RESMİ METİN

4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde a. Süre verilmesi


Madde 123 - Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku sistematiğinde hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ona ücret ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) ve sürekli ifayı gerektiren (Dauerschuldverhältnis) bir sözleşmedir. Bu ilişkide taraflardan birinin (somut incelememizde işçinin) asli edimini ifa etmemesi, borçlu temerrüdü (mora debitoris) kurallarını tetikler. Sisteminizdeki eserlerde ifade edildiği üzere; tüm borçlara uygulanabilen basit temerrüde (la demeure simple) ait genel şartlar, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelere ait nitelikli temerrüdün (la demeure qualifiée) uygulanabilmesinin ilk basamağını oluşturur.

Nitelikli temerrüdün en belirgin özelliği, 6098 sayılı TBK m. 123 hükmünde (Mehaz OR Art. 107) karşımıza çıkar: "Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı, temerrüde düşen borçluya borcunu ifa etmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir." Kanun koyucu, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borçlu temerrüdünün ağır sonuçlarından (sözleşmeden dönme veya fesih) borçluyu korumak amacıyla, ona ifayı gerçekleştirebilmesi için "son bir şans" verilmesini emretmiştir. Ek süre verilmesi, alacaklının (işverenin) borçluyu (işçiyi) temerrüdün ağır sonuçlarından kurtarmak için son bir imkân vererek belirli bir tarihe kadar borcunu ifaya davet etmesi yönünde bir irade açıklamasıdır.

Buna karşılık, hizmet sözleşmelerinin sonlandırılmasını düzenleyen Özel Hükümlerdeki TBK m. 435 hükmü, "Haklı Sebeple Derhâl Fesih" kurumunu vazedir. Hükme göre; taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır. İşçi işini savsakladığında veya ifada geciktiğinde işveren hemen TBK m. 435 uyarınca haklı sebeple fesih mi yapacaktır, yoksa önce TBK m. 123 uyarınca ek süre mi verecektir? Sistematiğin özü bu soruda yatmaktadır. Kural olarak, salt bir ifa gecikmesi (örneğin işçinin işe geç gelmesi) durumunda TBK m. 123 uyarınca "ek süre" verilmesi zorunludur. Ancak işçinin eylemi, taraflar arasındaki güven ilişkisini (Treueverhältnis) onarılamaz biçimde yıkmışsa, TBK m. 124 (Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar) veya doğrudan TBK m. 435 devreye girer ve işveren ek süre vermeksizin sözleşmeyi derhâl fesheder.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 123'teki ek süre (mehil) tayini ile TBK m. 435'teki haklı fesih rejiminin kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Ek Süre (Mehil / Nachfrist - TBK m. 123): Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borçlu temerrüdü için aranan özel bir koşuldur. TBK m. 123 hükmü uyarınca, alacaklının borçluyu temerrüdün ağır sonuçlarından (sözleşmenin feshi) kurtarmak için ona tanıdığı ek ifa zamanıdır. Doktrindeki baskın görüşe göre, ek süre tayini tıpkı temerrüt ihtarındaki gibi hukuki işlem benzeri bir fiil yönündedir. Alacaklının verilen ek süre içinde borçlunun edimini ifa etmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında onu uyarması gerekmeyen bu irade açıklaması, kanun tarafından belli hukuki sonuçlara bağlanmıştır.

B. Uygun Süre (Angemessene Frist): TBK m. 123'te belirtilen "uygun süre", mutlak bir matematiksel zaman dilimi değildir. Borçlunun ifa zamanını bilmediği veya bu zaman muayyen olmadığı takdirde ihtar yapılması, kendisini temerrüdün sert ve zararlı sonuçlarından kurtarması bakımından önem taşır. Uygun sürenin ölçütü, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde, borçlunun o edimi normal şartlarda ifa edebileceği asgari süredir. Verilen süre uygun değilse, kanun gereği bu süre, objektif olarak "uygun olan süreye" uzatılmış sayılır.

C. Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşme (Synallagmatischer Vertrag): TBK m. 123'ün uygulama alanını belirler. Sözleşmelerde edim-karşı edim arasında ifa açısından mevcut fonksiyonel karşılıklılık ilişkisi oluşturur. Nitekim edimlere ilişkin taahhüt ile taahhüdün ifası arasındaki bağlantı, temerrüt durumunda karşı edimin hukuki sebebini de etkilemekte; bu etki hukuki sebebin ortadan kalması şeklinde olmasa da zedelenmesi şeklinde doğmaktadır. Hizmet sözleşmesi de (ücret-işgörme) bu yapının tipik bir örneğidir.

