini dijital çağa entegre etme çabasının bir ürünü olmakla birlikte, içerdiği sayıcı (numerus clausus) araçlar bağlamında modern iletişimin gerisinde kalma eleştirilerine hedef olmaktadır. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz gibi öğretinin önde gelen temsilcilerinin de vurguladığı üzere, telgraf ve faks gibi araçlar 21. yüzyıl ticari hayatında neredeyse tamamen kullanımdan kalkmış, müzeye kaldırılmış teknolojilerdir. Buna karşın, dünya çapında trilyonlarca dolarlık ticaretin döndüğü standart e-posta sistemleri, kapalı ağ (intranet) mesajlaşma sistemleri veya bulut tabanlı doküman onay mekanizmalarının kanun metninde açıkça zikredilmemesi ve her türlü elektronik işlemin dar bir "güvenli elektronik imza" cenderesine sokulması, kanunun pratik hayatla bağını koparmaktadır. Mahkemeler, kanunun bu lafzi katılığı karşısında ticaretin akışını durdurmamak adına HMK m. 199'da düzenlenen "elektronik veri" kavramını geniş yorumlayarak maddi hukuktaki bu şekil eksikliğini usul hukuku üzerinden yamamaya çalışmaktadır ki bu durum sistemin kendi içinde dogmatik bir tutarsızlığa düşmesine yol açmaktadır.
Bunun yanı sıra, "güvenli elektronik imza" müessesesinin bireysel düzeydeki erişilebilirliği ve kullanım pratikleri ciddi bir eleştiri konusudur. Güvenli elektronik imza altyapısı, belirli bir teknik donanım (token/akıllı kart) sertifika hizmet sağlayıcılarına ödenecek periyodik ücretler ve kompleks bir kurulum süreci gerektirmektedir. Bu nedenle, Türkiye'de bu aracı ağırlıklı olarak tacirler (şirket yetkilileri) avukatlar, mali müşavirler ve devlet memurları kullanmaktadır. Standart bir vatandaşın, evini kiralarken veya bir kefalet sözleşmesi imzalarken cebinden güvenli e-imza çıkarıp sözleşmeyi dijital olarak onaylaması sosyolojik bir fanteziden ibarettir. Hâl böyle olunca, TBK m. 14'ün getirdiği elektronik yazılı şekil özgürlüğü, sadece kurumsal (B2B) ilişkilere veya devlet-vatandaş (G2C) işlemlerine hitap eden elitist bir kurala dönüşmüş, tüketici-satıcı (B2C) ilişkilerinde ise yazılı şekil şartı eski hantal kâğıt-kalem sistemine mahkûm edilmiştir. Tüketici hukuku, bu hantallığı aşmak için "uzaktan iletişim araçları" ve "mesafeli sözleşmeler" gibi ayrı rejimler kurgulamak zorunda kalmış, bu da borçlar hukuku ile tüketici hukuku arasında tehlikeli bir kavramsal ikiliğin doğmasına zemin hazırlamıştır.
Son olarak, dijital iletişimde "metin" ve "imza" kavramlarının birbirlerinden fiziksel olarak ayrılabilirliğine dair klasik teoriler, Akıllı Sözleşmeler (Smart Contracts) ve blokzincir teknolojileri karşısında iflas etmektedir. TBK m. 14, bir kâğıdın varlığını (metin) ve o kâğıdın altına fiziken eklenen bir onayı (imza) tasavvur ederek kaleme alınmıştır. Oysa blokzincir tabanlı bir sözleşmede, metin dediğimiz şey algoritmik bir bilgisayar kodudur ve imza dediğimiz şey kişinin dijital cüzdanıyla sisteme verdiği kriptografik onaydır. Bu sistemde metin ve imza ayrı iki unsur değil, birbiri içinde erimiş ve aynı anda çalışan bir matematiksel fonksiyondur. İsviçre öğretisinde Nomer'in atıf yaptığı modern hukuk tartışmalarında da belirtildiği üzere, iradenin açıklanması ile imzanın atılması olgusunu birbirine bağlayan klasik şekil kuralları, rızanın doğrudan yazılım diliyle verildiği click-wrap sözleşmeleri veya zincir içi (on-chain) algoritmaları kavramakta yetersizdir. Türk Borçlar Hukuku sisteminin, yazılı şekli sadece "okunabilen harfler ve altındaki paraf" illüzyonundan kurtarıp, tarafların iradesini ve sözleşmenin içeriğini şüpheye yer bırakmaksızın kayıt altına alan ve değiştirilemezliğini garanti eden her türlü teknolojik şifreleme ve onaylama yöntemini "şekil" şemsiyesi altına alacak kapsayıcı bir reform yapması doktriner bir zorunluluktur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 14. madde metnine dayanır.
Görüş: Güvenli elektronik imzanın el yazısı imzayla eşdeğer tutulması isabetli; ancak teyitsiz faks ile WhatsApp mesajlarının yazılı şekil yerine geçip geçmediği sorusunun açık yasal yanıt gerektirdiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.