RESMİ METİN

II. Cari hesaplarda


Madde 134 - Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez. Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur. Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi sona erdirmez.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde temsil (Stellvertretung) bir kişinin (temsilcinin) başka bir kişi (temsil olunan) adına ve hesabına hukuki işlem yapması ve bu işlemin sonuçlarının doğrudan doğruya temsil olunanın malvarlığında doğmasıdır. Bu genel kuralın (TBK m. 40) ticari hayattaki en geniş ve en tehlikeli yansıması, Ticari Temsilci (Prokurist) kurumudur. TBK m. 547/1 hükmünde açıkça belirtildiği üzere; "Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye dair işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir". Ticari temsilcilik, kapsamı kanunla çizilmiş, sınırlandırılamaz (istisnalar hariç) ve tescile tabi bir iradi temsil türüdür.

Öte yandan, borcu sona erdiren sebepler arasında yer alan inceleme başlığınızın asıl normu TBK Madde 134 (Birleşme), alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borcun kendiliğinden sona ereceğini hükme bağlar. Bir kişinin kendi kendisine borçlu olması kavramsal olarak imkânsızdır (Nemini res sua servit kuralının borçlar hukukundaki yansıması).

Bu iki normun sistematiği şu muazzam noktada kesişir: Ticari temsilci (veya ticari vekil) işletme sahibine karşı iç ilişkide bir vekâlet veya hizmet sözleşmesiyle bağlıdır. Yani temsilci, işletme sahibinin alacaklısı (ücret/maaş bakımından) ve aynı zamanda sadakat/özen borcu (TBK m. 506) bakımından borçlusudur. Şayet bu ticari temsilci, işletme sahibinin tek mirasçısı olur veya işletmeyi tüm aktif ve pasifleriyle devralırsa, TBK m. 134 uyarınca iç ilişkideki tüm borçlar "Birleşme" nedeniyle sona erer. Dahası, temsil kavramının kurucu unsuru olan "iki farklı kişi (dualite)" ortadan kalktığı için, ticari temsilcilik sıfatı da derhâl ve mutlak olarak düşer. Artık o kişi bir "temsilci" değil, bizzat "işletme sahibi" (asil) konumundadır. Kanun koyucu, ticari hayatın akışını güvence altına alırken, birleşmenin (konfüzyonun) bu yutucu etkisini göz önünde bulundurmuştur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Ticari temsil (TBK m. 547) ticari vekalet ve birleşme (TBK m. 134) kurumlarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Ticari Temsilci (Prokurist - TBK m. 547): İşletme sahibinin alter ego'sudur (ikinci benliğidir). TBK m. 548 uyarınca ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde (çek, senet, poliçe) bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkilidir. Bu yetkinin sınırı kanunla çizilmiştir: Açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (TBK 548). İşletme sahibi, ticari temsilcinin yetkisini şube işleriyle veya birlikte imza kuralıyla sınırlandırabilir ve bunu ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır.

B. Ticari Vekil (TBK m. 551): Ticari temsilciden daha dar bir yetkiye sahip olan tacir yardımcısıdır. İşletme sahibi tarafından açıkça ticari temsilci sıfatı verilmeksizin, işletmenin bütün işlerini veya işletmedeki bazı özel işleri yürütmekle görevlendirilir. Ticari vekil, özel olarak yetki verilmedikçe ödünç (kredi) alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz ve dava açamaz.

C. Birleşme (Konfüzyon / Confusio - TBK m. 134): Alacak hakkı ile borç yükümlülüğünün aynı şahsın malvarlığında (patrimuanda) toplanmasıdır. Borcun sona ermesinin en doğal sonuçlarından biridir. Birleşme, miras yoluyla külli halefiyet (TMK m. 599) neticesinde gerçekleşebileceği gibi, ticari işletmenin devri (TBK m. 202) veya alacağın temliki (TBK m. 183) gibi cüzi halefiyet yollarıyla da gerçekleşebilir. Ticari vekil, kendi işverenini iflas yoluyla satın aldığında, içerideki tüm ücret ve tazminat alacakları TBK m. 134 gereği sıfırlanır.

