1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 101. maddesi, icra hukukunda alacaklıların
eşitliği ve hacze katılım prensiplerinin sosyal ve insani gerekçelerle
esnetildiği "imtiyazlı (takipli olmayan) iştirak" müessesesini düzenlemektedir.
İİK m. 100 kural olarak hacze iştirak edebilmek için borçluya karşı usulüne
uygun bir icra takibi başlatılmış olmasını ve elde belirli bir tarihten önceye
ait resmi belge bulunmasını şart koşarken; m. 101, borçlunun ailesini ve
koruması altındaki kişileri bu ağır usuli şartlardan muaf tutmuştur. Kuru,
İcra ve İflas Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun borçlu ile aralarındaki
yakın ahlaki, kanuni veya fiili bağ sebebiyle borçluya karşı icra takibi
başlatmaktan çekinen veya buna imkân bulamayan zayıf konumdaki aile fertlerini
ve vesayet altındakileri korumak amacıyla bu imtiyazlı yolu ihdas ettiğini
ifade etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Takip Merasimine Lüzum Olmaksızın İştirak: İştirak talep edecek olan
kanunda sayılmış kişilerin (eş, çocuk, vasi olunan kişi vb.), borçluya karşı
bağımsız bir icra takibi başlatmalarına, ödeme emri göndermelerine ve takibi
kesinleştirmelerine gerek kalmadan doğrudan dilekçe ile mevcut bir hacze dahil
olabilmeleridir.
- Zevalini Takip Eden Sene: Evliliğin (boşanma veya ölümle), velayetin
(ergin olmakla) veya vesayetin sona ermesinden itibaren işlemeye başlayan bir
yıllık yasal süredir. Bu imtiyazlı hak sonsuz değildir; bağ koptuktan sonra en
geç bir yıl içinde kullanılmalıdır.
- Muvakkaten (Geçici) Kabul ve Dava Külfeti: İştirak talebine diğer
alacaklılar veya borçlu tarafından itiraz edilmesi halinde, iştirak edenin
payının derhal reddedilmeyip satış bedelinden ayrılması ve kesin durumun
açılacak dava sonucuna göre belirlenmesidir.
- Nafaka İlamı İstisnası: Bir mahkeme ilamına dayanan nafaka
alacaklısının, yukarıdaki "bir yıllık" süre kısıtlamasına dahi tabi olmadan,
her zaman hacze imtiyazlı olarak katılabilmesidir.
3. Sistematik İlişkiler
İİK m. 101, genel hacze iştirak kurallarını düzenleyen İİK m. 100 hükmünün en
önemli sosyal istisnasıdır. Madde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) aile, velayet
ve vesayet hukuku hükümleriyle doğrudan ve ayrılmaz bir maddi hukuk bağlantısı
içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan, İcra ve İflas Hukuku
çalışmasında [1], m. 101 hükmünün yalnızca zayıf konumdaki alacaklıyı korumakla
kalmadığını, aynı zamanda vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemelerine (vesayet
altındakiler adına) doğrudan icra dairesine talimat verme yetkisi tanıyarak
usul hukuku ile medeni hukukun koruyucu mekanizmalarını entegre ettiğini
belirtmektedir. Ayrıca bu madde, paraların paylaştırılması aşamasında İİK m.
138 (Sıra Cetveli) hükümlerine etki eden doğrudan bir öncelik yaratır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Alacaklı A Bankası, borçlu B'nin evine fiili hacze gitmiş
ve değerli eşyaları muhafaza altına alarak satış aşamasına getirmiştir. Borçlu
B'nin ayrı yaşadığı ancak henüz boşanmadığı eşi C, B'nin evlilik birliğinden
doğan mali yükümlülüklerini yerine getirmediğini (örneğin evlilik birliğini
temsilen yapılan ortak borçları ödemediğini) beyan ederek, hiçbir icra takibi
başlatmamış olmasına rağmen A Bankası'nın dosyasına İİK m. 101 kapsamında
iştirak talebinde bulunur. Eşya satıldığında, A Bankası ve eş C, alacakları
oranında (garameten) parayı paylaşırlar.
(kurmaca senaryo) Borçlu D'nin bir arsası alacaklı E tarafından haczedilip
satılmış, ihale bedeli henüz icra veznesine girmemiştir. Bu sırada D'nin
boşandığı eşi F, elindeki "aylık yoksulluk nafakası" bağlandığına dair aile
mahkemesi ilamını icra dairesine sunarak hacze iştirak talep etmiştir. Alacaklı
E, bu talebe "nafaka alacağı bizim haczimizden sonradır" diyerek itiraz
etmiştir. İcra dairesi m. 101/3 gereği F'ye 7 günlük dava açma süresi verir ve
ihale bedelinden F'nin nafaka alacağına tekabül eden kısmı muvakkaten bekletir.
