1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku mimarisinde satış sözleşmesi (Emptio
Venditio) tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) sözleşmelerin
anayasasıdır. Satış sözleşmesi kurulduğu an mülkiyet kendiliğinden alıcıya
geçmez. Türk-İsviçre eşya hukuku sistematiğine hâkim olan Ayrılık İlkesi
(Trennungsprinzip) ve Nedensellik İlkesi (Kausalitätsprinzip) gereğince,
satış sözleşmesi yalnızca bir Borçlandırıcı İşlemdir
(Verpflichtungsgeschäft). Satıcı, sözleşmenin kurulmasıyla birlikte malın
mülkiyetini ve zilyetliğini alıcıya devretme borcu (şahsi bir edim yükümlülüğü)
altına girer. Bu borcun ifa edilmesi ise ayrı bir Tasarruf İşlemini
(Verfügungsgeschäft) gerektirir.
Satıcının bu devir borcunu yerine getirmesi sürecinde, eşyanın (satılanın)
tarafların kusuru olmaksızın (örneğin bir deprem, sel veya hırsızlık sonucu)
yok olması veya ağır hasar görmesi ihtimali, hukuk tarihinin en çetrefilli
sorunlarından birini doğurmuştur: Hasar (Gefahr / Periculum) kime aittir?
Eşya yok olduğunda, alıcı malı teslim alamamasına rağmen satış bedelini
satıcıya ödemek zorunda kalacak mıdır?
İşte mehaz OR Art. 185 (yeni TBK m. 208 / mülga BK m. 152) satıcının
teslim borcunun ifası ile hasarın geçişi arasındaki o kopmaz bağı düzenler.
Mülga kanun ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu, Roma hukukundan miras kalan
"Periculum est emptoris" (Hasar alıcıya aittir) kuralını benimseyerek,
sözleşme kurulduğu an hasarın alıcıya geçeceğini kabul etmişken; 6098 sayılı
yeni TBK m. 208 bu tarihsel kuralı yıkarak, hasarın kural olarak ancak
Zilyetliğin Devri (Teslim) anında alıcıya geçeceğini vazederek yepyeni bir
dogmatik zemin yaratmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: Satıcının asli edim yükümlülükleri ve hasar riskinin geçişine
ilişkin kavramların bütünüyle kavrayabilmek için, kurumun Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz
edilmesi elzemdir:
A. Zilyetliğin Devri (Teslim / Traditio):
Satıcının ilk ve en somut asli edim yükümlülüğüdür (TBK m. 211). Zilyetliğin
devri, eşya üzerindeki fiili hâkimiyetin (corpus) alıcıya bırakılmasıdır.
Taşınırlarda bu genellikle eşyanın elden ele verilmesi (fiziki teslim) ile
olurken; bazen kısa elden teslim, havale veya zilyetliğin havalesi gibi
yollarla da gerçekleşebilir. Yeni TBK m. 208 uyarınca Hasarın ve Yararın
Geçişi, taşınır satışlarında kural olarak bu teslim (zilyetliğin devri)
anında gerçekleşir. Mal teslim edilene kadar satıcının risk alanındadır.
B. Mülkiyetin Devri (Übergang des Eigentums):
Satıcının nihai edim yükümlülüğüdür. Alıcı, malın sadece kullanıcısı değil,
"maliki" olmak için bedel öder. Taşınırlarda mülkiyetin geçişi kural olarak
zilyetliğin devriyle (TMK m. 762) gerçekleşir. Taşınmazlarda ise mülkiyetin
geçişi ancak tapu siciline Tescil (Eintragung) işlemi ile (TMK m. 705)
sağlanır. Satıcı zilyetliği devretmiş ama mülkiyeti (örneğin mal başkasına ait
olduğu için) geçirememişse, zapta karşı tekeffül sorumluluğu doğar.
C. Hasar (Gefahr / Periculum):
Borçlar hukukunda hasar, sözleşmenin kurulmasından sonra, fakat ifadan
(teslimden) önce, satılan malın Tarafların Kusuru Olmaksızın (Kusursuz
İmkânsızlık - TBK m. 136) telef olması, yanması, çalınması veya değerini
yitirmesi riskidir. Hasarın kime ait olduğu sorusu şu demektir: Mal yok
olduğunda, satıcı malı teslim borcundan kurtulur (imkânsızlık); peki alıcı,
alamadığı bu malın bedelini (semen) yine de satıcıya ödemek zorunda kalacak
mıdır? Eğer hasar satıcıdaysa (Casum sentit dominus) bedel isteyemez; hasar
alıcıdaysa (Periculum est emptoris) malı alamasa da bedeli ödemek
zorundadır.
D. Parça Borcu ve Çeşit (Cins) Borcu Ayrımı:
Mehaz OR Art. 185 ve yeni TBK m. 208 uygulamasında hasarın geçiş anı, borcun
niteliğine göre değişir. Satılan mal bir Parça Borcu (Stückschuld) ise
(örneğin şasi numarası belli ikinci el bir araç, özel bir tablo) mal
bireyselleştiği için zilyetliğin devriyle hasar geçer. Ancak satılan mal bir
Çeşit Borcu (Gattungsschuld) ise (örneğin 10 ton buğday, 50 adet sıfır
kilometre televizyon) hasarın alıcıya geçmesi için malın teslimi yetmez, aynı
zamanda ifa için Ayrılmış (Bireyselleştirilmiş) olması gerekir. Eğer mal
başka bir yere gönderilecekse (mesafe satışı) malın nakliyeciye teslim
edilmesiyle hasar alıcıya geçer (TBK m. 208/3).
