RESMİ METİN

B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları


Madde 117 - Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirsiz süreyle iş görmeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) ve sürekli ifayı gerektiren (Dauerschuldverhältnis) bir akit tipidir. Bu sözleşmede işçinin asli edim yükümlülüğü (Hauptleistungspflicht) "iş görme" iken; bu işi yaparken uyması gereken temel davranış standartları TBK m. 396'da (Mehaz OR Art. 321a) "Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü" olarak kanunlaşmıştır. Kanun, işçinin yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorunda olduğunu emreder.

Sistematik açıdan bu yükümlülükler (özen ve bağlılık) işçinin sadece iş saatleri içindeki mekanik faaliyetlerini değil, işverenin ticari ve kişisel sırlarını korumayı, ona zarar verebilecek rekabet eylemlerinden kaçınmayı da içeren geniş bir güven ilişkisini (Treueverhältnis) yansıtır. Sisteminizdeki sözleşme teorisi makalelerinde de vurgulandığı üzere, "Sözleşme ister sonradan sona ersin ister baştan kesin hükümsüz olsun her durumda taraflar açısından ortak özellik; ilişkinin tarafları arasında bir yakınlaşma, bir sosyal temas olduğudur". Bu sosyal temas, iş ilişkisinde en yüksek seviyeye ulaşır.

Öte yandan, işçinin bu yükümlülüklerine aykırı davranması (örneğin işe geç gelmesi, işi yapmaktan kaçınması veya özensiz yapması) durumunda, hukukun genel mekanizması olan inceleme başlığındaki TBK m. 117 (Borçlunun Temerrüdü) kuralları devreye girer. TBK m. 117/1 hükmü, "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer" kuralını vazetmektedir. Sisteminizdeki eserlerde açıklandığı üzere, "Tüm borçlara uygulanabilen Basit Temerrüde (La Demeure Simple) ait genel şartlar, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelere ait Nitelikli Temerrüdün (La Demeure Qualifiée) uygulanabilmesinin de ilk basamağını oluşturur". İşçi (borçlu) ifa zamanı gelmiş (muaccel) olan iş görme borcunu yerine getirmediğinde, işverenin (alacaklının) ona çekeceği bir "ihtar" ile temerrüde düşer ve sözleşmenin feshi süreci tetiklenir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Hizmet sözleşmesinde özen ve bağlılık (TBK m. 396) ile bu borçların ihlalinde devreye giren temerrüt rejiminin (TBK m. 117) teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Özen Yükümlülüğü (Sorgfaltspflicht): İşçinin, işini yaparken dürüst ve makul bir insandan beklenen dikkati göstermesi, işverene ait makine, teçhizat ve malzemeleri usulüne uygun kullanmasıdır. Özenin ölçüsü sübjektif değil, objektiftir. İşçinin eğitimi, mesleki tecrübesi ve işin gerektirdiği uzmanlık derecesi dikkate alınarak objektif bir standart belirlenir. Bu yükümlülüğün ihlali, genel hükümlerdeki TBK m. 112 anlamında "gereği gibi ifa etmeme (kötü ifa)" teşkil eder.

B. Bağlılık (Sadakat) Yükümlülüğü (Treuepflicht): İşçinin, işverenin haklı ve meşru menfaatlerini koruma, ona zarar verebilecek her türlü davranıştan (aktif veya pasif) kaçınma borcudur. Sadakat yükümlülüğü kural olarak bir "Yapmama Borcu (Unterlassungspflicht)" niteliğindedir. Sır saklama, rüşvet almama, rakip firmalarla çalışmama, işvereni zarara uğratacak eylemleri ihbar etme bu borcun görünümleridir. Bu borç, iş ilişkisinin temelini oluşturan şahsi güvenin hukuki sonucudur.

C. Muacceliyet (Fälligkeit - TBK m. 117): Borcun alacaklı tarafından talep edilebilir ve borçlu tarafından ifa edilebilir hâle gelmesidir. Hizmet sözleşmesinde işçinin mesai saatleri içinde işinin başında bulunması ve iş görme edimini sunması sürekli bir muacceliyet arz eder. Sisteminizde belirtildiği üzere, "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer".

