1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 96. maddesi, bir önceki maddede (HMK m. 95)
maddi şartları ve sınırları çizilen "eski hâle getirme" (restitutio in
integrum) kurumunun zamansal (kronolojik) sınırlarını belirleyen emredici bir
usul normudur. Eski hâle getirme, elde olmayan sebeplerle kaçırılan usuli
hakları telafi eden olağanüstü bir imkân olmakla birlikte, bu imkânın ucu açık
bir şekilde, yargılamanın her aşamasında ve istenildiği zaman kullanılması,
hukuk güvenliği ve usul ekonomisi ilkeleriyle bağdaşmaz. Kuru, Medeni Usul
Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme talebini hem
kısa bir hak düşürücü süreye (iki hafta) hem de yargılamanın aşamalarına (nihai
karar bariyerine) bağlayarak, olağanüstü telafi yolu ile davaların sürüncemede
kalmaması arasındaki pragmatik dengeyi kurduğunu savunmaktadır [1, 2]. Bu
madde, hakkını arayan tarafın engeli kalkar kalkmaz süratle harekete geçmesini
emreden bir usul disiplini kuralıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Engelin Ortadan Kalkması: Süreyi başlatan an (dies a quo). Elde olmayan
sebebin (komada olma, doğal afet, UYAP çökmesi) fiilen veya hukuken sona
erdiği, kişinin normal usuli işlemlerini yapabilecek iradi ve fiziki kapasiteye
kavuştuğu andır.
- İki Hafta İçinde Talep Edilmesi: Engelin kalktığı günün ertesi gününden
itibaren işlemeye başlayan ve kesin (hak düşürücü) nitelikte olan başvuru
süresidir. Bu süre geçtikten sonra eski hâle getirme talep edilemez.
- En Geç Nihai Karar Verilinceye Kadar: Eski hâle getirme talebinin
mutlak üst sınırıdır. Hâkimin davadan elini çektiği (tahkikatın bitip hükmün
kurulduğu) ana kadar bu talep ileri sürülebilir; kural olarak karar verildikten
sonra (karar onanmasa bile) o derece mahkemesinden eski hâle getirme istenemez.
- Nihai Kararın Bir Tarafın Yokluğunda Verilmesi: Kanunun getirdiği çok
önemli bir istisnadır. Elde olmayan sebep yüzünden duruşmalara katılamayan ve
bu yokluk (gıyap) hali içinde aleyhine "nihai karar" kurulan taraf, karardan
sonra da (istinaf/temyiz aşamasına geçmeden) hükmü veren mahkemeye başvurarak
tahkikat aşamasında kaçırdığı işlemler için eski hâle getirme talep edebilir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 96, doğrudan doğruya eski hâle getirmenin maddi koşullarını düzenleyen
HMK m. 95 ve sürelerin hesaplanmasını gösteren HMK m. 92 ile ayrılmaz bir
dogmatik bütünlük içindedir. Ayrıca, yoklukta verilen kararlara karşı tanınan
istisnai hak (m. 96/2 son cümle), Anayasa m. 36 ve HMK m. 27'de güvence altına
alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nın usul hukukundaki en güçlü tezahürlerinden
biridir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, bu
maddedeki iki haftalık sürenin bir zamanaşımı değil, kesin bir "hak düşürücü
süre" olduğunu; hâkimin bu sürenin geçip geçmediğini (engelin ne zaman
kalktığını) tarafların itirazı olmasa dahi dosya kapsamından re'sen
(kendiliğinden) gözetmek zorunda olduğunu belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davalı vekili Avukat (A), cevap dilekçesini sunmak için
ofisinde hazırlık yaparken kalp krizi geçirmiş ve 1 Ekim tarihinde hastaneye
kaldırılarak yoğun bakıma alınmıştır. İki haftalık cevap süresi bu esnada
dolmuştur. Avukat (A), 15 Ekim tarihinde hastaneden taburcu olmuş (engel
ortadan kalkmış) ve normal hayatına dönmüştür. Avukat (A)'nın, 15 Ekim
tarihinden itibaren "iki hafta" içinde (en geç 29 Ekim mesai bitimine kadar)
HMK m. 96/1 uyarınca mahkemeye başvurarak sağlık raporlarını sunması ve eski
hâle getirme (cevap hakkı) talep etmesi gerekmektedir.
