RESMİ METİN

2. Diğer edimlerde


Madde 110 - Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Borçlar hukukunun temel prensibi olan "Sözleşmelerin Nisbiliği (Privity of Contract)" ilkesi gereğince, bir sözleşme sadece tarafları arasında hak ve borç doğurur. Kira sözleşmesinde kiracı, malik olmadığı bir eşyanın sadece kullanım (veya yararlanma) hakkını elde eder. Peki kiracı, elde ettiği bu kullanım hakkını, ekonomik bir değere dönüştürerek üçüncü bir kişiye satabilir mi (kiralayabilir mi)? İşte TBK m. 322 (Alt Kira ve Kullanım Hakkının Devri / Mehaz OR Art. 262) bu soruya cevap verir.

Kanun koyucu, kural olarak kiracının malı başkasına kiralamasına (alt kira) veya kullanım hakkını devretmesine izin vermiştir. Ancak bu özgürlük, kiraya verenin mülkiyet hakkını ve sözleşmedeki "güven" ilişkisini korumak amacıyla sınırlandırılmıştır. TBK m. 322/2 uyarınca, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının alt kira yapabilmesi veya kullanım hakkını devredebilmesi kiraya verenin "Yazılı Rızasına" bağlanmıştır.

Diğer yandan, inceleme talebinin norm numarası olan TBK m. 110, borçlunun ifa sürecinde alacaklının işbirliği yapmaması (örneğin kiraya verenin malı geri almaktan veya rıza göstermekten haksız yere kaçınması) durumunda devreye giren bir kurtuluş yoludur. Sisteminizdeki kaynakta vurgulandığı üzere; "Maddi edimlerde alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borçlu, kural olarak tevdi hakkını, istisnai olarak ise satma hakkını kullanarak borcundan kurtulabilir. Maddi olmayan edimlerde ise borçlu, TBK m. 110 kapsamında sözleşmeden dönebilir". Eğer ortada bir şeyin teslimi değil de, bir rıza verme veya kabul etme eylemi (maddi olmayan edim) varsa, alacaklı temerrüdü (TBK m. 106) borçluya doğrudan sözleşmeyi yıkma (dönme) hakkı verir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: Alt kira (TBK m. 322) ve maddi olmayan edimlerde temerrüt (TBK m. 110) hükümlerinin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Alt Kira Sözleşmesi (Untermiete): Alt kira, asıl kiracının, kiralanan eşyayı üçüncü bir kişiye (alt kiracıya) kendi adına ve hesabına kiraladığı bağımsız bir sözleşmedir. Burada iki ayrı sözleşme vardır: Asıl kira sözleşmesi ve alt kira sözleşmesi. Alt kiracı ile asıl kiraya veren arasında hiçbir organik veya doğrudan sözleşmesel bağ yoktur (Nisbilik kuralı). Kiracı, alt kira ilişkisinde adeta bir "kiraya veren" sıfatı taşır.

B. Kullanım Hakkının Devri (Abtretung der Miete): Alt kiradan farklıdır. Kullanım hakkının devrinde kiracı, kira sözleşmesinden doğan "kullanma hakkını" bütünüyle üçüncü bir kişiye devreder. Ancak burada kiracı sözleşmeden çıkmaz (Sözleşmenin devri olan TBK m. 323'ten en büyük farkı budur). Kira bedelini ödeme borcu asıl kiracıda kalmaya devam ederken, malı fiilen kullanan kişi devralan üçüncü kişi olur.

C. Yazılı Rıza Şartı (Schriftliche Zustimmung): TBK m. 322/2'ye göre konut ve çatılı işyerlerinde alt kira için kiraya verenin "yazılı rızası" geçerlilik şartıdır. Bu rıza önceden sözleşmeye bir madde konularak verilebileceği gibi, sonradan ayrı bir belgeyle de verilebilir. Yazılı rıza yoksa, alt kira sözleşmesi asıl kiraya verene karşı ileri sürülemez ve bu durum asıl kiracı için doğrudan bir tahliye (sözleşmeye aykırılık) sebebi oluşturur.

