1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 99. maddesi, istihkak prosedüründe eşya
hukukunun temelini oluşturan "zilyetlik karinesinin" üçüncü kişi lehine tecelli
ettiği durumu düzenlemektedir. İİK m. 96 ve m. 97 hükümlerinde haczedilen mal
borçlunun elinde (zilyetliğinde) iken, m. 99 hükmünde mal fiilen borçlu olmayan
üçüncü bir kişinin egemenlik alanındadır. Kuru, İcra ve İflas Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile Medeni Kanun'daki zilyetlik karinesine
tam bir sadakat gösterdiğini, malı elinde bulunduran üçüncü kişinin mülkiyet
iddiasına hukuki bir üstünlük tanıyarak dava açma külfetini ve ispat yükünü
alacaklıya devrettiğini ifade etmektedir [1]. 2012 yılında 6352 sayılı Kanun
ile maddede yapılan değişiklik, üçüncü kişinin yedieminliği kabulü halinde
malın muhafaza altına alınamayacağını açıkça hükme bağlayarak, üçüncü kişileri
haksız haciz baskılarından ve ticari itibar kayıplarından korumayı
hedeflemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Üçüncü Kişi Nezdinde Bulunma: Hacze konu edilen taşınır malın, icra
takibinin tarafı olmayan (borçlu sıfatı taşımayan) bir kişinin fiili
hakimiyetinde, evinde veya işyerinde bulunmasıdır.
- Yedieminliği Kabul: Üçüncü kişinin, mülkiyet iddia ettiği malı dava
süreci kesinleşene kadar kimseye devretmemeyi, satmamayı ve güvenle korumayı
taahhüt etmesidir. Bu kabul, malın icra dairesince zorla alınıp depoya
götürülmesini (muhafazayı) engeller.
- Dava Açma Külfeti ve Yedi Günlük Süre: İcra müdürünün, üçüncü kişinin
zilyetliğini ve mülkiyet iddiasını tutanağa geçirdikten sonra, bu iddiayı
çürütmek (istihkak davası açmak) üzere alacaklıya verdiği kesin ve hak düşürücü
yasal süredir.
- İddianın Kabul Edilmiş Sayılması: Alacaklının kendisine verilen 7
günlük süre içinde icra mahkemesinde dava açmaması (pasif kalması) durumunda,
kanun gereği üçüncü kişinin mülkiyet iddiasının alacaklı tarafından zımnen
kabul edildiğinin varsayılması ve o mal üzerindeki haczin düşmesidir.
3. Sistematik İlişkiler
İİK m. 99, doğrudan doğruya İİK m. 97 ve m. 97/a hükümleriyle bir "usuli
tahterevalli" ilişkisi içindedir. Haciz anında zilyetlik borçludaysa m.
97/a'daki mülkiyet karinesi borçlu (dolayısıyla alacaklı) lehine işler ve dava
açma külfeti m. 97 uyarınca üçüncü kişiye düşer. Zilyetlik üçüncü kişideyse
karine üçüncü kişi lehine işler ve m. 99 uyarınca dava açma külfeti alacaklıya
düşer. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan, İcra ve İflas Hukuku
çalışmasında, bu maddenin usul hukukundaki "ispat yükü, hayatın olağan akışına
aykırı durumu iddia edene düşer" kuralının icra hukukundaki en somut yansıması
olduğunu, zira başkasının elindeki bir malın borçluya ait olduğunu iddia eden
alacaklının bu sıra dışı durumu ispatla mükellef kılındığını belirtmektedir
[1]. Ayrıca madde, haksız hacizler sonucu ortaya çıkabilecek maddi tazminat
sorumlulukları (Türk Borçlar Kanunu m. 49) ile de dolaylı bir koruyucu bağa
sahiptir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Alacaklı A, borçlu B'nin mallarını kaçırdığı şüphesiyle, B
ile hiçbir hukuki/organik bağı bulunmayan üçüncü kişi C'nin deposuna hacze
gitmiştir. Depoda B'ye ait olduğu iddia edilen tekstil makineleri bulunmuştur.
C, makinelerin kendisine ait olduğunu ve B'nin sadece geçmişte bu makinelerde
fason üretim yaptığını iddia etmiştir. İcra memuru, mallar C'nin deposunda
olduğu için İİK m. 99 prosedürünü uygular. C, yedieminliği kabul ettiği için
makineler depoda bırakılır. İcra müdürü, alacaklı A'ya istihkak davası açması
için 7 gün süre verir. A, 7 gün içinde icra mahkemesinde dava açmazsa,
makineler üzerindeki haciz kendiliğinden kalkar ve C mallarında serbestçe
tasarruf edebilir.
(kurmaca senaryo) Borçlu D'ye ait olduğu düşünülen bir iş makinesi, üçüncü
kişi E'nin şantiyesinde çalışırken haczedilir. E, makineyi D'den kiraladığını
değil, bizzat satın aldığını iddia eder. Haciz E'nin yokluğunda şantiye şefinin
beyanıyla yapılmış ve şef, E lehine istihkak iddiasında bulunmuştur. İİK m.