(kurmaca senaryo) Bir alacak davasının son (karar) duruşmasına gitmek üzere
yola çıkan davacı (B), ağır bir trafik kazası geçirmiş ve duruşmaya
katılamamıştır. Mahkeme, davacı (B)'nin "yokluğunda" yargılamayı bitirmiş ve
davanın reddine dair nihai kararı vermiştir. Normal şartlarda nihai karar
verildikten sonra eski hâle getirme istenemez (m. 96/2 ilk cümle). Ancak (B),
trafik kazası engeli kalktıktan sonra, karar kendi yokluğunda verildiği için
HMK m. 96/2'nin son cümlesindeki istisnadan yararlanarak mahkemeye başvurur ve
kaçırdığı duruşmadaki beyan haklarını kullanmak üzere eski hâle getirme talep
edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 96 bağlamında en çok yapılan hata "engelin
kalktığı anın" tespitinde yaşanmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında, meslektaşların özellikle hastane raporlarına ve taburcu
tarihlerine azami dikkat etmeleri gerektiğini; mahkemelerin iki haftalık süreyi
hesaplarken şahsın "tamamen iyileştiği" tarihi değil, hastaneden "taburcu
olduğu veya fiilen hareket edebilecek duruma geldiği" anı baz aldıklarını usuli
ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Bu nedenle eski hâle
getirme talebi hazırlanırken, engelin devam ettiğini gösterir doktor istirahat
raporlarının kesintisiz olarak mahkemeye ibraz edilmesi sürenin kaçırılmaması
adına hayati önem taşır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 96'da yer alan kurallar usul ekonomisini sağlasa da, bazı yönlerden
doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, birinci fıkradaki "iki hafta"lık katı
sürenin, bilhassa deprem, sel gibi geniş çaplı doğal afetlerin (mücbir
sebeplerin) ardından son derece yetersiz kaldığını vurgulamaktadır. Evini,
ofisini veya yakınlarını kaybeden bir kişinin, sırf "çadır kente yerleşti ve
fiziki engeli bitti" diye iki hafta içinde psikolojik toparlanmasını tamamlayıp
adliyeye koşmasını beklemenin hayatın olağan akışına ve sosyal hukuk devleti
ilkesine aykırı olduğu; kanun koyucunun mahkemeye olayın vehemetine göre bu
süreyi uzatabilme konusunda bir takdir yetkisi tanıması gerektiği eleştirel bir
dille ifade edilmektedir [1, 2].
Bunun yanı sıra Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
ikinci fıkranın son cümlesinde yer alan "kararın verilmesinden sonra da eski
hâle getirme talebinde bulunulabilir" istisnasının usul dogmatiğinde derin bir
boşluk yarattığına dikkat çekmektedir. Yazar, nihai karar verilip dosyadan el
çekildikten sonra yapılan eski hâle getirme talebi kabul edilirse, verilmiş
olan "nihai kararın akıbetinin" ne olacağının kanunda açıkça yazılmadığını
eleştirmektedir. Hâkim, kendi verdiği kararı kendiliğinden mi kaldıracaktır,
yoksa karar "yok" hükmünde mi sayılacaktır? Usul hukukunda kararların
kaldırılması kural olarak kanun yollarına (istinaf/temyiz) ait bir yetki iken,
bu maddedeki durumun ilk derece mahkemesine kendi kararını geri alma gibi
örtülü bir yetki verdiğini; kanun koyucunun "talebin kabulü halinde nihai karar
kendiliğinden ortadan kalkar" şeklinde net bir fıkra ekleyerek bu dogmatik
tartışmayı sonlandırması gerektiğini savunmaktadır [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 96. maddesi, bir önceki maddede (HMK m. 95) maddi şartları ve sınırları çizilen "eski hâle getirme" (restitutio in integrum) kurumunun zamansal (kronolojik) sınırlarını belirleyen emredici bir usul normudur. Eski hâle getirme, elde olmayan sebeplerle kaçırılan usuli hakları telafi eden olağanüstü bir imkân olmakla birlikte, bu imkânın ucu açık bir şekilde, yargılamanın her aşamasında ve istenildiği zaman kullanılması, hukuk güvenliği ve usul ekonomisi ilkeleriyle bağdaşmaz. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme talebini hem kısa bir hak düşürücü süreye (iki hafta) hem de yargılamanın aşamalarına (nihai karar bariyerine) bağlayarak, olağanüstü telafi yolu ile davaların sürüncemede kalmaması arasındaki pragmatik dengeyi kurduğunu savunmaktadır [1, 2]. Bu madde, hakkını arayan tarafın engeli kalkar kalkmaz süratle harekete geçmesini emreden bir usul disiplini kuralıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 96, doğrudan doğruya eski hâle getirmenin maddi koşullarını düzenleyen HMK m. 95 ve sürelerin hesaplanmasını gösteren HMK m. 92 ile ayrılmaz bir dogmatik bütünlük içindedir. Ayrıca, yoklukta verilen kararlara karşı tanınan istisnai hak (m. 96/2 son cümle), Anayasa m. 36 ve HMK m. 27'de güvence altına alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nın usul hukukundaki en güçlü tezahürlerinden biridir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, bu maddedeki iki haftalık sürenin bir zamanaşımı değil, kesin bir "hak düşürücü süre" olduğunu; hâkimin bu sürenin geçip geçmediğini (engelin ne zaman kalktığını) tarafların itirazı olmasa dahi dosya kapsamından re'sen (kendiliğinden) gözetmek zorunda olduğunu belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davalı vekili Avukat (A), cevap dilekçesini sunmak için ofisinde hazırlık yaparken kalp krizi geçirmiş ve 1 Ekim tarihinde hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alınmıştır. İki haftalık cevap süresi bu esnada dolmuştur. Avukat (A), 15 Ekim tarihinde hastaneden taburcu olmuş (engel ortadan kalkmış) ve normal hayatına dönmüştür. Avukat (A)'nın, 15 Ekim tarihinden itibaren "iki hafta" içinde (en geç 29 Ekim mesai bitimine kadar) HMK m. 96/1 uyarınca mahkemeye başvurarak sağlık raporlarını sunması ve eski hâle getirme (cevap hakkı) talep etmesi gerekmektedir.
