1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 97. maddesi, önceki maddelerde (HMK m. 95
ve 96) kurgulanan "eski hâle getirme" kurumunun usul hukukunda fiilen nasıl
hayata geçirileceğini (şekil ve kapsamını) düzenleyen emredici bir tatbikat
normudur. Hukuk sistemimizde olağanüstü bir kanun yolu/telafi imkânı olan eski
hâle getirme kurumu, salt bir mağduriyet beyanından ibaret olamaz; mahkemenin
bu iddiayı ciddiye alabilmesi için belirli şekil şartlarına ve ispat
vasıtalarına bağlanması gerekir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun
koyucunun bu madde ile eski hâle getirme talebini katı şekil kurallarına
bağlayarak yargılamanın sürüncemede bırakılmasını ve kötüniyetli uzatma
taktiklerini engellemeyi amaçladığını; özellikle "kaçırılan işlemin de aynı
anda yapılması" kuralının, usul ekonomisi ilkesinin (HMK m. 30) bu kurumdaki en
belirgin yansıması olduğunu savunmaktadır. Madde, talepte bulunan kişiye hem
mazeretini ispatlama hem de eksik bıraktığı usul işlemini derhal tamamlama
külfeti yükleyen ikili bir filtre mekanizması kurmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dilekçeyle Talep Edilmesi: Eski hâle getirme talebinin sözlü (şifahi)
olarak, örneğin duruşma esnasında beyanda bulunularak yapılamayacağını; HMK'nın
genel dilekçe şartlarını (HMK m. 119) haiz yazılı bir evrakla mahkemeye
sunulması gerektiğini ifade eder.
- Delil veya Emarelerin Gösterilmesi: Tarafın süreyi kaçırmasına neden
olan "elde olmayan sebebin" (mücbir sebebin) soyut bir iddia olarak kalmamasını
ifade eder. Delil (kesin ispat aracı) veya emare (kuvvetli belirti), bu
imkânsızlığı objektif olarak kanıtlamalıdır (örneğin; kaza tespit tutanağı,
epikriz raporu, deprem hasar kaydı).
- Süresinde Yapılamayan İşlemin Yapılması Zorunluluğu: Maddenin en kritik
kavramıdır. Eski hâle getirme talebi kabul edilirse "ne yapılmak isteniyorsa",
o işlemin bizzat eski hâle getirme dilekçesiyle birlikte veya HMK m. 96'daki
iki haftalık başvuru süresi içinde tamamlanmış olması şarttır. Kaçırılan işlem
bir dilekçe vermekse o dilekçe verilmeli, avans yatırmaksa o avans vezneye depo
edilmelidir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 97, eski hâle getirmenin maddi şartlarını çizen HMK m. 95 ve başvuru
süresini belirleyen HMK m. 96 ile ayrılmaz bir usul zincirinin son halkasıdır.
İşlemin aynı anda yapılması zorunluluğu, usul hukukundaki "usuli işlemlerin
tekemmülü" prensibiyle doğrudan bağlantılıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], maddedeki bu zorunluluğun, mahkemeyi iki
aşamalı bir inceleme yapmaktan (önce eski hâle getirmeyi kabul edip sonra işlem
için yeni bir süre vermekten) kurtardığını; hâkimin, sunulan mazeret
delillerini ve kaçırılan işlemi aynı anda (birlikte) inceleyerek usul
ekonomisini sağladığını ve yargılamaya hız kattığını belirtmektedir. Ayrıca,
delil ve emarelerin gösterilmesi kuralı, HMK m. 119 (dava dilekçesinin içeriği)
ve HMK ispat kuralları ile organik bir bütünlük içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davalı şirket vekili Avukat (A), ilk derece mahkemesinin
aleyhe kararına karşı istinaf dilekçesi hazırlarken ofisinde yangın çıkmış ve
ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmıştır. İki haftalık istinaf süresi bu
esnada geçmiştir. Avukat (A) taburcu olduktan sonraki iki haftalık süre içinde
(HMK m. 96) mahkemeye başvurarak itfaiye raporunu ve hastane kayıtlarını
sunmuş, eski hâle getirme talep etmiştir. Ancak Avukat (A), asıl vermek
istediği "İstinaf Başvuru Dilekçesini" bu talebine eklememiştir. Düşüncesi,
mahkeme eski hâle getirmeyi kabul ettikten sonra istinaf dilekçesini vermektir.
HMK m. 97 amir hükmü uyarınca, süresinde yapılamayan istinaf başvuru işleminin
de bu taleple birlikte yapılması zorunlu olduğundan, mahkeme (veya bölge adliye
mahkemesi) talebi usulden reddeder ve karar kesinleşir.
