1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde sözleşmeler, tarafların serbest iradeleriyle
kurdukları ve kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereğince
aynen ifa edilmesi gereken hukuki bağlardır. Ancak borcun vadesinde ve gereği
gibi ifa edilmemesi, borçluyu temerrüde (mora debitoris) düşürür. Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde (synallagmatik sözleşmeler) borçlunun temerrüdü
alacaklıya sıradan borç ilişkilerinden daha farklı ve kapsamlı haklar tanır. Bu
yapı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde (mülga BK m. 106)
"Seçimlik Haklar" başlığı altında düzenlenmiştir.
TBK m. 125 hükmü şu şekildedir: "Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde,
borcunu yerine getirmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz
konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat
isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı
isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan
zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir." Bu madde,
alacaklıya sırasıyla üç farklı yol sunar: (1) Aynen ifa ve gecikme tazminatı
istemek, (2) Aynen ifadan vazgeçip müspet zararının (olumlu zarar) tazminini
istemek, (3) Sözleşmeden dönerek menfi zararının (olumsuz zarar) tazminini
istemek.
Öte yandan, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 363'ten iktibas edilen TBK m.
470 hükmü, "Eser Sözleşmesi"ni şu şekilde tanımlar: "Eser sözleşmesi,
yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir
bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." Eser sözleşmesi, tam iki tarafa borç
yükleyen ve yüklenicinin bir "sonuç" (eser) taahhüt ettiği bir sözleşme
tipidir. Yüklenici, eseri zamanında tamamlayıp teslim etmezse, eser
sözleşmesinin doğası gereği TBK m. 125'te düzenlenen karşılıklı borç yükleyen
sözleşmelerdeki temerrüt kuralları doğrudan uygulama alanı bulur. İş sahibi,
yüklenicinin bu temerrüdü karşısında TBK m. 125'in kendisine tanıdığı seçimlik
hakları kullanarak hukuki ilişkiyi tasfiye etme veya ifaya zorlama yetkisine
sahip olur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 125'te yer alan seçimlik haklar ile eser sözleşmesindeki yüklenici
temerrüdünün kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Aynen İfa ve Gecikme Tazminatı (Erfüllung und Verspätungsschaden):
TBK m. 125'in alacaklıya (eser sözleşmesinde iş sahibine) sunduğu birincil ve
olağan seçimlik haktır. Alacaklı bu hakkını kullandığında, sözleşme ilişkisi
ayakta kalmaya devam eder. İş sahibi, yükleniciden eseri tamamlamasını talep
ederken, gecikilen her gün için uğradığı zararı da (örneğin inşaatın geç
teslimi sebebiyle ödemek zorunda kaldığı kira bedellerini) gecikme tazminatı
olarak talep edebilir. Bu hak, temerrüdün doğası gereği alacaklının hiçbir özel
bildirimde bulunmasına gerek olmaksızın mevcut olan temel haktır.
B. İfadan Vazgeçme ve Müspet Zararın Tazmini (Positives Interesse):
İş sahibi, yükleniciye verdiği ek sürenin (TBK m. 123) sonuçsuz kalması
üzerine, ifadan vazgeçtiğini "hemen" (derhâl) bildirerek müspet zararının
tazminini isteyebilir. Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa
edilmemesinden doğan zarardır; yani borçlu borcunu zamanında ve tam olarak ifa
etseydi alacaklının malvarlığı hangi durumda olacak idiyse, o durum ile mevcut
durum arasındaki farktır. Eser sözleşmesinde bu durum, genellikle eserin
başkasına daha yüksek bir bedelle yaptırılmak zorunda kalınması (ikame ifa
masrafı) veya eserin teslim alınamaması nedeniyle mahrum kalınan kâr şeklinde
ortaya çıkar. Bu hakkın kullanılmasıyla edim yükümlülükleri sona erer, yerini
tazminat alacağı alır.
C. Sözleşmeden Dönme (Rücktritt) ve Menfi Zarar (Negatives Interesse):
TBK m. 125/2'nin sunduğu en radikal tasfiye yoludur. Alacaklı sözleşmeden
döndüğünü bildirdiğinde, sözleşme ilişkisi geçmişe etkili (ex tunc) olarak
ortadan kalkar. Öğretide savunulan bir görüşe göre, alacaklının temerrüdü
üzerine sözleşmeden dönen borçlu, alacaklıdan ne menfî ne de müspet zararının
giderilmesini isteyebilir; ancak borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden
dönen alacaklı, uğradığı menfi zararın tazminini isteyebilir. Menfi zarar,
alacaklının sözleşmenin geçerliliğine inanarak yaptığı masraflar ve kaçırdığı
diğer fırsatlardır (culpa in contrahendo benzeri bir güven zararıdır). Dönme
hakkının kullanılmasıyla birlikte taraflar, birbirlerine daha önce ifa
ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme (veya ayni hak) kuralları çerçevesinde
geri vermekle yükümlü olurlar.