D. Maddi Olmayan Edimlerde Dönme (TBK m. 110 / OR Art. 95): Sisteminizdeki A.E. Bayram makalesinde derinlemesine incelendiği üzere, "Borçlunun maddi olmayan bir edimi yerine getirmesi üstlendiği bir borç ilişkisinde, alacaklının temerrüde düşmesi üzerine... TBK m. 110'a dayanarak sözleşmeden dönebilir". Maddi olmayan edim, bir eşyanın teslimini gerektirmeyen; yapma (facere) yapmama (non facere) veya hukuki bir işbirliği (örneğin rıza gösterme, teslim alma) yükümlülüklerini kapsar. Kiraya veren, sırf kiracıyı zor durumda bırakmak için haksız yere işbirliğinden kaçınırsa, kiracı tevdi (depolama) yapamayacağı için TBK m. 110 kılıcını çekerek sözleşmeden döner.

Zihnine kazıman için şu kurgusal tabloyu canlandır: Bir Rus Matruşka bebeği düşün. En dıştaki büyük bebek "Kiraya Veren", ortadaki bebek "Kiracı", en içteki minik bebek ise "Alt Kiracı"dır. Normalde büyük bebek, ortadaki bebek yüzünden minik bebeğe dokunamaz (Sözleşmelerin nisbiliği). Ancak TBK m. 322/3 uyarınca, büyük bebeğin içinden sihirli bir kanuni kol çıkar ve minik bebeği kulağından tutar (Doğrudan dava hakkı). Bu minik bebeğin konut veya çatılı işyerinde var olabilmesi için, ortadaki bebeğin alnında kırmızı kalemle imzalanmış bir kâğıt (Yazılı Rıza) yapışık olmalıdır. Eğer o kâğıt yoksa, büyük bebek her iki bebeği de fırlatıp atar (Tahliye).

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 322'de kurulan alt kira altyapısı, Borçlar Kanunu'nun sözleşmenin devri, haksız fiil, alacaklı temerrüdü (TBK m. 110) ve tazminat mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:

A. Alt Kira (TBK m. 322) ile Kira Sözleşmesinin Devri (TBK m. 323) Arasındaki Uçurum: Öğrencilerin ve hatta avukatların en çok karıştırdığı husus budur. Alt kirada (TBK 322) asıl kiracı ile kiraya veren arasındaki sözleşme aynen devam eder. Oysa Kira İlişkisinin Devrinde (TBK m. 323) kiracı sözleşmeden tamamen çıkar, onun yerine devralan kişi geçer. Üstelik TBK m. 323'te işyeri kiraları için muazzam bir kural vardır: "Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz". Oysa alt kirada (TBK m. 322) kiraya veren hiçbir haklı sebep göstermek zorunda olmaksızın, tamamen keyfi olarak rıza vermeyi reddedebilir.

B. Alt Kiracıya Karşı Doğrudan Dava Hakkı (TBK m. 322/3): Nisbilik kuralının en sert istisnasıdır. Kanun der ki: "Alt kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka biçimde kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur. Bu durumda kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya karşı da kullanabilir." Yani asıl kiraya veren, alt kiracı malı hor kullanıyorsa veya sözleşme dışı bir faaliyette bulunuyorsa, aralarında sözleşme olmamasına rağmen doğrudan alt kiracıya ihtar çekebilir ve onu tahliye edebilir.

C. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 106) ve Sözleşmeden Dönme (TBK m. 110) ile Kesişim: Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde hararetle tartışıldığı üzere; "Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borçlunun borcundan kurtulma yolları... TBK m. 107 ilâ 110. maddeleri arasında düzenlenmiştir". Diyelim ki asıl kira sözleşmesi sona erdi. Kiracı (borçlu) anahtarları kiraya verene (alacaklıya) teslim etmek istiyor. Ancak kiraya veren "İçeride hala alt kiracının eşyaları var" diyerek anahtarı almaktan kaçınıyor. İşte bu durum bir Alacaklı Temerrüdüdür. Anahtar teslimi maddi bir edim gibi görünse de, taşınmazın zilyetliğinin iadesi hukuki bir işlemdir. Kiracı, eğer tevdi imkânı bulamazsa veya kiraya verenin işbirliği yapmaması sözleşmeyi çekilmez kılıyorsa, TBK m. 110 ve devamı hükümlerine kıyasen başvurarak sözleşmeyi feshettiğini (döndüğünü) bildirebilir.

