1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 98. maddesi, elde olmayan sebeplerle
kaçırılan usul işlemlerinin telafisini sağlayan "eski hâle getirme" (restitutio
in integrum) kurumunun hangi adli makam (merci) nezdinde işletileceğini
düzenleyen yetki ve görev normudur. Usul hukukunda bir talebin haklılığı kadar,
o talebin doğru makama yöneltilmesi de davanın dinlenebilirliği açısından
hayati önem taşır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu
madde ile eski hâle getirme talebini inceleyecek mahkemeyi "işlemin asıl
muhatabı olan mahkeme" olarak belirleyerek, usul ekonomisi ve doğrudanlık
(vasıtasızlık) ilkelerini hayata geçirdiğini savunmaktadır. Zira kaçırılan usul
işleminin esasına vakıf olan ve o işlemi inceleyecek olan mahkeme, mazeretin
(eski hâle getirme talebinin) haklılığını değerlendirmeye de en elverişli
(doğal) yargı merciidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- İşlem Hakkında Hangi Mahkemede İnceleme Yapılacak İdiyse: Kaçırılan
usuli işlemin niteliğine göre yetkili mahkemenin dinamik olarak değişmesini
ifade eder. Eğer kaçırılan işlem bir cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi
veya delil listesi sunmak ise, bu işlemleri incelemeye yetkili olan mahkeme
davanın görüldüğü "ilk derece mahkemesi" olduğundan, talep merci de orasıdır.
- İstinaf Yoluna Başvuru Hakkının Düşmesi Hâlinde Bölge Adliye Mahkemesi:
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf başvuru süresinin (HMK m. 345)
mücbir sebeple kaçırılması durumunda, mazereti inceleyip eski hâle getirme
kararı verecek makamın, dosyayı istinaf incelemesine tabi tutacak olan ilgili
Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) hukuk dairesi olduğunu belirtir.
- Temyiz Yoluna Başvuru Hakkının Düşmesi Hâlinde Yargıtay: Bölge Adliye
Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvuru süresinin (HMK m. 361) kaçırılması
ihtimalinde, bu talebi değerlendirecek nihai merciin Yargıtay'ın ilgili hukuk
dairesi olduğunu düzenler.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 98, eski hâle getirmenin usul ve şartlarını düzenleyen HMK m. 95, 96 ve
97 ile koparılamaz bir usul zincirinin parçasıdır. Maddenin ikinci fıkrası,
kanun yollarına ilişkin genel hükümleri içeren HMK m. 341 (İstinaf) ve HMK m.
361 (Temyiz) ile doğrudan bağlantılıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul
Hukuku çalışmasında [1], istinaf veya temyiz sürelerinin kaçırılması halinde
eski hâle getirme talebinin ilgili kanun yolu merciine yöneltilmesinin dogmatik
bir zorunluluk olduğunu; zira ilk derece mahkemesinin süresi geçmiş bir istinaf
veya temyiz başvurusunu bizzat reddetme yetkisi (HMK m. 346/1) bulunduğundan,
bu ret kararlarını aşacak olağanüstü "eski hâle getirme" incelemesinin mutlak
surette bir üst mahkemenin (BAM veya Yargıtay) inisiyatifinde kalması
gerektiğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden bir alacak davasında
davalı (A)'ya bilirkişi ücretini yatırması için iki haftalık kesin süre
verilmiştir. (A), sürenin son günü kalp krizi geçirmiş ve avansı
yatıramamıştır. (A), iyileştikten hemen sonra HMK m. 98/1 uyarınca, işlemi
(avans yatırmayı) bekleyen ve yargılamayı sürdüren merci olan Asliye Hukuk
Mahkemesinden eski hâle getirme talep eder ve mahkeme bu talebi bizzat
değerlendirip karara bağlar.
(kurmaca senaryo) Davacı (B)'nin davası Asliye Ticaret Mahkemesinde
reddedilmiştir. Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra (B), iki haftalık
istinaf süresi içinde ağır bir trafik kazası geçirmiş ve süreyi kaçırmıştır.