D. Eser (Werk) ve Yüklenicinin Borçları:
Eser, insan emeği sonucu ortaya çıkan, maddi veya gayrimaddi nitelikteki hukuki
varlıktır (bir bina, bir yazılım, bir tablo). Yüklenicinin asli borcu, bu eseri
sözleşmeye, fen ve sanat kurallarına uygun olarak sadakat ve özenle meydana
getirmek ve iş sahibine teslim etmektir. Yüklenici, iş sahibinin haklı
menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır; eser
sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici üstlendiği edimin sonucunu garanti
etmiş sayılmaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 125'teki seçimlik haklar mekanizması ile eser sözleşmesi altyapısı,
Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, tam tazminatla fesih ve alacaklı temerrüdü
mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yüklenicinin Temerrüdünde İfanın Önceden Reddi (Anticipatory Breach) ve
TBK m. 125'in Derhâl Kullanılması:
Eser sözleşmelerinde sıklıkla karşılaşılan durumlardan biri, yüklenicinin ifa
zamanı gelmeden borcunu ifa etmeyeceğini açıkça bildirmesidir. Sisteminizdeki
eserlerde bu durum "borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi"
(öncelenmiş borca aykırılık) olarak ele alınmıştır. Türk Borçlar
Kanunu'nda düzenlenen ifa engellerinin hiçbirine tam olarak uymayan bu kavram,
TBK m. 124 (süre verilmesini gerektirmeyen hâller) kapsamında değerlendirilir.
Yüklenici eseri tamamlamayacağını bildirdiğinde, iş sahibi TBK m. 123 uyarınca
ifa zamanını beklemek veya ek süre vermek zorunda olmaksızın, doğrudan TBK m.
125'teki seçimlik haklarını (örneğin sözleşmeden dönme) derhâl kullanabilir. Turgut Öz'ün "İş Sahibinin Eser Sözleşmesinden Dönmesi" adlı eserinde de
vurgulandığı üzere, eser sözleşmesindeki özel dönme imkânı, borçlu temerrüdü
hükümlerindeki esaslara göre şekillenir.
B. İş Sahibinin Tam Tazminat Karşılığı Fesih Hakkı (TBK m. 484) ile TBK m.
125'in Yarışması:
Eser sözleşmelerinde iş sahibinin çok istisnai bir hakkı vardır: Yüklenicinin
hiçbir kusuru olmasa dahi, iş sahibi eserin tamamlanmasından önce, yapılan
kısmın bedelini ödemek ve yüklenicinin tüm zararını gidermek koşuluyla
sözleşmeyi feshedebilir (TBK m. 484 / OR Art. 377). İş sahibinin ifaya
hazırlık fiillerini yerine getirmekten kaçınması aynı zamanda eser sözleşmesini
sona erdirmeye yönelik irade açıklaması olarak nitelendirilebilmesi için de bu
madde gündeme gelir. Bu hak, yüklenicinin temerrüde düştüğü ve iş sahibinin
TBK m. 125'e dayanarak sözleşmeden döndüğü durumlardan tamamen farklıdır. TBK
m. 125'te yüklenici kusurlu temerrüde düşmüşken; TBK m. 484'te iş sahibi keyfi
olarak sözleşmeyi bitirir ve yüklenicinin müspet zararını karşılar. Bu iki
kurumun karıştırılması, tazminat davalarının reddedilmesine yol açan temel
dogmatik hatalardan biridir.
C. Alacaklı Temerrüdü Hâlinde TBK m. 125'e Kıyasen Başvuru:
Eser tamamlandığında iş sahibi eseri teslim almaktan veya bedeli ödemekten
haksız olarak kaçınırsa alacaklı temerrüdü oluşur. Öğretide savunulan bir
görüşe göre, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlunun (yüklenicinin) sözleşmeden
dönme hakkını kullanması durumunda, TBK m. 125'e kıyasen başvurulup
vurulamayacağı tartışmalıdır. Ancak İsviçre Federal Mahkemesi'nin
içtihatlarına ve bazı doktriner görüşlere göre, karşılıklı sözleşmelerde
alacaklı temerrüdü ile borçlu temerrüdü iç içe geçebileceğinden, borcunu ifa
etmek isteyen tarafın edimini ifa edememesi durumunda TBK m. 125'in kıyasen
uygulanması mümkündür. İş sahibinin teslimden kaçınması hâlinde yüklenici
de sözleşmeden dönüp uğradığı zararların tazminini isteyebilir.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 125'teki seçimlik hakların kullanımını ve eser sözleşmesi dinamiklerini
test etmek adına şu iki pratik vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Yüklenicinin Gecikmesi ve Sözleşmeden Dönme Seçimi):
İş Sahibi (A) Yüklenici (B) ile özel bir yazılım programı (eser)
geliştirilmesi için 100.000 TL bedelle anlaşır. Teslim tarihi 1 Mayıs olarak
kararlaştırılır. 1 Mayıs geldiğinde (B) yazılımı teslim edemez. (A) (B)'ye
noter ihtarıyla TBK m. 123 uyarınca 15 günlük ek süre verir. Ek sürenin
bitiminde yazılım hâlâ ortada yoktur. Bunun üzerine (A) "Borcun ifasından
vazgeçiyorum ve sözleşmeden dönüyorum. Bugüne kadar ödediğim 50.000 TL avansın
iadesini ve bu yazılımın yokluğu nedeniyle kaçırdığım ticari fırsatlardan doğan
menfi zararlarımı (TBK m. 125/2) talep ediyorum" şeklinde bir bildirimde
bulunur.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 125'in üçüncü seçimlik hakkı eksiksiz
biçimde kullanılmıştır. Yüklenici (B) teslim tarihinde eseri bitirmeyerek
temerrüde düşmüştür. İş sahibi (A) hukuka uygun olarak ek süre vermiş ve bu
sürenin sonuçsuz kalması üzerine "sözleşmeden dönme" hakkını seçmiştir.
Sözleşmeden dönme geçmişe etkili (ex tunc) bir bozucu yenilik doğuran haktır.