3. Sistematik İlişkiler
Satıcının teslim borcu ve hasarın geçişi altyapısı, Borçlar Kanunu'nun
imkânsızlık, alacaklı temerrüdü, ifa yerine edim ve temerrüt faizi mimarisiyle
son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. İfa İmkânsızlığı (TBK m. 136) ile Hasarın Geçişinin Kesişimi:
Sisteminizdeki Mehmet Altunkaya ve Edanur Çomaklı'ya ait "Taşınmaz Satış
Vaadinin Konusunun İmkânsız Hale Gelmesi" başlıklı kaynakta derinlemesine
incelendiği üzere; sözleşme kurulduktan sonra ancak ifadan önce malın kusursuz
olarak yok olması bir sonraki imkânsızlıktır. Eserde vurgulandığı gibi,
"Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlâli biçimlerinden biri de kusurlu ifa
imkânsızlığıdır.". Normal bir borç ilişkisinde (örneğin hizmet
sözleşmesinde) kusursuz imkânsızlık hâlinde borçlu borcundan kurtulur ve aldığı
karşı edimi sebepsiz zenginleşme olarak iade eder (TBK m. 136/2). Ancak
satış sözleşmesinde durum farklıdır! Eğer malın yok olduğu an itibarıyla
Hasar Alıcıya Geçmişse, satıcı teslim borcundan (imkânsızlık nedeniyle)
kurtulmasına rağmen, TBK m. 136/2'nin istisnası olarak Alıcıdan Satış
Bedelini İsteme Hakkını Korur. İlgili kaynakta da belirtildiği üzere,
kusursuz imkânsızlıkta edimler kural olarak iade edilirken, hasarın alıcıya
geçtiği özel kanun hükümlerinde alıcının bedel ödeme borcu devam eder.
B. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ve Hasarın Erken Geçişi:
Satıcı malı sözleşmeye uygun olarak ifa yerine getirmiş ve alıcıya sunmuş,
ancak alıcı haklı bir sebep olmaksızın malı teslim almaktan kaçınmışsa
Alacaklı Temerrüdü (Mora Creditoris) doğar. Sisteminizdeki Aziz Erman
Bayram'a ait "Alacaklının Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun
Tazminat İstemi" başlıklı eserde incelendiği üzere, alacaklı temerrüdü
borçluyu ağır bir yükten kurtarır. Satış hukukunda bunun en yıkıcı
sonucu hasarın geçişinde görülür. TBK m. 208/2 uyarınca; zilyetliğin devri
gerçekleşmemiş olsa bile, şayet alıcı satıcının ifa teklifini reddederek
Temerrüde Düşerse, Hasar ve Yarar Alıcıya Geçer. Yani alıcı malı almayı
reddettikten sonra, o gece depoya yıldırım düşer ve mal yok olursa, satıcı
bedelin tamamını alıcıdan talep edebilir. Alacaklı temerrüdü, teslimin hukuki
sonuçlarını öne çeker.
C. Temerrüt Faizi ve Satıcının / Alıcının Gecikmesi (İnceleme Başlığındaki
TBK m. 103 İle Bağlantı):
Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" başlıklı eserde (Mustafa Serhat
Şen) vurgulandığı üzere, satış sözleşmesinde alıcının bedeli ödemekte gecikmesi
(borçlu temerrüdü) hâlinde alacaklı (satıcı) kural olarak temerrüt faizi talep
edebilir. Keza alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse, satıcı
muacceliyet şartlarına uyarak tüm bedeli veya temerrüt faizini (ve varsa aşkın
zararı) isteyebilir. Satıcının teslim borcunda temerrüde düşmesi hâlinde
ise alıcı, aynen ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, mehil vererek
sözleşmeden dönme hakkını da kullanabilir. Satıcının teslim temerrüdü devam
ederken mal kusursuz olarak yok olursa (TBK m. 119/1) satıcı "hasar alıcıya
geçti" diyemez; temerrüt hâlinde hasar borçluya (satıcıya) aittir ve satıcı
zararı tazminle yükümlüdür.
D. İfa Yerine Edim (TBK m. 69) ve Ayıp/Zapt Tekeffülü Bağlantısı:
Sisteminizdeki Özge İnci'ye ait "İfa Yerine Edimde Ayıp ve Zapta Karşı
Tekeffül" makalesinde işaret edildiği üzere; bir borçlu para borcunu ödemek
yerine elindeki bir malın mülkiyetini alacaklıya devrederse (Datio in solutum) bu işlem hukuken bir "satış" sözleşmesi niteliği taşır. Devredilen
malın mülkiyetinde üçüncü kişilerin hak iddia etmesi (Zapt) veya malın arızalı
çıkması (Ayıp) hâlinde, bizzat Satış Sözleşmesindeki Satıcının Ayıp ve Zapta
Karşı Tekeffül (TBK m. 214 vd.) hükümleri kıyasen uygulanır.
Satıcının mülkiyeti kusursuz devretme borcu, sadece klasik satışta değil, ifa
yerine edim sözleşmelerinde de hukukun koruması altındadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun mülkiyet devri, hasarın geçişi ve imkânsızlık mekanizmalarını test
etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Parça Borcunda Hasarın Geçişi ve Deprem İmkânsızlığı):
Koleksiyoner (A) Galerici (B)'den 1960 model özel bir klasik aracı 2 Milyon
TL'ye satın alır. Sözleşme imzalanır ve bedelin yarısı ödenir. Aracın teslimi
(zilyetliğin devri) ve noter devri işlemi bir hafta sonra yapılacaktır. Üçüncü
gün yaşanan şiddetli bir depremde galeri çöker ve klasik araç tamamen enkaz
altında kalarak yok olur. (A) ödediği 1 Milyon TL'nin iadesini ister. Galerici
(B) ise mülga BK m. 152'yi (veya eski İsviçre kuralı OR Art. 185'i) aklına
getirerek, "Sözleşme kurulduğu an hasar alıcıya geçer, paranın kalan 1
Milyonunu da bana ödeyeceksin" der.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 208'in getirdiği yenilik ve Kusursuz
İmkânsızlık (TBK m. 136) kuralı doğrudan sınanmaktadır. Sisteminizdeki
Altunkaya/Çomaklı eserinde de vurgulandığı gibi, kusursuz imkânsızlık hâlinde
borçlu (B) teslim borcundan kurtulur. Ancak hasar (bedel riski) kime
aittir? Eski mülga BK döneminde olsaydık Galerici (B) haklı çıkardı (Periculum
est emptoris). Ancak 6098 sayılı yeni TBK m. 208 uyarınca, hasar kural olarak
ancak Zilyetliğin Devri (Teslim) anında geçer. Araç henüz teslim edilmediği
için hasar (risk) satıcı (B)'nin üzerindedir. Araç yok olduğu için (B) 2 Milyon
TL'lik alacağından mahrum kalır, üstelik (A)'dan aldığı 1 Milyon TL'yi de
sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (imkânsızlık nedeniyle) iade etmek
zorundadır.
