RESMİ METİN

**II. Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı

  1. Genel olarak**

Madde 114 - Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde sözleşme, tarafların serbest iradeleriyle kurdukları ve kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereğince aynen ifa edilmesi gereken hukuki bir bağdır. Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu tazminatın (giderim borcunun) sınırları 6098 sayılı TBK m. 114 (mülga BK m. 98) hükmüyle çizilmiştir.

TBK m. 114/1 hükmü şu şekildedir: "Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir". Maddenin birinci fıkrası, sözleşmeden doğan borçlarda borçlunun genel olarak her türlü kusurundan sorumlu olduğunu açık ve kesin bir dille hükme bağlamıştır. Sorumluluğun kapsamının işin özel niteliğine göre belirlendiği ve borçlu için yarar sağlamayan bir işin sorumluluğunun hâkim tarafından daha hafif olarak değerlendirilmesi gerektiği de bu fıkranın temel unsurudur.

Maddenin ikinci fıkrası ise borçlar hukuku sistematiğinin en kritik köprülerinden birini kurar: "Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır." Bu yollama karşısında kanun koyucu, tazminatın belirlenmesi ve indirilmesi gibi konuları sözleşme ihlalleri için yeniden düzenlemeyi haklı olarak gereksiz görmüştür. Zararın tazmininde haksız fiillere ilişkin hükümler (TBK m. 50-52) kıyas yoluyla uygulanacaktır.

Öte yandan, inceleme talebinde yer alan "Tahliye Taahhütnamesi", kiracının kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği ve kiraya verene bu tarihte icra veya dava yoluyla tahliye imkânı veren (TBK m. 352/1) tek taraflı bir irade beyanıdır (Harici bilgi). Bu taahhütnamenin geçerliliği ve icra edilebilirliği, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen "Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı" ile sıkı bir denetim altındadır. Temsil yetkisinin verilmesi gibi güvene dayalı ilişkilerde olduğu üzere, taraflar arasında dürüstlük kuralına göre edim yükümlülüğünden bağımsız bir güven ve özen ilişkisi meydana gelmektedir. Hakkın kötüye kullanılması yasağı, yasal bir hakkın (örneğin tahliye taahhüdüne dayanarak tahliye isteme hakkının) amacından saptırılarak karşı tarafı haksız yere mağdur etmek için kullanılmasını engeller.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 114 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin omurgasını oluşturan kavramların ve TMK m. 2 ile olan bağlantılarının mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Her Türlü Kusurdan Sorumluluk: Sözleşmeden doğan sorumluluğun (TBK m. 112) en önemli sonuçlarından biri, borçlunun kusurunun derecesinin (hafif ihmal, ağır ihmal veya kast) kural olarak tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamasıdır. TBK m. 114/1 uyarınca borçlu "her türlü kusurdan" sorumludur. Ancak kusurun derecesi (özellikle hafifliği) tazminatın hesaplanmasında bir indirim sebebi olarak göz önünde tutulur. Haksız fiillerden farklı olarak, sözleşme ihlalinde kusursuzluğunu ispat yükü borçlunun üzerindedir.

B. İşin Borçlu İçin Yarar Sağlamaması (Hafifletici Neden): TBK m. 114/1'in ikinci cümlesi, hakkaniyet temelli bir kuraldır. Eğer kurulan sözleşme yalnızca alacaklının menfaatine hizmet ediyorsa (örneğin ivazsız bir vekâlet, ariyet veya hatır taşıması gibi) borçlu bu işten hiçbir ekonomik yarar elde etmiyorsa, onun sorumluluk standardı daraltılır. Bu durumda hâkim, borçlunun hafif ihmalinden doğan tazminat yükünü ciddi oranda indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

C. Haksız Fiil Hükümlerine Yollama (Kıyasen Uygulama): TBK m. 114/2'nin haksız fiil sorumluluğuna yaptığı yollama, tazminatın hesaplanması (TBK m. 50) tazminatın indirilmesi (TBK m. 51) ve müterafik kusur (TBK m. 52) gibi konularda sözleşme hukukuna hayati bir esneklik kazandırır. Tazminat miktarının takdirinde haksız fiil hükümlerinin uygulanması nedeniyle; borçlunun kusur derecesi, alacaklının borca aykırılığa razı olması, zararın doğumuna ya da artmasına neden olması şeklindeki ortak kusurlu davranışları gibi bazı unsurlar göz önüne tutulacaktır. Ancak bu yollama mutlak değildir; örneğin TBK m. 114/2'nin haksız fiil hükümlerine yaptığı yollama, zamanaşımı yönünden kesinlikle uygulanmaz. Sözleşmeden doğan sorumluluk, kısa haksız fiil zamanaşımı sürelerine değil, kural olarak TBK m. 146'da düzenlenmiş bulunan 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.