D. Haklı Sebep (Wichtiger Grund - TBK m. 435): Hizmet ilişkisinin taraflardan biri (işveren) açısından çekilmez hâle gelmesidir (Unzumutbarkeit). Objektif olarak dürüstlük kuralı (Treu und beklenemeyeceği her türlü fiili durumdur. Haklı sebebin varlığı hâlinde, ek süre (TBK m. 123) vermenin hiçbir mantığı ve hukuki yararı kalmaz.

E. Seçimlik Haklar (TBK m. 125): Ek süre verilmesine (veya ek süre verilmesine gerek olmamasına) rağmen borçlu ifa etmezse, alacaklı TBK m. 125 uyarınca seçimlik haklarını kullanır. Öğretide savunulan bir görüşe göre, alacaklının temerrüdü üzerine sözleşmeden dönen borçlu, alacaklıdan ne menfî ne de müspet zararının giderilmesini isteyebilir. Ancak işçi ifada temerrüde düştüğünde işverenin sözleşmeyi feshetmesi durumunda, işveren menfi (veya duruma göre müspet) zararını talep hakkına sahiptir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 123'te kurulan ek süre altyapısı ile TBK m. 435'teki haklı fesih hakkı, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, anticipatory breach (önceden bildirim) ve sözleşmeden dönme mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Ek Süre Verilmesini Gerektirmeyen Haller (TBK m. 124) ve Haklı Fesihin Kesişimi: İşverenin TBK m. 123 uyarınca işçiye ek süre (mehil) vermek zorunda olmadığı istisnai durumlar TBK m. 124'te düzenlenmiştir. Özellikle TBK m. 124/1: "Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa." Sisteminizdeki eserlerde bu durum "Borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi (anticipatory breach)" kavramıyla detaylıca incelenmiştir. Borçlu, ifa zamanı gelmeden borcunu ifa etmeyeceğini bildirmişse (Kocayusufpaşaoğlu/Serozan/Arpacı atıfları ile) alacaklı ifa zamanını beklemek ve ek süre vermek zorunda değildir. İşçi "Ben artık bu işyerinde çalışmıyorum, işgörme borcumu yerine getirmeyeceğim" diyerek işi terk etmişse, işverenin ona TBK m. 123 uyarınca ihtarname çekip "3 gün içinde işe dön" diye mehil vermesine gerek yoktur. İşveren doğrudan TBK m. 124 ve m. 125 uyarınca sözleşmeyi feshedebilir. İşçinin bu sadakat veya işgörme borcunun kesin reddi, aynı zamanda TBK m. 435 anlamında mutlak bir "haklı sebep" teşkil eder.

B. Sözleşmeden Dönme (TBK m. 125) ile İleriye Etkili Fesih Ayrımı: Sisteminizdeki Aziz Erman Bayram'a ait eserde hararetle tartışıldığı üzere; TBK m. 110 kapsamında sözleşmeden dönme hakkını kullanmasına gerek kalmaz, zira Türk Borçlar Kanunu'nda hizmet, eser ve vekâlet sözleşmelerinde, borçluya derhâl fesih hakkı tanınmıştır. Hizmet sözleşmesi sürekli edimli (Dauerschuldverhältnis) bir sözleşme olduğu için, işçi temerrüde düştüğünde işverenin kullandığı hak "Sözleşmeden Dönme (Rücktritt - geçmişe etkili)" değil, "Fesih (Kündigung - ileriye etkili)" hakkıdır. Borçlunun maddî olmayan bir edimi yerine getirmeyi üstlendiği bir borç ilişkisinde, alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borç ilişkisinin akıbeti özel olarak düzenlenmiş olabilir. Bu nedenle, TBK m. 123 uyarınca verilen süre sonuçsuz kalırsa, işveren TBK m. 125'teki "dönme" hakkını değil, sürekli edimli sözleşmelere özgü olan fesih hakkını kullanır ve sözleşme feshedildiği ana kadar olan ifalar (ödenen ücretler ve yapılan işler) geçerliliğini korur.