Olay 2 (Çeşit Borcunda Hasar, Mesafe Satışı ve Nakliyeci):
Fabrikatör (X) Toptancı (Y)'ye İstanbul'dan Ankara'ya gönderilmek üzere 50
adet standart marka sıfır kilometre televizyon satar. Sözleşme gereği nakliye
organizasyonunu satıcı (X) yapacaktır. (X) televizyonları ayırır, paketler ve
bağımsız bir kargo şirketine Ankara'ya teslim etmesi için verir. Kargo kamyonu
yolda yıldırım düşmesi sonucu yanar ve televizyonlar kül olur. Toptancı (Y)
"Mal bana teslim edilmedi (zilyetlik bana geçmedi) bedeli ödemem, bana yeni 50
televizyon gönder" der. Fabrikatör (X) ise "Malı kargoya verdim, hasar sana
geçti, bedeli öde" der.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 208/3'te düzenlenen Mesafe Satışında
Hasarın Geçişi kuralının laboratuvarıdır. Satılan mal bir çeşit (cins)
borcudur. Çeşit borçlarında malın teslim edilmek üzere nakliyeciye (taşıyıcıya)
verilmesi anında, zilyetlik henüz alıcıya fiziken geçmemiş olsa bile kanun
gereği Hasar Alıcıya (Y'ye) Geçer. Dolayısıyla televizyonların yolda
yanması (kusursuz imkânsızlık) riskini alıcı (Y) çeker. Toptancı (Y) yanan
televizyonları hiç teslim almamış olmasına rağmen, satış bedelinin tamamını
Fabrikatör (X)'e ödemek zorundadır. (Y)'nin tek çaresi, zararı kargo şirketinin
sigortasından talep etmektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 208 ve m. 211 hükümlerinin uluslararası ticarette (Legal Drafting) tapu
dairelerinde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli
ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. INCOTERMS ve Hasarın Geçişinin Değiştirilmesi:
TBK m. 208 yedek bir hukuk kuralıdır. Avukatlar, ticari sözleşmeleri (özellikle
ithalat/ihracat) hazırlarken mutlaka Milletlerarası Ticaret Odası'nın (ICC)
hazırladığı INCOTERMS klozlarlarını (EXW, FOB, CIF, DDP) kullanmalıdır. Örneğin
sözleşmeye "EXW (Ex Works - İşyerinde Teslim)" yazılırsa, satıcı malı kendi
fabrikasının kapısına koyduğu an hasar alıcıya geçer. "DDP (Delivered Duty Paid
- Gümrük Vergileri Ödenmiş Olarak Teslim)" yazılırsa, hasar mal alıcının
ülkesindeki deposuna girene kadar satıcının üzerindedir. Sözleşmeye bu kodların
yazılması, hasarın geçiş anına dair tüm yasal boşlukları ve tartışmaları
ortadan kaldırır.
2. Taşınmaz Satışlarında Hasarın Tescille Geçeceği Yanılgısı:
Uygulamada yapılan en büyük dogmatik hata, taşınmazlarda (arsa, ev) hasarın
tapuda tescil anında geçtiğinin sanılmasıdır. Oysa mülkiyet tescille geçerken
(TMK m. 705) hasar kural olarak Zilyetliğin Devriyle (Fiili Teslimle)
geçer. Tapuda devir işlemi yapılmış olsa dahi, eğer evin anahtarı (zilyetliği)
1 ay sonra teslim edilecekse ve o 1 ay içinde ev yanarsa, hasar kural olarak
(teslim gerçekleşmediği için) zilyetliği elinde tutan tarafta kalır. Avukatlar,
taşınmaz satış sözleşmelerine mülkiyetin geçişi ile zilyetliğin devri anı
arasındaki hasar riskini kimin taşıyacağını açıkça yazmalıdırlar.
3. Mülkiyeti Muhafaza Kaydı (Eigentumsvorbehalt) ve Hasar:
Satıcı malı teslim etmesine rağmen bedelin tamamını alamamışsa, mülkiyetin
alıcıya geçmesini engellemek için noterlikçe düzenlenecek bir "Mülkiyeti
Muhafaza Sözleşmesi" yapabilir (TMK m. 764). Bu durumda malın zilyetliği
alıcıdadır ancak mülkiyet (bedel ödenene dek) satıcıda kalır. Peki bu durumda
mal yanarsa hasar kime aittir? Hasar malikin değil, zilyetliğin geçişiyle
belirlendiği için (TBK m. 208) mülkiyet satıcıda kalsa bile mal alıcının
elinde yandığı için hasarı alıcı çeker ve bedeli ödemek zorunda kalır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
13., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 208 (mülga BK m. 152) uyarınca
"Zilyetliğin Devri", "Alacaklı Temerrüdünün Hasara Etkisi" ve "İmkânsızlık"
hususlarında yeni kanunun ruhuna uygun bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 14.05.2014, E. 2013/13-1084,
K. 2014/661) satışta imkânsızlık ve hasarın geçişine ilişkin kararında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Mülga 818 sayılı BK döneminde kural, hasarın
sözleşmenin kurulmasıyla alıcıya geçmesi yönünde iken; somut uyuşmazlığın da
tabi olduğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 208. maddesi uyarınca, hasar ve
yarar kural olarak ancak zilyetliğin devri (teslim) anında alıcıya geçmektedir.
