1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 94. maddesi, medeni usul hukukunda
yargılamanın makul sürede bitirilmesi gayesiyle "sürelerin" bağlayıcılığını ve
yaptırımını düzenleyen en temel emredici normdur. Hukuk davalarının yıllarca
sürüncemede kalmasını engellemek, usul işlemlerinin belirli bir disiplin ve
takvim içerisinde yürütülmesini sağlamak amacıyla kanun koyucu, sürelerin
doğasını "kesinlik" (peremptory) ilkesi üzerine inşa etmiştir. Kuru, Medeni
Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile hem kanuni sürelerin
esnetilemez karakterini vurguladığını hem de hâkim tarafından verilen sürelerin
hangi şartlar altında "kesin" hale geleceğini ve hakkın düşmesi (sükut-u hak)
sonucunu doğuracağını katı bir şablona bağladığını savunmaktadır [1]. Bu madde,
yargılamanın hızlandırılması ile tarafın usuli haklarının sınırlandırılması
arasındaki keskin kılıçtır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Kanunun Belirlediği Sürelerin Kesinliği: HMK metninde doğrudan rakamla
belirtilen (örneğin cevap dilekçesi için 2 hafta, istinaf için 2 hafta)
sürelerdir. Bu süreler mutlak olarak kesindir; hâkimin veya tarafların
anlaşmasıyla uzatılamaz veya kısaltılamaz (HMK m. 90/1).
- Hâkimin Tayin Ettiği Sürenin Kesinliği: Kanunda bir usul işlemi için
süre öngörülmeyen hallerde (örneğin eksik bir belgenin sunulması veya delil
avansının yatırılması), hâkimin takdir ettiği sürenin kendiliğinden kesin
olmamasını, ancak hâkimin bunu "kesin" olarak nitelendirmesi halinde bağlayıcı
olmasını ifade eder.
- Hiçbir Duraksamaya Yer Vermeyecek Şekilde Açıklama ve İhtar: 2020
yılında 7251 sayılı Kanun ile fıkraya eklenen bu kıstas, hâkimin kesin süre
verirken yapılması gereken işlemi (örneğin "bilirkişi ücreti olan 1.500 TL'nin
yatırılması") çok net belirtmesi ve "yatırılmaması halinde delile dayanmaktan
vazgeçilmiş sayılacağı" sonucunu tutanağa yazarak tarafa ihtar etmesi
zorunluluğudur.
- İkinci Sürenin Kesinliği: Şayet hâkim ilk verdiği sürenin "kesin"
olduğunu ihtar etmemişse ve taraf bu süreyi geçirmişse, tarafın bir kez daha
süre talep etme hakkı doğar. Ancak kanun koyucu sonsuz bir döngüyü engellemek
için, bu şekilde verilen "ikinci" sürenin, hâkim aksini söylese bile, kanun
gereği (kendiliğinden) kesin olduğunu hükme bağlamıştır.
- Hakkın Ortadan Kalkması: Kesin sürenin maddi ve usuli yaptırımıdır.
Süre kaçırıldığında, o işlemi yapma yetkisi tamamen düşer (hak düşürücü süre
etkisi).
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 94, usul hukukunun bel kemiğini oluşturan "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30)
ve "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ilkeleriyle doğrudan ve organik bir
bağ içindedir. Sürelerin kesinliği yargılamayı hızlandırırken (m. 30), kesin
süre ihtaratının açık ve anlaşılır şekilde yapılması zorunluluğu tarafın
savunma hakkını (m. 27) güvence altına alır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, bu maddenin bilhassa "Dava Şartı Noksanlığının
Giderilmesi" (HMK m. 115) ve "Delil Avansının Yatırılması" (HMK m. 324) gibi
mahkemece süre verilen spesifik durumların uygulamasında genel (tamamlayıcı)
bir şemsiye norm işlevi gördüğünü; hâkimin bu özel maddeleri uygularken HMK m.
94'teki şekil şartlarına ve ihtar prosedürüne harfiyen uymak zorunda olduğunu
usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal davasında
hâkim, ön inceleme duruşmasında davacıya ara karar kurarak "Eksik kalan 2.000
TL gider avansının yatırılması için davacı tarafa iki hafta süre verilmesine"
şeklinde zapta (tutanağa) geçirtmiş, ancak sürenin "kesin" olduğunu ve
yatırılmamasının hukuki sonucunun davanın usulden reddi olacağını zapta
yazmamıştır. Davacı bu iki haftalık sürede avansı yatırmamıştır. Bir sonraki
duruşmada davalı, davanın dava şartı yokluğundan reddini talep etmiştir. Ancak
HMK m. 94/2 uyarınca hâkim kesin süre ihtaratını (hukuki sonuçlarıyla birlikte)
usulüne uygun yapmadığı için, davacı yeni bir süre istemiş ve mahkeme davacıya
yasa gereği "kesin" nitelikte olan ikinci bir iki haftalık süre daha vermek
zorunda kalmıştır.