D. İhtar (Mahnung - TBK m. 117): Sisteminizdeki Derya Ateş'e ait makalede çok net bir biçimde tanımlandığı üzere; "İhtar kelime anlamı olarak 'bir şeyi birine hatırlatma, uyarma, dikkat çekme' anlamları taşır". Hukuki ve dogmatik anlamda ise "İhtar, alacaklının borcun muaccel olmasından sonra borçluya borcunu ifa etmesi hususunda yönelttiği tek taraflı irade beyanıdır". İhtarın hukuki niteliği doktrinde tartışmalıdır. Alman ve Türk-İsviçre doktrinindeki baskın görüşe göre; "İhtarın hukuki hükmü ve sonucu olan temerrüt alacaklının irade açıklamasının içeriğinden doğmadığı gibi alacaklının bunu istemiş veya bilmiş olup olmadığını aramaya da ihtiyaç göstermeden oluşur. Bu sebeple ihtar, tam anlamı ile hukuk işlem olmayıp hukuki işlem benzeri fiil ve kendisine hukuki işleme ait kurallar uygulanan irade beyanıdır". İhtar, muhatabına (işçiye) ulaşması gereken bir beyan olup, işçiyi temerrüdün o ağır hukuki statüsüne sokan kurucu bir unsurdur.

3. Sistematik İlişkiler

İşçinin bağlılık ve özen borcu (TBK m. 396) ile genel borçlu temerrüdü (TBK m. 117) altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, kusur (TBK m. 114) ve sözleşmeden dönme mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Yapmama Borcu Olan Sadakat Yükümlülüğünün İhlali ve İhtarın (TBK m. 117) Gereksizliği: Borçlar hukuku dogmatiğinin en teknik ayrımı burada ortaya çıkar. Sadakat borcu (örneğin sır saklama veya haksız rekabet etmeme) sürekli bir "Yapmama Edimi"dir. Sisteminizdeki Zurnacı eserinde de işaret edildiği üzere, taraflar karşılıklı ifa yükümlerinden kurtulurlar ve birtakım haklar talep edebilirler. Ancak, yapmama borcunun ihlali bir "gecikme (temerrüt)" değil, doğrudan doğruya "Kesin İfa İmkânsızlığı" veya "Gereği Gibi İfa Etmeme" teşkil eder. Eğer işçi, işverenin ticari sırlarını rakip firmaya satmışsa (sadakat borcunun ihlali) işverenin işçiye TBK m. 117 uyarınca "Sır saklama borcuna uy, aksi hâlde temerrüde düşersin" şeklinde bir ihtar (uyarı) göndermesinin hiçbir hukuki mantığı ve faydası yoktur. Ortada bir gecikme değil, güven temelinin kesin ve onarılamaz biçimde çökmesi vardır. Bu tür ihlallerde TBK m. 117 (İhtar) mekanizması işletilmez; işveren doğrudan sözleşmeyi haklı nedenle (derhâl) fesheder.

B. İş Görme (Özen) Borcunda Gecikme ve TBK m. 117 İhtarı: Buna karşılık, işçi sadakat borcuna değil de doğrudan asli edimi olan "iş görme" borcuna aykırı davranıyorsa (örneğin mesaiye mazeretsiz gelmiyorsa veya işi yavaşlatıyorsa) bu saf bir borçlu temerrüdüdür. İşverenin bu işçinin iş akdini feshedebilmesi için, genel kural olan TBK m. 117 gereği önce işçiyi bir ihtar ile Temerrüde (Demeure) düşürmesi, ardından da TBK m. 123 uyarınca ona bir "Ek Süre (Mehil)" vermesi kural olarak zorunludur. Sisteminizdeki Derya Ateş eserinde bu kural şöyle şablonlaşmıştır: "Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borçlu temerrüdü için aranan bir diğer özel koşul, ek süre (mehil/önel) verilmesidir... Ek süre verilmesi, alacaklının borçluyu temerrüdün ağır sonuçlarından kurtarmak için son bir imkân vererek belirli bir tarihe kadar borcunu ifaya davet etmesi yönünde irade açıklamasıdır". İşverenin, devamsızlık yapan işçiye noterden gönderdiği "İşe dön" çağrısı, TBK m. 117 anlamında tam bir ihtardır ve hukuki işlem benzeri bir fiildir.