D. Tahliye Taahhütnamesi (Harici Bilgi): Kiracının, sözleşmenin kurulmasından ve kiralananın tesliminden sonraki bir tarihte, özgür iradesiyle kiralananı belirli bir tarihte tahliye edeceğini yazılı olarak beyan etmesidir. Kanun koyucu, kiracının barınma ihtiyacı nedeniyle sözleşme kurulurken baskı altında olacağını varsaydığından, kira sözleşmesiyle aynı tarihli taahhütnameleri mutlak butlanla geçersiz sayar.

E. Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması (TMK m. 2): Medeni hukukun temel direği olan TMK m. 2, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını emreder. Borçlar hukukunda, tarafların her türlü sözleşmesel hakkını (ister TBK m. 114 kapsamındaki bir tazminat talebi, ister bir tahliye taahhüdü olsun) dürüstlük kuralına uygun kullanması şarttır. Bir hakkın, sadece karşı tarafa zarar vermek amacıyla veya hakkın tanınmasındaki yasal gayeden tamamen sapılarak kullanılması hakkın kötüye kullanılmasıdır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 114'te kurulan sorumluluk altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ispat hukuku, genel işlem koşulları ve hakkın kötüye kullanılması mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:

A. Sözleşme İhlalinde İspat Yükü ve Zararın Giderimi (TBK m. 112 ve m. 114): Bir sözleşmede borçlanmış olduğu edimi hiç veya gereği gibi ya da vaktinde yerine getirmeyen taraf, borca aykırı davranmış ve sözleşmeyi ihlal etmiş olur. Bu durumda TBK m. 112 uyarınca, borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe zararı tazmine mecburdur. Sorumluluğun şartları şunlardır: a) Geçerli bir borç ilişkisinin varlığı, b) Borcun hiç ifa edilmemiş ya da kısmen ifa edilmiş bulunması, c) Borçlunun ademi ifasından alacaklının bir zarar görmesi, d) Zarar ile borcun ifa edilmemesi arasında bir uygun illiyet bağı olması, e) Borçlunun ifa etmemede kusurlu olması. TBK m. 114 ise, bu sorumluluğun çerçevesini belirler ve haksız fiil indirim nedenlerini (TBK m. 51-52) devreye sokarak alacaklının kendi kusuruyla artırdığı zararların borçluya yüklenmesini engeller. İspat yükü kendisine düşen taraf bunu yerine getirmezse, davayı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

B. Tahliye Taahhütnamesinde "Açığa İmza" ve TMK m. 2 Sınırı (Harici Bilgi ile Sentez): Uygulamada kiraya verenler, kira sözleşmesi kurulurken kiracıdan tarihi boş bırakılmış (açığa imza şeklinde) bir tahliye taahhütnamesi almaktadır. Yargıtay'ın yerleşik ve katı içtihatlarına göre, boş kağıda imza atan kişi (kiracı) bu belgenin sonradan anlaşmaya aykırı doldurulduğunu yazılı delille ispatlamak zorundadır. Ancak bu durum, TMK m. 2 bağlamında derin bir çatışma yaratır. Kiraya verenin, kanunun kiracıyı koruyucu emredici hükümlerini aşmak amacıyla, kiracının zorda kalmasından faydalanarak aldığı tarihsiz belgeyi yıllar sonra keyfi olarak doldurup icraya koyması, objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz. Temsil yetkisinin kötüye kullanılmasında olduğu gibi, burada da hukuki bir yetkinin (belgeyi doldurma yetkisinin) güven ilişkisine ve dürüstlük kuralına açıkça aykırı kullanılması söz konusudur.