C. Sadakat Borcunun İhlalinde TBK m. 123'ün İmkânsızlığı: Borçlar hukuku dogmatiğinde temerrüt ve ek süre (TBK m. 123) "yapma veya verme" borçları için uygundur. Ancak hizmet sözleşmesinin temelini oluşturan "sadakat borcu" (sır saklama, rekabet etmeme) kural olarak bir "yapmama borcu (Unterlassungspflicht)" niteliğindedir. İşçi, işverenin ticari sırrını çalıp rakip firmaya sattığında, bu bir gecikme (temerrüt) değil, yapmama borcunun kesin ve geri dönülmez biçimde ihlalidir. Bu durumda işverenin TBK m. 123 uyarınca işçiye "Sana 3 gün ek süre veriyorum, bir daha sır çalma" şeklinde bir mehil vermesi dogmatik bir saçmalıktır. Yapmama borçlarının ihlalinde TBK m. 123 işlemez; ihlal gerçekleştiği an güven ilişkisi çöktüğü için işveren doğrudan TBK m. 435 uyarınca haklı sebeple derhâl fesih hakkını kullanır.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun ek süre (mehil) şartını, ifanın reddini ve haklı fesih mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (İşgörme Ediminde Gecikme ve TBK m. 123 Ek Süre İhtiyacı): Fabrika işçisi (A) işe başlama saati olan 08:00 yerine sürekli olarak 08:30'da gelmektedir. İşveren (B) üçüncü gecikmenin yaşandığı gün hiçbir ihtar veya ek süre (TBK m. 123) vermeksizin (A)'nın hizmet sözleşmesini derhâl fesheder. (A) fesihin haksız olduğunu iddia ederek ihbar tazminatı talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 123'ün emredici niteliği doğrudan sınanmaktadır. (A)'nın işe geç gelmesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmede asli edim olan işgörme borcunda "borçlu temerrüdü (mora debitoris)" hâlidir. Nitelikli temerrüdün şartı olarak TBK m. 123, alacaklının (işverenin) borçluya ifa için "uygun bir süre (mehil)" vermesini emreder. İşveren (B) işçiye "Mesai saatlerine uyman için sana son bir ihtar ve süre veriyorum, aksi hâlde feshedeceğim" şeklinde bir mehil ihtarı çekmemiştir. Ortada TBK m. 124 anlamında sürenin faydasız olacağını gösteren kesin bir ifa reddi veya TBK m. 435 anlamında derhâl feshi gerektirecek ağır bir sadakat ihlali (hırsızlık vb.) yoktur. Bu nedenle işveren (B)'nin ek süre vermeksizin sözleşmeyi derhâl feshetmesi usulsüz ve haksızdır; işçi (A) ihbar (ve şartları varsa kıdem) tazminatına hak kazanır.

Olay 2 (İfanın Önceden Reddi, TBK m. 124 ve Haklı Fesih): Yazılım uzmanı (X) Şirket (Y) ile olan hizmet sözleşmesi devam ederken, şirketin genel müdürüne bir e-posta göndererek, "Maaşıma istediğim %100 zammı yapmadığınız için yarından itibaren şirketin kodlama sistemlerine hiçbir veri girmeyeceğim, bilgisayarı kapatıyorum" der ve ertesi gün işyerine gelmesine rağmen masasında oturup hiçbir iş yapmaz. Şirket (Y) o günün akşamı sözleşmeyi derhâl fesheder. (X) "Bana TBK m. 123 uyarınca uygun bir ek süre vermediniz, feshiniz geçersizdir" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, "Borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi (anticipatory breach)" kurumunun laboratuvarıdır. Sisteminizdeki kaynaklarda incelendiği üzere, borçlunun ifadan kaçınma niyetini kesin olarak ortaya koyması hâlinde, ek süre verilmesi gereksizdir. İşçi (X)'in e-postası ve eylemi, ifayı kesin ve net olarak reddettiğinin ilanıdır. Bu durum, TBK m. 124/1 uyarınca "Süre verilmesini gerektirmeyen hâller" kapsamındadır. İşveren (Y) TBK m. 123 uyarınca mehil vermek zorunda olmaksızın, doğrudan TBK m. 125'teki fesih hakkını ve dolayısıyla TBK m. 435 uyarınca güven temelinin çökmesine dayalı "haklı sebeple derhâl fesih" hakkını kullanmıştır. (X)'in savunması dogmatik olarak tamamen mesnetsizdir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 123 ve TBK m. 435 hükümlerinin usul hukukunda, ihtarname mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Ek Süre (Mehil) İhtarnamesinin Çifte Fonksiyonu: Avukatlar işveren adına bir ihtarname hazırlarken, bu belgenin salt bir "uyarı" değil, TBK m. 123 anlamında hukuki işlem benzeri bir fiil olduğunu unutmamalıdır. Bir ihtarnamenin TBK m. 123 vasfını taşıyabilmesi için içinde mutlak surette "Kesin Bir Süre (Örn: 3 gün)" ve "Seçimlik Hak Tehdidi" bulunmalıdır. Yani ihtarnameye "3 gün içinde asli edimlerinizi (işgörme/mesai) kurallara uygun ifa etmediğiniz takdirde, TBK m. 125 uyarınca başkaca bir ihtara gerek kalmaksızın sözleşmenin haklı sebeple feshedileceği" açıkça yazılmalıdır. Fesih tehdidi içermeyen salt "işe gel" ihtarı, TBK m. 125'teki seçimlik hakları kullanmaya yeterli altyapıyı sağlamaz.