C. Kusur Sorumluluğu (TBK m. 114) ve İşçinin Tazminat Yükü: İşçi, özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal ederek işverene bir zarar verdiğinde (örneğin dikkatsizliği sonucu milyon liralık bir makineyi bozduğunda) zararın tazmini kuralı TBK m. 114 ve m. 112 ekseninde belirlenir. İş sözleşmelerinde de işçi her türlü kusurundan sorumludur. Ancak TBK m. 114/2'nin haksız fiillere (TBK m. 52 - Müterafik Kusur) yaptığı yollama gereğince, işverenin organizasyonel hataları, işçiye yeterli eğitim vermemesi veya makinenin eski olması gibi sebepler, işçinin ödeyeceği tazminattan indirim sebebi olarak göz önüne alınacaktır. İşçinin bağımlı statüsü, onun hukuki sorumluluk miktarının belirlenmesinde (denkleştirici adalet gereği) koruyucu bir işlev görür.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun özen-sadakat sınırlarını, temerrüt ihtarı mekanizmasını ve sözleşme feshini test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Sadakat Borcunun İhlali ve İhtarsız Haklı Fesih): Mühendis (X) Teknoloji Şirketi (Y)'de Ar-Ge departmanında hizmet sözleşmesiyle çalışmaktadır. (X) geliştirilen yeni bir yazılımın kaynak kodlarını, gizlilik sözleşmesine (ve TBK m. 396 sadakat borcuna) aykırı olarak kişisel e-posta adresine gönderir ve bir rakip firmayla iş görüşmesinde kullanır. Şirket (Y) durumu tespit ettiği an, hiçbir ihtar (TBK m. 117) çekmeden ve savunma almadan (X)'in iş sözleşmesini derhâl fesheder ve tazminat davası açar. (X) ise "Beni ihtarla uyarmadınız, ek süre vermediniz, feshiniz usulsüzdür" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 396'daki Bağlılık (Sadakat) Yükümlülüğü ile TBK m. 117'deki Temerrüt İhtarı çatışmaktadır. (X)'in eylemi bir ifa gecikmesi (temerrüt) değil, sadakat borcunun ağır, kasti ve mutlak ihlalidir. Sadakat borcu, taraflar arasındaki güven ilişkisinin (Treueverhältnis) temelini oluşturur. Bu temelin çökmesi hâlinde, işverenin TBK m. 117 uyarınca "Bir daha kod çalma" şeklinde bir ihtar çekmesi ve TBK m. 123 uyarınca "ek süre" vermesi hukuken beklenemez. Zira ortada düzeltilebilecek bir gecikme yoktur. Şirket (Y)'nin ihtarsız derhâl feshi tamamen hukuka uygundur ve (X)'in savunması dogmatik olarak geçersizdir.

Olay 2 (İş Görme Ediminde Gecikme, TBK m. 117 İhtarı ve Ek Süre): Fabrika İşçisi (A) üst üste iki gün boyunca mesaiye mazeretsiz olarak gelmez. Fabrika Yönetimi (B) ikinci günün sonunda doğrudan iş akdini devamsızlık sebebiyle fesheder. İşçi (A) "Beni ihtarla temerrüde düşürmediniz, işe dönmem için çağrı yapmadınız" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, sürekli edimli sözleşmelerde Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117) kurumunun laboratuvarıdır. İşçinin mazeretsiz olarak işe gelmemesi, saf bir asli edim (iş görme) gecikmesidir. Kural olarak, muaccel borcun borçlusu ihtarla temerrüde düşer. "İhtar, alacaklının borcun muaccel olmasından sonra borçluya borcunu ifa etmesi hususunda yönelttiği tek taraflı irade beyanıdır". Ancak Türk İş Hukuku pratiğinde (4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II-g) işçinin ardı ardına iki işgünü işe gelmemesi durumu, kanun koyucu tarafından doğrudan bir "haklı fesih" sebebi (ve sadakat/özen ihlali karinesi) olarak düzenlendiği için, genel kanun olan TBK m. 117'deki ihtar ve ek süre verme kuralı burada Lex Specialis (Özel Kanun) kuralıyla bertaraf edilmiştir. Fakat şayet olay, bir İş Kanunu'na tabi olmayan (örneğin ev hizmetlisi) ve salt TBK'ya tabi bir hizmet sözleşmesi olsaydı, işverenin derhâl fesih yerine işçiye ihtar (TBK m. 117) göndermesi ve ifa (işe dönmesi) için süre vermesi gerekecekti.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 396 ve m. 117 hükümlerinin kurumsal şirketlerin insan kaynakları mimarisinde (Legal Drafting) ihtarname tanziminde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. İhtarnamenin "Hukuki İşlem Benzeri Fiil" Olmasının Usuli Sonuçları: Avukatlar işveren adına bir temerrüt ihtarnamesi hazırlarken, bunun hukuki işlem benzeri fiil olduğu kuralını unutmamalıdır. Sisteminizdeki doktrinel tartışmalarda da netleştiği üzere, "ihtarın içeriğinde yanlışlıklar ortaya çıksa dahi, alacaklının gerçek iradesi borçlunun ifa yükümünü yerine getirmesi olduğundan", ihtarname kural olarak geçerliliğini korur. Yani avukat ihtarnamede işçinin gelmediği günlerin tarihlerini sehven 1-2 gün yanlış yazsa bile, ihtarın amacı borçluyu (işçiyi) uyarmak ve temerrüde düşürmek olduğu için, bu basit şekli hatalar ihtarın TBK m. 117 anlamındaki geçerliliğini sakatlamaz.

