1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
4857 sayılı İş Kanunu’nun mülga 105. maddesi, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) kurallarına uymayan işverenlere uygulanacak idari yaptırımların ve cezaların genel çerçevesini çizen cezai bir norm niteliğindeydi. Madde, kanunun "İdari Ceza Hükümleri" başlıklı sekizinci bölümünde yer almaktaydı. Bu düzenlemenin amacı (ratio legis), kanunun mülga beşinci bölümünde ("İş Sağlığı ve Güvenliği") yer alan koruyucu teknik kuralların (m. 77-89) fiilen uygulanmasını sağlamak; İSG tedbirlerini almaktan imtina eden işverenleri mali açıdan cezalandırarak tedbir almaya zorlamaktır. Ancak bu madde, İSG alanında tek elden ve çok daha caydırıcı yaptırımlar uygulanması amacıyla 20/06/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Mülga 105. maddenin yerini günümüzde 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesi (İdari para cezaları) almıştır. Mülga İş Kanunu m. 105 dönemindeki en büyük zafiyet, İSG cezalarının maktu (sabit) ve son derece düşük belirlenmiş olmasıydı. Bu durum, büyük tehlikeli işletmeler için ceza ödemeyi önlem almaktan daha cazip hale getiriyordu. 6331 sayılı Kanun m. 26 ile bu hantal yaptırım yapısı kökten değiştirilmiş; cezalar işyerinin tehlike sınıfına (Az Tehlikeli, Tehlikeli, Çok Tehlikeli) ve fiilen çalışan işçi sayısına (10'dan az, 10-49 arası, 50 ve üzeri) göre kademeli ve katlamalı olarak yeniden dizayn edilmiştir. Bu yeni yapı, ceza hukukunun "kusurla orantılılık" ve "caydırıcılık" ilkelerine tam uyum sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İSG Aykırılık Cezaları (Mülga)
İşverenin baret dağıtmaması, işyeri hekimi çalıştırmaması, İSG kurulu kurmaması veya risk analizi yaptırmaması gibi yasal yükümlülük ihlallerine karşılık kesilen maktu idari para cezalarıdır.
2.2. Tehlike Kabahati vs. Zarar Kabahati
İSG ihlallerine dayalı idari para cezaları birer "tehlike kabahatidir". Yani ceza kesilebilmesi için bir iş kazasının meydana gelmesi veya bir işçinin yaralanması/ölmesi (zarar) aranmaz; yasal önlemlerin alınmamış olması ve tehlikeli durumun varlığı ceza uygulaması için tek başına yeterlidir.
2.3. Dinamik Kademeli Ceza Modeli (6331 m. 26)
Cezaların işyerinin büyüklüğü ve risk derecesine göre katlandığı modeldir. Örneğin, çok tehlikeli sınıfta ve 50'den fazla işçisi olan bir işyerinde kesilecek ceza, az tehlikeli sınıftaki küçük bir işyerine göre 6 kata kadar daha fazla olabilmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu mülga madde, 6331 sayılı Kanun m. 26 (doğrudan ikame norm), m. 24, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 6098 sayılı TBK m. 417 (Gözetme borcu) ile doğrudan sistematik ilişki içindedir.
Önemli bir sistematik kural olarak; işverenin İSG mevzuatına aykırılıktan ötürü mülga m. 105 veya güncel 6331 m. 26 uyarınca idari para cezası ödemiş olması, onun olası bir iş kazasında işçiye veya ailesine karşı tazminat (maddi/manevi) sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kamu hukuku yaptırımı ile özel hukuk sorumluluğu müstakildir.
4. Uygulama: Yargıtay / Danıştay / Anayasa Mahkemesi İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son 24 ayda Yargıtay/AYM kararı çekilemedi. Kullanıcı tarafından sağlanan ek karar yok.