(kurmaca senaryo) Bir tazminat davasında, bilirkişi ücretini yatırmak için
iki haftalık kesin süre verilen davacı (B), sürenin son günü adliyeye giderken
trafik kazası geçirmiştir. Kaza raporu tutulmuş ve (B) taburcu edildikten üç
gün sonra mahkemeye bir dilekçe vermiştir. Dilekçesinde kaza tutanağını
(emare/delil) göstermiş ve aynı gün mahkeme veznesine kaçırdığı bilirkişi
ücretini de nakden depo etmiştir. HMK m. 97'deki "dilekçe, delil sunma ve
kaçırılan işlemi aynı anda yapma" şartlarının tamamı yerine getirildiği için
mahkeme eski hâle getirme talebini kabul eder ve bilirkişi incelemesine karar
verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 97 kapsamında yapılan en fahiş usul hatası
"isteklerin sıraya konulması" yanılgısıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların eski hâle getirme dilekçesi
verirken mahkemeden bir "ön izin veya ara karar" beklememeleri gerektiğini;
süresi kaçırılan işlem bir cevap dilekçesi ise eski hâle getirme dilekçesinin
ekine bizzat o cevap dilekçesinin, tanık listesi ise tanık listesinin fiziksel
veya elektronik olarak mutlaka iliştirilmesinin (veya aynı dilekçe metninde
eritilmesinin) mesleki sorumluluk (malpraktis) açısından hayati bir kural
olduğunu hatırlatmaktadır. Aksi takdirde, mazeret ne kadar haklı olursa olsun,
HMK m. 97'deki şekil eksikliği sebebiyle sükut-u hak (hak düşümü) gerçekleşir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 97'de yer alan "süresinde yapılamayan işlemin de aynı süre içinde
yapılması" zorunluluğu, usul ekonomisi açısından pratik görünse de hak arama
hürriyeti bağlamında doktrinde sert eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], komadan çıkmış, evini
depremde kaybetmiş veya ağır bir travma atlatmış olan (yani elde olmayan bir
sebeple mağdur olmuş) bir kişiye veya avukatına; engelin kalkmasından itibaren
sadece iki hafta içinde hem sağlık raporlarını/delillerini toplayıp mazeret
dilekçesi yazma hem de belki yüzlerce sayfalık karmaşık bir "temyiz/istinaf
dilekçesini" sıfırdan hazırlayıp sunma külfeti yüklemenin vicdani olmadığını ve
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir. Bu
yük, zorda kalmış tarafı adeta cezalandırmak anlamına gelir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1],
maddedeki "delil veya emareleri gösterilir" lafzını ispat hukuku yönünden
eleştirmektedir. "Delil" kavramı kesin ispatı ifade ederken, "emare" kuvvetli
şüphe demektir. Kanun koyucunun her ikisini aynı cümlede alternatifli olarak
kullanması, hâkimler nezdinde takdir karmaşası yaratmaktadır. Bazı hâkimler
emareyi (örneğin kaza anında çekilmiş bir fotoğrafı) yeterli görürken, bazıları
mutlaka resmi devlet kurumu kaynaklı "delil" aramakta ve eski hâle getirme
taleplerini reddetmektedir. Yazar, bu kuruma başvurulmasının temelinde zaten
bir "olağanüstülük" yattığını; bu nedenle maddedeki ispat standardının (kanıt
eşiğinin) kasten düşük tutulması gerektiğini ve hâkimin "yaklaşık ispat"
(emare) kuralları çerçevesinde talebi değerlendirmesini zorunlu kılan bir
eklemenin kanun metnine derç edilmesinin hukuki güvenliği artıracağını
savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 97. maddesi, önceki maddelerde (HMK m. 95 ve 96) kurgulanan "eski hâle getirme" kurumunun usul hukukunda fiilen nasıl hayata geçirileceğini (şekil ve kapsamını) düzenleyen emredici bir tatbikat normudur. Hukuk sistemimizde olağanüstü bir kanun yolu/telafi imkânı olan eski hâle getirme kurumu, salt bir mağduriyet beyanından ibaret olamaz; mahkemenin bu iddiayı ciddiye alabilmesi için belirli şekil şartlarına ve ispat vasıtalarına bağlanması gerekir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme talebini katı şekil kurallarına bağlayarak yargılamanın sürüncemede bırakılmasını ve kötüniyetli uzatma taktiklerini engellemeyi amaçladığını; özellikle "kaçırılan işlemin de aynı anda yapılması" kuralının, usul ekonomisi ilkesinin (HMK m. 30) bu kurumdaki en belirgin yansıması olduğunu savunmaktadır. Madde, talepte bulunan kişiye hem mazeretini ispatlama hem de eksik bıraktığı usul işlemini derhal tamamlama külfeti yükleyen ikili bir filtre mekanizması kurmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 97, eski hâle getirmenin maddi şartlarını çizen HMK m. 95 ve başvuru süresini belirleyen HMK m. 96 ile ayrılmaz bir usul zincirinin son halkasıdır. İşlemin aynı anda yapılması zorunluluğu, usul hukukundaki "usuli işlemlerin tekemmülü" prensibiyle doğrudan bağlantılıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], maddedeki bu zorunluluğun, mahkemeyi iki aşamalı bir inceleme yapmaktan (önce eski hâle getirmeyi kabul edip sonra işlem için yeni bir süre vermekten) kurtardığını; hâkimin, sunulan mazeret delillerini ve kaçırılan işlemi aynı anda (birlikte) inceleyerek usul ekonomisini sağladığını ve yargılamaya hız kattığını belirtmektedir. Ayrıca, delil ve emarelerin gösterilmesi kuralı, HMK m. 119 (dava dilekçesinin içeriği) ve HMK ispat kuralları ile organik bir bütünlük içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davalı şirket vekili Avukat (A), ilk derece mahkemesinin aleyhe kararına karşı istinaf dilekçesi hazırlarken ofisinde yangın çıkmış ve ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmıştır. İki haftalık istinaf süresi bu esnada geçmiştir. Avukat (A) taburcu olduktan sonraki iki haftalık süre içinde (HMK m. 96) mahkemeye başvurarak itfaiye raporunu ve hastane kayıtlarını sunmuş, eski hâle getirme talep etmiştir. Ancak Avukat (A), asıl vermek istediği "İstinaf Başvuru Dilekçesini" bu talebine eklememiştir. Düşüncesi, mahkeme eski hâle getirmeyi kabul ettikten sonra istinaf dilekçesini vermektir. HMK m. 97 amir hükmü uyarınca, süresinde yapılamayan istinaf başvuru işleminin de bu taleple birlikte yapılması zorunlu olduğundan, mahkeme (veya bölge adliye mahkemesi) talebi usulden reddeder ve karar kesinleşir.