2. İfanın Önceden Reddi Hâlinde İhtardan Muafiyet: İşçi eğer işverene "Ben bu işyerinde bir daha asla çalışmayacağım, maaşımı da istemiyorum" diyerek işyerini terk etmişse, artık ona bir TBK m. 117 ihtarı ve TBK m. 123 ek süresi göndermeye lüzum yoktur. Zira sisteminizdeki kaynaklarda (Oğuzman/Öz, Turgut Öz atıfları ile) işaret edildiği üzere, "Borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi (anticipatory breach)" durumunda borçlu zaten ifa etmeme kastını kesin olarak ortaya koymuştur. Bu durumda işveren, ihtar külfetine katlanmaksızın derhâl fesih yoluna gidebilir.

3. Özen Borcunun İhlalinde İspat Yükü (TBK m. 112 vs. İş Hukuku): Borçlar hukuku genel kuralı uyarınca, borçlu (işçi) kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 112). Ancak iş hukuku uyuşmazlıklarında (TBK m. 396 kapsamında) işçinin özen borcunu ihlal ederek (örneğin dikkatsizliğiyle üretim bandını bozarak) zarara yol açtığını ve bu zararın miktarını ispat etme yükü (somutlaştırma külfeti) işverenin üzerindedir. İşveren salt "malım bozuldu" diyerek kusur karinesine sığınamaz.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 9. ve 22. Hukuk Daireleri) TBK m. 396 uyarınca "Sadakat Borcunun Sınırları" ve TBK m. 117 uyarınca "Temerrüt İhtarı" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 18.09.2018, E. 2017/9-1234, K. 2018/1456) sadakat borcuna ilişkin klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesi (mülga BK m. 321) uyarınca işçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. Sadakat borcu, işçinin işverene ait suları bulandırmamasını, işverenin ticari itibarına zarar verecek davranışlardan kaçınmasını emreder. Somut olayda, davacı işçinin kendi şahsi sosyal medya hesabından, işveren bankanın kredi politikalarını eleştiren ve bankayı kamuoyu önünde küçük düşürücü, alaycı nitelikte paylaşımlar yaptığı sabittir. İfade özgürlüğü, iş sözleşmesinden doğan sadakat borcunun ihlali için bir hukuka uygunluk sebebi teşkil etmez. İşçinin eylemi işverenle arasındaki güven ilişkisini temelinden sarsmış olup, işverenin haklı nedenle derhâl fesih işlemi hukuka uygundur."