(kurmaca senaryo) Bir alacak davasının son (karar) duruşmasına gitmek üzere yola çıkan davacı (B), ağır bir trafik kazası geçirmiş ve duruşmaya katılamamıştır. Mahkeme, davacı (B)'nin "yokluğunda" yargılamayı bitirmiş ve davanın reddine dair nihai kararı vermiştir. Normal şartlarda nihai karar verildikten sonra eski hâle getirme istenemez (m. 96/2 ilk cümle). Ancak (B), trafik kazası engeli kalktıktan sonra, karar kendi yokluğunda verildiği için HMK m. 96/2'nin son cümlesindeki istisnadan yararlanarak mahkemeye başvurur ve kaçırdığı duruşmadaki beyan haklarını kullanmak üzere eski hâle getirme talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 96 bağlamında en çok yapılan hata "engelin kalktığı anın" tespitinde yaşanmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle hastane raporlarına ve taburcu tarihlerine azami dikkat etmeleri gerektiğini; mahkemelerin iki haftalık süreyi hesaplarken şahsın "tamamen iyileştiği" tarihi değil, hastaneden "taburcu olduğu veya fiilen hareket edebilecek duruma geldiği" anı baz aldıklarını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Bu nedenle eski hâle getirme talebi hazırlanırken, engelin devam ettiğini gösterir doktor istirahat raporlarının kesintisiz olarak mahkemeye ibraz edilmesi sürenin kaçırılmaması adına hayati önem taşır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 96'da yer alan kurallar usul ekonomisini sağlasa da, bazı yönlerden doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, birinci fıkradaki "iki hafta"lık katı sürenin, bilhassa deprem, sel gibi geniş çaplı doğal afetlerin (mücbir sebeplerin) ardından son derece yetersiz kaldığını vurgulamaktadır. Evini, ofisini veya yakınlarını kaybeden bir kişinin, sırf "çadır kente yerleşti ve fiziki engeli bitti" diye iki hafta içinde psikolojik toparlanmasını tamamlayıp adliyeye koşmasını beklemenin hayatın olağan akışına ve sosyal hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu; kanun koyucunun mahkemeye olayın vehemetine göre bu süreyi uzatabilme konusunda bir takdir yetkisi tanıması gerektiği eleştirel bir dille ifade edilmektedir [1, 2].
Bunun yanı sıra Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, ikinci fıkranın son cümlesinde yer alan "kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir" istisnasının usul dogmatiğinde derin bir boşluk yarattığına dikkat çekmektedir. Yazar, nihai karar verilip dosyadan el çekildikten sonra yapılan eski hâle getirme talebi kabul edilirse, verilmiş olan "nihai kararın akıbetinin" ne olacağının kanunda açıkça yazılmadığını eleştirmektedir. Hâkim, kendi verdiği kararı kendiliğinden mi kaldıracaktır, yoksa karar "yok" hükmünde mi sayılacaktır? Usul hukukunda kararların kaldırılması kural olarak kanun yollarına (istinaf/temyiz) ait bir yetki iken, bu maddedeki durumun ilk derece mahkemesine kendi kararını geri alma gibi örtülü bir yetki verdiğini; kanun koyucunun "talebin kabulü halinde nihai karar kendiliğinden ortadan kalkar" şeklinde net bir fıkra ekleyerek bu dogmatik tartışmayı sonlandırması gerektiğini savunmaktadır [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)