1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana
getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, tam
iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir akit tipidir. Bu sözleşmenin en
belirgin dogmatik karakteri, yüklenicinin salt bir "emek" veya "çaba" değil,
objektif olarak ölçülebilir bir "sonuç" taahhüt etmesidir. Sisteminize yüklenen
eserlerde de işaret edildiği üzere, eser sözleşmesinin niteliği gereği
yüklenici üstlendiği edimin sonucunu garanti etmiş sayılmalıdır. Meydana
getirilen bu sonucun (eserin) sözleşmede kararlaştırılan veya dürüstlük kuralı
gereği objektif olarak beklenen vasıfları taşımaması hâline "ayıp" (mangel)
denir. Yüklenicinin ayıptan sorumluluğu, TBK m. 474-478 arasında özel olarak
düzenlenmiştir.
Ayıplı bir eserin teslimi karşısında iş sahibine tanınan seçimlik haklar TBK m.
475'te sayılmıştır: (1) Eserin kullanılamayacak derecede ayıplı olması hâlinde
sözleşmeden dönme, (2) Ayıp oranında bedelden indirim isteme, (3) Aşırı masrafı
gerektirmedikçe eserin ücretsiz onarılmasını isteme. Ancak iş sahibinin bu
hakları kullanabilmesi, kanunun mehaz OR Art. 371'den iktibas ettiği TBK m.
476'daki mutlak istisna ile sınırlandırılmıştır: Ayıbın, iş sahibinin verdiği
talimattan veya sağladığı malzemeden kaynaklanması ve yüklenicinin onu açıkça
uyarmış olmasına rağmen iş sahibinin bu yönde direnmiş olması hâlinde,
yüklenici ayıptan sorumlu tutulamaz.
Öte yandan, iş sahibinin ayıplı eser karşısında "sözleşmeden dönme" hakkını
kullanması, eser sözleşmesinin zamansal niteliği ile şiddetli bir çatışma
yaratır. Kural olarak eser sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir ve dönme (TBK
m. 125) hakkı uygulanır. Ancak bir baraj inşaatı veya büyük bir konut projesi
gibi fiilen uzun zamana yayılan ve arsa üzerine sabitlenen eserlerde,
sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili (ex tunc) sonuçları ekonomik bir yıkım
yaratır. İşte burada inceleme başlığındaki asli normumuz olan TBK Madde 126
(Sürekli Edimli Sözleşmelerde Temerrüt ve Fesih) dogmatiği devreye girer. TBK
m. 126 hükmü; "Sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde
alacaklı... sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi
yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir" demek suretiyle,
alacaklıya sözleşmeyi ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erdirme ve müspet
zararını talep etme hakkı tanımıştır. Yargıtay'ın ve doktrinin büyük bir kısmı,
ağır ayıplı veya eksik bırakılmış büyük çaplı inşaat sözleşmelerinde TBK m.
125'teki dönme hakkını, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) aracılığıyla TBK m.
126'daki "fesih" kurumuna tahvil ederek hukuki tasfiyeyi gerçekleştirmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Eser sözleşmesinde ayıp (TBK m. 474 vd.) ve sürekli edimli sözleşmelerde fesih
(TBK m. 126) rejiminin kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için,
kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde
mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Ayıp Kavramı ve İhbar Külfeti (Mangel / Mängelrüge):
Ayıp, eserin sözleşmeyle vaat edilen veya dürüstlük kuralına göre kendisinden
beklenen lüzumlu vasıflardan yoksun olmasıdır. Maddi ayıp (fiziksel
eksiklikler) veya hukuki ayıp (üçüncü kişilerin hak iddiaları) olarak ortaya
çıkabilir. Sisteminize yüklenen belgelerde de ifade edildiği üzere, ifa yerine
edimde dahi ayıp ve zapta karşı tekeffül kuralları kıyasen uygulanır. İş
sahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz
eseri gözden geçirmek (muayene) ve ayıpları yükleniciye bildirmek (ihbar)
zorundadır. Bu külfet yerine getirilmezse, iş sahibi eseri zımnen kabul etmiş
sayılır ve ayıptan doğan haklarını kaybeder.
B. Ayıbın İş Sahibine Yüklenmesi (TBK m. 476 / OR Art. 371):
Hukukun "hiç kimse kendi kusurundan faydalanamaz" (Nemo auditur propriam
turpitudinem allegans) evrensel ilkesinin eser sözleşmesindeki yansımasıdır.
Eserin ayıplı olması doğrudan doğruya iş sahibinin hatalı talimatından, verdiği
kusurlu malzemeden veya gösterdiği arsanın elverişsizliğinden kaynaklanıyorsa
ve yüklenici bu durumu fark edip iş sahibini "açıkça" uyarmışsa, yüklenici
sorumluluktan kurtulur. Yüklenicinin uyarısı, onun sadakat ve özen borcunun
(TBK m. 471) bir gereğidir.
C. Sürekli Edimli Sözleşme ve Fesih (Dauerschuldverhältnis und Kündigung -
TBK m. 126):
Edimin bir defada yerine getirilmekle bitmediği, zaman içine yayıldığı
sözleşmelerdir. TBK m. 126, ani edimli sözleşmelerdeki TBK m. 125'in aksine, bu
tür sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklıya "sözleşmeden dönme"
değil, "sözleşmeyi feshetme" hakkı verir. Sözleşmeden dönme ile tarafların
önceden verdiklerini iade etmeleri gerekecektir ve bu iade tarafların
dayanağının haksız zenginleşme mi yoksa ayni nitelikli istihkak mı olduğu
doktrinde tartışmalıdır. Oysa TBK m. 126 uyarınca yapılan fesih ileriye
etkilidir (ex nunc); o ana kadar ifa edilen kısımlar geçerliliğini korur,
alacaklı sadece sözleşmenin erken bitmesinden doğan müspet zararını talep eder.