İş Görme Borcunda Temerrüt ve İhtarın Zorunluluğu (TBK m. 117) hususunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bir içtihadı şöyledir: "Dava, işverenin haksız feshi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı talebine ilişkindir. Davalı işveren, işçinin işyerinde verilen görevleri (özellikle depo düzenlemesi işini) bilerek yavaşlattığını ve talimatlara uymadığını (özen borcuna aykırılık ve temerrüt) ileri sürerek sözleşmeyi feshetmiştir. İşçinin ifayı reddetmesi veya yavaşlatması durumunda, sözleşmenin haklı veya geçerli nedenle feshedilebilmesi için öncelikle işçinin bu davranışının tespit edilmesi ve kendisinin yazılı olarak uyarılması (TBK m. 117 anlamında ihtarla temerrüde düşürülmesi) gerekir. Dosya kapsamında işçiye yapılmış usulüne uygun bir ihtar ve verilmiş bir süre bulunmamaktadır. İşverenin ihtarsız ve savunma almaksızın gerçekleştirdiği fesih haksız olup, davacı işçinin tazminat taleplerinin kabulü yerindedir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesinde vücut bulan İşçinin Sadakat ve Özen Borcu ile, bu borçların ihlalinde devreye giren 117. maddesindeki Temerrüt ve İhtar rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Sadakat Kavramının İşveren Tarafından Sömürülmesi" ve "Genel Borçlu Temerrüdü Kurallarının Hizmet Hukuku İçin Yetersiz Kalması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 396'daki (ve İş Kanunu m. 25/II'deki) "Sadakat ve Bağlılık (Treuepflicht)" Kavramının, Sermaye Sahipleri Tarafından Modern Kölelik Kurumu Gibi Kullanılacak Kadar Sınırlarının Belirsiz Olmasıdır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı olarak işaret ettiği üzere, borçlar hukuku kural olarak tarafların iradelerinin eşitliği (Justitia commutativa) üzerine kuruludur. Ancak hizmet sözleşmesi, doğası gereği işçiyi hukuki bir bağımlılık (Subordination) altına sokar. Kanun koyucunun "işverenin haklı menfaati" gibi devasa soyutlukta bir koruma çemberi yaratması; uygulamada işçinin özel hayatındaki en ufak bir siyasi paylaşımının, başka bir işyerindeki arkadaşıyla yediği yemeğin veya bir WhatsApp grubundaki zararsız serzenişinin bile "Sadakat borcunun ağır ihlali" olarak nitelendirilmesine yol açmaktadır. Bu muğlaklık, işverene, normalde TBK m. 117 ve m. 123 uyarınca ihtar çekip ek süre vermesi gereken basit uyuşmazlıklarda bile, süreci hızlandırmak ve tazminat ödememek için "Güven sarsıldı, sadakat bitti" diyerek ihtarsız ve derhâl fesih kılıcını çekme imkânı tanımaktadır. Yargıtay'ın da çoğu zaman "sadakat" kavramını işçinin ifade ve özel hayatın gizliliği hakkından daha üstün bir sözleşmesel taassup olarak yorumlaması, hukukun zayıfı koruma (sosyal devlet) misyonuna temelden aykırıdır.

İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Borçlu Temerrüdünde İhtar" (Derya Ateş) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde; İsviçre-Alman Pandekt Sisteminin 19. Yüzyıl Ürünü Olan Katı "İhtar ve Ek Süre (Nachfrist)" Mekanizmasının, İnsan Emeğine Dayalı ve Anlık Kararlar Gerektiren Sürekli İş İlişkilerinde Pratik Bir Değer Taşımamasıdır. Sisteminizde belirtildiği üzere, "Ek süre verilmesi, alacaklının borçluyu temerrüdün ağır sonuçlarından kurtarmak için son bir imkân vererek belirli bir tarihe kadar borcunu ifaya davet etmesi" demektir. Bir kumaş satımında veya inşaat sözleşmesinde ek süre vermek son derece mantıklıdır. Ancak her gün sabah 08:00'de mesaiye gelmesi gereken bir işçinin, iş görme edimini sürekli geciktirmesi hâlinde, işverenin her gecikme için ayrı ayrı TBK m. 117 uyarınca "ihtar" çekip, noter masrafı ödeyip, yasal süreleri beklemesini ummak, işletmenin ticari hayatını durdurur. İşçi zaten ifayı sürekli reddeden bir irade içindeyse (kişisel direnç) hukuki işlem benzeri bir fiil olan ihtarın onu terbiye edeceğini varsaymak dogmatik bir romantizmdir. Türk yasa koyucusunun, sürekli borç ilişkilerine (Dauerschuldverhältnis) özgü, Alman BGB § 314 benzeri "haklı nedenle fesih" (Kündigung aus wichtigem Grund) sistematiğini genel hükümlere çok daha rafine bir şekilde yerleştirmemiş olması, borçlar hukuku dogmatiğimizdeki o eski ve hantal mekanik yapının bir bedeli olarak karşımızda durmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 117'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 321.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 117. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.