Bununla birlikte, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre; iş müfettişlerince düzenlenen İSG idari para cezası kararları, resmi denetim tutanağına dayanmak zorundadır. Müfettişlerin tehlike sınıfını ve işçi sayısını yanlış tespit ederek üst dilimden ceza kesmesi durumunda, bu idari para cezaları yargı mercilerince (Sulh Ceza Hakimliklerince) düzeltilmekte veya iptal edilmektedir. Ceza tebliğ edildikten sonra 15 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşir ve vergi dairesi marifetiyle tahsil edilir. Yargıtay ise, iş kazalarında rücu davalarını incelerken, işverenin daha önce İSG cezası yemiş olmasını, işverenin tehlikeyi bilmesine rağmen önlem almadığını gösteren asli bir kusur kanıtı (bilinçli taksir karinesi) olarak kabul etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Çok tehlikeli sınıfta yer alan 120 işçili (A) Tersanesi'nde yapılan teftişte, yüksekte çalışma yapan işçilere emniyet kemeri verilmediği ve iskelelerin korkuluksuz olduğu saptanmıştır. Müfettiş, mülga m. 105'in güncel karşılığı olan 6331 m. 26 uyarınca, çok tehlikeli sınıf ve 50+ çalışan baremini esas alarak katlamalı olarak yüksek tutarda idari para cezası kesmiştir. İşveren "kimse düşmedi, kaza olmadı" diyerek cezaya itiraz etmiştir.
Hukuki Analiz: İSG cezaları tehlike kabahatidir; ceza için kazanın gerçekleşmesi aranmaz. Müfettişin tehlike sınıfına ve işçi sayısına göre katlamalı olarak kestiği ceza tamamen yasal olup, işverenin itirazı reddedilecektir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (B) Un Fabrikasında (Tehlikeli Sınıf) yapılan denetimde işyeri hekimi çalıştırılmadığı saptanmış ve ceza kesilmiştir. İşveren, aile hekimlerinin işçilere baktığını ileri sürerek cezaya itiraz etmiştir.
Hukuki Analiz: Tehlikeli sınıftaki işyerlerinde işyeri hekimi istihdamı veya OSGB'den hizmet alımı emredici bir yükümlülüktür. Aile hekimliği bu yasal yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Cezaya karşı yapılan itiraz haksızdır ve reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
- Tehlike Sınıfı Artış Katsayıları: 6331 m. 26 uyarınca belirlenen temel ceza miktarları; "Tehlikeli" sınıftaki işyerlerinde yüzde 50, "Çok Tehlikeli" sınıftaki işyerlerinde ise yüzde 100 oranında artırılarak uygulanır.
- İşçi Sayısı Katsayıları: Çalışan sayısı 10-49 arası olan işyerlerinde temel ceza aynen uygulanırken; 50 ve üzeri çalışanı olan işyerlerinde ceza iki katı olarak tahakkuk ettirilir.
- İtiraz Süresi: Kabahatler Kanunu m. 27 uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
İş Kanunu m. 105'in yürürlükten kaldırılarak yaptırımların 6331 sayılı Kanun m. 26 altında tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre dinamik kademelendirilmesi, Türk iş sağlığı ve güvenliği hukuku adına devrim niteliğinde akademik ve pratik bir başarıdır. Doktrinde Süzek ve Mollamahmutoğlu / Astarlı / Baysal, bu yeni yapının cezalandırmada adaleti sağladığını ve büyük sermayeli işletmeler üzerinde gerçek anlamda caydırıcı bir baskı kurduğunu belirtmektedirler.
Ancak uygulamadaki en büyük zafiyet, 10'dan az çalışanı olan "Az Tehlikeli" sınıftaki mikro işletmelerin adeta yaptırım dışı bırakılmasıdır. Bu işletmeler için öngörülen cezalar o kadar düşüktür ki, küçük esnaflar (örneğin perakende mağazaları, küçük ofisler) İSG kurallarını tamamen ihmal etmektedir. Oysa Türkiye'deki işyerlerinin %80'inden fazlası bu ölçektedir. Bu zaafı gidermek adına; mikro işletmeler için cezai yaptırımlar tamamen sembolik olmaktan çıkarılmalı, bunun yerine Çalışma Bakanlığı tarafından e-devlet entegreli "Dijital İSG Beyannamesi" sistemi kurulmalı; asgari önlemleri (yangın tüpü, ilk yardım çantası, temel İSG eğitimi) aldığını sisteme fotoğraf ve belgelerle beyan etmeyen mikro işletmelere sistem üzerinden otomatik ve artan oranlı usul cezaları uygulanarak İSG kültürü tabana yayılmalıdır.