D. Yetkinin Bağımsızlığı İlkesi: Temsil yetkisi (dış ilişki) temel ilişkiden (iç ilişki olan vekâlet veya hizmetten) kural olarak bağımsızdır. Ancak birleşme (TBK m. 134) hâlinde, temsilcinin bizzat asil konumuna geçmesi, sadece iç ilişkiyi değil, ontolojik olarak dış temsil yetkisini de mutlak surette ortadan kaldırır. Çünkü insan kendi kendisinin temsilcisi olamaz (Kendi Kendisiyle İşlem Yasağının mutlak boyutu).

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 134'teki birleşme (konfüzyon) altyapısı ile TBK m. 547 vd.'deki ticari temsil mekanizması; Borçlar Kanunu'nun yetkisiz temsil, tescilin olumlu etkisi ve temsilin kötüye kullanılması mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Birleşme (TBK m. 134) Sonrası Sicilin Akıbeti ve İyiniyetin Korunması: Ticari temsilcilik yetkisi ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Şayet ticari temsilci, işletme sahibinin ölümüyle tek mirasçı olarak işletmeyi devralırsa (TBK m. 134 Birleşme) ticari temsilcilik sıfatı kendiliğinden düşer. Ancak bu durum ticaret sicilinden derhâl terkin edilmezse ne olacaktır? Eski ticari temsilci (yeni malik) dış dünyada hâlâ eski unvan ve "ticari temsilci" sıfatıyla işlem yapmaya devam ederse, üçüncü kişilerin durumu ne olur? Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve TBK sistemi, tescilin üçüncü kişilere karşı koruyucu etkisini benimser. İşletme el değiştirmiş olsa da, sicildeki kayda güvenen üçüncü kişilerin iyiniyeti korunur. Eski ticari temsilci, yeni malik sıfatıyla kendi işlemlerinden şahsen sorumlu olur.

B. Ticari Temsilcinin Taşınmaz Satış Yasağı (TBK m. 548) ve Yetkisiz Temsil (TBK m. 46): Sisteminizdeki Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere; ticari temsilci açıkça yetkilendirilmedikçe taşınmazları devredemez. Eğer bir ticari temsilci, özel yetkisi olmadığı hâlde şirketin fabrikasını satarsa, bu işlem "Yetkisiz Temsil (Falsus Procurator)" hükümlerine tabidir. Sisteminizdeki yetkisiz temsil eserlerinde altı çizildiği gibi; bir kimse temsil yetkisi olmadığı hâlde başka bir kişi adına hukuksal işlem yaparsa, temsil olunan bu işleme onay (icazet) vermedikçe alacaklı veya borçlu olamaz. Ancak burada muazzam bir dogmatik ihtimal devreye girer: Ticari temsilci bu yetkisiz satışı yaptıktan hemen sonra, işletmeyi devralarak malik konumuna gelirse (TBK m. 134 Birleşme) o yetkisiz satış işlemi geçerli hâle gelir mi? Evet! Birleşme neticesinde, icazet (onay) verme yetkisi ile işlemi yapan kişinin sıfatı aynı bedende toplanmış olur ve işlem geçmişe etkili (ex tunc) olarak sıhhat kazanır.

C. Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması (Collusion) ve Ahlaka Aykırılık: Ticari temsilci, işletmenin mali durumunun kötüye gittiğini anladığında, işletmenin en değerli varlıklarını gizlice anlaştığı bir üçüncü kişiye (örneğin kardeşine) çok düşük bir bedelle devrederse (kambiyo senedi düzenleyerek şirketi borçlandırırsa) bu durum temsil yetkisinin kötüye kullanılmasıdır. Sisteminizdeki eserlerde hararetle tartışıldığı üzere; vekilin, vekâlet verenin zararına, kendisinin veya elbirliği ettiği başka birinin yararına işlem yapması ahlaka aykırıdır (TBK m. 27) ve kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğu Yargıtay'ca kabul edilmektedir. Yargıtay, ticari temsilcinin bu hileli eyleminin mutlak batıl olduğunu savunur; üçüncü kişi bu kötü niyeti biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, işlem işletme sahibini (müvekkili) bağlamaz.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun sınırlarını, kambiyo taahhüdünü ve TBK m. 134 birleşme mekanizmalarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Ticari Temsilcinin Kambiyo Taahhüdü ve Sonradan Birleşme): Tek kişi işletmesi sahibi (A) (B)'yi ticaret siciline "Ticari Temsilci (Prokurist)" olarak tescil ettirir. (B) işletmenin rutin işleri dışında, kendi şahsi kumar borcunu ödemek için işletme (A) adına 1 Milyon TL'lik bir bono (kambiyo senedi) düzenleyip alacaklısı (C)'ye verir. TBK m. 548 uyarınca (B)'nin kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi tamdır. Ancak (C) (B)'nin bunu kumar borcu için yaptığını (kötü niyeti) bilmektedir. Ertesi gün (A) kalp krizinden ölür ve (B) onun tek mirasçısı olduğu için tüm malvarlığı (B)'ye geçer (TBK m. 134 Birleşme). (C) senedi icraya koyduğunda (B) "Ben o senedi ticari temsilci olarak verirken yetkimi kötüye kullandım, işlem kesin hükümsüzdür (TBK m. 27)" diyebilir mi? Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 548 ile temsilin kötüye kullanılması ve TBK m. 134 amansızca çarpışmaktadır. Olayın başında (B) ile (C) arasındaki işlem, temsil olunan (A)'yı zarara uğratmak kastıyla (collusion) yapıldığı için ve (C) bunu bildiği için Yargıtay içtihatlarına göre ahlaka aykırı ve geçersizdir. Ancak (A)'nın ölümüyle (B) mirasçı olmuş ve alacaklı/borçlu sıfatları birleşmiştir (TBK m. 134). (B) kendi şahsi hilesine (nemo auditur propriam turpitudinem allegans - kimse kendi kusuruna dayanamaz) dayanarak senedin geçersizliğini ileri süremez. TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) gereği, (B) artık asil olarak o senedi ödemek zorundadır. Birleşme (konfüzyon) hileli temsilin koruyucu zırhını parçalamıştır.

Olay 2 (Ticari Vekilin Yetki Aşımı ve İyiniyetin Korunması): İşletme sahibi (X) mağaza müdürü (Y)'yi "Ticari Vekil" olarak atar (TBK m. 551). (Y) mağazadaki tüm beyaz eşyaları satmaya yetkilidir ancak kredi çekmeye veya kambiyo senedi düzenlemeye yetkisi yoktur. Bir gün (Y) bankaya gidip işletme (X) adına 500.000 TL kredi çeker ve parayı alıp kaçar. Banka, (X)'e karşı icra takibi başlatır. Dogmatik Analiz: Bu olay, ticari temsilci (prokurist) ile ticari vekil arasındaki devasa uçurumun kanıtıdır. Şayet (Y) ticari temsilci olsaydı, TBK m. 548 gereği iyiniyetli üçüncü kişilere (bankaya) karşı şirketi borçlandırma (kredi/kambiyo) yetkisi kanunen var kabul edilecekti. Ancak (Y) sadece bir "Ticari Vekil"dir. Ticari vekilin ödünç (kredi) alma yetkisi kanunen (TBK m. 551/2) yoktur; bunun için özel olarak yetkilendirilmesi şarttır. Banka, tacir sıfatıyla basiretli davranmak (TTK m. 18/2) zorunda olduğundan, (Y)'nin sicildeki statüsünü kontrol etmekle yükümlüdür. İşlem yetkisiz temsildir (TBK m. 46) ve işletme sahibi (X)'i kesinlikle bağlamaz. (X)'in davası kabul edilecek ve banka takibi iptal edilecektir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 134 ve TBK m. 547-551 hükümlerinin usul hukukunda, sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve ticari uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Ticari Temsilcinin Tescilinin Şekli Kurucu Değil, Bildiricidir: Sisteminizdeki eserlerde de altı çizildiği üzere; "Ticari temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu tescilin yapılmış olmasına bağlı değildir". Avukatların en sık düştüğü usuli hata, ticaret sicilinde kaydı olmayan bir yöneticinin (fiili temsilcinin) yaptığı işlemlerden şirketi sorumlu tutamamaktır. Eğer şirket, bir kişiye unvanını kullandırıyor ve onu ticari temsilci gibi piyasaya lanse ediyorsa (görünüşte temsil/Duldungsvollmacht) tescil olmasa bile iyiniyetli üçüncü kişiler şirketi sorumlu tutabilir. Dava dilekçelerinde salt sicil kayıtlarına değil, "fiili yetki kullanımına" vurgu yapılmalıdır.