C. Sorumsuzluk Anlaşmaları ve GİK Denetimi ile TBK m. 114'ün Korunması: TBK m. 114, borçluyu her türlü kusurundan sorumlu tutarken, sözleşmelere konulan Genel İşlem Koşulları (GİK) ile bu sorumluluğun tamamen ortadan kaldırılmak istenmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bir şartın sözleşme metnine dâhil olması, onun otomatikman geçerli olacağı anlamına gelmez. Önceden hazırlanan ve karşı tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar, içerik denetimi neticesinde geçersiz sayılma ihtimaliyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla, TBK m. 114'ün emrettiği genel kusur sorumluluğunu, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı olarak sıfırlayan matbu GİK hükümleri, TBK m. 25 uyarınca kesin hükümsüzlük yaptırımıyla iptal edilir.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun sorumluluk kapsamını, illiyet bağını ve hakkın kötüye kullanılması mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (TBK m. 114 Kapsamında Ortak Kusur ve Zararın İndirimi): Bir inşaat sözleşmesinde müteahhit (X) arsa sahibi (Y)'nin arsasına inşa ettiği binanın temel izolasyonunu eksik yapmıştır (Borca aykırılık). Teslimden 1 yıl sonra şiddetli yağmurlarda bodrum katı su basar ve (Y)'nin malları zarar görür. Ancak (Y) su baskınını fark etmesine rağmen 3 gün boyunca hiçbir önlem almamış ve suları tahliye etmemiştir. (Y) tüm zararın tazmini için dava açar. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 112 bağlamında borcun gereği gibi ifa edilmemesi (kötü ifa) mevcuttur. Müteahhit (X) kusursuzluğunu ispat edemediği için tazminatla yükümlüdür. Ancak TBK m. 114/2'nin haksız fiil hükümlerine (TBK m. 52 - Müterafik Kusur) yaptığı yollama gereğince hâkim zararı değerlendirecektir. "Tazminat miktarının takdirinde haksız fiil hükümlerinin uygulanması nedeniyle borçlunun kusur derecesi... zararın doğumuna ya da artmasına neden olması şeklindeki ortak kusurlu davranışları gibi bazı unsurlar göz önüne tutulacaktır". Alacaklı (Y) zararı önlemek için gerekli adımları atmayarak zararın artmasına (ortak kusuruyla) neden olmuştur. Bu nedenle hâkim, TBK m. 114/2 delaletiyle TBK m. 52'yi uygulayarak (X)'in ödeyeceği tazminattan hakkaniyete uygun bir indirim yapacaktır.

Olay 2 (Tahliye Taahhütnamesi ve Hakkın Kötüye Kullanılması): Ev sahibi (A) Kiracı (B)'ye evi kiralarken, tarih kısımları boş bırakılmış bir tahliye taahhütnamesi imzalatır. 4 yıl sonra (A) kirayı piyasa rayicinin çok üzerine çıkarmak ister; (B) reddedince, (A) boş taahhütnameye o günün tarihini yazarak tahliye takibi başlatır. Kiracı (B) belgenin sözleşme kurulurken baskı altında alındığını ve sonradan doldurulduğunu iddia eder. Dogmatik Analiz (Harici Bilgi Sentezi): Bu olay, TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ile şekli ispat kurallarının (HMK m. 201) amansız çatışmasıdır. Şekli hukuk açısından, açığa imza atan kişi (B) belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ancak yazılı delille ispatlamak zorundadır. Ancak ispat yükü kendisine düşen taraf bunu yerine getiremezse, davayı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. (B)'nin yazılı delili olmadığı için davayı kaybedeceği öngörülür. Fakat işin felsefi boyutunda, (A)'nın kanunun kiracıyı koruyan tahliye sistematiğini aşmak için aldığı bu boş belgeyi, kira artışı şantajı olarak kullanması tipik bir Hakkın Kötüye Kullanılmasıdır (TMK m. 2). Bir hakkın dürüstlük kuralına açıkça aykırı kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmamalıdır. Ancak Yargıtay pratiği, burada şekli ispat kuralını (yazılı delil şartını) TMK m. 2'nin üstünde tutmaktadır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 114 hükmünün usul hukukunda, tahliye taahhütnamelerinin tanziminde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Haksız Fiil Hükümlerinin Sözleşme Davalarında İleri Sürülmesi (TBK m. 114/2): Sözleşmeye aykırılık (TBK m. 112) nedeniyle tazminat davası ile karşılaşan bir borçlu vekili, savunmasını sadece "kusurumuz yoktur" üzerine kurmamalıdır. Mutlaka TBK m. 114/2 hükmünün sağladığı yollama yetkisini kullanarak, haksız fiil sorumluluğundaki tazminattan indirim sebeplerini (TBK m. 51 ve 52) mahkeme önüne getirmelidir. Alacaklının müterafik (birlikte) kusuru, zarara razı olması veya borçlunun kusurunun çok hafif olması gibi hususlar detaylıca işlenmelidir.