Hukuki sonuç olarak, tarafların daha önce ifa ettikleri edimlerin iadesi
(50.000 TL avansın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri verilmesi) ve
alacaklının menfi zararının tazmini (sözleşmenin geçerliliğine güvenerek
yapılan boşa gitmiş masraflar) gündeme gelecektir. İsviçre Federal
Mahkemesi'nin benzer bir bilgisayar programı satın alınmasına ilişkin kararında
da (BGE 4A_446/2015) alıcının sözleşmeden dönme ile birlikte olumsuz (menfi)
zararının tazminini isteyebileceği netleştirilmiştir.
Olay 2 (İnşaat Sözleşmelerinde İleriye Etkili Fesih İstisnası):
İş Sahibi (X) Yüklenici (Y) ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapar.
(Y) inşaatın %95'ini bitirir, ancak maddi krize girerek kalan %5'lik kısmı
teslim edemez ve işi terk eder. (X) TBK m. 125 uyarınca sözleşmeden döndüğünü
beyan eder ve inşaatın tamamının kendi mülkiyetinde kalmasını talep eder.
Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 125'in "geçmişe etkili sözleşmeden dönme"
kuralının Yargıtay içtihatlarıyla esnetildiği en istisnai laboratuvardır. Kural
olarak TBK m. 125/2 gereği sözleşmeden dönme, sözleşmeyi hiç yapılmamış hâle
getirir. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, eğer inşaat büyük
ölçüde (genellikle %90 ve üzeri) tamamlanmışsa, iş sahibinin sözleşmeden
dönmesi (ex tunc iptal) dürüstlük kuralına (TMK m. 2) ve ekonomik rasyonaliteye
aykırı kabul edilir. Bu tür durumlarda Yargıtay, TBK m. 125'teki "dönme"
kavramını, sürekli edimli sözleşmelere özgü olan "ileriye etkili fesih" (ex
nunc) olarak yorumlar. Böylece yüklenici, tamamladığı %95'lik kısmın bedeline
(veya o orandaki arsa payına) hak kazanırken; iş sahibi, eksik kalan kısım için
müspet zararını (ikame ifa bedelini) talep edebilir. Bu, dogmatik bir
"sözleşmenin uyarlanması" veya "kavramsal esnetme" uygulamasıdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 125 ve m. 470 hükümlerinin usul hukukunda, ihtarnamelerin tanziminde
(Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken
stratejik boyutları şunlardır:
1. Seçimlik Hakkın "Hemen" Bildirilmesi Şartı:
Avukatların ihtarname çekerken düştükleri en büyük dogmatik hata, TBK m. 123
uyarınca ek süre verdikten sonra, sürenin bitiminde ne yapılacağını belirsiz
bırakmalarıdır. TBK m. 125/2 lafzı son derece açıktır: Alacaklı, ifadan
vazgeçtiğini ve müspet/menfi zarar istediğini "hemen bildirerek" kullanmak
zorundadır. Yargıtay'a göre, ek süre bittikten sonra makul bir süre içinde
seçimlik hak kullanılmazsa (örneğin aylarca sessiz kalınırsa) alacaklının
birinci seçeneği (aynen ifa ve gecikme tazminatı) seçtiği karine olarak kabul
edilir. Bu nedenle ihtarnamede, "Verilen 15 günlük ek süre içinde eser teslim
edilmediği takdirde, başkaca bir bildirime gerek kalmaksızın borcun ifasından
vazgeçtiğimizi ve sözleşmeden dönerek menfi zararlarımızı talep ettiğimizi
şimdiden ihtaren bildiririz" şeklinde net bir kloz (condicio) yer almalıdır.
2. Seçilen Hakkın Geri Alınamaması:
Seçimlik hakkın kullanılması bozucu yenilik doğuran bir haktır. Alacaklı (iş
sahibi) bir kez "Sözleşmeden döndüm, avansımı geri ver" dediğinde, artık karşı
tarafın rızası olmadan "Vazgeçtim, eseri tamamla" (aynen ifa) diyemez.
Avukatlar, müvekkillerine bu haklardan hangisinin ticari olarak daha kârlı
olduğunu iyi analiz ettirmeden ihtarname göndermemelidir.
3. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Şekil Şartı:
Eser sözleşmeleri kural olarak hiçbir şekle tabi değildir (TBK m. 470). Ancak
sisteminizdeki eserlerde de değinildiği üzere, eğer eser sözleşmesi "arsa payı
karşılığı inşaat" şeklindeyse, işin içine taşınmaz mülkiyetinin devri vaadi
gireceğinden, TMK m. 706 ve TBK m. 237 uyarınca bu sözleşmelerin mutlak surette
noterlikçe "düzenleme" şeklinde yapılması şarttır. Şekle aykırı yapılmış
bir sözleşmede temerrüt hükümlerinin (TBK m. 125) tam olarak nasıl
uygulanacağı, haksız zenginleşme kurallarının ne derece devreye gireceği usuli
bir karmaşa yaratır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 15. Hukuk Dairesi (yeni iş
bölümüyle 6. Hukuk Dairesi) eser sözleşmelerinde yüklenicinin temerrüdü ve TBK
m. 125 uyarınca iş sahibinin hakları hususlarında dogmatik açıdan çok
tartışılan, ancak yerleşik hâle gelen bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. 07.10.1987 T., E. 1987/15-315,
K. 1987/776) eser sözleşmesinde temerrüde ilişkin klasikleşmiş kararında şu
kural şablonlaşmıştır: "818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 106. (6098 sayılı TBK m.