F dava açıp kazanırsa para ona ödenir, 7 gün içinde dava açmazsa iştirak hakkı
düşer ve para E'ye ödenir.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada meslektaşların özellikle vesayet ve velayet davalarında,
müvekkilleri (çocuklar veya kısıtlılar) adına borçlunun (veli/vasi) malları
üzerinde başka alacaklıların başlattığı takipleri yakından izlemeleri gerekir.
Talih Uyar, İcra ve İflas Kanunu Şerhi eserinde [1], imtiyazlı iştirak
hakkının mutlak surette mal satılıp "bedeli vezneye girene kadar" kullanılması
gerektiğini, bedel vezneye girdikten (veya sıra cetveli kesinleştikten) sonra
yapılacak evlilik/nafaka temelli iştirak taleplerinin hukuken hiçbir sonuç
doğurmayacağını meslektaşlara önemle hatırlatmaktadır. Alacaklı vekilleri ise,
kendi dosyalarına m. 101 kapsamında bir iştirak talebi geldiğinde, bu durumun
borçlunun parayı kaçırmak için aile fertleriyle kurduğu bir "muvazaa" olup
olmadığını dikkatle incelemeli ve şüpheli durumlarda 7 günlük süre içinde
derhal iştirake itiraz etmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
İİK m. 101 hükmü, aile fertlerini ve zayıfları koruma iradesi bakımından
takdire şayandır ancak kanun lafzı günümüz mevzuatıyla ciddi şekilde kopuktur.
Hükümde halen "Kanunu Medeninin 321 inci maddesine müstenit alacaklarından"
şeklinde, yürürlükten kalkmış olan 743 sayılı eski Medeni Kanun'a atıf
yapılmaktadır (Bugünkü 4721 sayılı TMK'da bu madde çocukların bakım ve eğitim
giderlerine denk düşer). Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku eserinde [1],
yasa metinlerindeki bu arkaik atıfların hukuki belirlilik ilkesini zedelediğini
eleştirmekte; ayrıca imtiyazlı iştirak kurumunun ticari hayatta kötüye
kullanıma çok açık olduğunu, borçluların şirketleri batarken mallarını
kurtarmak adına eşleri veya reşit çocukları üzerinden sahte alacaklar üreterek
gerçek alacaklıların tahsilatına ortak olduklarını ve 7 günlük itiraz/dava
prosedürünün çoğu zaman bu muvazaaları çözmekte yetersiz kaldığını haklı bir
dille ifade etmektedir. Düzenlemenin, güncel TMK maddeleriyle uyumlu hale
getirilmesi ve iştirak edecek aile fertlerinden en azından yazılı/kesin delil
aranması yönünde modernize edilmesi elzemdir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 101. maddesi, icra hukukunda alacaklıların eşitliği ve hacze katılım prensiplerinin sosyal ve insani gerekçelerle esnetildiği "imtiyazlı (takipli olmayan) iştirak" müessesesini düzenlemektedir. İİK m. 100 kural olarak hacze iştirak edebilmek için borçluya karşı usulüne uygun bir icra takibi başlatılmış olmasını ve elde belirli bir tarihten önceye ait resmi belge bulunmasını şart koşarken; m. 101, borçlunun ailesini ve koruması altındaki kişileri bu ağır usuli şartlardan muaf tutmuştur. Kuru, İcra ve İflas Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun borçlu ile aralarındaki yakın ahlaki, kanuni veya fiili bağ sebebiyle borçluya karşı icra takibi başlatmaktan çekinen veya buna imkân bulamayan zayıf konumdaki aile fertlerini ve vesayet altındakileri korumak amacıyla bu imtiyazlı yolu ihdas ettiğini ifade etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
İİK m. 101, genel hacze iştirak kurallarını düzenleyen İİK m. 100 hükmünün en önemli sosyal istisnasıdır. Madde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) aile, velayet ve vesayet hukuku hükümleriyle doğrudan ve ayrılmaz bir maddi hukuk bağlantısı içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan, İcra ve İflas Hukuku çalışmasında [1], m. 101 hükmünün yalnızca zayıf konumdaki alacaklıyı korumakla kalmadığını, aynı zamanda vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemelerine (vesayet altındakiler adına) doğrudan icra dairesine talimat verme yetkisi tanıyarak usul hukuku ile medeni hukukun koruyucu mekanizmalarını entegre ettiğini belirtmektedir. Ayrıca bu madde, paraların paylaştırılması aşamasında İİK m. 138 (Sıra Cetveli) hükümlerine etki eden doğrudan bir öncelik yaratır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Alacaklı A Bankası, borçlu B'nin evine fiili hacze gitmiş ve değerli eşyaları muhafaza altına alarak satış aşamasına getirmiştir. Borçlu B'nin ayrı yaşadığı ancak henüz boşanmadığı eşi C, B'nin evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerini yerine getirmediğini (örneğin evlilik birliğini temsilen yapılan ortak borçları ödemediğini) beyan ederek, hiçbir icra takibi başlatmamış olmasına rağmen A Bankası'nın dosyasına İİK m. 101 kapsamında iştirak talebinde bulunur. Eşya satıldığında, A Bankası ve eş C, alacakları oranında (garameten) parayı paylaşırlar.