(kurmaca senaryo) Davalı (A), aleyhine açılan alacak davasında mahkemenin
gönderdiği tebligatı almasına rağmen yoğun iş programı nedeniyle kanuni süre
olan iki hafta içinde cevap dilekçesini sunmamıştır. Davalı (A), mahkemeye
başvurarak "mazeretinin kabulü ile cevap dilekçesi sunmak için ek süre
verilmesini" talep etmiştir. HMK m. 94/1 amir hükmü gereğince, kanunun
belirlediği süreler (cevap süresi) kesin olduğundan ve hâkimin bu kanuni süreyi
uzatma yetkisi bulunmadığından, (A)'nın ek süre talebi reddedilmiş ve HMK m.
94/3 uyarınca cevap dilekçesi sunma hakkı ortadan kalkmıştır (davayı inkâr
etmiş sayılmıştır).
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde HMK m. 94, "hak düşürücü" doğası nedeniyle en çok
dikkat edilmesi gereken usul tuzaklarından biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması çalışmasında, duruşma zaptı (tutanağı) imzalanırken meslektaşların
hâkimin kurduğu ara kararı çok dikkatli okumaları gerektiğini; şayet hâkim "iki
haftalık kesin süre verilmesine" demesine rağmen işlemi (örneğin hangi tanık
için ne kadar ücret yatırılacağını) net yazmamışsa veya yatırılmamasının
sonucunu ihtarat olarak tutanağa bağlamamışsa, bu sürenin HMK m. 94 anlamında
hukuken geçerli bir "kesin süre" doğurmayacağını ve süreyi kaçıran avukatın bu
usuli eksikliğe dayanarak ikinci bir süre kurtarabileceğini stratejik bir
meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 94'te yer alan kurallar, usul ekonomisini sağlama gayesi taşısa da, 2020
değişikliğine rağmen uygulamada hâkim takdiri ile hakkın özü arasındaki
dengesizlik bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "hiçbir
duraksamaya yer vermeyecek şekilde" lafzının hâkimler üzerinde ağır bir yük
oluşturduğunu; uygulamada hâkimlerin Yargıtay'dan bozma yememek adına sayfa
dolusu matbu kesin süre ihtaratlarını duruşma zaptına geçirdiklerini, bunun da
duruşmaların uzamasına ve usul ekonomisinin tam tersi bir şekilde zedelenmesine
yol açtığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Diğer yandan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
üçüncü fıkrada yer alan "işlemi yapma hakkı ortadan kalkar" (sükut-u hak)
şeklindeki mutlak kuralı, adil yargılanma hakkı perspektifinden eleştirmektedir
[1]. Hâkimin verdiği kesin süre içinde tarafın hastalanması, trafik kazası
geçirmesi veya UYAP sisteminin çökmesi gibi fiili imkânsızlık hallerinde,
maddenin bu kadar katı uygulanmasının hakkaniyetsiz sonuçlar doğurduğu
vurgulanmaktadır. Yazar, bu gibi durumlarda HMK m. 95'te düzenlenen "Eski Hâle
Getirme" müessesesinin işletilebilmesi için, HMK m. 94 metnine "mücbir sebep ve
ağır mazeret halleri saklıdır" şeklinde bir yollama fıkrasının derç
edilmesinin, modern usul hukukunun zayıfı koruyan esnek yapısına daha uygun
düşeceğini savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 94. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın makul sürede bitirilmesi gayesiyle "sürelerin" bağlayıcılığını ve yaptırımını düzenleyen en temel emredici normdur. Hukuk davalarının yıllarca sürüncemede kalmasını engellemek, usul işlemlerinin belirli bir disiplin ve takvim içerisinde yürütülmesini sağlamak amacıyla kanun koyucu, sürelerin doğasını "kesinlik" (peremptory) ilkesi üzerine inşa etmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile hem kanuni sürelerin esnetilemez karakterini vurguladığını hem de hâkim tarafından verilen sürelerin hangi şartlar altında "kesin" hale geleceğini ve hakkın düşmesi (sükut-u hak) sonucunu doğuracağını katı bir şablona bağladığını savunmaktadır [1]. Bu madde, yargılamanın hızlandırılması ile tarafın usuli haklarının sınırlandırılması arasındaki keskin kılıçtır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 94, usul hukukunun bel kemiğini oluşturan "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ve "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ilkeleriyle doğrudan ve organik bir bağ içindedir. Sürelerin kesinliği yargılamayı hızlandırırken (m. 30), kesin süre ihtaratının açık ve anlaşılır şekilde yapılması