RESMİ METİN

Birden fazla vekil görevlendirilmesi


MADDE 75- (1) Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise vekillerden her biri,

vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 75. maddesi, medeni usul hukukunda iradi temsil yetkisinin (davaya vekâletin) birden fazla kişiye verilmesi durumunda ortaya çıkabilecek usuli karmaşayı önlemeyi amaçlayan emredici bir kuraldır. Asil (müvekkil), davasının hukuki veya fiili zorluğu nedeniyle birden fazla avukatla çalışmak isteyebilir. Kanun koyucu, bu çoklu temsil durumunda "birlikte temsil" (müşterek imza) kuralı yerine "bağımsız (müteselsil) temsil" kuralını benimsemiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile yargılamanın hızını ve usul ekonomisini (HMK m. 30) güvence altına aldığını; vekillerden her birinin davanın tamamını tek başına yürütebilme iktidarına sahip olmasının, mahkemeyi ve karşı tarafı "diğer vekil nerede, onun da imzası var mı" şeklindeki şekli araştırmalardan kurtardığını savunmaktadır [1]. Madde, vekillerin dış ilişkiye (yargılamaya) yansıyan bağımsızlığını mutlaklaştırır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Birden Fazla Vekil Görevlendirilmesi: Asilin, aynı dava veya iş için tek bir vekâletnamede birden fazla avukatın ismini zikretmesi veya farklı tarihlerde çıkarılmış ayrı vekâletnamelerle birden fazla avukata aynı dava için yetki vermesidir.
  • Bağımsız Olarak Kullanabilme: Vekillerden her birinin, diğerinin katılımı, onayı veya imzası olmaksızın dilekçe verebilmesi, duruşmalara katılabilmesi, delil sunabilmesi ve kanun yollarına başvurabilmesidir.
  • Aksi Yöndeki Sınırlamalar: Müvekkilin, vekâletnameye koyduğu "Avukat A ve Avukat B ancak birlikte imza atarlarsa dilekçeler geçerlidir" veya "Avukat C duruşmalara sadece Avukat D ile birlikte girebilir" şeklindeki iç kısıtlamalardır.
  • Karşı Taraf Bakımından Geçersiz Olması: Vekâletnamedeki "birlikte hareket etme" kısıtlamasının usul hukuku boyutunda (mahkeme ve karşı taraf nezdinde) hiçbir hukuki değer taşımamasıdır. Vekillerden biri tek başına işlem yaparsa bu işlem usulen geçerlidir; kısıtlama sadece müvekkil ile vekil arasındaki Borçlar Hukuku (iç) ilişkisinde tazminat sorumluluğu doğurur.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 75, davaya vekâletin kapsamını belirleyen HMK m. 73 ile Tebligat Kanunu'nun (m. 11) "birden fazla vekil varsa tebligat bunlardan sadece birine yapılır" kuralının dogmatik tamamlayıcısıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, bu maddedeki "bağımsız hareket etme" kuralının hukuki güvenlik ilkesinin doğrudan bir tezahürü olduğunu; aksi halde karşı tarafın ve mahkemenin sürekli vekâletnamedeki gizli veya karmaşık temsil kısıtlamalarını denetlemek zorunda kalacağını, bu durumun yargılamayı felç edeceğini belirtmektedir [1]. Ayrıca madde, Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan birden fazla vekilin yetkilerine ilişkin maddi hukuk kurallarının, usul hukukunda dış ilişki bakımından nasıl sınırlandırıldığını gösteren özel bir hükümdür (lex specialis).