Dava konusu olayda, satıcının edimi olan sıfır kilometre aracın, satıcının
otoparkından alıcıya fiziken teslim edilmeden önce yaşanan sel felaketi sonucu
ağır hasar görerek pert (kullanılamaz) hâle geldiği sabittir. Eşya alıcıya
teslim edilmediğinden hasar henüz satıcının uhdesindedir. Kusursuz ifa
imkânsızlığı (TBK m. 136) kuralları gereğince satıcı teslim borcundan kurtulsa
da, hasar kendisine ait olduğundan, alıcıdan tahsil ettiği satış bedelini
sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade etmekle yükümlüdür."
Taşınmaz Satış Vaadinde İmkânsızlık hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin
(Sisteminizdeki Altunkaya/Çomaklı eserinde de atıf yapılan paralellikteki)
içtihadı şöyledir: "Taraflar arasında geçerli bir taşınmaz satış vaadi
sözleşmesi bulunmakta olup, ferag işleminden önce taşınmazın imar planı
değişikliğiyle yeşil alana ayrıldığı ve kamulaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu
durum kusursuz ifa imkânsızlığı yaratır. Henüz mülkiyet ve zilyetlik
devredilmediğinden hasar satıcı üzerinde kalmıştır. Bu nedenle satıcı, sözleşme
uyarınca önceden tahsil ettiği peşinatları denkleştirici adalet ilkesi uyarınca
alıcıya iade etmek zorundadır."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 208. ve 211. maddelerinde vücut bulan Satıcının
Borçları ve Hasarın Geçişi rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren,
M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kanun
Koyucunun İsviçre Hukukundan (OR Art. 185) Bilinçli Kopuşunun Doğurduğu
Sistematik Uyumsuzluklar" ve "Sözleşmeden Dönme ile Hasarın Geçişi Arasındaki
Mantıksal Çatışmalar" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay
hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, Yeni 6098 Sayılı TBK m. 208'in Roma
Hukukundan Gelen "Periculum Est Emptoris" (Hasar Alıcıya Aittir) Kuralını Terk
Edip, Hasarın Geçişini Zilyetliğin Devrine Bağlamasının (Trennungsprinzip ve
Eşya Hukuku ile Çelişkileri) Yaratttığı Makroekonomik ve Sistematik
Sarsıntıdır. Mülga 818 sayılı BK m. 152 ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR
Art. 185 hükmü, sözleşmenin kurulmasıyla hasarın alıcıya geçeceğini kabul
ediyordu. Alman Hukuku (BGB) ve Viyana Satım Antlaşması (CISG) ise hasarın
"teslim" (zilyetliğin devri) ile geçeceği ilkesini benimsemişti. Türk yasa
koyucusu 2012 yılında büyük bir devrim yaparak İsviçre mehazından koptu ve TBK
m. 208 ile Alman/CISG modelini (Zilyetliğin devrini) benimsedi. Fikret Eren ve
Turgut Öz'ün hararetle savunduğu üzere; bu değişiklik, alıcının henüz eline
bile geçmeyen bir mal için bedel ödemesini engelleyerek "tüketiciyi koruyan" ve
adalete çok daha uygun olan (denkleştirici adaleti sağlayan) tarihi bir
düzeltmedir. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği
gibi; bu kopuş, kanunun diğer maddelerinde ciddi sarsıntılar yaratmıştır.
Örneğin TBK m. 136'daki kusursuz imkânsızlık kuralları, eskiden BK m. 152'deki
o geniş (hasarın anında alıcıya geçtiği) istisnayla bir denge kuruyordu. Şimdi
hasar ancak teslimle geçtiğine göre, sözleşme kurulduktan sonra malı yanan
satıcı, hem malından olmakta hem de bedel alamamaktadır. Bu durum ekonomik
riski tamamen satıcının sırtına yıkmış, satıcıları (özellikle tarım ürünleri ve
emtia satışlarında) çok daha pahalı sigorta poliçeleri yapmaya mecbur bırakarak
maliyet enflasyonuna yol açmıştır.
İkinci felsefi eleştiri, Kısmi İmkânsızlık ve Alacaklı Temerrüdü Bağlamında,
İrade Teorisi ile Sözleşme Adaletinin Çatışmasıdır. Sisteminizdeki
"Alacaklının Temerrüdü" (A.E. Bayram) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde; eğer alıcı malı teslim almaktan kaçınırsa (temerrüde düşerse) hasar ona
geçer. Peki mal bu temerrüt sırasında sadece "kısmen" hasar görürse (örneğin
televizyonların sadece ekranları çizilirse, tamamen yok olmazlarsa) ne
olacaktır? Yeni TBK m. 208 metni "hasar geçer" diyerek mutlak bir ifade
kullanmaktadır. Alıcı, "ben malı almıyorum, hasar bendedir, bedelin tamamını
ödeyeyim ama satıcı da bu kısmen hasarlı malı bana böyle teslim etsin"
diyebilir mi? Yoksa satıcı "ayıplı mal teslim etme" yasağı kapsamında sorumlu
mu tutulacaktır? Öğretide (Oğuzman/Öz, Nomer) belirtildiği üzere; hasar alıcıya
geçtiği için, alıcı malın o "hasarlı (eksik)" hâline katlanmak ve tam bedeli
ödemek zorundadır. Satıcı ayıp tekeffülünden sorumlu tutulamaz. Ancak yasa
koyucunun, hasarın "kısmi" geçişine veya "değer eksilmelerine" ilişkin detaylı
bir norm kurgulamamış olması, özellikle ticari satımlarda alıcı ile satıcıyı
kıyasıya bir "kusur ispatı" savaşına sokmakta; sözleşmenin tasfiyesinde
hakkaniyete aykırı (Justitia commutativa'yı zedeleyen) zenginleşmelere zemin
hazırlamaktadır.
İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Özel Hükümler deryasının en tehlikeli
fırtınasını; eşyanın yok oluşu anında ekonomik felaketin kimin omuzlarına
çökeceğini tayin eden o acımasız dengeyi (TBK m. 211 ve m. 208 / Satıcının
Teslim Borcu ve Hasarın Geçişi) resmen mühürlemiş olduk. İmkânsızlığın borcu
söndüren kılıcına karşı, hasarın alıcıya geçişiyle kurulan o çelikten kalkanı
sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, ayıp
tekeffülünün inceliklerini, zapta karşı tekeffülü ve tasfiye labirentlerini
sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 103'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 185.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 103. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku mimarisinde satış sözleşmesi (Emptio Venditio) tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) sözleşmelerin anayasasıdır. Satış sözleşmesi kurulduğu an mülkiyet kendiliğinden alıcıya geçmez. Türk-İsviçre eşya hukuku sistematiğine hâkim olan Ayrılık İlkesi (Trennungsprinzip) ve Nedensellik İlkesi (Kausalitätsprinzip) gereğince, satış sözleşmesi yalnızca bir Borçlandırıcı İşlemdir (Verpflichtungsgeschäft). Satıcı, sözleşmenin kurulmasıyla birlikte malın mülkiyetini ve zilyetliğini alıcıya devretme borcu (şahsi bir edim yükümlülüğü) altına girer. Bu borcun ifa edilmesi ise ayrı bir Tasarruf İşlemini (Verfügungsgeschäft) gerektirir.
Satıcının bu devir borcunu yerine getirmesi sürecinde, eşyanın (satılanın) tarafların kusuru olmaksızın (örneğin bir deprem, sel veya hırsızlık sonucu) yok olması veya ağır hasar görmesi ihtimali, hukuk tarihinin en çetrefilli sorunlarından birini doğurmuştur: Hasar (Gefahr / Periculum) kime aittir? Eşya yok olduğunda, alıcı malı teslim alamamasına rağmen satış bedelini satıcıya ödemek zorunda kalacak mıdır?
İşte mehaz OR Art. 185 (yeni TBK m. 208 / mülga BK m. 152) satıcının teslim borcunun ifası ile hasarın geçişi arasındaki o kopmaz bağı düzenler. Mülga kanun ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu, Roma hukukundan miras kalan "Periculum est emptoris" (Hasar alıcıya aittir) kuralını benimseyerek, sözleşme kurulduğu an hasarın alıcıya geçeceğini kabul etmişken; 6098 sayılı yeni TBK m. 208 bu tarihsel kuralı yıkarak, hasarın kural olarak ancak Zilyetliğin Devri (Teslim) anında alıcıya geçeceğini vazederek yepyeni bir dogmatik zemin yaratmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: Satıcının asli edim yükümlülükleri ve hasar riskinin geçişine ilişkin kavramların bütünüyle kavrayabilmek için, kurumun Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Zilyetliğin Devri (Teslim / Traditio): Satıcının ilk ve en somut asli edim yükümlülüğüdür (TBK m. 211). Zilyetliğin devri, eşya üzerindeki fiili hâkimiyetin (corpus) alıcıya bırakılmasıdır. Taşınırlarda bu genellikle eşyanın elden ele verilmesi (fiziki teslim) ile olurken; bazen kısa elden teslim, havale veya zilyetliğin havalesi gibi yollarla da gerçekleşebilir. Yeni TBK m. 208 uyarınca Hasarın ve Yararın Geçişi, taşınır satışlarında kural olarak bu teslim (zilyetliğin devri) anında gerçekleşir. Mal teslim edilene kadar satıcının risk alanındadır.
B. Mülkiyetin Devri (Übergang des Eigentums): Satıcının nihai edim yükümlülüğüdür. Alıcı, malın sadece kullanıcısı değil, "maliki" olmak için bedel öder. Taşınırlarda mülkiyetin geçişi kural olarak zilyetliğin devriyle (TMK m. 762) gerçekleşir. Taşınmazlarda ise mülkiyetin geçişi ancak tapu siciline Tescil (Eintragung) işlemi ile (TMK m. 705) sağlanır. Satıcı zilyetliği devretmiş ama mülkiyeti (örneğin mal başkasına ait olduğu için) geçirememişse, zapta karşı tekeffül sorumluluğu doğar.
C. Hasar (Gefahr / Periculum): Borçlar hukukunda hasar, sözleşmenin kurulmasından sonra, fakat ifadan (teslimden) önce, satılan malın Tarafların Kusuru Olmaksızın (Kusursuz İmkânsızlık - TBK m. 136) telef olması, yanması, çalınması veya değerini yitirmesi riskidir. Hasarın kime ait olduğu sorusu şu demektir: Mal yok olduğunda, satıcı malı teslim borcundan kurtulur (imkânsızlık); peki alıcı, alamadığı bu malın bedelini (semen) yine de satıcıya ödemek zorunda kalacak mıdır? Eğer hasar satıcıdaysa (Casum sentit dominus) bedel isteyemez; hasar alıcıdaysa (Periculum est emptoris) malı alamasa da bedeli ödemek zorundadır.
D. Parça Borcu ve Çeşit (Cins) Borcu Ayrımı: Mehaz OR Art. 185 ve yeni TBK m. 208 uygulamasında hasarın geçiş anı, borcun niteliğine göre değişir. Satılan mal bir Parça Borcu (Stückschuld) ise (örneğin şasi numarası belli ikinci el bir araç, özel bir tablo) mal bireyselleştiği için zilyetliğin devriyle hasar geçer. Ancak satılan mal bir Çeşit Borcu (Gattungsschuld) ise (örneğin 10 ton buğday, 50 adet sıfır kilometre televizyon) hasarın alıcıya geçmesi için malın teslimi yetmez, aynı zamanda ifa için Ayrılmış (Bireyselleştirilmiş) olması gerekir. Eğer mal başka bir yere gönderilecekse (mesafe satışı) malın nakliyeciye teslim edilmesiyle hasar alıcıya geçer (TBK m. 208/3).