2. Birlikte Temsil (Kollektif İmza) Klozunun Kullanımı: İşletme sahiplerini, ticari temsilcilerin (prokuristlerin) sınırsız kambiyo yetkisinden (TBK m. 548) korumanın yegâne yasal yolu, sicile "Birlikte Temsil" kaydı koydurmaktır. Avukatlar, şirket ana sözleşmelerini hazırlarken veya genel kurul kararı alırken, "Ticari temsilcinin şirketi borçlandırıcı her türlü kambiyo taahhüdü ve 100.000 TL'yi aşan sözleşmelerinde, işletme sahibinin (veya diğer bir temsilcinin) müşterek imzası zorunludur" şerhini mutlaka ticaret siciline tescil ve ilan ettirmelidir. Bu şerh, iyiniyet karinesini çürüten mutlak bir savunma kalkanıdır.

3. Birleşme (TBK m. 134) Sonrası İcra Takiplerinin Akıbeti: Miras veya devir yoluyla borçlu ve alacaklı sıfatları birleştiğinde, icra hukukunda (İİK) teknik bir durum ortaya çıkar. Birleşme, itfa (ödeme) gibi borcu esastan bitiren bir sebeptir. Ancak icra müdürü bunu resen (kendiliğinden) dikkate alamaz. Avukatlar, birleşme (TBK m. 134) vakıasını ispatlayan belgelerle (veraset ilamı, devir sözleşmesi, ticaret sicil gazetesi) İcra Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak "İcranın Geri Bırakılmasına" (İİK m. 33) karar verilmesini talep etmelidir. Aksi takdirde haciz tehdidi hukuka aykırı olarak devam eder.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 12. Hukuk Dairesi ile 11. Hukuk Dairesi, TBK m. 547 uyarınca "Ticari Temsilcinin Sınırları" ve TBK m. 134 ekseninde "Birleşmenin Etkileri" hususlarında istikrarlı ve son derece metne bağlı (Lafzi) bir içtihat politikası sergilemektedir.

Sisteminizdeki Yargıtay 12. HD, 11.09.2017 T., E. 2016/18252, K. 2017/10387 sayılı emsal kararında ticari temsilcinin yetki sınırları şu dogmatik şablonla mühürlenmiştir: "Takibe konu çekin keşide tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 547/1 maddesinde ticari temsilci, işletme sahibinin ticari işletmeyi yönetmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir şeklinde tanımlanmıştır. Ticari temsilcinin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticari temsilcilik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya (çek keşide etmeye) ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup, açıkça yetkili kılınmadıkça taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (TBK 548). Somut olayda, takibe konu çeki keşide eden şahsın ticaret sicilinde ticari temsilci olarak tescilli olduğu anlaşıldığından, şirketi kambiyo taahhüdü altına sokması yasa gereğidir. Borçlu şirketin itirazlarının reddi isabetlidir.".

Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması (Hileli Anlaşma) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Sisteminizdeki eserlere de yansıyan) içtihat yönelimi şöyledir: "Ticari temsilcinin yetkisi kanunla (TBK m. 548) çok geniş tutulmuş olsa da, temsilci bu yetkiyi dürüstlük kuralı (TMK m. 2) sınırları içinde kullanmak zorundadır. Somut olayda ticari temsilcinin, işletmenin içini boşaltmak gayesiyle, hiçbir ticari alacak-verecek ilişkisi bulunmayan kayınbiraderine şirket adına trilyonluk kambiyo senetleri verdiği sabittir. Temsilci ile üçüncü kişi arasındaki bu hileli işbirliği (collusion) TBK m. 27 uyarınca ahlaka aykırıdır ve işlemi kesin hükümsüz (mutlak batıl) kılar. İşletme sahibinin borçlu olmadığının tespiti yasaya uygundur.".

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 134. maddesinde vücut bulan Birleşme (Konfüzyon) rejimi ile 547. vd. maddelerinde düzenlenen Ticari Temsilcilik, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Yetkinin Kötüye Kullanılmasında Mutlak Butlan Çıkmazı" ve "Tescilin Olumsuz Etkisinin Yetersizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, sisteminizdeki "Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması" konulu çalışmalarda hararetle tartışıldığı üzere; Ticari Temsilcinin Sadakat Borcuna (TBK m. 506) Aykırı Olarak Üçüncü Kişiyle Yaptığı Hileli İşlemin (Collusion) Yargıtay Tarafından Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27) Kapsamında "Kesin Hükümsüz" Sayılmasının Yarattığı Dogmatik Çıkmazdır. Oğuzman/Öz, Eren ve Nomer'in eserlerinde de altı çizildiği üzere; geçersizliğin türü noktasında Yargıtay, hileli anlaşmanın varlığı hâlinde yapılan işlemin mutlak batıl olduğunu kabul etmektedir. Oysa mutlak batıl (kesin hükümsüz) bir işlemi kimse sonradan onaramaz. Şayet ticari temsilci, şirketi hileyle borçlandırdıysa, ancak şirket sahibi ticari itibarı zedelenmesin diye veya o senedin el değiştirmesi sonucunda ortaya çıkan yeni ticari fırsatları değerlendirmek adına bu duruma sonradan rıza göstermek (icazet vermek) isterse ne olacaktır? Kesin hükümsüzlük teorisi, bu onaya (icazete) imkân tanımaz. Bu sebeple öğretideki baskın ve modern görüş, temsil yetkisinin kötüye kullanılmasının TBK m. 27 anlamında kesin hükümsüzlük değil, "Yetkisiz Temsil" (TBK m. 46) veya "Askıda Geçersizlik" rejimi içinde çözülmesi gerektiğini savunur. Yargıtay'ın ahlaka aykırılığı her dogmatik boşluğu dolduran mekanik bir silah gibi kullanması, ticaret hukukunun ihtiyaç duyduğu irade muhtariyeti (Privatautonomie) ilkesini köreltmektedir.

İkinci dogmatik eleştiri, inceleme başlığının asıl normlarından TBK m. 134'teki "Birleşme" Kurumunun, Ticari İşletmeler Hukukunda Ayrılmış Malvarlığı (Sondervermögen) Kavramını İhlal Edecek Şekilde Katı Yorumlanmasıdır. Kanun, alacaklı ve borçlu sıfatları birleşince borç düşer der. Ancak devasa bir ticari işletmeyi miras yoluyla devralan bir şahsın, daha önce o işletmeye verdiği borçların birleşme (TBK m. 134) nedeniyle anında silinmesi, işletmenin muhasebe tekniğini ve bilançosunu altüst eder. Alman hukuku (BGB) veya modern İsviçre doktrini, ticari işletmeleri belirli ölçüde ayrılmış bir malvarlığı olarak görerek, konfüzyonun (birleşmenin) bu yıkıcı etkisini ticari kayıtlarda yumuşatma eğilimindedir. Kanun koyucunun (Legistik) borçlar hukukunun bu antik Roma kuralını (Confusio) modern şirketler ve ticari temsil hukukuyla uyumlu hâle getirecek esnetici istisnalar öngörmemesi, dogmatik bir tembellik ve kanunlaştırma zaafiyetidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 134'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 462.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 134. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.