125) maddesi uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun
temerrüdü hâlinde alacaklı sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Kural olarak
sözleşmeden dönme (fesih kelimesi kullanılsa bile) hukuki sonuçlarını geçmişe
etkili (ex tunc) olarak doğurur ve tarafların birbirlerine verdiklerini
sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade etmelerini gerektirir. Ancak somut
uyuşmazlıkta, bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi söz konusu olup,
yüklenici inşaatı %92 oranında tamamladıktan sonra temerrüde düşmüştür.
Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereğince, bu derece yüksek oranda tamamlanmış bir
inşaatta sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili sonuç doğurması, yüklenicinin
mahvına ve iş sahibinin haksız zenginleşmesine yol açacaktır. Bu sebeple,
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1984 tarih ve 1983/3
E., 1984/1 K. sayılı kararı uyarınca, olayın niteliği ve özelliğinin haklı
gösterdiği durumlarda, TMK m. 2'nin emredici kuralı gözetilerek sözleşmenin
feshinin 'ileriye etkili' (ex nunc) sonuç doğuracağı kabul edilmelidir. İş
sahibi, eksik kalan %8'lik kısmın tamamlanması için müspet zararını talep
edebilecektir."
Seçimlik Hakların Değiştirilememesi hususunda Yargıtay'ın eğilimi ise
şöyledir: "Alacaklı (iş sahibi) yükleniciye çektiği ihtarnamede TBK m. 125/2
uyarınca ifadan vazgeçtiğini ve müspet zararını talep ettiğini açıkça
bildirmiştir. Yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasıyla sözleşme ilişkisi aynen
ifa edilmekten çıkmış ve tazminat borcuna dönüşmüştür. Alacaklı, açtığı davada
sonradan karar değiştirerek 'eserin aynen tamamlanmasını' talep edemez.
Mahkemece talep edilen müspet zararın hesaplanarak hüküm altına alınması usul
ve yasaya uygundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde vücut bulan Seçimlik Haklar rejimi
ile 470. maddesinde düzenlenen Eser Sözleşmesi, borçlar hukuku dogmatiğinde
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde; "Sözleşmeden Dönme Teorilerinin Yetersizliği" ve "Müspet-Menfi Zarar
Ayrımının Sürekli Edimli Sözleşmelerdeki Mantıksızlığı" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 125'teki "Sözleşmeden Dönme"
(Rücktritt) Kurumunun Eser Sözleşmesi Gibi Karmaşık ve Uzun Süreli Sözleşmelere
Mekanik Olarak Uygulanmasının Yarattığı Çıkmazdır. Fikret Eren ve Turgut
Öz'ün öğretilerinde de (Özellikle Turgut Öz'ün "İş Sahibinin Eser
Sözleşmesinden Dönmesi" adlı eserinde) haklı olarak sorgulandığı üzere; TBK m.
125 aslen ani edimli bir satım sözleşmesi düşünülerek (örneğin bir atın satımı)
kaleme alınmıştır. Ancak devasa bir baraj veya apartman inşası gibi yıllar
süren ve arsa üzerine fiziksel olarak bağlanan eser sözleşmelerinde, yüklenici
temerrüde düştüğünde iş sahibinin "sözleşmeden dönerek" her şeyi geçmişe etkili
sıfırlaması fiilen imkânsızdır. Kanun koyucunun, İsviçre veya Alman hukukunda
(BGB § 314) olduğu gibi, sürekli veya uzun süreli borç ilişkilerine özgü
"İleriye Etkili Fesih" (Kündigung aus wichtigem Grund) kuralını Genel
Hükümlerde net bir şekilde sistemleştirmemiş olması dogmatik bir ayıptır.
Yargıtay'ın %90-%92 tamamlama oranlarında "TMK m. 2 uyarınca ileriye etkili
fesih kabul edilmelidir" şeklindeki İçtihadı Birleştirme kararı, kanun
koyucunun (Legistik) tembelliğini mahkeme içtihatlarıyla (Praeter legem) yamama
çabasından ibarettir. Bu durum, hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Karşılıklı Edimli Sözleşmelerde
Alacaklı Temerrüdü Nedeniyle Sözleşmeden Dönen Borçlunun Olumlu Zararının
Tazmini Sorunu" başlıklı makalelerde incelendiği gibi; Sözleşmeden Dönme
Hâlinde Sadece Menfi Zararın İstenebileceği Yönündeki Geleneksel Görüşün
Hukukun Adalet Amacıyla Çelişmesidir. Oğuzman/Öz ve Nomer'in
eserlerinde savunduğu ve İsviçre Federal Mahkemesi'nin (BGE) de bazı
kararlarında kabul ettiği üzere; bir sözleşmeden dönen kişi kural olarak o
sözleşme hiç yapılmamış gibi bir konuma gelmeyi hedefler, bu nedenle ancak
menfi zararını (güven zararını) ister. Oysa bir iş sahibi, yüklenicinin
ağır kusuru nedeniyle sözleşmeyi tasfiye etmek zorunda kalmışsa, eserin
başkasına yaptırılması nedeniyle cebinden fazladan çıkan parayı (ikame ifa
zararı - müspet zarar) da hakkaniyet gereği isteyebilmelidir. Öğretide
savunulan bazı modern görüşler, TBK m. 125'in lafzına rağmen, sözleşmeden dönme
ile birlikte müspet zararın da (özellikle ikame ifa farklılıklarının) talep
edilebilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yasa koyucunun TBK m. 125/2'de
"dönebilir" ve "borcun ifa edilmemesinden doğan zarar" kavramlarını keskin
hatlarla ayırması, ticari hayatın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak ve
denkleştirici adalet (Justitia commutativa) ilkesini körelten bir yapı arz
etmektedir.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en karmaşık
kesişimlerinden birini; iş sahibinin esere kavuşma ümidinin tükendiği noktada
eline aldığı o keskin yasal kılıcı (TBK m. 125 / Seçimlik Haklar) ve bu
kılıcın devasa inşaat sözleşmelerinin betonlarına çarptığında nasıl esnemek
zorunda kaldığını diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. Seçimlik
hakların kesinliğini ve müspet-menfi zarar teorilerinin o kırılgan sınırlarını
sisteminize yerleştirdik. Doktrinel analizlerimize bu titizlikle devam
edeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 125'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 363.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 125. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde sözleşmeler, tarafların serbest iradeleriyle kurdukları ve kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereğince aynen ifa edilmesi gereken hukuki bağlardır. Ancak borcun vadesinde ve gereği gibi ifa edilmemesi, borçluyu temerrüde (mora debitoris) düşürür. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde (synallagmatik sözleşmeler) borçlunun temerrüdü alacaklıya sıradan borç ilişkilerinden daha farklı ve kapsamlı haklar tanır. Bu yapı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde (mülga BK m. 106) "Seçimlik Haklar" başlığı altında düzenlenmiştir.