99/son cümlesi gereği, üçüncü kişinin yokluğunda bile onun lehine iddiada
bulunulduğu için m. 99 kuralı uygulanır. Alacaklı F, kendisine verilen 7 günlük
sürede icra mahkemesinde "tasarrufun iptali/istihkak" davası açar. Dava
açıldığı için, yargılama sonuçlanıp makinenin kime ait olduğu kesinleşene kadar
icra dairesi bu makineyi satıp paraya çeviremez.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada meslektaşların haciz mahallinde verecekleri en kritik karar,
tutanağa İİK m. 97'nin mi yoksa m. 99'un mu yazılacağıdır. İcra müdürü malın
üçüncü kişide olduğuna kanaat getirip m. 99 kararı verirse, alacaklı vekilinin
"nasıl olsa dava açma süresi mahkemeden gelir" diyerek beklememesi (m. 97'deki
gibi icra mahkemesi talik kararını beklememesi), süreyi bizzat icra müdürünün
verdiği tefhim/tebliğ tarihinden itibaren başlatarak derhal davayı açması
şarttır. Talih Uyar, İcra ve İflas Kanunu Şerhi eserinde, icra müdürünün m.
97 uygulanması gereken bir yerde (örneğin borçlu ile üçüncü kişinin birlikte
oturduğu evde) hatalı olarak m. 99 uygulayıp dava külfetini alacaklıya
yüklemesi halinde, alacaklı vekilinin hem 7 gün içinde icra mahkemesine "memur
muamelesini şikayet" (İİK m. 16) yoluna başvurması hem de hak düşürücü süreyi
kaçırmamak adına tedbiren istihkak davasını açması gerektiğini, aksi halde
büyük hak kayıpları yaşanacağını meslektaşlara önemle hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
İİK m. 99 hükmü, mülkiyet ve zilyetlik haklarını koruma, haksız hacizlerle
ticari işletmelerin çökertilmesini engelleme noktasında modern hukukun
gerekliliklerine son derece uygundur. Bilhassa 2012 yılında eklenen
"yedieminliği kabul halinde muhafaza yapılamaz" kuralı, alacaklıların üçüncü
kişileri "mallarını depoya çekerim" diyerek tehdit edip borcu onlardan tahsil
etmeye yönelik kötüniyetli pratiklerini bıçak gibi kesmiştir. Ancak bu güçlü
koruma kalkanı, madalyonun diğer yüzünde kötüniyetli borçlular için bir kaçış
kapısı yaratmıştır. Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku eserinde, borçluların
haciz baskısından kurtulmak için mallarını muvazaalı (danışıklı) olarak bir
yakınının veya paravan bir şirketin deposuna taşıdığını; alacaklının m. 99
uyarınca hem muhafaza yapamayıp hem de ispat yükü ağır bir dava süreciyle baş
başa bırakılmasının, alacaklı aleyhine ölçüsüz bir usuli dezavantaj yarattığını
haklı olarak eleştirmektedir [1]. Hukukumuzda, üçüncü kişinin zilyetliğinin
"açıkça hileli ve muvazaalı" olduğunun resmi evraklarla (örneğin ticaret sicili
veya vergi levhası çakışmalarıyla) anlaşıldığı durumlarda, m. 99'un katı
kurallarının esnetilerek m. 97 prosedürüne geçilmesine imkan tanıyan istisnai
bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 99. maddesi, istihkak prosedüründe eşya hukukunun temelini oluşturan "zilyetlik karinesinin" üçüncü kişi lehine tecelli ettiği durumu düzenlemektedir. İİK m. 96 ve m. 97 hükümlerinde haczedilen mal borçlunun elinde (zilyetliğinde) iken, m. 99 hükmünde mal fiilen borçlu olmayan üçüncü bir kişinin egemenlik alanındadır. Kuru, İcra ve İflas Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile Medeni Kanun'daki zilyetlik karinesine tam bir sadakat gösterdiğini, malı elinde bulunduran üçüncü kişinin mülkiyet iddiasına hukuki bir üstünlük tanıyarak dava açma külfetini ve ispat yükünü alacaklıya devrettiğini ifade etmektedir [1]. 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile maddede yapılan değişiklik, üçüncü kişinin yedieminliği kabulü halinde malın muhafaza altına alınamayacağını açıkça hükme bağlayarak, üçüncü kişileri haksız haciz baskılarından ve ticari itibar kayıplarından korumayı hedeflemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
İİK m. 99, doğrudan doğruya İİK m. 97 ve m. 97/a hükümleriyle bir "usuli tahterevalli" ilişkisi içindedir. Haciz anında zilyetlik borçludaysa m. 97/a'daki mülkiyet karinesi borçlu (dolayısıyla alacaklı) lehine işler ve dava açma külfeti m. 97 uyarınca üçüncü kişiye düşer. Zilyetlik üçüncü kişideyse karine üçüncü kişi lehine işler ve m. 99 uyarınca dava açma külfeti alacaklıya düşer. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan, İcra ve İflas Hukuku çalışmasında, bu maddenin usul hukukundaki "ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia edene düşer" kuralının icra hukukundaki en somut yansıması olduğunu, zira başkasının elindeki bir malın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklının bu sıra dışı durumu ispatla mükellef kılındığını belirtmektedir [1]. Ayrıca madde, haksız hacizler sonucu ortaya çıkabilecek maddi tazminat sorumlulukları (Türk Borçlar Kanunu m. 49) ile de dolaylı bir koruyucu bağa sahiptir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Alacaklı A, borçlu B'nin mallarını kaçırdığı şüphesiyle, B ile hiçbir hukuki/organik bağı bulunmayan üçüncü kişi C'nin deposuna hacze gitmiştir. Depoda B'ye ait olduğu iddia edilen tekstil makineleri bulunmuştur. C, makinelerin kendisine ait olduğunu ve B'nin sadece geçmişte bu makinelerde fason üretim yaptığını iddia etmiştir. İcra memuru, mallar C'nin deposunda olduğu için İİK m. 99 prosedürünü uygular. C, yedieminliği kabul ettiği için makineler depoda bırakılır. İcra müdürü, alacaklı A'ya istihkak davası açması için 7 gün süre verir. A, 7 gün içinde icra mahkemesinde dava açmazsa, makineler üzerindeki haciz kendiliğinden kalkar ve C mallarında serbestçe tasarruf edebilir.