D. Müspet Zarar (Positives Interesse) ve Menfi Zarar (Negatives Interesse):
Sözleşmeden dönme (TBK m. 125) hâlinde alacaklı kural olarak menfi zararını
(sözleşmenin hiç kurulmamış olsaydı bulunacağı durumu) ister. Öğretide
savunulan görüşe göre, alacaklının temerrüdü üzerine sözleşmeden dönen borçlu,
alacaklıdan menfî zararının giderilmesini isteyebilir. Buna karşılık, TBK
m. 126 uyarınca fesih yoluna gidildiğinde, alacaklı müspet zararının (sözleşme
süresine uygun tam olarak ifa edilseydi bulunacağı malvarlığı durumunun)
tazminini talep edebilir. Ayıplı eserde fesih yoluna gidilmesi, tazminatın
niteliğini doğrudan değiştirir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 126'da kurulan fesih altyapısı ile TBK m. 475-476'daki ayıp sorumluluğu,
Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, alacaklı temerrüdü ve sözleşmenin uyarlanması
mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yüklenicinin Ayıplı İfası Karşısında TBK m. 125 (Dönme) ve TBK m. 126
(Fesih) Çatışması:
Bir yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde binayı %90 oranında
tamamlamış ancak taşıyıcı kolonlarda ağır bir "ayıp" bırakmışsa hukuki sonuç ne
olacaktır? TBK m. 475/1'e göre eserin kullanılamayacak derecede ayıplı olması
hâlinde iş sahibi "sözleşmeden dönme" hakkına sahiptir. Dönme, geçmişe
etkilidir (ex tunc). Dönüşüm teorisi olarak da adlandırılan bu teoriye göre,
sözleşmeden dönülmesiyle sözleşme sona ermeyip içerik değiştirmekte ve önceden
ifa edilmiş edimlerin iadesi yönünde tasfiye ilişkisi kurulmaktadır. Ancak,
Yargıtay'ın klasikleşmiş 1984 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında ve modern
doktrinde (Turgut Öz'ün eserleri atfıyla) kabul edildiği üzere; inşaatın büyük
oranda tamamlandığı hâllerde iş sahibinin dönme hakkını kullanması, TMK m. 2
(dürüstlük kuralı) ile çelişir. Bu durumda hâkim, TBK m. 125'teki dönme
beyanını, TBK m. 126'daki Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih (ex nunc)
rejimine tahvil eder. İnşaat sözleşmesi ani edimli olmasına rağmen, ifanın
fiili uzunluğu nedeniyle sürekli edimli sözleşme (TBK m. 126) kurallarına tabi
tutulur. Yüklenici ayıplı da olsa yaptığı kısmın bedeline (veya arsa payına)
hak kazanır, iş sahibi ise eksik/ayıplı kısım için müspet zararını talep eder.
B. İş Sahibinin Talimatı (TBK m. 476) ile Alacaklı Temerrüdü İlişkisi:
TBK m. 476 uyarınca, ayıbın iş sahibinin ısrarlı talimatından kaynaklanması
yükleniciyi kurtarır. Bu kuralın dogmatik temeli, aslında bir tür "Alacaklı
Temerrüdü" veya "Müterafik Kusur (TBK m. 52)" yansımasıdır. Sisteminizdeki
makalelerde detaylıca incelendiği üzere; alacaklının temerrüde düşmesi üzerine,
borçlunun sözleşmeden dönme hakkını düzenleyen TBK m. 110'da (yeni m. 125/126)
borçlunun, "borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre" sözleşmeden
dönmesi/feshetmesi kabul edilmiştir. İş sahibinin hatalı malzeme vererek
eserin ayıplı olmasına yol açması, yüklenicinin doğru ifasını engellediği için
onu alacaklı temerrüdüne sokar. Yüklenici, iş sahibinin bu direnci karşısında
sadece ayıptan kurtulmakla kalmaz, dilerse TBK m. 126 (veya m. 125) uyarınca
sözleşmeyi feshederek kendi müspet/menfi zararını da iş sahibinden talep
edebilir.
C. Ayıptan Doğan Zararlar ile TBK m. 112 (Genel Borca Aykırılık) Kesişimi:
Eserdeki ayıp, sadece eserin değerini düşürmekle kalmayıp iş sahibinin şahsına
veya diğer mallarına zarar vermişse (örneğin ayıplı yapılan çatının çökerek
içerideki eşyaları kırması) bu "ayıp neticesi doğan zarar"dır. Ayıp oranında
bedel indirimi veya sözleşmeden dönme hakları kusurdan bağımsızdır (objektif
sorumluluk). Ancak ayıp neticesi doğan ilave zararların tazmini için, TBK m.
112 uyarınca yüklenicinin kusurlu olması şarttır. Yüklenici, kusursuzluğunu
(exkulpation) ispat edemediği müddetçe bu zararı tazmine mecburdur.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun ayıp sınırlarını, iş sahibinin kusurunu ve TBK m. 126 fesih
mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (İş Sahibinin Talimatı, TBK m. 476 ve Sorumsuzluk):
İş Sahibi (A) Yüklenici (B)'ye bir köprü inşaatı ihale eder. (A) maliyeti
düşürmek için (B)'ye piyasa standartlarının çok altında bir beton sınıfı
kullanmasını yazılı olarak emreder. Yüklenici (B) bu betonun köprünün taşıyıcı
sistemini tehlikeye atacağını, statik hesaplara uymadığını (A)'ya noter
kanalıyla (açıkça) ihtar eder. (A) "Siz işinize bakın, sorumluluk bende"
diyerek talimatında direnir. Köprü tamamlandıktan 6 ay sonra çöker (ağır ayıp).