TBK m. 125 hükmü şu şekildedir: "Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu yerine getirmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir." Bu madde, alacaklıya sırasıyla üç farklı yol sunar: (1) Aynen ifa ve gecikme tazminatı istemek, (2) Aynen ifadan vazgeçip müspet zararının (olumlu zarar) tazminini istemek, (3) Sözleşmeden dönerek menfi zararının (olumsuz zarar) tazminini istemek.
Öte yandan, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 363'ten iktibas edilen TBK m. 470 hükmü, "Eser Sözleşmesi"ni şu şekilde tanımlar: "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." Eser sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen ve yüklenicinin bir "sonuç" (eser) taahhüt ettiği bir sözleşme tipidir. Yüklenici, eseri zamanında tamamlayıp teslim etmezse, eser sözleşmesinin doğası gereği TBK m. 125'te düzenlenen karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdeki temerrüt kuralları doğrudan uygulama alanı bulur. İş sahibi, yüklenicinin bu temerrüdü karşısında TBK m. 125'in kendisine tanıdığı seçimlik hakları kullanarak hukuki ilişkiyi tasfiye etme veya ifaya zorlama yetkisine sahip olur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 125'te yer alan seçimlik haklar ile eser sözleşmesindeki yüklenici temerrüdünün kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Aynen İfa ve Gecikme Tazminatı (Erfüllung und Verspätungsschaden): TBK m. 125'in alacaklıya (eser sözleşmesinde iş sahibine) sunduğu birincil ve olağan seçimlik haktır. Alacaklı bu hakkını kullandığında, sözleşme ilişkisi ayakta kalmaya devam eder. İş sahibi, yükleniciden eseri tamamlamasını talep ederken, gecikilen her gün için uğradığı zararı da (örneğin inşaatın geç teslimi sebebiyle ödemek zorunda kaldığı kira bedellerini) gecikme tazminatı olarak talep edebilir. Bu hak, temerrüdün doğası gereği alacaklının hiçbir özel bildirimde bulunmasına gerek olmaksızın mevcut olan temel haktır.
B. İfadan Vazgeçme ve Müspet Zararın Tazmini (Positives Interesse): İş sahibi, yükleniciye verdiği ek sürenin (TBK m. 123) sonuçsuz kalması üzerine, ifadan vazgeçtiğini "hemen" (derhâl) bildirerek müspet zararının tazminini isteyebilir. Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarardır; yani borçlu borcunu zamanında ve tam olarak ifa etseydi alacaklının malvarlığı hangi durumda olacak idiyse, o durum ile mevcut durum arasındaki farktır. Eser sözleşmesinde bu durum, genellikle eserin başkasına daha yüksek bir bedelle yaptırılmak zorunda kalınması (ikame ifa masrafı) veya eserin teslim alınamaması nedeniyle mahrum kalınan kâr şeklinde ortaya çıkar. Bu hakkın kullanılmasıyla edim yükümlülükleri sona erer, yerini tazminat alacağı alır.
C. Sözleşmeden Dönme (Rücktritt) ve Menfi Zarar (Negatives Interesse): TBK m. 125/2'nin sunduğu en radikal tasfiye yoludur. Alacaklı sözleşmeden döndüğünü bildirdiğinde, sözleşme ilişkisi geçmişe etkili (ex tunc) olarak ortadan kalkar. Öğretide savunulan bir görüşe göre, alacaklının temerrüdü üzerine sözleşmeden dönen borçlu, alacaklıdan ne menfî ne de müspet zararının giderilmesini isteyebilir; ancak borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklı, uğradığı menfi zararın tazminini isteyebilir. Menfi zarar, alacaklının sözleşmenin geçerliliğine inanarak yaptığı masraflar ve kaçırdığı diğer fırsatlardır (culpa in contrahendo benzeri bir güven zararıdır). Dönme hakkının kullanılmasıyla birlikte taraflar, birbirlerine daha önce ifa ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme (veya ayni hak) kuralları çerçevesinde geri vermekle yükümlü olurlar.