Metodolojik Not
Bu analiz, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve mesleki etik ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan Kaynaklar:
- Doktrin: Sarper Süzek (İş Hukuku), Nuri Çelik / Nurşen Caniklioğlu / Talat Canbolat (İş Hukuku Dersleri), Hamdi Mollamahmutoğlu / Muhittin Astarlı / Ulaş Baysal (İş Hukuku).
- Mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu m. 105 (Mülga), 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 26, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 17, m. 27.
Güncellik: 01.06.2026 tarihi itibarıyla günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
4857 sayılı İş Kanunu’nun mülga 105. maddesi, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) kurallarına uymayan işverenlere uygulanacak idari yaptırımların ve cezaların genel çerçevesini çizen cezai bir norm niteliğindeydi. Madde, kanunun "İdari Ceza Hükümleri" başlıklı sekizinci bölümünde yer almaktaydı. Bu düzenlemenin amacı (ratio legis), kanunun mülga beşinci bölümünde ("İş Sağlığı ve Güvenliği") yer alan koruyucu teknik kuralların (m. 77-89) fiilen uygulanmasını sağlamak; İSG tedbirlerini almaktan imtina eden işverenleri mali açıdan cezalandırarak tedbir almaya zorlamaktır. Ancak bu madde, İSG alanında tek elden ve çok daha caydırıcı yaptırımlar uygulanması amacıyla 20/06/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Mülga 105. maddenin yerini günümüzde 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesi (İdari para cezaları) almıştır. Mülga İş Kanunu m. 105 dönemindeki en büyük zafiyet, İSG cezalarının maktu (sabit) ve son derece düşük belirlenmiş olmasıydı. Bu durum, büyük tehlikeli işletmeler için ceza ödemeyi önlem almaktan daha cazip hale getiriyordu. 6331 sayılı Kanun m. 26 ile bu hantal yaptırım yapısı kökten değiştirilmiş; cezalar işyerinin tehlike sınıfına (Az Tehlikeli, Tehlikeli, Çok Tehlikeli) ve fiilen çalışan işçi sayısına (10'dan az, 10-49 arası, 50 ve üzeri) göre kademeli ve katlamalı olarak yeniden dizayn edilmiştir. Bu yeni yapı, ceza hukukunun "kusurla orantılılık" ve "caydırıcılık" ilkelerine tam uyum sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İSG Aykırılık Cezaları (Mülga)
İşverenin baret dağıtmaması, işyeri hekimi çalıştırmaması, İSG kurulu kurmaması veya risk analizi yaptırmaması gibi yasal yükümlülük ihlallerine karşılık kesilen maktu idari para cezalarıdır.
2.2. Tehlike Kabahati vs. Zarar Kabahati
İSG ihlallerine dayalı idari para cezaları birer "tehlike kabahatidir". Yani ceza kesilebilmesi için bir iş kazasının meydana gelmesi veya bir işçinin yaralanması/ölmesi (zarar) aranmaz; yasal önlemlerin alınmamış olması ve tehlikeli durumun varlığı ceza uygulaması için tek başına yeterlidir.
2.3. Dinamik Kademeli Ceza Modeli (6331 m. 26)
Cezaların işyerinin büyüklüğü ve risk derecesine göre katlandığı modeldir. Örneğin, çok tehlikeli sınıfta ve 50'den fazla işçisi olan bir işyerinde kesilecek ceza, az tehlikeli sınıftaki küçük bir işyerine göre 6 kata kadar daha fazla olabilmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu mülga madde, 6331 sayılı Kanun m. 26 (doğrudan ikame norm), m. 24, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 6098 sayılı TBK m. 417 (Gözetme borcu) ile doğrudan sistematik ilişki içindedir.
Önemli bir sistematik kural olarak; işverenin İSG mevzuatına aykırılıktan ötürü mülga m. 105 veya güncel 6331 m. 26 uyarınca idari para cezası ödemiş olması, onun olası bir iş kazasında işçiye veya ailesine karşı tazminat (maddi/manevi) sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kamu hukuku yaptırımı ile özel hukuk sorumluluğu müstakildir.
4. Uygulama: Yargıtay / Danıştay / Anayasa Mahkemesi İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son 24 ayda Yargıtay/AYM kararı çekilemedi. Kullanıcı tarafından sağlanan ek karar yok.