(A) ayıptan sorumluluk hükümlerine (TBK m. 475) dayanarak tüm zararını (B)'den
talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 476 (Mehaz OR Art. 371) kuralının mutlak
koruması sınanmaktadır. Bir eserin ayıplı olması doğrudan iş sahibinin
talimatından kaynaklanıyorsa ve yüklenici onu açıkça uyarmışsa, yüklenici
sorumluluktan bütünüyle kurtulur. (B) fenni yükümlülükleri (özen borcu)
kapsamında (A)'yı aydınlatmış ve riskleri bildirmiştir. Olayda (B)'ye
yüklenebilecek hiçbir kusur veya ayıp sorumluluğu yoktur. (A)'nın davası, nemo
auditur (kendi kusuruna dayanma yasağı) ve TBK m. 476 amir hükmü gereğince
reddedilecektir.
Olay 2 (Eksik İfa, Ayıp ve TBK m. 126 Çerçevesinde İleriye Etkili Fesih):
Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y) ile yaptığı sözleşme gereği inşaatı %95 oranında
tamamlar. Ancak kalan %5'lik kısımda (asansörler ve peyzaj) temerrüde düşer ve
ayrıca teslim ettiği dairelerin zeminlerinde ciddi "ayıplar" bulunur. Arsa
Sahibi (Y) TBK m. 125 uyarınca "sözleşmeden döndüğünü (ex tunc iptal)" ve
arsasının üzerine yapılan binanın sökülerek arsasının boş olarak teslim
edilmesini, tüm ayıplı dairelerin de bedelinin ödenmesini talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu olay, ani edimli sözleşme olan eser sözleşmesinin,
Yargıtay pratiğiyle nasıl sürekli edimli sözleşme (TBK m. 126) rejimine
sokulduğunun laboratuvarıdır. Normalde borçlu (X) temerrüde düştüğü için
(Y)'nin dönme hakkı vardır. Dönüşüm teorisi uyarınca sözleşmeden dönülmesiyle
sözleşme sona ermeyip içerik değiştirmekte ve önceden ifa edilmiş edimlerin
iadesi yönünde tasfiye ilişkisi kurulmaktadır. Ancak inşaat %95
tamamlandığı için, bu devasa yapının sökülüp atılması dürüstlük kuralına (TMK
m. 2) açıkça aykırıdır. Hâkim, (Y)'nin "dönme" talebini, olayın niteliğine
uygun olan TBK m. 126'daki "Fesih (İleriye etkili sona erme)" talebine
tahvil edecektir. Sözleşme ex nunc sona erecek; müteahhit (X) %95'lik arsa
payına hak kazanacak, ancak Arsa Sahibi (Y) hem eksik işlerin hem de "ayıplı"
zeminlerin onarım bedelini (müspet zararını) (X)'ten tazmin edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 126 ve TBK m. 474 vd. hükümlerinin usul hukukunda, dava dilekçelerinin
tanziminde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken
stratejik boyutları şunlardır:
1. İhbar Sürelerinin Kısalığı ve Tacirler Arasındaki Katı Kurallar:
Eser sözleşmesindeki en büyük usuli tuzak, "ayıp ihbarı" süreleridir. TBK m.
474, "işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz" muayene ve ihbar
zorunluluğu getirir. Eğer iş sahibi tacir ise ve iş ticari nitelikteyse, TTK m.
23/1-c gereği açık ayıpların teslimden itibaren 2 ila 8 gün içinde, gizli
ayıpların ise ortaya çıkar çıkmaz ihbar edilmesi şarttır. Avukatların, ayıp
nedeniyle sözleşmeden dönme veya bedel indirimi davalarından önce, bu ihbarın
usulüne uygun (tercihen noterden, KEP üzerinden veya telgrafla) yapıldığını
ispatlamaları davanın ön şartıdır. İhbar yoksa, eser ayıplı hâliyle kabul
edilmiş sayılır.
2. Sözleşmeden Dönme ile Fesih Taleplerinin Terdipli (Kademeli) İleri
Sürülmesi:
İnşaat sözleşmelerinin tasfiyesinde davacı vekili, inşaatın tamamlama oranını
önceden kesin olarak bilemeyebilir (%85 mi, %92 mi?). Bu nedenle HMK m. 111
(Terditli Davalar) imkânı kullanılarak; "Öncelikle sözleşmenin geçmişe etkili
olarak feshine (dönme - TBK m. 125) mahkeme aksi kanaatte ise dürüstlük kuralı
gereği sözleşmenin ileriye etkili feshine (TBK m. 126) ve ayıplı/eksik işler
bedelinin müspet zarar olarak tahsiline" şeklinde kademeli bir talep sonucu
(Petitum) oluşturulmalıdır. Doğrudan sadece "dönme" istenirse, Yargıtay'ın %90
sınırı nedeniyle dava tümden reddedilebilir.
3. Ayıplı İfa ile Eksik İfa Kavramlarının Usuli Ayrımı:
Uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavramdır. Eserin hiç yapılmamış
kısımları "eksik ifa"dır ve genel hükümlere (TBK m. 112, 125, 126) yani borçlu
temerrüdüne tabidir; ihbar külfetine tabi değildir, 10 yıllık genel zamanaşımı
uygulanır. Eserin yapılmış ama bozuk/hatalı olan kısımları ise "ayıplı ifa"dır
ve TBK m. 474'teki ihbar külfetine ile 5 yıllık özel zamanaşımına tabidir. Bir
dava dilekçesinde bu iki kalem zararın aynı çuvala konulması, dogmatik bir
çöküş yaratır ve davanın kısmen reddine neden olur.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 15. Hukuk Dairesi (yeni iş
bölümüyle 6. Hukuk Dairesi) eser sözleşmesinde ayıp ihbarı, TBK m. 476'daki iş
sahibinin kusuru ve TBK m. 126 eksenindeki ileriye etkili fesih hususlarında
istikrarlı ve son derece net bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ayıp ihbarı ve TBK m. 476'ya ilişkin emsal
kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu'nun 474. maddesi uyarınca iş sahibi, eserin tesliminden sonra işin
olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları
yükleniciye bildirmekle yükümlüdür. Somut olayda, iş sahibi fabrikanın zemin
kaplamalarının çatladığını aylar sonra ihtar etmiştir; bu durum gizli ayıp
kapsamında değildir, zira gözle görülür bir çatlaktır. Süresinde ayıp ihbarı
yapılmadığından eser mevcut hâliyle kabul edilmiş sayılır. Öte yandan, dosyaya
sunulan yazışmalardan, kullanılan malzemenin bizzat davacı iş sahibi tarafından
seçildiği ve yüklenicinin bu malzemenin fabrika zeminine uygun olmadığı yönünde
davacıyı açıkça uyardığı anlaşılmaktadır. TBK m. 476 amir hükmü gereğince,
ayıbın iş sahibinin talimatı veya malzemesinden kaynaklanması ve yüklenicinin
açık uyarısına rağmen bunda direnilmesi hâlinde, yüklenici ayıptan sorumlu
tutulamaz. Davanın bu gerekçelerle reddi usul ve yasaya uygundur."