D. Eser (Werk) ve Yüklenicinin Borçları: Eser, insan emeği sonucu ortaya çıkan, maddi veya gayrimaddi nitelikteki hukuki varlıktır (bir bina, bir yazılım, bir tablo). Yüklenicinin asli borcu, bu eseri sözleşmeye, fen ve sanat kurallarına uygun olarak sadakat ve özenle meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmektir. Yüklenici, iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır; eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici üstlendiği edimin sonucunu garanti etmiş sayılmaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 125'teki seçimlik haklar mekanizması ile eser sözleşmesi altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, tam tazminatla fesih ve alacaklı temerrüdü mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Yüklenicinin Temerrüdünde İfanın Önceden Reddi (Anticipatory Breach) ve TBK m. 125'in Derhâl Kullanılması: Eser sözleşmelerinde sıklıkla karşılaşılan durumlardan biri, yüklenicinin ifa zamanı gelmeden borcunu ifa etmeyeceğini açıkça bildirmesidir. Sisteminizdeki eserlerde bu durum "borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi" (öncelenmiş borca aykırılık) olarak ele alınmıştır. Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen ifa engellerinin hiçbirine tam olarak uymayan bu kavram, TBK m. 124 (süre verilmesini gerektirmeyen hâller) kapsamında değerlendirilir. Yüklenici eseri tamamlamayacağını bildirdiğinde, iş sahibi TBK m. 123 uyarınca ifa zamanını beklemek veya ek süre vermek zorunda olmaksızın, doğrudan TBK m. 125'teki seçimlik haklarını (örneğin sözleşmeden dönme) derhâl kullanabilir. Turgut Öz'ün "İş Sahibinin Eser Sözleşmesinden Dönmesi" adlı eserinde de vurgulandığı üzere, eser sözleşmesindeki özel dönme imkânı, borçlu temerrüdü hükümlerindeki esaslara göre şekillenir.
B. İş Sahibinin Tam Tazminat Karşılığı Fesih Hakkı (TBK m. 484) ile TBK m. 125'in Yarışması: Eser sözleşmelerinde iş sahibinin çok istisnai bir hakkı vardır: Yüklenicinin hiçbir kusuru olmasa dahi, iş sahibi eserin tamamlanmasından önce, yapılan kısmın bedelini ödemek ve yüklenicinin tüm zararını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir (TBK m. 484 / OR Art. 377). İş sahibinin ifaya hazırlık fiillerini yerine getirmekten kaçınması aynı zamanda eser sözleşmesini sona erdirmeye yönelik irade açıklaması olarak nitelendirilebilmesi için de bu madde gündeme gelir. Bu hak, yüklenicinin temerrüde düştüğü ve iş sahibinin TBK m. 125'e dayanarak sözleşmeden döndüğü durumlardan tamamen farklıdır. TBK m. 125'te yüklenici kusurlu temerrüde düşmüşken; TBK m. 484'te iş sahibi keyfi olarak sözleşmeyi bitirir ve yüklenicinin müspet zararını karşılar. Bu iki kurumun karıştırılması, tazminat davalarının reddedilmesine yol açan temel dogmatik hatalardan biridir.
C. Alacaklı Temerrüdü Hâlinde TBK m. 125'e Kıyasen Başvuru: Eser tamamlandığında iş sahibi eseri teslim almaktan veya bedeli ödemekten haksız olarak kaçınırsa alacaklı temerrüdü oluşur. Öğretide savunulan bir görüşe göre, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlunun (yüklenicinin) sözleşmeden dönme hakkını kullanması durumunda, TBK m. 125'e kıyasen başvurulup vurulamayacağı tartışmalıdır. Ancak İsviçre Federal Mahkemesi'nin içtihatlarına ve bazı doktriner görüşlere göre, karşılıklı sözleşmelerde alacaklı temerrüdü ile borçlu temerrüdü iç içe geçebileceğinden, borcunu ifa etmek isteyen tarafın edimini ifa edememesi durumunda TBK m. 125'in kıyasen uygulanması mümkündür. İş sahibinin teslimden kaçınması hâlinde yüklenici de sözleşmeden dönüp uğradığı zararların tazminini isteyebilir.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 125'teki seçimlik hakların kullanımını ve eser sözleşmesi dinamiklerini test etmek adına şu iki pratik vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Yüklenicinin Gecikmesi ve Sözleşmeden Dönme Seçimi): İş Sahibi (A) Yüklenici (B) ile özel bir yazılım programı (eser) geliştirilmesi için 100.000 TL bedelle anlaşır. Teslim tarihi 1 Mayıs olarak kararlaştırılır. 1 Mayıs geldiğinde (B) yazılımı teslim edemez. (A) (B)'ye noter ihtarıyla TBK m. 123 uyarınca 15 günlük ek süre verir. Ek sürenin bitiminde yazılım hâlâ ortada yoktur. Bunun üzerine (A) "Borcun ifasından vazgeçiyorum ve sözleşmeden dönüyorum. Bugüne kadar ödediğim 50.000 TL avansın iadesini ve bu yazılımın yokluğu nedeniyle kaçırdığım ticari fırsatlardan doğan menfi zararlarımı (TBK m. 125/2) talep ediyorum" şeklinde bir bildirimde bulunur. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 125'in üçüncü seçimlik hakkı eksiksiz biçimde kullanılmıştır. Yüklenici (B) teslim tarihinde eseri bitirmeyerek temerrüde düşmüştür. İş sahibi (A) hukuka uygun olarak ek süre vermiş ve bu sürenin sonuçsuz kalması üzerine "sözleşmeden dönme" hakkını seçmiştir. Sözleşmeden dönme geçmişe etkili (ex tunc) bir bozucu yenilik doğuran haktır. Hukuki sonuç olarak, tarafların daha önce ifa ettikleri edimlerin iadesi (50.000 TL avansın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri verilmesi) ve alacaklının menfi zararının tazmini (sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yapılan boşa gitmiş masraflar) gündeme gelecektir. İsviçre Federal Mahkemesi'nin benzer bir bilgisayar programı satın alınmasına ilişkin kararında da (BGE 4A_446/2015) alıcının sözleşmeden dönme ile birlikte olumsuz (menfi) zararının tazminini isteyebileceği netleştirilmiştir.