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Davacı şirket, Asliye Ticaret Mahkemesindeki yüksek meblağlı bir alacak davası için Avukat (A) ve Avukat (B)'yi aynı vekâletname ile vekil tayin etmiştir. Vekâletnamede özel bir şerh olarak, "Davadan feragat veya sulh işlemlerinde her iki avukatın müşterek (birlikte) imzası şarttır" yazmaktadır. Duruşma esnasında sadece Avukat (A) hazır bulunmuş ve müvekkilinin açık talimatı olduğunu söyleyerek davadan (özel yetkisine binaen) feragat etmiştir. Karşı taraf ve mahkeme bu feragati geçerli saymıştır. Davacı şirket daha sonra "Avukat (B)'nin imzası yoktu, feragat geçersizdir" diyerek işleme itiraz etmiştir. HMK m. 75 amir hükmü uyarınca, vekâletnamedeki bu sınırlandırma mahkeme ve karşı taraf yönünden geçersizdir; Avukat (A)'nın tek başına yaptığı feragat usulen geçerlidir (şirket sadece (A)'ya karşı maddi tazminat davası açabilir).

(kurmaca senaryo) Davalıyı temsil eden Avukat (X) ve Avukat (Y) dosyaya vekâletname sunmuşlardır. Gerekçeli karar mahkeme kalemi tarafından sadece Avukat (X)'e tebliğ edilmiştir. İstinaf süresi geçtikten sonra Avukat (Y), "Bana tebligat yapılmadı, ben diğer vekilden bağımsızım, benim için süre yeni başlamalıdır" diyerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. HMK m. 75'in bağımsızlık kuralı ve Tebligat Kanunu uyarınca, vekillerden birine (X'e) yapılan tebligat asil için hüküm ifade eder; vekillerin bağımsızlığı tebligat sürelerini ikiye katlamaz. İstinaf talebi süreden reddedilir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, aynı dosyada görev alan meslektaşlar arasındaki koordinasyonsuzluk, HMK m. 75 bağlamında geri dönüşü olmayan felaketlere yol açabilir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, birden fazla vekilin bağımsız yetkisinin bulunmasının, aynı anda birbirine zıt işlemler (örneğin bir vekilin bilirkişi raporuna itiraz etmesi, diğer vekilin aynı gün raporu kabul ettiğine dair dilekçe vermesi) riskini doğurduğunu; böyle bir usuli çelişki anında mahkemenin ilk yapılan işlemi (zaman önceliği) dikkate alacağını veya asilin beyanına başvuracağını, bu tür mesleki hataların önüne geçmek için vekillerin mutlak bir iç koordinasyon sağlamaları gerektiğini stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 75 kuralı, usul ekonomisi ve karşı tarafı koruma saikiyle yazılmış olsa da, maddedeki mutlak lafız asilin (müvekkilin) iradesini dış dünyada tamamen etkisiz kıldığı için doktrinde ciddi eleştirilere tabidir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, vekâletnamedeki "birlikte imza" kuralının sadece karşı taraf için değil, bizzat işlemi yapan "mahkeme" yönünden de geçersiz sayılmasını eleştirmektedir; şayet vekâletnamede çok açık bir şekilde "iki avukat olmadan işlem yapılamaz" yazıyorsa ve bu belge hâkimin önündeyse, mahkemenin bu kısıtlamayı bilerek yok saymasının, hak arama hürriyeti ve irade özerkliğiyle bağdaşmadığını, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği karşı tarafın bu kısıtlamayı bildiği hallerde "geçersizlik" zırhından yararlandırılmaması gerektiğini savunmaktadır [1].

Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "diğerinden bağımsız olarak kullanabilir" ifadesinin, vekillerin aynı gün içerisinde birbirleriyle mantıken çelişen işlemler yapması halinde usul hukukunun nasıl tepki vereceği konusunda kanuni bir boşluk yarattığını ifade etmektedir [1]. Bir vekilin davayı kabul ettiği, diğer vekilin ise aynı duruşmada davanın reddini savunduğu (veya farklı dilekçeler sunduğu) ekstrem ihtimallerde, kanunun hangi vekilin iradesine üstünlük tanınacağını açıkça düzenlememiş olması usul dogmatiğinde bir eksikliktir. Kanun koyucunun, birden fazla vekilin çelişen işlemleri halinde asilin (müvekkilin) onayının aranacağına dair tamamlayıcı bir fıkrayı bu maddeye eklemesi elzemdir.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.