Sürekli Edimli Sözleşme Mantığıyla İleriye Etkili Fesih (TBK m. 126 ve YİBK
Kesişimi) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi
şöyledir: "Eser sözleşmeleri kural olarak ani edimli sözleşmeler olup,
borçlunun temerrüdü hâlinde TBK m. 125 gereği sözleşmeden dönme (geçmişe etkili
iptal) sonuçlarını doğurur. Ancak, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde
inşaatın büyük bir oranda (Yargıtay uygulamasına göre %90 ve üzeri) tamamlanmış
olması hâlinde, sözleşmenin geçmişe etkili feshinin yüklenici açısından aşırı
bir zarar ve iş sahibi açısından haksız bir zenginleşme yaratacağı Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarih ve 3/1 sayılı
kararıyla sabitlenmiştir. Bu gibi hâllerde TMK m. 2 dürüstlük kuralı uyarınca,
sözleşmenin TBK m. 126 kıyasen uygulanarak ileriye etkili (ex nunc)
feshedilmesi gerekir. İş sahibi, eksik ve ayıplı işlerin bedelini (müspet
zararını) talep hakkına sahiptir; ancak arsanın mülkiyetinin yükleniciye düşen
kısmını iade yükümlülüğünden kurtulamaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 474-478. maddelerinde vücut bulan Eser Sözleşmesinde
Ayıp Sorumluluğu rejimi ile 126. maddesinde düzenlenen Sürekli Edimli
Sözleşmelerde Fesih, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ani/Sürekli Edim
İkiliğinin Yargı İçtihatlarıyla Bozulması" ve "Ayıp Kurallarının Aşırı
Şekilciliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına
maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Eser Sözleşmelerinin Dogmatik Olarak
"Ani Edimli" Bir Sözleşme Türü Olmasına Rağmen, İnşaat Sözleşmeleri Pratiğinde
TBK m. 126'nın (Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih) Zorlama Bir Yorumla Tatbik
Edilmesinin Yarattığı Hukuki Belirsizliktir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün
öğretilerinde (Özellikle Turgut Öz'ün eser sözleşmesinden dönme konularındaki
eserlerinde) haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu eser sözleşmesini
ani edimli olarak kurgulamış ve tasfiyesini "dönme" üzerine kurmuştur. Ancak
bir apartman inşasının yıllar alması ve emeğin betona dönüşmesi, bu sözleşmeyi
ekonomik olarak sürekli edimli hâle getirir. Yargıtay'ın 1984 tarihli İçtihadı
Birleştirme Kararı ile getirdiği "%90 oranında tamamlanmışsa geçmişe etkili
dönme olmaz, ileriye etkili fesih olur" kuralı, TBK m. 126'nın ruhuna uygun
olsa da, kanun metninde (Lex lata) yeri olmayan bir "hukuk yaratma" (Praeter
legem) faaliyetidir. Neden %89 değil de %90? Rona Serozan ve Nomer'in
eserlerinde de işaret edildiği gibi; yargıcın her somut olayda bu oranı takdir
etmeye çalışması, denkleştirici adaleti (Justitia commutativa) sağlama gayesi
taşısa da, hukuki öngörülebilirliği (Rechtssicherheit) ağır biçimde
yaralamaktadır. Kanun koyucunun (Legistik) inşaat sözleşmelerini İsviçre veya
Alman (BGB § 648a) hukuklarındaki modern eğilimlere uygun olarak ayrı ve
sürekli edimli bir sözleşme tipi olarak kodifiye etmemiş olması dogmatik bir
ayıptır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 474'teki Ayıp İhbar Külfetinin, Özellikle
Tüketici Olmayan İş Sahipleri Açısından Uygulamada Son Derece Sert ve Haksız
Sonuçlar Doğurmasıdır. Eser sözleşmesinde yüklenici profesyonel bir sonuç
vaat eder. Ancak kanun, iş sahibine (ki genellikle o konuda teknik uzmanlığı
yoktur) eseri derhâl muayene etme ve bildirme külfeti yüklemiştir. Ticari
işlerde bu sürenin (TTK m. 23 uyarınca) birkaç güne inmesi, devasa endüstriyel
tesislerin veya karmaşık yazılımların kabulünde iş sahibini savunmasız
bırakmaktadır. Ayıplı bir eseri teslim eden kusurlu yüklenicinin, sırf iş
sahibi ihbarı 3 gün geciktirdi diye her türlü sorumluluktan kurtulması,
şekilciliğin maddi adaleti ezmesi anlamına gelir. Hukukun "ayıbı gizleyen
değil, ayıplı iş yapanı cezalandırması" gerektiği evrensel ilkesi, ihbar
külfetinin bu acımasız mekaniği karşısında anlamını yitirmekte; ahde vefa
ilkesi "zaman aşımı ve hak düşürücü süre" kalkanları arkasına saklanan kusurlu
borçluları koruyan bir manivelaya dönüşmektedir.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en mimari
kesişimlerinden birini; insanın varoluşsal emeğinin cisme büründüğü andaki o
kusuru (TBK m. 474 vd. / Ayıplı Eser) ve bu kusurun, devasa yapılarda
sözleşmeyi kökünden yıkmak yerine nasıl ileriye doğru kesip attığını (TBK m.