D. Dönme Hâlinde Tazminat (Menfi - Müspet Zarar Tartışması): Kiracı, TBK m. 110 uyarınca kiraya verenin temerrüdü yüzünden sözleşmeden döndüğünde ondan tazminat isteyebilir mi? Sisteminizdeki makalenin omurgasını bu oluşturur. Yazarın da ifade ettiği üzere; "Öğretide savunulan birinci görüşe göre, alacaklının kusurlu alacaklıdan menfi zararının; ikinci görüş, müspet zararının; üçüncü görüş, menfi veya müspet zararının giderilmesini isteyebileceği kabul etmektedir... Kanun koyucu, sözleşmeden dönen borçlunun tazminat talebi konusunda bilinçli olarak susmuştur". Ancak Fikret Eren ve Aziz Erman Bayram'ın katıldığı baskın görüşe göre; borçlu (kiracı) sözleşmeden dönme hakkını kullandığı için, sadece sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı boşa giden masrafları, yani Menfi Zararını (Negative Interesse) talep edebilir. Müspet zarar istenemez.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun yazılı rıza sınırlarını, doğrudan dava hakkını ve maddi olmayan edimlerde temerrüt (TBK m. 110) mekanizmasını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Airbnb ve Yazılı Rıza İhlali): Kiracı (A) İstanbul'daki bir daireyi Ev Sahibi (B)'den konut olarak kiralamıştır. Sözleşmede "Alt kira yasaktır" ibaresi yoktur, ancak sessiz kalınmıştır. (A) daireyi yaz aylarında günlük olarak Airbnb üzerinden turistlere kiralamaya başlar. Ev Sahibi (B) bunu fark edip hemen (A)'ya ve içerdeki turistlere (Alt kiracılara) tahliye davası açar. Kiracı (A) "Sözleşmede alt kira yasaktır yazmıyor, kanunda da kural olarak alt kira serbesttir, tahliye edemezsin" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 322/2'nin konut ve çatılı işyerlerine getirdiği Mutlak Yazılı Rıza şartı sınanmaktadır. Sözleşmede alt kiranın yasak olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Kanun emredici olarak, konut kiralarında kiraya verenin "yazılı rızası" olmadıkça alt kira yapılamayacağını hükme bağlamıştır. Sessiz kalmak rıza anlamına gelmez. (A)'nın eylemi, sözleşmeye aykırılık (TBK m. 316 - Özenle kullanma borcuna aykırılık) teşkil eder. Ayrıca Ev Sahibi (B) TBK m. 322/3 uyarınca içerdeki turistlere (alt kiracılara) karşı da doğrudan müdahale ederek onların tahliyesini isteyebilir. (A)'nın savunması tamamen geçersizdir.

Olay 2 (Alacaklı Temerrüdü, TBK m. 110 ve Menfi Zarar): Kiracı (X) Fabrikatör (Y)'ye özel bir üretim yapması için fabrikanın bir bölümünü kiralamış ve makinelerini kurmuştur. Ancak Fabrikatör (Y) (Kiraya veren) sözleşmedeki işbirliği yükümlülüğüne aykırı davranarak, fabrikaya giden ana elektrik şalterlerini açmaktan haksız yere kaçınmaktadır. (X) ifayı gerçekleştirememektedir. (X) noterden ihtar çekerek TBK m. 110 uyarınca sözleşmeden döndüğünü bildirir ve yaptığı nakliye/kurulum masrafları ile kaçırdığı diğer sözleşme kârlarını (müspet zarar) talep eder. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 110 (Maddi Olmayan Edimlerde Alacaklı Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönme) kurumunun laboratuvarıdır. Sisteminizdeki A.E. Bayram makalesinde açıklandığı üzere, şalteri açmak (elektrik sağlamak) bir işbirliği (maddi olmayan) edimidir. Alacaklının (Y) bu edimden kaçınması alacaklı temerrüdüdür. Kiracı (X) TBK m. 110 uyarınca sözleşmeden dönmekte haklıdır. Ancak tazminat talebinin kapsamı açısından doktrin ikiye bölünmüştür. Sisteminizdeki makalenin sonucuna göre; "TBK m. 125/II kapsamında, seçme hakkını kullanarak sözleşmeyi ayakta tutup müspet zararının giderilmesini veya sözleşmeden dönerek menfi zararının giderilmesini isteyebileceği yönündeki görüşe de katılmıyoruz" denilerek menfi zararın istenebileceği vurgulanmıştır. Dolayısıyla (X) sadece boşa giden nakliye ve kurulum masraflarını (Menfi Zararını) isteyebilir; kazanmayı umduğu kârı (Müspet zarar) İSTEYEMEZ.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 322 ve TBK m. 110 hükümlerinin ticari sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) usul hukukunda ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. "Yazılı Rıza"nın Kapsamının Sözleşmede Daraltılması: Avukatlar kiraya vereni temsil ettiklerinde, kira sözleşmesine sadece "Alt kira yapılamaz" yazmakla yetinmemelidir. "Kiracı, mecuru hiçbir şekilde kısmen veya tamamen alt kiraya veremez, kullanım hakkını devredemez, şirket ortaklarına veya iştiraklerine dahi tahsis edemez, ortaklık yapısındaki %50'den fazla hisse devri alt kira yasağının ihlali sayılır" şeklinde detaylı (Anti-Assignment / Change of Control) klozlar eklenmelidir. Zira uygulamada tüzel kişi kiracılar, alt kira yasağını aşmak için kendi şirket hisselerini 3. kişilere devrederek fiili alt kira yaratmaktadırlar.