3. Sistematik İlişkiler
Satıcının teslim borcu ve hasarın geçişi altyapısı, Borçlar Kanunu'nun imkânsızlık, alacaklı temerrüdü, ifa yerine edim ve temerrüt faizi mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. İfa İmkânsızlığı (TBK m. 136) ile Hasarın Geçişinin Kesişimi: Sisteminizdeki Mehmet Altunkaya ve Edanur Çomaklı'ya ait "Taşınmaz Satış Vaadinin Konusunun İmkânsız Hale Gelmesi" başlıklı kaynakta derinlemesine incelendiği üzere; sözleşme kurulduktan sonra ancak ifadan önce malın kusursuz olarak yok olması bir sonraki imkânsızlıktır. Eserde vurgulandığı gibi, "Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlâli biçimlerinden biri de kusurlu ifa imkânsızlığıdır.". Normal bir borç ilişkisinde (örneğin hizmet sözleşmesinde) kusursuz imkânsızlık hâlinde borçlu borcundan kurtulur ve aldığı karşı edimi sebepsiz zenginleşme olarak iade eder (TBK m. 136/2). Ancak satış sözleşmesinde durum farklıdır! Eğer malın yok olduğu an itibarıyla Hasar Alıcıya Geçmişse, satıcı teslim borcundan (imkânsızlık nedeniyle) kurtulmasına rağmen, TBK m. 136/2'nin istisnası olarak Alıcıdan Satış Bedelini İsteme Hakkını Korur. İlgili kaynakta da belirtildiği üzere, kusursuz imkânsızlıkta edimler kural olarak iade edilirken, hasarın alıcıya geçtiği özel kanun hükümlerinde alıcının bedel ödeme borcu devam eder.
B. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ve Hasarın Erken Geçişi: Satıcı malı sözleşmeye uygun olarak ifa yerine getirmiş ve alıcıya sunmuş, ancak alıcı haklı bir sebep olmaksızın malı teslim almaktan kaçınmışsa Alacaklı Temerrüdü (Mora Creditoris) doğar. Sisteminizdeki Aziz Erman Bayram'a ait "Alacaklının Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun Tazminat İstemi" başlıklı eserde incelendiği üzere, alacaklı temerrüdü borçluyu ağır bir yükten kurtarır. Satış hukukunda bunun en yıkıcı sonucu hasarın geçişinde görülür. TBK m. 208/2 uyarınca; zilyetliğin devri gerçekleşmemiş olsa bile, şayet alıcı satıcının ifa teklifini reddederek Temerrüde Düşerse, Hasar ve Yarar Alıcıya Geçer. Yani alıcı malı almayı reddettikten sonra, o gece depoya yıldırım düşer ve mal yok olursa, satıcı bedelin tamamını alıcıdan talep edebilir. Alacaklı temerrüdü, teslimin hukuki sonuçlarını öne çeker.
C. Temerrüt Faizi ve Satıcının / Alıcının Gecikmesi (İnceleme Başlığındaki TBK m. 103 İle Bağlantı): Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" başlıklı eserde (Mustafa Serhat Şen) vurgulandığı üzere, satış sözleşmesinde alıcının bedeli ödemekte gecikmesi (borçlu temerrüdü) hâlinde alacaklı (satıcı) kural olarak temerrüt faizi talep edebilir. Keza alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse, satıcı muacceliyet şartlarına uyarak tüm bedeli veya temerrüt faizini (ve varsa aşkın zararı) isteyebilir. Satıcının teslim borcunda temerrüde düşmesi hâlinde ise alıcı, aynen ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, mehil vererek sözleşmeden dönme hakkını da kullanabilir. Satıcının teslim temerrüdü devam ederken mal kusursuz olarak yok olursa (TBK m. 119/1) satıcı "hasar alıcıya geçti" diyemez; temerrüt hâlinde hasar borçluya (satıcıya) aittir ve satıcı zararı tazminle yükümlüdür.
D. İfa Yerine Edim (TBK m. 69) ve Ayıp/Zapt Tekeffülü Bağlantısı: Sisteminizdeki Özge İnci'ye ait "İfa Yerine Edimde Ayıp ve Zapta Karşı Tekeffül" makalesinde işaret edildiği üzere; bir borçlu para borcunu ödemek yerine elindeki bir malın mülkiyetini alacaklıya devrederse (Datio in solutum) bu işlem hukuken bir "satış" sözleşmesi niteliği taşır. Devredilen malın mülkiyetinde üçüncü kişilerin hak iddia etmesi (Zapt) veya malın arızalı çıkması (Ayıp) hâlinde, bizzat Satış Sözleşmesindeki Satıcının Ayıp ve Zapta Karşı Tekeffül (TBK m. 214 vd.) hükümleri kıyasen uygulanır. Satıcının mülkiyeti kusursuz devretme borcu, sadece klasik satışta değil, ifa yerine edim sözleşmelerinde de hukukun koruması altındadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun mülkiyet devri, hasarın geçişi ve imkânsızlık mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Parça Borcunda Hasarın Geçişi ve Deprem İmkânsızlığı): Koleksiyoner (A) Galerici (B)'den 1960 model özel bir klasik aracı 2 Milyon TL'ye satın alır. Sözleşme imzalanır ve bedelin yarısı ödenir. Aracın teslimi (zilyetliğin devri) ve noter devri işlemi bir hafta sonra yapılacaktır. Üçüncü gün yaşanan şiddetli bir depremde galeri çöker ve klasik araç tamamen enkaz altında kalarak yok olur. (A) ödediği 1 Milyon TL'nin iadesini ister. Galerici (B) ise mülga BK m. 152'yi (veya eski İsviçre kuralı OR Art. 185'i) aklına getirerek, "Sözleşme kurulduğu an hasar alıcıya geçer, paranın kalan 1 Milyonunu da bana ödeyeceksin" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 208'in getirdiği yenilik ve Kusursuz İmkânsızlık (TBK m. 136) kuralı doğrudan sınanmaktadır. Sisteminizdeki Altunkaya/Çomaklı eserinde de vurgulandığı gibi, kusursuz imkânsızlık hâlinde borçlu (B) teslim borcundan kurtulur. Ancak hasar (bedel riski) kime aittir? Eski mülga BK döneminde olsaydık Galerici (B) haklı çıkardı (Periculum est emptoris). Ancak 6098 sayılı yeni TBK m. 208 uyarınca, hasar kural olarak ancak Zilyetliğin Devri (Teslim) anında geçer. Araç henüz teslim edilmediği için hasar (risk) satıcı (B)'nin üzerindedir. Araç yok olduğu için (B) 2 Milyon TL'lik alacağından mahrum kalır, üstelik (A)'dan aldığı 1 Milyon TL'yi de sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (imkânsızlık nedeniyle) iade etmek zorundadır.