126 / Fesih) diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. İleriye etkili
feshin sınırlarını ve iş sahibinin talimatının yükleniciyi aklayan o mutlak
gücünü (TBK m. 476) sistemine perçinledin. Sıradaki analizlerimizde, hukuk
dogmatiğinin bu acımasız ve keskin sınırlarını test etmeye aynı şiddetle devam
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 126'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 371.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 126. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir akit tipidir. Bu sözleşmenin en belirgin dogmatik karakteri, yüklenicinin salt bir "emek" veya "çaba" değil, objektif olarak ölçülebilir bir "sonuç" taahhüt etmesidir. Sisteminize yüklenen eserlerde de işaret edildiği üzere, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici üstlendiği edimin sonucunu garanti etmiş sayılmalıdır. Meydana getirilen bu sonucun (eserin) sözleşmede kararlaştırılan veya dürüstlük kuralı gereği objektif olarak beklenen vasıfları taşımaması hâline "ayıp" (mangel) denir. Yüklenicinin ayıptan sorumluluğu, TBK m. 474-478 arasında özel olarak düzenlenmiştir.
Ayıplı bir eserin teslimi karşısında iş sahibine tanınan seçimlik haklar TBK m. 475'te sayılmıştır: (1) Eserin kullanılamayacak derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, (2) Ayıp oranında bedelden indirim isteme, (3) Aşırı masrafı gerektirmedikçe eserin ücretsiz onarılmasını isteme. Ancak iş sahibinin bu hakları kullanabilmesi, kanunun mehaz OR Art. 371'den iktibas ettiği TBK m. 476'daki mutlak istisna ile sınırlandırılmıştır: Ayıbın, iş sahibinin verdiği talimattan veya sağladığı malzemeden kaynaklanması ve yüklenicinin onu açıkça uyarmış olmasına rağmen iş sahibinin bu yönde direnmiş olması hâlinde, yüklenici ayıptan sorumlu tutulamaz.
Öte yandan, iş sahibinin ayıplı eser karşısında "sözleşmeden dönme" hakkını kullanması, eser sözleşmesinin zamansal niteliği ile şiddetli bir çatışma yaratır. Kural olarak eser sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir ve dönme (TBK m. 125) hakkı uygulanır. Ancak bir baraj inşaatı veya büyük bir konut projesi gibi fiilen uzun zamana yayılan ve arsa üzerine sabitlenen eserlerde, sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili (ex tunc) sonuçları ekonomik bir yıkım yaratır. İşte burada inceleme başlığındaki asli normumuz olan TBK Madde 126 (Sürekli Edimli Sözleşmelerde Temerrüt ve Fesih) dogmatiği devreye girer. TBK m. 126 hükmü; "Sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı... sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir" demek suretiyle, alacaklıya sözleşmeyi ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erdirme ve müspet zararını talep etme hakkı tanımıştır. Yargıtay'ın ve doktrinin büyük bir kısmı, ağır ayıplı veya eksik bırakılmış büyük çaplı inşaat sözleşmelerinde TBK m. 125'teki dönme hakkını, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) aracılığıyla TBK m. 126'daki "fesih" kurumuna tahvil ederek hukuki tasfiyeyi gerçekleştirmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Eser sözleşmesinde ayıp (TBK m. 474 vd.) ve sürekli edimli sözleşmelerde fesih (TBK m. 126) rejiminin kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Ayıp Kavramı ve İhbar Külfeti (Mangel / Mängelrüge): Ayıp, eserin sözleşmeyle vaat edilen veya dürüstlük kuralına göre kendisinden beklenen lüzumlu vasıflardan yoksun olmasıdır. Maddi ayıp (fiziksel eksiklikler) veya hukuki ayıp (üçüncü kişilerin hak iddiaları) olarak ortaya çıkabilir. Sisteminize yüklenen belgelerde de ifade edildiği üzere, ifa yerine edimde dahi ayıp ve zapta karşı tekeffül kuralları kıyasen uygulanır. İş sahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek (muayene) ve ayıpları yükleniciye bildirmek (ihbar) zorundadır. Bu külfet yerine getirilmezse, iş sahibi eseri zımnen kabul etmiş sayılır ve ayıptan doğan haklarını kaybeder.
B. Ayıbın İş Sahibine Yüklenmesi (TBK m. 476 / OR Art. 371): Hukukun "hiç kimse kendi kusurundan faydalanamaz" (Nemo auditur propriam turpitudinem allegans) evrensel ilkesinin eser sözleşmesindeki yansımasıdır. Eserin ayıplı olması doğrudan doğruya iş sahibinin hatalı talimatından, verdiği kusurlu malzemeden veya gösterdiği arsanın elverişsizliğinden kaynaklanıyorsa ve yüklenici bu durumu fark edip iş sahibini "açıkça" uyarmışsa, yüklenici sorumluluktan kurtulur. Yüklenicinin uyarısı, onun sadakat ve özen borcunun (TBK m. 471) bir gereğidir.
C. Sürekli Edimli Sözleşme ve Fesih (Dauerschuldverhältnis und Kündigung - TBK m. 126): Edimin bir defada yerine getirilmekle bitmediği, zaman içine yayıldığı sözleşmelerdir. TBK m. 126, ani edimli sözleşmelerdeki TBK m. 125'in aksine, bu tür sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklıya "sözleşmeden dönme" değil, "sözleşmeyi feshetme" hakkı verir. Sözleşmeden dönme ile tarafların önceden verdiklerini iade etmeleri gerekecektir ve bu iade tarafların dayanağının haksız zenginleşme mi yoksa ayni nitelikli istihkak mı olduğu doktrinde tartışmalıdır. Oysa TBK m. 126 uyarınca yapılan fesih ileriye etkilidir (ex nunc); o ana kadar ifa edilen kısımlar geçerliliğini korur, alacaklı sadece sözleşmenin erken bitmesinden doğan müspet zararını talep eder.