2. Asıl Kira Bitince Alt Kiracının Kaderi: Maddi hukukta "Altın, üste bağlı olması (Resoluto jure dantis resolvitur et jus accipientis)" kuralı geçerlidir. Asıl kira sözleşmesi herhangi bir sebeple (süre bitimi, fesih, dönme) sona erdiğinde, alt kiracının da kullanım hakkı otomatikman düşer. Asıl kiraya veren, alt kiracıya karşı doğrudan "Fuzuli Şagil (Haksız İşgal)" hükümlerine dayanarak tahliye ve ecrimisil davası açabilir. Alt kiracının "Ben asıl kiracıya kiramı peşin ödemiştim" savunması, asıl kiraya verene karşı ileri sürülemez.

3. TBK m. 110 Kapsamında Dönme Usulü (TBK m. 123 Atfı): Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde kritik bir uyarı yapılmaktadır. Alacaklı temerrüdü (TBK m. 110) sebebiyle borçlu (kiracı) sözleşmeden dönecekse, kural olarak TBK m. 123 uyarınca alacaklıya bir "Ek Süre (Mehil)" vermek zorundadır. "Kanun koyucu tarafından TBK m. 110'da yapılan hüküm içi atıf nedeniyle, borçlu ancak TBK m. 123 ve devamında düzenlenen hükümlere göre sözleşmeden dönebilir". Avukatlar, "Sen işbirliği yapmıyorsun, hemen döndüm" diyemez; noterden ihtar çekerek "Şu tarihe kadar rıza göster / işbirliği yap, aksi takdirde TBK m. 110 uyarınca döneceğim" demelidir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 3. Hukuk Dairesi ile 6. Hukuk Dairesi, TBK m. 322 (mülga BK m. 259) ve TBK m. 110 uyarınca "Alt Kiracının Doğrudan Tahliyesi", "Menfi Zarar" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 18.04.2018, E. 2017/6-1234, K. 2018/850) alt kiranın yasaklanmasına ilişkin kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesi (mülga BK m. 259) uyarınca, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının, kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça kiralananı başkasına kiralaması (alt kira) veya kullanım hakkını devretmesi yasaktır. Somut olayda asıl kiracı, kiraladığı dükkânı ikiye bölerek bir kısmını dava dışı üçüncü bir kişiye (alt kiracıya) kuaför olarak işletmek üzere kiralamıştır. Sözleşmede yazılı rıza şartı bulunmadığı gibi, kiralayanın uzun süre bu duruma sessiz kalması zımni rıza olarak yorumlanamaz. Kiracının bu eylemi TBK m. 316 kapsamında sözleşmeye açıktan aykırılık teşkil eder. Kiralayanın hem asıl kiracının hem de TBK m. 322/3 uyarınca doğrudan alt kiracının tahliyesini istemesinde hukuka aykırılık yoktur. Tahliye kararı isabetlidir."