Olay 2 (Çeşit Borcunda Hasar, Mesafe Satışı ve Nakliyeci): Fabrikatör (X) Toptancı (Y)'ye İstanbul'dan Ankara'ya gönderilmek üzere 50 adet standart marka sıfır kilometre televizyon satar. Sözleşme gereği nakliye organizasyonunu satıcı (X) yapacaktır. (X) televizyonları ayırır, paketler ve bağımsız bir kargo şirketine Ankara'ya teslim etmesi için verir. Kargo kamyonu yolda yıldırım düşmesi sonucu yanar ve televizyonlar kül olur. Toptancı (Y) "Mal bana teslim edilmedi (zilyetlik bana geçmedi) bedeli ödemem, bana yeni 50 televizyon gönder" der. Fabrikatör (X) ise "Malı kargoya verdim, hasar sana geçti, bedeli öde" der. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 208/3'te düzenlenen Mesafe Satışında Hasarın Geçişi kuralının laboratuvarıdır. Satılan mal bir çeşit (cins) borcudur. Çeşit borçlarında malın teslim edilmek üzere nakliyeciye (taşıyıcıya) verilmesi anında, zilyetlik henüz alıcıya fiziken geçmemiş olsa bile kanun gereği Hasar Alıcıya (Y'ye) Geçer. Dolayısıyla televizyonların yolda yanması (kusursuz imkânsızlık) riskini alıcı (Y) çeker. Toptancı (Y) yanan televizyonları hiç teslim almamış olmasına rağmen, satış bedelinin tamamını Fabrikatör (X)'e ödemek zorundadır. (Y)'nin tek çaresi, zararı kargo şirketinin sigortasından talep etmektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 208 ve m. 211 hükümlerinin uluslararası ticarette (Legal Drafting) tapu dairelerinde ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. INCOTERMS ve Hasarın Geçişinin Değiştirilmesi: TBK m. 208 yedek bir hukuk kuralıdır. Avukatlar, ticari sözleşmeleri (özellikle ithalat/ihracat) hazırlarken mutlaka Milletlerarası Ticaret Odası'nın (ICC) hazırladığı INCOTERMS klozlarlarını (EXW, FOB, CIF, DDP) kullanmalıdır. Örneğin sözleşmeye "EXW (Ex Works - İşyerinde Teslim)" yazılırsa, satıcı malı kendi fabrikasının kapısına koyduğu an hasar alıcıya geçer. "DDP (Delivered Duty Paid
2. Taşınmaz Satışlarında Hasarın Tescille Geçeceği Yanılgısı: Uygulamada yapılan en büyük dogmatik hata, taşınmazlarda (arsa, ev) hasarın tapuda tescil anında geçtiğinin sanılmasıdır. Oysa mülkiyet tescille geçerken (TMK m. 705) hasar kural olarak Zilyetliğin Devriyle (Fiili Teslimle) geçer. Tapuda devir işlemi yapılmış olsa dahi, eğer evin anahtarı (zilyetliği) 1 ay sonra teslim edilecekse ve o 1 ay içinde ev yanarsa, hasar kural olarak (teslim gerçekleşmediği için) zilyetliği elinde tutan tarafta kalır. Avukatlar, taşınmaz satış sözleşmelerine mülkiyetin geçişi ile zilyetliğin devri anı arasındaki hasar riskini kimin taşıyacağını açıkça yazmalıdırlar.
3. Mülkiyeti Muhafaza Kaydı (Eigentumsvorbehalt) ve Hasar: Satıcı malı teslim etmesine rağmen bedelin tamamını alamamışsa, mülkiyetin alıcıya geçmesini engellemek için noterlikçe düzenlenecek bir "Mülkiyeti Muhafaza Sözleşmesi" yapabilir (TMK m. 764). Bu durumda malın zilyetliği alıcıdadır ancak mülkiyet (bedel ödenene dek) satıcıda kalır. Peki bu durumda mal yanarsa hasar kime aittir? Hasar malikin değil, zilyetliğin geçişiyle belirlendiği için (TBK m. 208) mülkiyet satıcıda kalsa bile mal alıcının elinde yandığı için hasarı alıcı çeker ve bedeli ödemek zorunda kalır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 13., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 208 (mülga BK m. 152) uyarınca "Zilyetliğin Devri", "Alacaklı Temerrüdünün Hasara Etkisi" ve "İmkânsızlık" hususlarında yeni kanunun ruhuna uygun bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 14.05.2014, E. 2013/13-1084, K. 2014/661) satışta imkânsızlık ve hasarın geçişine ilişkin kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Mülga 818 sayılı BK döneminde kural, hasarın sözleşmenin kurulmasıyla alıcıya geçmesi yönünde iken; somut uyuşmazlığın da tabi olduğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 208. maddesi uyarınca, hasar ve yarar kural olarak ancak zilyetliğin devri (teslim) anında alıcıya geçmektedir. Dava konusu olayda, satıcının edimi olan sıfır kilometre aracın, satıcının otoparkından alıcıya fiziken teslim edilmeden önce yaşanan sel felaketi sonucu ağır hasar görerek pert (kullanılamaz) hâle geldiği sabittir. Eşya alıcıya teslim edilmediğinden hasar henüz satıcının uhdesindedir. Kusursuz ifa imkânsızlığı (TBK m. 136) kuralları gereğince satıcı teslim borcundan kurtulsa da, hasar kendisine ait olduğundan, alıcıdan tahsil ettiği satış bedelini sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade etmekle yükümlüdür."