zorunluluğu tarafın savunma hakkını (m. 27) güvence altına alır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, bu maddenin bilhassa "Dava Şartı Noksanlığının Giderilmesi" (HMK m. 115) ve "Delil Avansının Yatırılması" (HMK m. 324) gibi mahkemece süre verilen spesifik durumların uygulamasında genel (tamamlayıcı) bir şemsiye norm işlevi gördüğünü; hâkimin bu özel maddeleri uygularken HMK m. 94'teki şekil şartlarına ve ihtar prosedürüne harfiyen uymak zorunda olduğunu usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal davasında hâkim, ön inceleme duruşmasında davacıya ara karar kurarak "Eksik kalan 2.000 TL gider avansının yatırılması için davacı tarafa iki hafta süre verilmesine" şeklinde zapta (tutanağa) geçirtmiş, ancak sürenin "kesin" olduğunu ve yatırılmamasının hukuki sonucunun davanın usulden reddi olacağını zapta yazmamıştır. Davacı bu iki haftalık sürede avansı yatırmamıştır. Bir sonraki duruşmada davalı, davanın dava şartı yokluğundan reddini talep etmiştir. Ancak HMK m. 94/2 uyarınca hâkim kesin süre ihtaratını (hukuki sonuçlarıyla birlikte) usulüne uygun yapmadığı için, davacı yeni bir süre istemiş ve mahkeme davacıya yasa gereği "kesin" nitelikte olan ikinci bir iki haftalık süre daha vermek zorunda kalmıştır.
(kurmaca senaryo) Davalı (A), aleyhine açılan alacak davasında mahkemenin gönderdiği tebligatı almasına rağmen yoğun iş programı nedeniyle kanuni süre olan iki hafta içinde cevap dilekçesini sunmamıştır. Davalı (A), mahkemeye başvurarak "mazeretinin kabulü ile cevap dilekçesi sunmak için ek süre verilmesini" talep etmiştir. HMK m. 94/1 amir hükmü gereğince, kanunun belirlediği süreler (cevap süresi) kesin olduğundan ve hâkimin bu kanuni süreyi uzatma yetkisi bulunmadığından, (A)'nın ek süre talebi reddedilmiş ve HMK m. 94/3 uyarınca cevap dilekçesi sunma hakkı ortadan kalkmıştır (davayı inkâr etmiş sayılmıştır).
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde HMK m. 94, "hak düşürücü" doğası nedeniyle en çok dikkat edilmesi gereken usul tuzaklarından biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, duruşma zaptı (tutanağı) imzalanırken meslektaşların hâkimin kurduğu ara kararı çok dikkatli okumaları gerektiğini; şayet hâkim "iki haftalık kesin süre verilmesine" demesine rağmen işlemi (örneğin hangi tanık için ne kadar ücret yatırılacağını) net yazmamışsa veya yatırılmamasının sonucunu ihtarat olarak tutanağa bağlamamışsa, bu sürenin HMK m. 94 anlamında hukuken geçerli bir "kesin süre" doğurmayacağını ve süreyi kaçıran avukatın bu usuli eksikliğe dayanarak ikinci bir süre kurtarabileceğini stratejik bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 94'te yer alan kurallar, usul ekonomisini sağlama gayesi taşısa da, 2020 değişikliğine rağmen uygulamada hâkim takdiri ile hakkın özü arasındaki dengesizlik bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde" lafzının hâkimler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu; uygulamada hâkimlerin Yargıtay'dan bozma yememek adına sayfa dolusu matbu kesin süre ihtaratlarını duruşma zaptına geçirdiklerini, bunun da duruşmaların uzamasına ve usul ekonomisinin tam tersi bir şekilde zedelenmesine yol açtığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Diğer yandan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, üçüncü fıkrada yer alan "işlemi yapma hakkı ortadan kalkar" (sükut-u hak) şeklindeki mutlak kuralı, adil yargılanma hakkı perspektifinden eleştirmektedir [1]. Hâkimin verdiği kesin süre içinde tarafın hastalanması, trafik kazası geçirmesi veya UYAP sisteminin çökmesi gibi fiili imkânsızlık hallerinde, maddenin bu kadar katı uygulanmasının hakkaniyetsiz sonuçlar doğurduğu vurgulanmaktadır. Yazar, bu gibi durumlarda HMK m. 95'te düzenlenen "Eski Hâle Getirme" müessesesinin işletilebilmesi için, HMK m. 94 metnine "mücbir sebep ve ağır mazeret halleri saklıdır" şeklinde bir yollama fıkrasının derç edilmesinin, modern usul hukukunun zayıfı koruyan esnek yapısına daha uygun düşeceğini savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)