(B) hastaneden çıktıktan sonra HMK m. 98/2 uyarınca, eski hâle getirme
dilekçesi ile birlikte istinaf başvuru dilekçesini Asliye Ticaret Mahkemesi
vasıtasıyla Bölge Adliye Mahkemesine (BAM) gönderir. Asliye Ticaret Mahkemesi
sürenin geçtiğini görse bile talebi reddedemez; mazeretin (kazanın) haklı olup
olmadığını ve eski hâle getirmenin kabulünü inceleme görevi BAM'a aittir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 98'in yanlış yorumlanması ciddi usul
kazalarına yol açabilmektedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında [1], meslektaşların bilhassa kanun yollarında (istinaf ve temyiz)
kaçırılan süreler için eski hâle getirme talep ederken, dilekçenin muhatabını
(başlığını) hatalı olarak kararı veren "İlk Derece Mahkemesine"
yönelttiklerini; oysa dilekçenin fiziksel/elektronik olarak ilk derece
mahkemesine sunulsa bile başlığının "İlgili Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk
Dairesine Gönderilmek Üzere" şeklinde yazılmasının ve talebin bizzat üst
mahkemeden istenmesinin, HMK m. 98 amir hükmü gereği yetki (merci) kurallarının
ihlal edilmemesi adına hayati bir mesleki özen yükümlülüğü olduğunu
hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 98'in bilhassa kanun yollarına ilişkin ikinci fıkrası, usul ekonomisi
bağlamında doktrinde bazı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], temyiz süresi kaçırıldığında, tarafın
sunduğu bir sağlık raporunun sahte mi yoksa gerçek mi olduğu, engelin ne zaman
kalktığı gibi tamamen "maddi vakıalara" dayalı bir ilk incelemenin Yargıtay
gibi içtihat mahkemesi tarafından yapılmasını eleştirmektedir. Yazar, dosyanın
sırf bu mazeret belgesinin incelenmesi için Ankara'ya (Yargıtay'a) gönderilmesi
ve aylarca sıra beklemesinin davanın makul sürede bitirilmesi ilkesiyle
çeliştiğini; eski hâle getirme incelemesinin ilk elden kararı veren mahkemece
yapılmasını sağlayan, ancak kararın denetimini BAM/Yargıtay'a bırakan daha
pratik bir usuli kurguya ihtiyaç olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1],
maddedeki "inceleme yapılacak idiyse" lafzının, dosyanın fiziken nerede
bulunduğu hususuyla çeliştiği gri alanlara dikkat çekmektedir. Dosya ilk derece
mahkemesinde karara bağlanıp henüz kanun yolu evrakları üst mahkemeye
gönderilmeden önce (geçiş aşamasında) sunulan bir eski hâle getirme talebinde,
uygulamada mahkemelerin "dosya bende, yetki bende" yanılgısına düşerek kanun
yoluna ilişkin eski hâle getirme taleplerini reddetme cüretini gösterdikleri
görülmektedir. Kanun koyucunun, "dosya hangi aşamada olursa olsun, kanun yoluna
ilişkin eski hâle getirme talepleri münhasıran üst mahkemece karara bağlanır ve
alt mahkeme bu hususta ret kararı veremez" şeklinde, hiçbir tereddüde yer
bırakmayan net bir fıkrayı madde metnine derç etmesinin usul dogmatiğine çok
daha uygun düşeceği savunulmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 98. maddesi, elde olmayan sebeplerle kaçırılan usul işlemlerinin telafisini sağlayan "eski hâle getirme" (restitutio in integrum) kurumunun hangi adli makam (merci) nezdinde işletileceğini düzenleyen yetki ve görev normudur. Usul hukukunda bir talebin haklılığı kadar, o talebin doğru makama yöneltilmesi de davanın dinlenebilirliği açısından hayati önem taşır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme talebini inceleyecek mahkemeyi "işlemin asıl muhatabı olan mahkeme" olarak belirleyerek, usul ekonomisi ve doğrudanlık (vasıtasızlık) ilkelerini hayata geçirdiğini savunmaktadır. Zira kaçırılan usul işleminin esasına vakıf olan ve o işlemi inceleyecek olan mahkeme, mazeretin (eski hâle getirme talebinin) haklılığını değerlendirmeye de en elverişli (doğal) yargı merciidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 98, eski hâle getirmenin usul ve şartlarını düzenleyen HMK m. 95, 96 ve 97 ile koparılamaz bir usul zincirinin parçasıdır. Maddenin ikinci fıkrası, kanun yollarına ilişkin genel hükümleri içeren HMK m. 341 (İstinaf) ve HMK m. 361 (Temyiz) ile doğrudan bağlantılıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], istinaf veya temyiz sürelerinin kaçırılması halinde eski hâle getirme talebinin ilgili kanun yolu merciine yöneltilmesinin dogmatik bir zorunluluk olduğunu; zira ilk derece mahkemesinin süresi geçmiş bir istinaf veya temyiz başvurusunu bizzat reddetme yetkisi (HMK m. 346/1) bulunduğundan, bu ret kararlarını aşacak olağanüstü "eski hâle getirme" incelemesinin mutlak surette bir üst mahkemenin (BAM veya Yargıtay) inisiyatifinde kalması gerektiğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden bir alacak davasında davalı (A)'ya bilirkişi ücretini yatırması için iki haftalık kesin süre verilmiştir. (A), sürenin son günü kalp krizi geçirmiş ve avansı yatıramamıştır. (A), iyileştikten hemen sonra HMK m. 98/1 uyarınca, işlemi (avans yatırmayı) bekleyen ve yargılamayı sürdüren merci olan Asliye Hukuk Mahkemesinden eski hâle getirme talep eder ve mahkeme bu talebi bizzat değerlendirip karara bağlar.