(kurmaca senaryo) Borçlu D'nin bir arsası alacaklı E tarafından haczedilip satılmış, ihale bedeli henüz icra veznesine girmemiştir. Bu sırada D'nin boşandığı eşi F, elindeki "aylık yoksulluk nafakası" bağlandığına dair aile mahkemesi ilamını icra dairesine sunarak hacze iştirak talep etmiştir. Alacaklı E, bu talebe "nafaka alacağı bizim haczimizden sonradır" diyerek itiraz etmiştir. İcra dairesi m. 101/3 gereği F'ye 7 günlük dava açma süresi verir ve ihale bedelinden F'nin nafaka alacağına tekabül eden kısmı muvakkaten bekletir. F dava açıp kazanırsa para ona ödenir, 7 gün içinde dava açmazsa iştirak hakkı düşer ve para E'ye ödenir.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada meslektaşların özellikle vesayet ve velayet davalarında, müvekkilleri (çocuklar veya kısıtlılar) adına borçlunun (veli/vasi) malları üzerinde başka alacaklıların başlattığı takipleri yakından izlemeleri gerekir. Talih Uyar, İcra ve İflas Kanunu Şerhi eserinde [1], imtiyazlı iştirak hakkının mutlak surette mal satılıp "bedeli vezneye girene kadar" kullanılması gerektiğini, bedel vezneye girdikten (veya sıra cetveli kesinleştikten) sonra yapılacak evlilik/nafaka temelli iştirak taleplerinin hukuken hiçbir sonuç doğurmayacağını meslektaşlara önemle hatırlatmaktadır. Alacaklı vekilleri ise, kendi dosyalarına m. 101 kapsamında bir iştirak talebi geldiğinde, bu durumun borçlunun parayı kaçırmak için aile fertleriyle kurduğu bir "muvazaa" olup olmadığını dikkatle incelemeli ve şüpheli durumlarda 7 günlük süre içinde derhal iştirake itiraz etmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
İİK m. 101 hükmü, aile fertlerini ve zayıfları koruma iradesi bakımından takdire şayandır ancak kanun lafzı günümüz mevzuatıyla ciddi şekilde kopuktur. Hükümde halen "Kanunu Medeninin 321 inci maddesine müstenit alacaklarından" şeklinde, yürürlükten kalkmış olan 743 sayılı eski Medeni Kanun'a atıf yapılmaktadır (Bugünkü 4721 sayılı TMK'da bu madde çocukların bakım ve eğitim giderlerine denk düşer). Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku eserinde [1], yasa metinlerindeki bu arkaik atıfların hukuki belirlilik ilkesini zedelediğini eleştirmekte; ayrıca imtiyazlı iştirak kurumunun ticari hayatta kötüye kullanıma çok açık olduğunu, borçluların şirketleri batarken mallarını kurtarmak adına eşleri veya reşit çocukları üzerinden sahte alacaklar üreterek gerçek alacaklıların tahsilatına ortak olduklarını ve 7 günlük itiraz/dava prosedürünün çoğu zaman bu muvazaaları çözmekte yetersiz kaldığını haklı bir dille ifade etmektedir. Düzenlemenin, güncel TMK maddeleriyle uyumlu hale getirilmesi ve iştirak edecek aile fertlerinden en azından yazılı/kesin delil aranması yönünde modernize edilmesi elzemdir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)