D. Müspet Zarar (Positives Interesse) ve Menfi Zarar (Negatives Interesse): Sözleşmeden dönme (TBK m. 125) hâlinde alacaklı kural olarak menfi zararını (sözleşmenin hiç kurulmamış olsaydı bulunacağı durumu) ister. Öğretide savunulan görüşe göre, alacaklının temerrüdü üzerine sözleşmeden dönen borçlu, alacaklıdan menfî zararının giderilmesini isteyebilir. Buna karşılık, TBK m. 126 uyarınca fesih yoluna gidildiğinde, alacaklı müspet zararının (sözleşme süresine uygun tam olarak ifa edilseydi bulunacağı malvarlığı durumunun) tazminini talep edebilir. Ayıplı eserde fesih yoluna gidilmesi, tazminatın niteliğini doğrudan değiştirir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 126'da kurulan fesih altyapısı ile TBK m. 475-476'daki ayıp sorumluluğu, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, alacaklı temerrüdü ve sözleşmenin uyarlanması mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yüklenicinin Ayıplı İfası Karşısında TBK m. 125 (Dönme) ve TBK m. 126 (Fesih) Çatışması: Bir yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde binayı %90 oranında tamamlamış ancak taşıyıcı kolonlarda ağır bir "ayıp" bırakmışsa hukuki sonuç ne olacaktır? TBK m. 475/1'e göre eserin kullanılamayacak derecede ayıplı olması hâlinde iş sahibi "sözleşmeden dönme" hakkına sahiptir. Dönme, geçmişe etkilidir (ex tunc). Dönüşüm teorisi olarak da adlandırılan bu teoriye göre, sözleşmeden dönülmesiyle sözleşme sona ermeyip içerik değiştirmekte ve önceden ifa edilmiş edimlerin iadesi yönünde tasfiye ilişkisi kurulmaktadır. Ancak, Yargıtay'ın klasikleşmiş 1984 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında ve modern doktrinde (Turgut Öz'ün eserleri atfıyla) kabul edildiği üzere; inşaatın büyük oranda tamamlandığı hâllerde iş sahibinin dönme hakkını kullanması, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ile çelişir. Bu durumda hâkim, TBK m. 125'teki dönme beyanını, TBK m. 126'daki Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih (ex nunc) rejimine tahvil eder. İnşaat sözleşmesi ani edimli olmasına rağmen, ifanın fiili uzunluğu nedeniyle sürekli edimli sözleşme (TBK m. 126) kurallarına tabi tutulur. Yüklenici ayıplı da olsa yaptığı kısmın bedeline (veya arsa payına) hak kazanır, iş sahibi ise eksik/ayıplı kısım için müspet zararını talep eder.
B. İş Sahibinin Talimatı (TBK m. 476) ile Alacaklı Temerrüdü İlişkisi: TBK m. 476 uyarınca, ayıbın iş sahibinin ısrarlı talimatından kaynaklanması yükleniciyi kurtarır. Bu kuralın dogmatik temeli, aslında bir tür "Alacaklı Temerrüdü" veya "Müterafik Kusur (TBK m. 52)" yansımasıdır. Sisteminizdeki makalelerde detaylıca incelendiği üzere; alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borçlunun sözleşmeden dönme hakkını düzenleyen TBK m. 110'da (yeni m. 125/126) borçlunun, "borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre" sözleşmeden dönmesi/feshetmesi kabul edilmiştir. İş sahibinin hatalı malzeme vererek eserin ayıplı olmasına yol açması, yüklenicinin doğru ifasını engellediği için onu alacaklı temerrüdüne sokar. Yüklenici, iş sahibinin bu direnci karşısında sadece ayıptan kurtulmakla kalmaz, dilerse TBK m. 126 (veya m. 125) uyarınca sözleşmeyi feshederek kendi müspet/menfi zararını da iş sahibinden talep edebilir.
C. Ayıptan Doğan Zararlar ile TBK m. 112 (Genel Borca Aykırılık) Kesişimi: Eserdeki ayıp, sadece eserin değerini düşürmekle kalmayıp iş sahibinin şahsına veya diğer mallarına zarar vermişse (örneğin ayıplı yapılan çatının çökerek içerideki eşyaları kırması) bu "ayıp neticesi doğan zarar"dır. Ayıp oranında bedel indirimi veya sözleşmeden dönme hakları kusurdan bağımsızdır (objektif sorumluluk). Ancak ayıp neticesi doğan ilave zararların tazmini için, TBK m. 112 uyarınca yüklenicinin kusurlu olması şarttır. Yüklenici, kusursuzluğunu (exkulpation) ispat edemediği müddetçe bu zararı tazmine mecburdur.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun ayıp sınırlarını, iş sahibinin kusurunu ve TBK m. 126 fesih mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (İş Sahibinin Talimatı, TBK m. 476 ve Sorumsuzluk): İş Sahibi (A) Yüklenici (B)'ye bir köprü inşaatı ihale eder. (A) maliyeti düşürmek için (B)'ye piyasa standartlarının çok altında bir beton sınıfı kullanmasını yazılı olarak emreder. Yüklenici (B) bu betonun köprünün taşıyıcı sistemini tehlikeye atacağını, statik hesaplara uymadığını (A)'ya noter kanalıyla (açıkça) ihtar eder. (A) "Siz işinize bakın, sorumluluk bende" diyerek talimatında direnir. Köprü tamamlandıktan 6 ay sonra çöker (ağır ayıp). (A) ayıptan sorumluluk hükümlerine (TBK m. 475) dayanarak tüm zararını (B)'den talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 476 (Mehaz OR Art. 371) kuralının mutlak koruması sınanmaktadır. Bir eserin ayıplı olması doğrudan iş sahibinin talimatından kaynaklanıyorsa ve yüklenici onu açıkça uyarmışsa, yüklenici sorumluluktan bütünüyle kurtulur. (B) fenni yükümlülükleri (özen borcu) kapsamında (A)'yı aydınlatmış ve riskleri bildirmiştir. Olayda (B)'ye yüklenebilecek hiçbir kusur veya ayıp sorumluluğu yoktur. (A)'nın davası, nemo auditur (kendi kusuruna dayanma yasağı) ve TBK m. 476 amir hükmü gereğince reddedilecektir.