2. Zamanaşımı Def'inin Yanlış Kurulması Riski: Borçlu vekillerinin yaptığı en büyük hatalardan biri, TBK m. 114/2'nin haksız fiillere yaptığı yollamaya aldanarak, sözleşme ihlallerinde haksız fiillerin 2 yıllık kısa zamanaşımı süresini (TBK m. 72) def'i olarak ileri sürmeleridir. Sisteminizdeki doktrinel eserde çok net biçimde vurgulandığı üzere; "TBK. m.114/2’nin haksız fiil hükümlerine yaptığı yollama, zamanaşımı yönünden uygulanmaz. Sözleşmeden doğan sorumluluk TBK. m.72’deki iki yıllık... sürelere değil, TBK. m.146’da düzenlenmiş bulunan 10... yıllık zamanaşımına tabidir". Bu dogmatik ayrım davaların kaderini belirler.

3. Tahliye Taahhütnamesinin Geçerlilik Şartları (Harici Bilgi): Kiraya vereni temsil eden avukatlar, tahliye taahhütnamesi düzenlerken belgenin "Kira sözleşmesi ile aynı tarihi taşımamasına" ve imza tarihinin mutlaka "Kiralananın tesliminden sonraki bir tarih" olmasına azami dikkat etmelidir. Belgedeki tahliye tarihi ve tanzim tarihi kısımlarının bizzat kiracının el yazısı ile doldurtulması, açığa imza itirazlarını ve TMK m. 2 (Hakkın kötüye kullanılması) iddialarını bertaraf etmek için en güvenli yöntemdir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan Daireleri, TBK m. 114 (mülga BK m. 98) uyarınca "Sorumluluğun Kapsamı" ve TMK m. 2 bağlamında "Tahliye Taahhütnamelerinin İspatı" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun sözleşme sorumluluğuna ve TBK m. 112/114 sistematiğine ilişkin kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Yargıtay’ın sözleşme sorumluluğunu tanımladığı bir karar: 'Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 96. (TBK. m. 112) maddesindeki... Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur... Kısacası sorumluluk şunların mevcudiyetine bağlıdır: a) Geçerli bir borç ilişkisinin varlığı, b) Borcun hiç ifa edilmemiş ya da kısmen ifa edilmiş bulunması, c) Borçlunun ademi ifasından alacaklının bir zarar görmesi, d) Zarar ile borcun ifa edilmemesi arasında bir illiyet bağı olması, e) Borçlunun ifa etmemede kusurlu olması şartlarının olayda varlığı aranmalıdır.'".

