RESMİ METİN

Tarafın davasını takip edebilecek ehliyette olmaması


MADDE 80- (1) Hâkim, taraflardan birisinin, davasını bizzat takip edecek yeterlikte olmadığını görürse, ona uygun bir süre tanıyarak, davasını vekil aracılığıyla takip etmesine karar verebilir. Verilen karara uymayan taraf hakkında, yokluğu hâlindeki hükümlere göre işlem yapılır.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 80. maddesi, Türk medeni usul hukukunda kural olarak benimsenen "bizzat dava takip etme serbestisinin" (HMK m. 71) en önemli yasal istisnasını ve sınırını oluşturmaktadır. Mahkemeler, vatandaşların hak arama hürriyetini kullandıkları merciler olsa da, yargılamanın belirli bir teknik, düzen ve ciddiyet içerisinde yürütülmesi zorunludur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile hem mahkemenin usuli düzenini koruduğunu hem de hukuki cehaleti veya kişisel yetersizliği sebebiyle kendi davasını kilitlenme noktasına getiren tarafı, telafisi imkânsız hak kayıplarından korumayı (himaye etmeyi) amaçladığını savunmaktadır [1, 2]. Bu yönüyle madde, adil yargılanma hakkının, usul ekonomisinin ve maddi gerçeğe ulaşma gayesinin bir güvencesi niteliğindedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Davasını Bizzat Takip Edecek Yeterlikte Olmamak: Bu kavram, tarafın Medeni Kanun anlamında "fiil ehliyetine (ayırt etme gücüne)" sahip olmaması demek değildir. Fiil ehliyeti olmayanlara zaten vasi veya yasal temsilci atanır (HMK m. 52). Buradaki "yetersizlik", tarafın akli melekeleri yerinde olmasına rağmen; aşırı bilgisizlik, meramını anlatamama, okuma yazma bilmeme, aşırı heyecan/korku hali veya karmaşık hukuki uyuşmazlığı asgari düzeyde dahi kavrayamama gibi nedenlerle yargılamanın akışını imkânsız hale getirmesi durumudur.
  • Uygun Bir Süre Tanınması: Hâkimin, tarafın yetersizliğini tespit eder etmez davayı reddetmesi veya işlemden kaldırması mümkün değildir. Tarafa, bütçesine ve durumuna uygun bir avukat (vekil) bulabilmesi için makul ve kesin bir süre (örneğin iki hafta) verilmesi yasal bir zorunluluktur.
  • Vekil Aracılığıyla Takip Etmesine Karar Verilmesi: Hâkimin asile yönelik "zorunlu vekâlet" (mecburi temsil) kararıdır. Bu andan itibaren tarafın mahkemeye bizzat dilekçe verme veya duruşmada söz alma yetkisi usulen askıya alınır.
  • Yokluğu Hâlindeki Hükümlere Göre İşlem Yapılması: Tarafa verilen süreye rağmen tarafın vekil tayin etmemesi ve duruşmaya bizzat (vekilsiz) gelmesi halinde, hâkimin onu duruşmaya kabul etmeyeceğini ifade eder. Bu ihtimalde, HMK m. 150 uyarınca davacı vekil tutmamışsa ve davalı da davayı takip etmezse dosya işlemden kaldırılır; davalı vekil tutmamışsa yargılama onun gıyabında (yokluğunda) devam eder.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 80, doğrudan doğruya HMK m. 71'deki "dava takip serbestisinin" istisnası ve HMK m. 150'deki "tarafların duruşmaya gelmemesi (yokluk)" hallerinin özel bir uzantısıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, bu maddedeki durumun "Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi" (HMK m. 31) ile organik bir bağ içinde olduğunu; hâkimin yetersiz olan tarafa sorular sorup hukuki yol göstermesinin bile artık işe yaramadığı, aydınlatma ödevinin fiilen tükendiği anlarda bu zorunlu vekil atama müessesesinin son çare olarak devreye girmesi gerektiğini belirtmektedir [1, 2].

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen karmaşık bir tapu iptal ve tescil davasında, davasını bizzat takip eden davacı (A), duruşmalarda sürekli ilgisiz konulardan bahsetmekte, hâkimin hukuki kavramları açıklamasına rağmen ne iddia ettiğini toparlayamamakta ve sunduğu dilekçeler hiçbir anlam ifade etmemektedir. Hâkim, (A)'nın davasını takip edecek yeterlikte olmadığını tespit ederek, HMK m. 80 uyarınca davasını bir vekil (avukat) aracılığıyla takip etmesi için (A)'ya iki haftalık kesin süre vermiştir. Bir sonraki duruşmaya (A) yine avukatsız gelmiştir. Hâkim, (A)'yı duruşma salonuna kabul etmemiş; davalı vekilinin de "davayı takip etmiyoruz" beyanı üzerine davacı (A)'nın yokluğu hükümlerini uygulayarak dosyayı işlemden kaldırmıştır.

(kurmaca senaryo) Yüksek meblağlı bir ticari alacak davasında, davalı (B) duruşmalara bizzat katılmakta, ancak defter ibrazı, isticvap ve yemin gibi usuli kuralları hiçbir şekilde idrak edemeyerek yargılamayı sürekli kilitlemektedir. Hâkimin uyarısı ve HMK m. 80 kapsamında "vekil tut" ara kararına rağmen (B) vekil tayin etmemiştir. Hâkim, (B)'nin yokluğu hükümlerini işleterek davayı (B)'nin gıyabında yürütmüş, (B)'nin hazır olduğu celsede dahi onu usulen "yok" sayarak davanın esası hakkında davacı lehine karar vermiştir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 80 kapsamında mahkemece "yetersiz" bulunup avukat tutmaya zorlanan kişilerin, genellikle sosyo-ekonomik açıdan da dezavantajlı kişiler olduğu unutulmamalıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, hâkimin sadece asili salondan çıkarıp "vekil tut" demekle yetinmesinin hak kaybına yol açabileceğini; tarafın maddi gücü yoksa, hâkimin bu vatandaşı doğrudan baroların "Adli Yardım Bürosuna" (HMK m. 334 vd.) yönlendirmesinin ve adli yardım prosedürü tamamlanana kadar verilecek süreyi esnek tutmasının sosyal hukuk devletinin ve usuli hakkaniyetin vazgeçilmez bir gereği olduğunu hatırlatmaktadır [1, 2].

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 80, usul güvenliğini sağlamaya yönelik olsa da, içerdiği kavramların öznelliği (subjektifliği) sebebiyle doktrinde ciddi eleştirilere tabidir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "davasını bizzat takip edecek yeterlikte olmama" kriterinin tamamen hâkimin sübjektif takdirine bırakıldığını; hukuku bilmeyen sıradan bir vatandaş ile yargılamayı kilitleyen yetersiz bir kişi arasındaki ince çizginin, zaman zaman tahammülsüz hâkimler tarafından kötüye kullanılabildiğini ve vatandaşın duruşmadan haksız yere dışlanabildiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].

Benzer şekilde, Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, verilen karara uyulmaması halinde "yokluk hükümlerinin uygulanması" yaptırımını son derece ölçüsüz bulmaktadır [1, 2]. Yazar, zorunlu vekil atanan tarafın, salt avukatlık ücretini ödeyecek parası olmadığı için süresi içinde vekil tayin edememesi durumunda davasını tamamen kaybetmesinin, Anayasal hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğunu; bu maddedeki yaptırımın devreye girebilmesi için, vekil tutamayan tarafa mahkeme tarafından "re'sen (kendiliğinden) adli yardım avukatı atanmasını" emreden ek bir fıkranın kanun metnine derhal eklenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.