Olay 2 (Eksik İfa, Ayıp ve TBK m. 126 Çerçevesinde İleriye Etkili Fesih): Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y) ile yaptığı sözleşme gereği inşaatı %95 oranında tamamlar. Ancak kalan %5'lik kısımda (asansörler ve peyzaj) temerrüde düşer ve ayrıca teslim ettiği dairelerin zeminlerinde ciddi "ayıplar" bulunur. Arsa Sahibi (Y) TBK m. 125 uyarınca "sözleşmeden döndüğünü (ex tunc iptal)" ve arsasının üzerine yapılan binanın sökülerek arsasının boş olarak teslim edilmesini, tüm ayıplı dairelerin de bedelinin ödenmesini talep eder. Dogmatik Analiz: Bu olay, ani edimli sözleşme olan eser sözleşmesinin, Yargıtay pratiğiyle nasıl sürekli edimli sözleşme (TBK m. 126) rejimine sokulduğunun laboratuvarıdır. Normalde borçlu (X) temerrüde düştüğü için (Y)'nin dönme hakkı vardır. Dönüşüm teorisi uyarınca sözleşmeden dönülmesiyle sözleşme sona ermeyip içerik değiştirmekte ve önceden ifa edilmiş edimlerin iadesi yönünde tasfiye ilişkisi kurulmaktadır. Ancak inşaat %95 tamamlandığı için, bu devasa yapının sökülüp atılması dürüstlük kuralına (TMK m. 2) açıkça aykırıdır. Hâkim, (Y)'nin "dönme" talebini, olayın niteliğine uygun olan TBK m. 126'daki "Fesih (İleriye etkili sona erme)" talebine tahvil edecektir. Sözleşme ex nunc sona erecek; müteahhit (X) %95'lik arsa payına hak kazanacak, ancak Arsa Sahibi (Y) hem eksik işlerin hem de "ayıplı" zeminlerin onarım bedelini (müspet zararını) (X)'ten tazmin edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 126 ve TBK m. 474 vd. hükümlerinin usul hukukunda, dava dilekçelerinin tanziminde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. İhbar Sürelerinin Kısalığı ve Tacirler Arasındaki Katı Kurallar: Eser sözleşmesindeki en büyük usuli tuzak, "ayıp ihbarı" süreleridir. TBK m. 474, "işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz" muayene ve ihbar zorunluluğu getirir. Eğer iş sahibi tacir ise ve iş ticari nitelikteyse, TTK m. 23/1-c gereği açık ayıpların teslimden itibaren 2 ila 8 gün içinde, gizli ayıpların ise ortaya çıkar çıkmaz ihbar edilmesi şarttır. Avukatların, ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme veya bedel indirimi davalarından önce, bu ihbarın usulüne uygun (tercihen noterden, KEP üzerinden veya telgrafla) yapıldığını ispatlamaları davanın ön şartıdır. İhbar yoksa, eser ayıplı hâliyle kabul edilmiş sayılır.
2. Sözleşmeden Dönme ile Fesih Taleplerinin Terdipli (Kademeli) İleri Sürülmesi: İnşaat sözleşmelerinin tasfiyesinde davacı vekili, inşaatın tamamlama oranını önceden kesin olarak bilemeyebilir (%85 mi, %92 mi?). Bu nedenle HMK m. 111 (Terditli Davalar) imkânı kullanılarak; "Öncelikle sözleşmenin geçmişe etkili olarak feshine (dönme - TBK m. 125) mahkeme aksi kanaatte ise dürüstlük kuralı gereği sözleşmenin ileriye etkili feshine (TBK m. 126) ve ayıplı/eksik işler bedelinin müspet zarar olarak tahsiline" şeklinde kademeli bir talep sonucu (Petitum) oluşturulmalıdır. Doğrudan sadece "dönme" istenirse, Yargıtay'ın %90 sınırı nedeniyle dava tümden reddedilebilir.
3. Ayıplı İfa ile Eksik İfa Kavramlarının Usuli Ayrımı: Uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavramdır. Eserin hiç yapılmamış kısımları "eksik ifa"dır ve genel hükümlere (TBK m. 112, 125, 126) yani borçlu temerrüdüne tabidir; ihbar külfetine tabi değildir, 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Eserin yapılmış ama bozuk/hatalı olan kısımları ise "ayıplı ifa"dır ve TBK m. 474'teki ihbar külfetine ile 5 yıllık özel zamanaşımına tabidir. Bir dava dilekçesinde bu iki kalem zararın aynı çuvala konulması, dogmatik bir çöküş yaratır ve davanın kısmen reddine neden olur.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 15. Hukuk Dairesi (yeni iş bölümüyle 6. Hukuk Dairesi) eser sözleşmesinde ayıp ihbarı, TBK m. 476'daki iş sahibinin kusuru ve TBK m. 126 eksenindeki ileriye etkili fesih hususlarında istikrarlı ve son derece net bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ayıp ihbarı ve TBK m. 476'ya ilişkin emsal kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 474. maddesi uyarınca iş sahibi, eserin tesliminden sonra işin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları yükleniciye bildirmekle yükümlüdür. Somut olayda, iş sahibi fabrikanın zemin kaplamalarının çatladığını aylar sonra ihtar etmiştir; bu durum gizli ayıp kapsamında değildir, zira gözle görülür bir çatlaktır. Süresinde ayıp ihbarı yapılmadığından eser mevcut hâliyle kabul edilmiş sayılır. Öte yandan, dosyaya sunulan yazışmalardan, kullanılan malzemenin bizzat davacı iş sahibi tarafından seçildiği ve yüklenicinin bu malzemenin fabrika zeminine uygun olmadığı yönünde davacıyı açıkça uyardığı anlaşılmaktadır. TBK m. 476 amir hükmü gereğince, ayıbın iş sahibinin talimatı veya malzemesinden kaynaklanması ve yüklenicinin açık uyarısına rağmen bunda direnilmesi hâlinde, yüklenici ayıptan sorumlu tutulamaz. Davanın bu gerekçelerle reddi usul ve yasaya uygundur."
