RESMİ METİN

Davaya vekâlet hakkında uygulanacak hükümler


MADDE 72- (1) Davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edilmesinde, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 72. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın vekil (avukat) aracılığıyla yürütülmesi sürecinde, usul hukuku ile maddi hukuk (Borçlar Hukuku) arasındaki organik bağı kuran temel yollama (atıf) normudur. Bir davanın vekil aracılığıyla takip edilmesi, özünde müvekkil ile vekil arasında kurulan ve güven esasına dayanan bir vekâlet sözleşmesidir. Ancak bu sözleşme, mahkeme huzurunda usuli sonuçlar doğurduğu için sıradan bir temsil işleminden ayrılır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1, 2], kanun koyucunun bu madde ile davaya vekâlet kurumunun "iki yüzlü (karma) hukuki niteliğini" vurguladığını; vekil ile müvekkil arasındaki iç ilişkinin ve vekilin üçüncü kişilere (mahkemeye ve karşı tarafa) karşı temsil yetkisinin temelinin Borçlar Kanunu'na dayandığını, usul kanununda hüküm bulunmayan hallerde bu maddi hukuk kurallarının devreye gireceğini savunmaktadır. Bu madde, usul hukukunun doğurduğu boşlukları maddi hukukun temsil dogmatiği ile dolduran bir köprü işlevi görmektedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Davanın Vekil Aracılığıyla Açılması ve Takip Edilmesi: HMK m. 71 uyarınca dava ehliyeti olan asilin, davasını bizzat yürütmek yerine bu yetkisini iradi olarak hukuki bilgiye sahip bir temsilciye devretmesidir.
  • Kanunlardaki Özel Hükümler Saklı Kalmak Üzere: Davaya vekâletin sıradan bir temsil olmadığının en net göstergesidir. Usul hukukunda davaya vekâlet ancak baroya kayıtlı bir "avukat" tarafından üstlenilebilir (Avukatlık Kanunu m. 35). Ayrıca, HMK'nın kendi içinde vekâletnamenin şekline (noter onaylı olması) ve özel yetki gerektiren hallere (HMK m. 74) ilişkin getirdiği katı usul kuralları, bu "özel hükümler" şemsiyesi altındadır.
  • Borçlar Kanununun Temsile İlişkin Hükümleri: Asilin vekile verdiği yetkinin kapsamı, yetkinin aşılması halinde doğacak sorumluluklar, vekâletin sona ermesi (azil, istifa, ölüm) ve vekilin özen borcu gibi konularda doğrudan doğruya Türk Borçlar Kanunu'nun (eski 818 sayılı BK, yeni 6098 sayılı TBK) temsil ve vekâlet sözleşmesi kurallarının uygulanacağını ifade eder.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 72, doğrudan doğruya HMK m. 71 (bizzat takip veya vekil aracılığıyla takip) ve HMK m. 74 (özel yetki gerektiren haller) ile sarsılmaz bir dogmatik bütünlük içindedir. Maddi hukuk bağlamında ise Borçlar Kanunu'nun "Temsil" ve "Vekâlet Sözleşmesi" kurumlarıyla entegredir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1, 2], davaya vekâlet kurumunun maddi hukuktaki temsilden usuli yönleriyle ayrıldığını; örneğin sıradan bir temsil ilişkisinde temsilcinin azli anında sonuç doğururken, usul hukukunda vekilin azlinin mahkemeye bildirilmediği sürece (karşı taraf ve mahkeme nezdinde) usuli işlemlerin vekil üzerinden geçerli olmaya devam edeceğini belirterek, maddedeki "özel hükümlerin saklılığı" kuralının altını çizmektedir.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Davacı (A), alacak davasını yürütmesi için Avukat (B)'yi genel dava vekâletnamesi ile vekil tayin etmiştir. Dava devam ederken Avukat (B), gerekli hukuki argümanları süresinde sunmamış ve duruşmaları mazeretsiz olarak kaçırmıştır. Mahkeme, dosyayı işlemden kaldırmış ve dava müracaata kalmıştır. Davacı (A), HMK m. 72'nin Borçlar Kanunu'na yaptığı atıf uyarınca, vekilin (avukatın) "özen ve sadakat borcuna" aykırı davrandığını ileri sürerek (B) aleyhine maddi hukuka dayanan bir tazminat davası açar. Usul hukukundaki ihmal, maddedeki yollama sayesinde maddi hukuktaki tazminat sorumluluğunu doğurur.

(kurmaca senaryo) Davalı (X), yargılama devam ederken vekili Avukat (Y)'yi azletmiş ve azilnameyi noter aracılığıyla (Y)'ye göndermiştir. Ancak bu azil durumu, mahkeme dosyasına sunulmamıştır. Bir sonraki duruşmada karşı taraf, (X) aleyhine önemli bir delil sunmuş ve mahkeme bu belgeyi Avukat (Y)'ye tebliğ etmiştir. Borçlar Kanunu'na göre temsil ilişkisi bitmiş olsa da, HMK m. 72'deki "özel hükümler" (usul hukuku kuralları) gereğince mahkemeye bildirilmeyen azil usulen geçerli olmadığından, (Y)'ye yapılan tebligat asil (X)'i hukuken bağlar.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, vekilin eylemlerinin müvekkilin hukuki alanına doğrudan sirayet edeceği bilinci en üst düzeyde olmalıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1, 2], meslektaşların davaya vekâletin Borçlar Hukuku kökenli bir "sadakat ve özen" sözleşmesi olduğunu unutmamaları gerektiğini; avukatın müvekkilin talimatlarına uymakla yükümlü olduğunu (BK), ancak bu talimatlar usul hukukunun kurallarıyla veya meslek etiğiyle çelişiyorsa (örneğin müvekkilin yalan tanık dinletme talebi), "özel hükümlerin saklılığı" (HMK m. 72 ve Avukatlık Kanunu) prensibi gereğince avukatın bu yasadışı talimatı reddetmek veya vekâletten istifa etmek zorunda olduğunu stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 72'nin kaleme alınış biçimi ve atıf yaptığı mevzuat, norm yapma tekniği ve kanunların güncelliği bağlamında doktrinde ağır eleştirilere uğramaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1, 2], kanun metninde mülga (yürürlükten kalkmış) olan "22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun" ismen ve tarihle zikredilmesinin çok büyük bir dikkatsizlik ve kanunlaştırma hatası olduğunu vurgulamaktadır. HMK 2011 yılında yürürlüğe girmiş olup, eşzamanlı olarak yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu varken, lafızda eski kanuna açık atıf yapılması usul dogmatiğinde kafa karışıklığına sebep olmuştur.

Bunun yanı sıra, Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1, 2], davaya vekâletin sıradan bir temsil (irade temsili) kurumu olarak Borçlar Kanunu'na bu kadar yalın bir atıfla bağlanmasının usul hukukunun özerk doğasına aykırı olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir. Yazar, davaya vekâletin aslında bütünüyle kamu hukuku (yargılama hukuku) karakteri taşıyan sui generis (kendine özgü) bir kurum olduğunu; avukatın sadece müvekkilini temsil etmediğini, aynı zamanda "yargının kurucu unsuru" sıfatıyla bağımsız bir hukuki statüye sahip olduğunu, bu nedenle davaya vekâlete ilişkin temel sınırların genel borçlar hukuku şablonuna mahkûm edilmeyip HMK içerisinde daha geniş ve müstakil bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.