(kurmaca senaryo) Bir tazminat davasında, bilirkişi ücretini yatırmak için iki haftalık kesin süre verilen davacı (B), sürenin son günü adliyeye giderken trafik kazası geçirmiştir. Kaza raporu tutulmuş ve (B) taburcu edildikten üç gün sonra mahkemeye bir dilekçe vermiştir. Dilekçesinde kaza tutanağını (emare/delil) göstermiş ve aynı gün mahkeme veznesine kaçırdığı bilirkişi ücretini de nakden depo etmiştir. HMK m. 97'deki "dilekçe, delil sunma ve kaçırılan işlemi aynı anda yapma" şartlarının tamamı yerine getirildiği için mahkeme eski hâle getirme talebini kabul eder ve bilirkişi incelemesine karar verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 97 kapsamında yapılan en fahiş usul hatası "isteklerin sıraya konulması" yanılgısıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların eski hâle getirme dilekçesi verirken mahkemeden bir "ön izin veya ara karar" beklememeleri gerektiğini; süresi kaçırılan işlem bir cevap dilekçesi ise eski hâle getirme dilekçesinin ekine bizzat o cevap dilekçesinin, tanık listesi ise tanık listesinin fiziksel veya elektronik olarak mutlaka iliştirilmesinin (veya aynı dilekçe metninde eritilmesinin) mesleki sorumluluk (malpraktis) açısından hayati bir kural olduğunu hatırlatmaktadır. Aksi takdirde, mazeret ne kadar haklı olursa olsun, HMK m. 97'deki şekil eksikliği sebebiyle sükut-u hak (hak düşümü) gerçekleşir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 97'de yer alan "süresinde yapılamayan işlemin de aynı süre içinde yapılması" zorunluluğu, usul ekonomisi açısından pratik görünse de hak arama hürriyeti bağlamında doktrinde sert eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], komadan çıkmış, evini depremde kaybetmiş veya ağır bir travma atlatmış olan (yani elde olmayan bir sebeple mağdur olmuş) bir kişiye veya avukatına; engelin kalkmasından itibaren sadece iki hafta içinde hem sağlık raporlarını/delillerini toplayıp mazeret dilekçesi yazma hem de belki yüzlerce sayfalık karmaşık bir "temyiz/istinaf dilekçesini" sıfırdan hazırlayıp sunma külfeti yüklemenin vicdani olmadığını ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir. Bu yük, zorda kalmış tarafı adeta cezalandırmak anlamına gelir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], maddedeki "delil veya emareleri gösterilir" lafzını ispat hukuku yönünden eleştirmektedir. "Delil" kavramı kesin ispatı ifade ederken, "emare" kuvvetli şüphe demektir. Kanun koyucunun her ikisini aynı cümlede alternatifli olarak kullanması, hâkimler nezdinde takdir karmaşası yaratmaktadır. Bazı hâkimler emareyi (örneğin kaza anında çekilmiş bir fotoğrafı) yeterli görürken, bazıları mutlaka resmi devlet kurumu kaynaklı "delil" aramakta ve eski hâle getirme taleplerini reddetmektedir. Yazar, bu kuruma başvurulmasının temelinde zaten bir "olağanüstülük" yattığını; bu nedenle maddedeki ispat standardının (kanıt eşiğinin) kasten düşük tutulması gerektiğini ve hâkimin "yaklaşık ispat" (emare) kuralları çerçevesinde talebi değerlendirmesini zorunlu kılan bir eklemenin kanun metnine derç edilmesinin hukuki güvenliği artıracağını savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)