Olay 2 (İnşaat Sözleşmelerinde İleriye Etkili Fesih İstisnası): İş Sahibi (X) Yüklenici (Y) ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapar. (Y) inşaatın %95'ini bitirir, ancak maddi krize girerek kalan %5'lik kısmı teslim edemez ve işi terk eder. (X) TBK m. 125 uyarınca sözleşmeden döndüğünü beyan eder ve inşaatın tamamının kendi mülkiyetinde kalmasını talep eder. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 125'in "geçmişe etkili sözleşmeden dönme" kuralının Yargıtay içtihatlarıyla esnetildiği en istisnai laboratuvardır. Kural olarak TBK m. 125/2 gereği sözleşmeden dönme, sözleşmeyi hiç yapılmamış hâle getirir. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, eğer inşaat büyük ölçüde (genellikle %90 ve üzeri) tamamlanmışsa, iş sahibinin sözleşmeden dönmesi (ex tunc iptal) dürüstlük kuralına (TMK m. 2) ve ekonomik rasyonaliteye aykırı kabul edilir. Bu tür durumlarda Yargıtay, TBK m. 125'teki "dönme" kavramını, sürekli edimli sözleşmelere özgü olan "ileriye etkili fesih" (ex nunc) olarak yorumlar. Böylece yüklenici, tamamladığı %95'lik kısmın bedeline (veya o orandaki arsa payına) hak kazanırken; iş sahibi, eksik kalan kısım için müspet zararını (ikame ifa bedelini) talep edebilir. Bu, dogmatik bir "sözleşmenin uyarlanması" veya "kavramsal esnetme" uygulamasıdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 125 ve m. 470 hükümlerinin usul hukukunda, ihtarnamelerin tanziminde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Seçimlik Hakkın "Hemen" Bildirilmesi Şartı: Avukatların ihtarname çekerken düştükleri en büyük dogmatik hata, TBK m. 123 uyarınca ek süre verdikten sonra, sürenin bitiminde ne yapılacağını belirsiz bırakmalarıdır. TBK m. 125/2 lafzı son derece açıktır: Alacaklı, ifadan vazgeçtiğini ve müspet/menfi zarar istediğini "hemen bildirerek" kullanmak zorundadır. Yargıtay'a göre, ek süre bittikten sonra makul bir süre içinde seçimlik hak kullanılmazsa (örneğin aylarca sessiz kalınırsa) alacaklının birinci seçeneği (aynen ifa ve gecikme tazminatı) seçtiği karine olarak kabul edilir. Bu nedenle ihtarnamede, "Verilen 15 günlük ek süre içinde eser teslim edilmediği takdirde, başkaca bir bildirime gerek kalmaksızın borcun ifasından vazgeçtiğimizi ve sözleşmeden dönerek menfi zararlarımızı talep ettiğimizi şimdiden ihtaren bildiririz" şeklinde net bir kloz (condicio) yer almalıdır.
2. Seçilen Hakkın Geri Alınamaması: Seçimlik hakkın kullanılması bozucu yenilik doğuran bir haktır. Alacaklı (iş sahibi) bir kez "Sözleşmeden döndüm, avansımı geri ver" dediğinde, artık karşı tarafın rızası olmadan "Vazgeçtim, eseri tamamla" (aynen ifa) diyemez. Avukatlar, müvekkillerine bu haklardan hangisinin ticari olarak daha kârlı olduğunu iyi analiz ettirmeden ihtarname göndermemelidir.
3. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Şekil Şartı: Eser sözleşmeleri kural olarak hiçbir şekle tabi değildir (TBK m. 470). Ancak sisteminizdeki eserlerde de değinildiği üzere, eğer eser sözleşmesi "arsa payı karşılığı inşaat" şeklindeyse, işin içine taşınmaz mülkiyetinin devri vaadi gireceğinden, TMK m. 706 ve TBK m. 237 uyarınca bu sözleşmelerin mutlak surette noterlikçe "düzenleme" şeklinde yapılması şarttır. Şekle aykırı yapılmış bir sözleşmede temerrüt hükümlerinin (TBK m. 125) tam olarak nasıl uygulanacağı, haksız zenginleşme kurallarının ne derece devreye gireceği usuli bir karmaşa yaratır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 15. Hukuk Dairesi (yeni iş bölümüyle 6. Hukuk Dairesi) eser sözleşmelerinde yüklenicinin temerrüdü ve TBK m. 125 uyarınca iş sahibinin hakları hususlarında dogmatik açıdan çok tartışılan, ancak yerleşik hâle gelen bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. 07.10.1987 T., E. 1987/15-315, K. 1987/776) eser sözleşmesinde temerrüde ilişkin klasikleşmiş kararında şu kural şablonlaşmıştır: "818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 106. (6098 sayılı TBK m. 125) maddesi uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Kural olarak sözleşmeden dönme (fesih kelimesi kullanılsa bile) hukuki sonuçlarını geçmişe etkili (ex tunc) olarak doğurur ve tarafların birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade etmelerini gerektirir. Ancak somut uyuşmazlıkta, bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi söz konusu olup, yüklenici inşaatı %92 oranında tamamladıktan sonra temerrüde düşmüştür. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereğince, bu derece yüksek oranda tamamlanmış bir inşaatta sözleşmeden dönmenin geçmişe etkili sonuç doğurması, yüklenicinin mahvına ve iş sahibinin haksız zenginleşmesine yol açacaktır. Bu sebeple, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1984 tarih ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı kararı uyarınca, olayın niteliği ve özelliğinin haklı gösterdiği durumlarda, TMK m. 2'nin emredici kuralı gözetilerek sözleşmenin feshinin 'ileriye etkili' (ex nunc) sonuç doğuracağı kabul edilmelidir. İş sahibi, eksik kalan %8'lik kısmın tamamlanması için müspet zararını talep edebilecektir."