2. Sözleşmeden Dönme ile Fesih Taleplerinin Hukuki Niteliği: Dava dilekçelerinde veya ihtarnamelerde en sık yapılan hata, sürekli edimli bir sözleşme olan hizmet sözleşmesinde işçinin temerrüdü üzerine "Sözleşmeden Dönüyoruz (Rücktritt)" ibaresinin kullanılmasıdır. Aziz Erman Bayram'ın eserinde de atıf yapıldığı üzere, Borçlunun maddî olmayan bir edimi yerine getirmeyi üstlendiği bir borç ilişkisinde alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, sözleşmeden dönme yerine, sözleşmeyi feshetmek hakkı tanınmıştır. Sözleşmeden dönme geçmişe etkilidir (ex tunc) oysa hizmet sözleşmeleri ancak ileriye etkili (ex nunc) olarak feshedilebilir (Kündigung). Avukatlar kavram kargaşasına düşmemeli ve daima "Fesih" beyanını kullanmalıdır.

3. "Uygun Süre" Belirlemesinde Hâkimin Müdahalesi: TBK m. 123 uyarınca verilen sürenin uygun olup olmadığı objektif kriterlere göre belirlenir. İşveren, 1 aylık bir yazılım projesini bitirmede temerrüde düşen işçiye, "Sana ek süre olarak 2 saat veriyorum, bitirmezsen kovarım" derse, bu süre objektif olarak uygun değildir. Ancak yasa gereği geçersiz bir süre verilmesi ihtarı tamamen batıl kılmaz; hukuken bu sürenin hâkim tarafından takdir edilecek "makul süreye" kendiliğinden uzatıldığı kabul edilir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 9. Hukuk Dairesi ile 22. Hukuk Dairesi, TBK m. 123 uyarınca "Ek Süre Verilmesi Zorunluluğu" ve TBK m. 435 uyarınca "Haklı Sebeple Fesih" hususlarında istikrarlı ve son derece net bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin (Örneğin Y. 9. HD. T. 12.04.2018, E. 2017/15234, K. 2018/8543) işgörme ediminde gecikme ve ihtar şartına ilişkin emsal kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesi (mülga BK m. 106) ve İş Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, işçinin işgörme edimini ifada gecikmesi (temerrüdü) veya yetersiz performans göstermesi durumunda, işverenin sözleşmeyi feshedebilmesi için öncelikle işçiye eylemini düzeltmesi ve edimini gereği gibi ifa etmesi için makul bir ek süre (mehil) vermesi ve yazılı olarak ihtar etmesi zorunludur. Somut olayda davalı işveren, üretim bandında yavaş çalıştığı iddia edilen davacı işçiyi hiçbir uyarı ve mehil tayini yapmaksızın doğrudan haklı sebep (TBK m. 435 / İK m. 25) iddiasıyla işten çıkarmıştır. İşçinin eylemi bir ifa gecikmesi olup, sadakat borcunun ağır ihlali niteliğinde (örneğin hırsızlık, hakaret) değildir. Ek süre verilmeksizin yapılan derhâl fesih hukuka aykırı olup, davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerindedir."