Bununla birlikte, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre; iş müfettişlerince düzenlenen İSG idari para cezası kararları, resmi denetim tutanağına dayanmak zorundadır. Müfettişlerin tehlike sınıfını ve işçi sayısını yanlış tespit ederek üst dilimden ceza kesmesi durumunda, bu idari para cezaları yargı mercilerince (Sulh Ceza Hakimliklerince) düzeltilmekte veya iptal edilmektedir. Ceza tebliğ edildikten sonra 15 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşir ve vergi dairesi marifetiyle tahsil edilir. Yargıtay ise, iş kazalarında rücu davalarını incelerken, işverenin daha önce İSG cezası yemiş olmasını, işverenin tehlikeyi bilmesine rağmen önlem almadığını gösteren asli bir kusur kanıtı (bilinçli taksir karinesi) olarak kabul etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Çok tehlikeli sınıfta yer alan 120 işçili (A) Tersanesi'nde yapılan teftişte, yüksekte çalışma yapan işçilere emniyet kemeri verilmediği ve iskelelerin korkuluksuz olduğu saptanmıştır. Müfettiş, mülga m. 105'in güncel karşılığı olan 6331 m. 26 uyarınca, çok tehlikeli sınıf ve 50+ çalışan baremini esas alarak katlamalı olarak yüksek tutarda idari para cezası kesmiştir. İşveren "kimse düşmedi, kaza olmadı" diyerek cezaya itiraz etmiştir.
Hukuki Analiz: İSG cezaları tehlike kabahatidir; ceza için kazanın gerçekleşmesi aranmaz. Müfettişin tehlike sınıfına ve işçi sayısına göre katlamalı olarak kestiği ceza tamamen yasal olup, işverenin itirazı reddedilecektir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (B) Un Fabrikasında (Tehlikeli Sınıf) yapılan denetimde işyeri hekimi çalıştırılmadığı saptanmış ve ceza kesilmiştir. İşveren, aile hekimlerinin işçilere baktığını ileri sürerek cezaya itiraz etmiştir.
Hukuki Analiz: Tehlikeli sınıftaki işyerlerinde işyeri hekimi istihdamı veya OSGB'den hizmet alımı emredici bir yükümlülüktür. Aile hekimliği bu yasal yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Cezaya karşı yapılan itiraz haksızdır ve reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
İş Kanunu m. 105'in yürürlükten kaldırılarak yaptırımların 6331 sayılı Kanun m. 26 altında tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre dinamik kademelendirilmesi, Türk iş sağlığı ve güvenliği hukuku adına devrim niteliğinde akademik ve pratik bir başarıdır. Doktrinde Süzek ve Mollamahmutoğlu / Astarlı / Baysal, bu yeni yapının cezalandırmada adaleti sağladığını ve büyük sermayeli işletmeler üzerinde gerçek anlamda caydırıcı bir baskı kurduğunu belirtmektedirler.
Ancak uygulamadaki en büyük zafiyet, 10'dan az çalışanı olan "Az Tehlikeli" sınıftaki mikro işletmelerin adeta yaptırım dışı bırakılmasıdır. Bu işletmeler için öngörülen cezalar o kadar düşüktür ki, küçük esnaflar (örneğin perakende mağazaları, küçük ofisler) İSG kurallarını tamamen ihmal etmektedir. Oysa Türkiye'deki işyerlerinin %80'inden fazlası bu ölçektedir. Bu zaafı gidermek adına; mikro işletmeler için cezai yaptırımlar tamamen sembolik olmaktan çıkarılmalı, bunun yerine Çalışma Bakanlığı tarafından e-devlet entegreli "Dijital İSG Beyannamesi" sistemi kurulmalı; asgari önlemleri (yangın tüpü, ilk yardım çantası, temel İSG eğitimi) aldığını sisteme fotoğraf ve belgelerle beyan etmeyen mikro işletmelere sistem üzerinden otomatik ve artan oranlı usul cezaları uygulanarak İSG kültürü tabana yayılmalıdır.
Metodolojik Not
Bu analiz, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve mesleki etik ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan Kaynaklar:
Güncellik: 01.06.2026 tarihi itibarıyla günceldir.