Seçimlik Hakların Değiştirilememesi hususunda Yargıtay'ın eğilimi ise şöyledir: "Alacaklı (iş sahibi) yükleniciye çektiği ihtarnamede TBK m. 125/2 uyarınca ifadan vazgeçtiğini ve müspet zararını talep ettiğini açıkça bildirmiştir. Yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasıyla sözleşme ilişkisi aynen ifa edilmekten çıkmış ve tazminat borcuna dönüşmüştür. Alacaklı, açtığı davada sonradan karar değiştirerek 'eserin aynen tamamlanmasını' talep edemez. Mahkemece talep edilen müspet zararın hesaplanarak hüküm altına alınması usul ve yasaya uygundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde vücut bulan Seçimlik Haklar rejimi ile 470. maddesinde düzenlenen Eser Sözleşmesi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Sözleşmeden Dönme Teorilerinin Yetersizliği" ve "Müspet-Menfi Zarar Ayrımının Sürekli Edimli Sözleşmelerdeki Mantıksızlığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 125'teki "Sözleşmeden Dönme" (Rücktritt) Kurumunun Eser Sözleşmesi Gibi Karmaşık ve Uzun Süreli Sözleşmelere Mekanik Olarak Uygulanmasının Yarattığı Çıkmazdır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de (Özellikle Turgut Öz'ün "İş Sahibinin Eser Sözleşmesinden Dönmesi" adlı eserinde) haklı olarak sorgulandığı üzere; TBK m. 125 aslen ani edimli bir satım sözleşmesi düşünülerek (örneğin bir atın satımı) kaleme alınmıştır. Ancak devasa bir baraj veya apartman inşası gibi yıllar süren ve arsa üzerine fiziksel olarak bağlanan eser sözleşmelerinde, yüklenici temerrüde düştüğünde iş sahibinin "sözleşmeden dönerek" her şeyi geçmişe etkili sıfırlaması fiilen imkânsızdır. Kanun koyucunun, İsviçre veya Alman hukukunda (BGB § 314) olduğu gibi, sürekli veya uzun süreli borç ilişkilerine özgü "İleriye Etkili Fesih" (Kündigung aus wichtigem Grund) kuralını Genel Hükümlerde net bir şekilde sistemleştirmemiş olması dogmatik bir ayıptır. Yargıtay'ın %90-%92 tamamlama oranlarında "TMK m. 2 uyarınca ileriye etkili fesih kabul edilmelidir" şeklindeki İçtihadı Birleştirme kararı, kanun koyucunun (Legistik) tembelliğini mahkeme içtihatlarıyla (Praeter legem) yamama çabasından ibarettir. Bu durum, hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Karşılıklı Edimli Sözleşmelerde Alacaklı Temerrüdü Nedeniyle Sözleşmeden Dönen Borçlunun Olumlu Zararının Tazmini Sorunu" başlıklı makalelerde incelendiği gibi; Sözleşmeden Dönme Hâlinde Sadece Menfi Zararın İstenebileceği Yönündeki Geleneksel Görüşün Hukukun Adalet Amacıyla Çelişmesidir. Oğuzman/Öz ve Nomer'in eserlerinde savunduğu ve İsviçre Federal Mahkemesi'nin (BGE) de bazı kararlarında kabul ettiği üzere; bir sözleşmeden dönen kişi kural olarak o sözleşme hiç yapılmamış gibi bir konuma gelmeyi hedefler, bu nedenle ancak menfi zararını (güven zararını) ister. Oysa bir iş sahibi, yüklenicinin ağır kusuru nedeniyle sözleşmeyi tasfiye etmek zorunda kalmışsa, eserin başkasına yaptırılması nedeniyle cebinden fazladan çıkan parayı (ikame ifa zararı - müspet zarar) da hakkaniyet gereği isteyebilmelidir. Öğretide savunulan bazı modern görüşler, TBK m. 125'in lafzına rağmen, sözleşmeden dönme ile birlikte müspet zararın da (özellikle ikame ifa farklılıklarının) talep edilebilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yasa koyucunun TBK m. 125/2'de "dönebilir" ve "borcun ifa edilmemesinden doğan zarar" kavramlarını keskin hatlarla ayırması, ticari hayatın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak ve denkleştirici adalet (Justitia commutativa) ilkesini körelten bir yapı arz etmektedir.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en karmaşık kesişimlerinden birini; iş sahibinin esere kavuşma ümidinin tükendiği noktada eline aldığı o keskin yasal kılıcı (TBK m. 125 / Seçimlik Haklar) ve bu kılıcın devasa inşaat sözleşmelerinin betonlarına çarptığında nasıl esnemek zorunda kaldığını diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. Seçimlik hakların kesinliğini ve müspet-menfi zarar teorilerinin o kırılgan sınırlarını sisteminize yerleştirdik. Doktrinel analizlerimize bu titizlikle devam edeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 125. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.