(kurmaca senaryo) Davacı (B)'nin davası Asliye Ticaret Mahkemesinde reddedilmiştir. Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra (B), iki haftalık istinaf süresi içinde ağır bir trafik kazası geçirmiş ve süreyi kaçırmıştır. (B) hastaneden çıktıktan sonra HMK m. 98/2 uyarınca, eski hâle getirme dilekçesi ile birlikte istinaf başvuru dilekçesini Asliye Ticaret Mahkemesi vasıtasıyla Bölge Adliye Mahkemesine (BAM) gönderir. Asliye Ticaret Mahkemesi sürenin geçtiğini görse bile talebi reddedemez; mazeretin (kazanın) haklı olup olmadığını ve eski hâle getirmenin kabulünü inceleme görevi BAM'a aittir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 98'in yanlış yorumlanması ciddi usul kazalarına yol açabilmektedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların bilhassa kanun yollarında (istinaf ve temyiz) kaçırılan süreler için eski hâle getirme talep ederken, dilekçenin muhatabını (başlığını) hatalı olarak kararı veren "İlk Derece Mahkemesine" yönelttiklerini; oysa dilekçenin fiziksel/elektronik olarak ilk derece mahkemesine sunulsa bile başlığının "İlgili Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine Gönderilmek Üzere" şeklinde yazılmasının ve talebin bizzat üst mahkemeden istenmesinin, HMK m. 98 amir hükmü gereği yetki (merci) kurallarının ihlal edilmemesi adına hayati bir mesleki özen yükümlülüğü olduğunu hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 98'in bilhassa kanun yollarına ilişkin ikinci fıkrası, usul ekonomisi bağlamında doktrinde bazı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], temyiz süresi kaçırıldığında, tarafın sunduğu bir sağlık raporunun sahte mi yoksa gerçek mi olduğu, engelin ne zaman kalktığı gibi tamamen "maddi vakıalara" dayalı bir ilk incelemenin Yargıtay gibi içtihat mahkemesi tarafından yapılmasını eleştirmektedir. Yazar, dosyanın sırf bu mazeret belgesinin incelenmesi için Ankara'ya (Yargıtay'a) gönderilmesi ve aylarca sıra beklemesinin davanın makul sürede bitirilmesi ilkesiyle çeliştiğini; eski hâle getirme incelemesinin ilk elden kararı veren mahkemece yapılmasını sağlayan, ancak kararın denetimini BAM/Yargıtay'a bırakan daha pratik bir usuli kurguya ihtiyaç olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], maddedeki "inceleme yapılacak idiyse" lafzının, dosyanın fiziken nerede bulunduğu hususuyla çeliştiği gri alanlara dikkat çekmektedir. Dosya ilk derece mahkemesinde karara bağlanıp henüz kanun yolu evrakları üst mahkemeye gönderilmeden önce (geçiş aşamasında) sunulan bir eski hâle getirme talebinde, uygulamada mahkemelerin "dosya bende, yetki bende" yanılgısına düşerek kanun yoluna ilişkin eski hâle getirme taleplerini reddetme cüretini gösterdikleri görülmektedir. Kanun koyucunun, "dosya hangi aşamada olursa olsun, kanun yoluna ilişkin eski hâle getirme talepleri münhasıran üst mahkemece karara bağlanır ve alt mahkeme bu hususta ret kararı veremez" şeklinde, hiçbir tereddüde yer bırakmayan net bir fıkrayı madde metnine derç etmesinin usul dogmatiğine çok daha uygun düşeceği savunulmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)