Açığa İmza ve Hakkın Kötüye Kullanılması (TMK m. 2) İddiası hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin (Harici bilgi senteziyle) içtihat yönelimi şöyledir: "Dava, tahliye taahhütnamesine dayalı icra takibine itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Davalı kiracı, taahhütnamedeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmiş, ancak belgenin sözleşme kurulurken tarih kısımları boş olarak (açığa imza) kiralayana verildiğini, sonradan anlaşmaya aykırı olarak kiralayanca doldurulduğunu (TMK m. 2 bağlamında hakkın kötüye kullanıldığını) savunmuştur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, boş belgeye imza atan kişi bunun sonuçlarına katlanmak zorundadır. Belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası, HMK m. 201 gereğince ancak ve ancak aynı kuvvette bir yazılı delille ispatlanabilir. Tanık beyanı ile bu husus ispatlanamaz. Davalı yazılı delil sunamadığından, usulüne uygun taahhütnameye dayalı tahliye kararı verilmesi hukuka uygundur." İspat yükü kendisine düşen taraf bunu yazılı belgeyle yerine getirmediği için davayı kaybetmiştir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 114. maddesinde vücut bulan Sözleşme İhlalinde Sorumluluğun Kapsamı rejimi ile tahliye taahhütnamelerinin tabi olduğu Şekli İspat kuralları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kıyas Yolunun Yarattığı Dogmatik Bulanıklık" ve "Şekilciliğin TMK m. 2 Karşısında Maddi Adaleti Ezmesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 114/2'nin Sözleşme İhlallerini Haksız Fiil Tazminat Hükümlerine (TBK m. 50-52) Mahkûm Eden Yollama (Atıf) Tekniğinin Yetersizliğidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu, sözleşmeden doğan sorumluluğun (pacta sunt servanda) kendine has, iradi ve planlanmış doğasını göz ardı etmiştir. "TBK. m.114/2 'de bulunan bu yollama karşısında kanun koyucu bu konuları yeniden düzenlemeyi haklı olarak gereksiz görmüştür" yaklaşımı, tembel bir yasama tekniğidir. Sözleşme ihlali, tarafların baştan riskleri bölüştüğü, fiyatlandırdığı ve kurallara bağladığı organik bir ilişkinin yıkılmasıdır. Oysa haksız fiil, birbirini hiç tanımayan iki kişinin yolda çarpışmasıdır. Sözleşme ihlalinde "kusurun hafifliğinin tazminatın indirimi sebebi olarak göz önünde tutulması", ahde vefa ilkesini zedelemektedir. Bir müteahhit veya tedarikçi borcunu ihlal ettiğinde, hâkimin haksız fiil mantığıyla "kusuru çok hafifti, tazminatı indireyim" demesi, alacaklının sözleşmeye bağladığı ekonomik beklentiyi (müspet zararı) haksız yere daraltmaktadır. Alman Hukukunda (BGB) sözleşme ihlalleri için özel ve bağımsız tazminat kuralları öngörülmüşken, Türk Hukukunun bu İsviçre menşeli "haksız fiile yollama" kolaycılığı, ticari sözleşmelerin ruhuna aykırı sonuçlar doğurmaktadır.

İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki ispat yükü ve hakkın kötüye kullanılması kavramları ekseninde değerlendirildiğinde; Tahliye Taahhütnameleri Uygulamasında, Yargıtay'ın "Açığa İmza" Kuramını Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2) Karşısında Fetişleştirmesinin Yarattığı Sosyal Çöküntüdür. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de altı çizildiği üzere; hukuk kuralları birer mantık aracı değil, toplumsal adaleti (Justitia commutativa) sağlayan enstrümanlardır. Kira sözleşmesi kurulurken, sokakta kalma korkusuyla boş kağıda imza atan kiracının durumu, modern toplumun en bilinen gerçekliğidir. Kiraya verenin, kanunun kiracıyı koruyan katı tahliye sebeplerini (kiracının lehine olan emredici hükümleri) aşmak için dolambaçlı bir yola saparak bu boş belgeyi alması ve yıllar sonra istediği tarihi atarak işleme koyması; hakkın sosyo-ekonomik amacından saptırılması ve karşı tarafı ezmek için kullanılmasıdır ki bu, tartışmasız bir Hakkın Kötüye Kullanılmasıdır (TMK m. 2). Ancak yargı mekanizması, "ispat yükü kendisine düşen taraf bunu yerine getirmezse davayı kaybeder" şeklindeki usuli kuralı (HMK m. 201 - senede karşı senetle ispat) maddi hukukun en yüce kuralı olan TMK m. 2'nin üzerine koymaktadır. Hâlbuki dürüstlük kuralına aykırılığın açıkça sırıttığı (Evidenter Rechtsmissbrauch) durumlarda, şekli ispat kurallarının yumuşatılması veya hâkim tarafından hayatın olağan akışının (karinelerin) devreye sokulması gerekirdi. Sistemin bu kör şekilciliği, kiracıyı koruma kanunlarının ruhunu fiilen yok etmekte ve adaleti usul kurallarının enkazı altında bırakmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 114'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 264.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 114. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.