Taşınmaz Satış Vaadinde İmkânsızlık hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin (Sisteminizdeki Altunkaya/Çomaklı eserinde de atıf yapılan paralellikteki) içtihadı şöyledir: "Taraflar arasında geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi bulunmakta olup, ferag işleminden önce taşınmazın imar planı değişikliğiyle yeşil alana ayrıldığı ve kamulaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum kusursuz ifa imkânsızlığı yaratır. Henüz mülkiyet ve zilyetlik devredilmediğinden hasar satıcı üzerinde kalmıştır. Bu nedenle satıcı, sözleşme uyarınca önceden tahsil ettiği peşinatları denkleştirici adalet ilkesi uyarınca alıcıya iade etmek zorundadır."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 208. ve 211. maddelerinde vücut bulan Satıcının Borçları ve Hasarın Geçişi rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kanun Koyucunun İsviçre Hukukundan (OR Art. 185) Bilinçli Kopuşunun Doğurduğu Sistematik Uyumsuzluklar" ve "Sözleşmeden Dönme ile Hasarın Geçişi Arasındaki Mantıksal Çatışmalar" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, Yeni 6098 Sayılı TBK m. 208'in Roma Hukukundan Gelen "Periculum Est Emptoris" (Hasar Alıcıya Aittir) Kuralını Terk Edip, Hasarın Geçişini Zilyetliğin Devrine Bağlamasının (Trennungsprinzip ve Eşya Hukuku ile Çelişkileri) Yaratttığı Makroekonomik ve Sistematik Sarsıntıdır. Mülga 818 sayılı BK m. 152 ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 185 hükmü, sözleşmenin kurulmasıyla hasarın alıcıya geçeceğini kabul ediyordu. Alman Hukuku (BGB) ve Viyana Satım Antlaşması (CISG) ise hasarın "teslim" (zilyetliğin devri) ile geçeceği ilkesini benimsemişti. Türk yasa koyucusu 2012 yılında büyük bir devrim yaparak İsviçre mehazından koptu ve TBK m. 208 ile Alman/CISG modelini (Zilyetliğin devrini) benimsedi. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün hararetle savunduğu üzere; bu değişiklik, alıcının henüz eline bile geçmeyen bir mal için bedel ödemesini engelleyerek "tüketiciyi koruyan" ve adalete çok daha uygun olan (denkleştirici adaleti sağlayan) tarihi bir düzeltmedir. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; bu kopuş, kanunun diğer maddelerinde ciddi sarsıntılar yaratmıştır. Örneğin TBK m. 136'daki kusursuz imkânsızlık kuralları, eskiden BK m. 152'deki o geniş (hasarın anında alıcıya geçtiği) istisnayla bir denge kuruyordu. Şimdi hasar ancak teslimle geçtiğine göre, sözleşme kurulduktan sonra malı yanan satıcı, hem malından olmakta hem de bedel alamamaktadır. Bu durum ekonomik riski tamamen satıcının sırtına yıkmış, satıcıları (özellikle tarım ürünleri ve emtia satışlarında) çok daha pahalı sigorta poliçeleri yapmaya mecbur bırakarak maliyet enflasyonuna yol açmıştır.
İkinci felsefi eleştiri, Kısmi İmkânsızlık ve Alacaklı Temerrüdü Bağlamında, İrade Teorisi ile Sözleşme Adaletinin Çatışmasıdır. Sisteminizdeki "Alacaklının Temerrüdü" (A.E. Bayram) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde; eğer alıcı malı teslim almaktan kaçınırsa (temerrüde düşerse) hasar ona geçer. Peki mal bu temerrüt sırasında sadece "kısmen" hasar görürse (örneğin televizyonların sadece ekranları çizilirse, tamamen yok olmazlarsa) ne olacaktır? Yeni TBK m. 208 metni "hasar geçer" diyerek mutlak bir ifade kullanmaktadır. Alıcı, "ben malı almıyorum, hasar bendedir, bedelin tamamını ödeyeyim ama satıcı da bu kısmen hasarlı malı bana böyle teslim etsin" diyebilir mi? Yoksa satıcı "ayıplı mal teslim etme" yasağı kapsamında sorumlu mu tutulacaktır? Öğretide (Oğuzman/Öz, Nomer) belirtildiği üzere; hasar alıcıya geçtiği için, alıcı malın o "hasarlı (eksik)" hâline katlanmak ve tam bedeli ödemek zorundadır. Satıcı ayıp tekeffülünden sorumlu tutulamaz. Ancak yasa koyucunun, hasarın "kısmi" geçişine veya "değer eksilmelerine" ilişkin detaylı bir norm kurgulamamış olması, özellikle ticari satımlarda alıcı ile satıcıyı kıyasıya bir "kusur ispatı" savaşına sokmakta; sözleşmenin tasfiyesinde hakkaniyete aykırı (Justitia commutativa'yı zedeleyen) zenginleşmelere zemin hazırlamaktadır.
İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Özel Hükümler deryasının en tehlikeli fırtınasını; eşyanın yok oluşu anında ekonomik felaketin kimin omuzlarına çökeceğini tayin eden o acımasız dengeyi (TBK m. 211 ve m. 208 / Satıcının Teslim Borcu ve Hasarın Geçişi) resmen mühürlemiş olduk. İmkânsızlığın borcu söndüren kılıcına karşı, hasarın alıcıya geçişiyle kurulan o çelikten kalkanı sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, ayıp tekeffülünün inceliklerini, zapta karşı tekeffülü ve tasfiye labirentlerini sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 103. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.