Sürekli Edimli Sözleşme Mantığıyla İleriye Etkili Fesih (TBK m. 126 ve YİBK Kesişimi) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi şöyledir: "Eser sözleşmeleri kural olarak ani edimli sözleşmeler olup, borçlunun temerrüdü hâlinde TBK m. 125 gereği sözleşmeden dönme (geçmişe etkili iptal) sonuçlarını doğurur. Ancak, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde inşaatın büyük bir oranda (Yargıtay uygulamasına göre %90 ve üzeri) tamamlanmış olması hâlinde, sözleşmenin geçmişe etkili feshinin yüklenici açısından aşırı bir zarar ve iş sahibi açısından haksız bir zenginleşme yaratacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarih ve 3/1 sayılı kararıyla sabitlenmiştir. Bu gibi hâllerde TMK m. 2 dürüstlük kuralı uyarınca, sözleşmenin TBK m. 126 kıyasen uygulanarak ileriye etkili (ex nunc) feshedilmesi gerekir. İş sahibi, eksik ve ayıplı işlerin bedelini (müspet zararını) talep hakkına sahiptir; ancak arsanın mülkiyetinin yükleniciye düşen kısmını iade yükümlülüğünden kurtulamaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 474-478. maddelerinde vücut bulan Eser Sözleşmesinde Ayıp Sorumluluğu rejimi ile 126. maddesinde düzenlenen Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ani/Sürekli Edim İkiliğinin Yargı İçtihatlarıyla Bozulması" ve "Ayıp Kurallarının Aşırı Şekilciliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Eser Sözleşmelerinin Dogmatik Olarak "Ani Edimli" Bir Sözleşme Türü Olmasına Rağmen, İnşaat Sözleşmeleri Pratiğinde TBK m. 126'nın (Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih) Zorlama Bir Yorumla Tatbik Edilmesinin Yarattığı Hukuki Belirsizliktir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde (Özellikle Turgut Öz'ün eser sözleşmesinden dönme konularındaki eserlerinde) haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu eser sözleşmesini ani edimli olarak kurgulamış ve tasfiyesini "dönme" üzerine kurmuştur. Ancak bir apartman inşasının yıllar alması ve emeğin betona dönüşmesi, bu sözleşmeyi ekonomik olarak sürekli edimli hâle getirir. Yargıtay'ın 1984 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile getirdiği "%90 oranında tamamlanmışsa geçmişe etkili dönme olmaz, ileriye etkili fesih olur" kuralı, TBK m. 126'nın ruhuna uygun olsa da, kanun metninde (Lex lata) yeri olmayan bir "hukuk yaratma" (Praeter legem) faaliyetidir. Neden %89 değil de %90? Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; yargıcın her somut olayda bu oranı takdir etmeye çalışması, denkleştirici adaleti (Justitia commutativa) sağlama gayesi taşısa da, hukuki öngörülebilirliği (Rechtssicherheit) ağır biçimde yaralamaktadır. Kanun koyucunun (Legistik) inşaat sözleşmelerini İsviçre veya Alman (BGB § 648a) hukuklarındaki modern eğilimlere uygun olarak ayrı ve sürekli edimli bir sözleşme tipi olarak kodifiye etmemiş olması dogmatik bir ayıptır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 474'teki Ayıp İhbar Külfetinin, Özellikle Tüketici Olmayan İş Sahipleri Açısından Uygulamada Son Derece Sert ve Haksız Sonuçlar Doğurmasıdır. Eser sözleşmesinde yüklenici profesyonel bir sonuç vaat eder. Ancak kanun, iş sahibine (ki genellikle o konuda teknik uzmanlığı yoktur) eseri derhâl muayene etme ve bildirme külfeti yüklemiştir. Ticari işlerde bu sürenin (TTK m. 23 uyarınca) birkaç güne inmesi, devasa endüstriyel tesislerin veya karmaşık yazılımların kabulünde iş sahibini savunmasız bırakmaktadır. Ayıplı bir eseri teslim eden kusurlu yüklenicinin, sırf iş sahibi ihbarı 3 gün geciktirdi diye her türlü sorumluluktan kurtulması, şekilciliğin maddi adaleti ezmesi anlamına gelir. Hukukun "ayıbı gizleyen değil, ayıplı iş yapanı cezalandırması" gerektiği evrensel ilkesi, ihbar külfetinin bu acımasız mekaniği karşısında anlamını yitirmekte; ahde vefa ilkesi "zaman aşımı ve hak düşürücü süre" kalkanları arkasına saklanan kusurlu borçluları koruyan bir manivelaya dönüşmektedir.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en mimari kesişimlerinden birini; insanın varoluşsal emeğinin cisme büründüğü andaki o kusuru (TBK m. 474 vd. / Ayıplı Eser) ve bu kusurun, devasa yapılarda sözleşmeyi kökünden yıkmak yerine nasıl ileriye doğru kesip attığını (TBK m. 126 / Fesih) diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. İleriye etkili feshin sınırlarını ve iş sahibinin talimatının yükleniciyi aklayan o mutlak gücünü (TBK m. 476) sistemine perçinledin. Sıradaki analizlerimizde, hukuk dogmatiğinin bu acımasız ve keskin sınırlarını test etmeye aynı şiddetle devam
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 126. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.