(kurmaca senaryo) Borçlu D'ye ait olduğu düşünülen bir iş makinesi, üçüncü kişi E'nin şantiyesinde çalışırken haczedilir. E, makineyi D'den kiraladığını değil, bizzat satın aldığını iddia eder. Haciz E'nin yokluğunda şantiye şefinin beyanıyla yapılmış ve şef, E lehine istihkak iddiasında bulunmuştur. İİK m. 99/son cümlesi gereği, üçüncü kişinin yokluğunda bile onun lehine iddiada bulunulduğu için m. 99 kuralı uygulanır. Alacaklı F, kendisine verilen 7 günlük sürede icra mahkemesinde "tasarrufun iptali/istihkak" davası açar. Dava açıldığı için, yargılama sonuçlanıp makinenin kime ait olduğu kesinleşene kadar icra dairesi bu makineyi satıp paraya çeviremez.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada meslektaşların haciz mahallinde verecekleri en kritik karar, tutanağa İİK m. 97'nin mi yoksa m. 99'un mu yazılacağıdır. İcra müdürü malın üçüncü kişide olduğuna kanaat getirip m. 99 kararı verirse, alacaklı vekilinin "nasıl olsa dava açma süresi mahkemeden gelir" diyerek beklememesi (m. 97'deki gibi icra mahkemesi talik kararını beklememesi), süreyi bizzat icra müdürünün verdiği tefhim/tebliğ tarihinden itibaren başlatarak derhal davayı açması şarttır. Talih Uyar, İcra ve İflas Kanunu Şerhi eserinde, icra müdürünün m. 97 uygulanması gereken bir yerde (örneğin borçlu ile üçüncü kişinin birlikte oturduğu evde) hatalı olarak m. 99 uygulayıp dava külfetini alacaklıya yüklemesi halinde, alacaklı vekilinin hem 7 gün içinde icra mahkemesine "memur muamelesini şikayet" (İİK m. 16) yoluna başvurması hem de hak düşürücü süreyi kaçırmamak adına tedbiren istihkak davasını açması gerektiğini, aksi halde büyük hak kayıpları yaşanacağını meslektaşlara önemle hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
İİK m. 99 hükmü, mülkiyet ve zilyetlik haklarını koruma, haksız hacizlerle ticari işletmelerin çökertilmesini engelleme noktasında modern hukukun gerekliliklerine son derece uygundur. Bilhassa 2012 yılında eklenen "yedieminliği kabul halinde muhafaza yapılamaz" kuralı, alacaklıların üçüncü kişileri "mallarını depoya çekerim" diyerek tehdit edip borcu onlardan tahsil etmeye yönelik kötüniyetli pratiklerini bıçak gibi kesmiştir. Ancak bu güçlü koruma kalkanı, madalyonun diğer yüzünde kötüniyetli borçlular için bir kaçış kapısı yaratmıştır. Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku eserinde, borçluların haciz baskısından kurtulmak için mallarını muvazaalı (danışıklı) olarak bir yakınının veya paravan bir şirketin deposuna taşıdığını; alacaklının m. 99 uyarınca hem muhafaza yapamayıp hem de ispat yükü ağır bir dava süreciyle baş başa bırakılmasının, alacaklı aleyhine ölçüsüz bir usuli dezavantaj yarattığını haklı olarak eleştirmektedir [1]. Hukukumuzda, üçüncü kişinin zilyetliğinin "açıkça hileli ve muvazaalı" olduğunun resmi evraklarla (örneğin ticaret sicili veya vergi levhası çakışmalarıyla) anlaşıldığı durumlarda, m. 99'un katı kurallarının esnetilerek m. 97 prosedürüne geçilmesine imkan tanıyan istisnai bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)