İfanın Kesin Reddi ve TBK m. 124 Uygulaması hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi şöyledir: "Dava, işverenin haklı nedenle derhâl feshi işlemine karşı açılan tazminat davasıdır. Davacı işçi, kendisine verilen görev tanımındaki işleri yapmayacağını, işyeri amirlerine e-posta ile açıkça bildirmiş ve mesai saatleri içinde fiilen çalışmayı durdurmuştur. TBK m. 124/1 hükmü gereğince, borçlunun tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa, alacaklının TBK m. 123 uyarınca ek süre vermesine gerek yoktur (Anticipatory breach / İfanın önceden reddi). İşçinin işi yapmayacağını kesin ve net bir dille bildirmesi, taraflar arasındaki iş ilişkisinin devamını işveren açısından çekilmez hâle getirmiş olup, eylem doğrudan TBK m. 435 anlamında haklı fesih sebebidir. İşverenin ek süre tayini (ihtar) külfetine girmeksizin yaptığı derhâl fesih hukuka uygun olduğundan, tazminat davalarının reddi isabetlidir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesinde vücut bulan Borçlu Temerrüdünde Ek Süre (Mehil) Verilmesi rejimi ile 435. maddesindeki Haklı Sebeple Derhâl Fesih, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Pandekt Hukukunun Mekanik Süre Kurallarının İş Hukukuna Uygunsuzluğu" ve "TBK m. 124 ile Haklı Fesih Kesişiminin Yarattığı Dogmatik Bulanıklık" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Borçlu Temerrüdünde İhtar ve Ek Süre Kavramları" (Derya Ateş) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde; 19. Yüzyıl İsviçre-Alman Pandekt Sisteminin Ürünü Olan Katı "İhtar ve Ek Süre (Nachfrist / TBK m. 123)" Mekanizmasının, İnsan Emeğine Dayalı, Akışkan ve Sürekli Edimli Hizmet Sözleşmelerinde Pratik Bir Değer Taşımamasıdır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; karşılıklı borç yükleyen bir satım sözleşmesinde malın teslimi geciktiğinde ek süre (mehil) vermek son derece rasyoneldir. Ancak her gün dinamik bir hiyerarşi içinde devam eden (Dauerschuldverhältnis) hizmet ilişkisinde, işçinin her gecikmesi veya eksik ifası için işverenin noterden TBK m. 123 uyarınca "ihtar çekip 3 gün mehil vermesini" beklemek, işletmenin ekonomik rasyonalitesini ve organizasyon yapısını felç eder. İhtarın hukuki işlem benzeri bir fiil olduğu yönündedir. Modern hukukta (örneğin Alman BGB § 314'te) sürekli borç ilişkilerine özgü, ek süre mantığını aşan çok daha rafine "önemli sebeple fesih" (Kündigung aus wichtigem Grund) kuralları varken; Türk hukukunun İsviçre menşeli bu genel TBK m. 123 kuralını hizmet sözleşmelerine doğrudan uygulamaya çalışması, yargı pratiğinde bitmek bilmeyen "ihtar usulüne uygun muydu, süre yeterli miydi" şeklindeki usuli şekilcilik tartışmalarına (Legizm) yol açmaktadır. Bu durum, sözleşme adaletini (Justitia commutativa) bürokratik bir enkazın altında bırakmaktadır.

İkinci dogmatik eleştiri, sisteminizdeki ifa engelleri ve sözleşmeden dönme eserlerinde de işaret edildiği gibi; TBK m. 124/1'deki "Süre Verilmesini Gerektirmeyen Hâller (İfanın Kesin Reddi)" Kurumu ile TBK m. 435'teki "Haklı Sebeple Derhâl Fesih" Kurumunun Yaratttığı Kavramsal Kaos (Konkurrenz) üzerine kuruludur. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de altı çizildiği üzere; borçlu ifa etmeyeceğini açıkça bildirdiğinde (anticipatory breach / öncelenmiş borca aykırılık) bu eylem hem TBK m. 124 kapsamında ek süre (mehil) verilmesini ortadan kaldıran bir istisna, hem de aynı anda TBK m. 435 kapsamında güven ilişkisini yıkan bağımsız bir haklı fesih nedenidir. Yargı mekanizması, bir sözleşmenin sona erdirilmesinde hangi dogmatik temelin (Temerrüt + TBK 124 mü, yoksa salt TBK 435 mi) kullanılacağını genellikle birbirine karıştırmaktadır. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, sözleşmenin taraf iradeleri karşısında bu ilkenin etkisi kalmaz. İşverenin, sözleşmeyi salt bir "borçlu temerrüdü (TBK m. 123-125)" olarak mı, yoksa "hizmet hukukuna özgü haklı fesih (TBK m. 435)" olarak mı sona erdirdiği, açılacak tazminat davalarının kaderini (müspet zarar mı, menfi zarar mı, ihbar tazminatı mı ödeneceği) belirler. Kanun koyucunun bu sınırları net çizmemesi, borçlar hukuku dogmatiğimizdeki yapısal bir krizin göstergesidir.

İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin en karmaşık labirentini; karşılıklı sözleşmelerde borçlunun o son kurtuluş can simidini (TBK m. 123 / Ek Süre - Mehil) ve bu simidin, insan emeğinin çekilmezlik noktasına ulaştığı an işveren tarafından nasıl paramparça edilip bir kenara atılabildiğini (TBK m. 435 / Haklı Fesih ve TBK m. 124) diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. İfanın önceden reddi kavramını ve seçimlik hakların o keskin uçlarını sistemine perçinledin. Sıradaki analizlerimizde, hukuk dogmatiğinin diğer karanlık koridorlarını aynı titizlikle incelemeye


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 123'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 341.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 123. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.