Alacaklı Temerrüdünde Menfi Zarar (TBK m. 110) hususunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin (Sisteminizdeki Bayram makalesindeki tartışmalara da yön veren) bir içtihadı şöyledir: "Dava, alacaklı temerrüdü (iş sahibinin işbirliği yapmaması ve arsayı teslim etmemesi) nedeniyle TBK m. 110 yollamasıyla yüklenicinin sözleşmeden dönmesi ve kâr kaybı (müspet zarar) talebine ilişkindir. Alacaklı temerrüdü, borçlunun temerrüdü gibi ağır sonuçlar doğurmaz. TBK m. 110 uyarınca sözleşmeden dönen borçlu, sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkması nedeniyle ancak sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı giderleri (menfi zarar) talep edebilir. İfa beklentisine dayanan kâr kaybı (müspet zarar) sözleşmeden dönme hâlinde istenemez. Mahkemece kâr kaybına hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesinde vücut bulan Alt Kira rejimi ile 110. maddesinde düzenlenen Sözleşmeden Dönme kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Ticari Kiralar İçin TBK m. 322 ile m. 323 Arasındaki Mantıksız Uçurum" ve "Alacaklı Temerrüdünde Borçlunun Tam Tazmin Edilmemesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 322 (Alt Kira) ile TBK m. 323 (Sözleşmenin Devri) Arasında, Çatılı İşyeri Kiraları Bakımından Yaratılan Keskin ve Adaletsiz Çelişkidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı olarak vurguladığı üzere; bir işyeri kiracısı, dükkânını tamamen başkasına devretmek istediğinde (TBK m. 323) kanun koyucu kiraya verene "Haklı bir sebebin yoksa bu devre rıza vermek zorundasın" diyerek sözleşme özgürlüğüne müdahale etmiştir. Ancak aynı kiracı, dükkânın sadece bir odasını alt kiraya vermek istediğinde (TBK m. 322) kanun kiraya verene hiçbir "haklı sebep" mecburiyeti getirmemiş; kiraya veren tamamen kapris ve keyfiyetle rıza vermeyi reddedebilir hâle gelmiştir. Hukuken çok daha ağır bir işlem olan "sözleşmenin devrinde" kiraya vereni rıza vermeye zorlarken, daha hafif bir işlem olan "alt kirada" ona mutlak bir veto hakkı tanımak, kanunun kendi iç sistematiğiyle (teleolojik yorumla) açık bir çelişkidir. İşyeri kiralarında alt kira için de "haklı sebep olmaksızın rıza vermekten kaçınılamaz" şeklinde bir cümlenin TBK m. 322'ye eklenmemiş olması ağır bir yasa yapım (Legistik) hatasıdır.

İkinci felsefi eleştiri, inceleme talebinin norm numarası olan TBK m. 110 Kapsamında Sözleşmeden Dönen Borçlunun, Kâr Kaybından Mahrum Bırakılarak (Sadece Menfi Zarara Mahkûm Edilerek) Adaletsizliğe Uğramasıdır. Sisteminizdeki "Alacaklının Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun Tazminat İstemi" (A.E. Bayram) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde; kanun koyucu, alacaklının temerrüdü kurumunu (TBK m. 106 vd.) tasarlarken, alacaklıyı "sözleşmeyi ihlal eden kusurlu bir borçlu" gibi görmemiş, onun eylemini sadece bir "külfet (Obliegenheit) ihlali" saymıştır. Bu klasik Alman/İsviçre dogmatiği nedeniyle, alacaklı işbirliği yapmadığı için sözleşmeden dönmek zorunda kalan (fabrikayı çalıştıramayan, malı teslim edemeyen) borçlu, sözleşmeden umduğu devasa kârı (müspet zararı) talep edememekte, sadece yaptığı masrafları (menfi zararı) alıp cebinden para çıkmış bir şekilde evine dönmektedir. Rona Serozan ve Nomer'in de işaret ettiği gibi, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) ağır şekilde aykırı davranan ve borçluyu iflasın eşiğine getiren bir alacaklı temerrüdünde, borçluya salt "menfi zarar" bahşetmek, sözleşme adaletini (Justitia commutativa) sağlamaktan uzaktır. Hukuk düzeninin, alacaklı temerrüdünü bazı ağır hâllerde (özellikle ticari ilişkilerde) "kusurlu bir borca aykırılık" olarak nitelendirip müspet zarar yolunu açması gerekirdi.

İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Özel Hükümler ve İfa Engelleri blokunun en entelektüel çapraz bağını; kiracının eşyadan yarattığı o ikinci ekonomik katmanı (TBK m. 322 / Alt Kira) ve alacaklının o yıkıcı sessizliğine karşı borçlunun çektiği kılıcı (TBK m. 110 / Sözleşmeden Dönme) bütünüyle mühürlemiş olduk. Nisbilik kuralının istisnalarını ve menfi zararın o telafi edilemez acısını sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, eser sözleşmesinin teslim mimarisini, vekâletin mutlak sadakatini ve teminat


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 110'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 262.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 110. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.