RESMİ METİN

Genel olarak


MADDE 71- (1) Dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 71. maddesi, medeni usul hukukunda iradi temsilin (vekil ile temsilin) kural, vekil tutma zorunluluğunun ise istisna olduğunu ortaya koyan temel prensiptir. Türk usul hukukunda, bazı Kıta Avrupası ülkelerinde (örneğin Almanya veya Avusturya'da belirli mahkemeler için) uygulanan "avukatla temsil zorunluluğu" (Anwaltszwang) sistemi kural olarak benimsenmemiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile hak arama hürriyetini (Anayasa m. 36) en geniş biçimde güvence altına aldığını; bireylerin mahkemeye erişimlerinin önündeki mali engelleri (avukatlık ücreti ödeme mecburiyetini) kaldırarak, dava ehliyetine sahip olan herkesin kendi davasını bizzat açma ve yürütme özgürlüğüne sahip kılındığını savunmaktadır [1]. Bu madde, mahkemeler önündeki eylem serbestisinin ve adil yargılanma hakkının sivil yargıdaki ilk adımıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Dava Ehliyeti Bulunan Herkes: Türk Medeni Kanunu anlamında fiil ehliyetine (erginlik, ayırt etme gücü ve kısıtlı olmama) sahip olan her gerçek ve tüzel kişiyi ifade eder. Bu ehliyete sahip olmayanlar zaten bizzat değil, kanuni temsilcileri (veli/vasi) aracılığıyla davada yer alabilirler (HMK m. 52).
  • Davasını Kendisi Açabilir ve Takip Edebilir (Bizzat Takip): Asilin, hiçbir aracıya veya hukuki danışmana ihtiyaç duymaksızın dava dilekçesi hazırlama, duruşmalara bizzat katılma, delil sunma ve kanun yollarına başvurma işlemlerini bizzat kendi adına yapabilme iktidarıdır.
  • Tayin Ettiği Vekil Aracılığıyla: Dava takip yetkisinin iradi olarak, hukuki bilgi ve donanıma sahip bir profesyonele (avukata) vekâletname verilerek devredilmesidir. Türk hukukunda vekil mutlaka baroya kayıtlı bir "avukat" olmak zorundadır.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 71, doğrudan doğruya HMK m. 51 (dava ehliyeti) ve iradi temsilin sınırlarını çizen HMK m. 72 ve devamı hükümleriyle sarsılmaz bir dogmatik bütünlük içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, maddedeki bizzat dava takip etme serbestisinin, mahkemeler nezdinde geçerli olan "Tasarruf İlkesi" (HMK m. 24) ve "Taraflarca Getirilme İlkesi" (HMK m. 25) ile doğrudan ilişkili olduğunu; kendi hakkı üzerinde serbestçe tasarruf edebilen bir kimsenin, bu hakkı mahkeme önünde nasıl savunacağını da serbestçe tayin edebileceğini belirtmektedir [1]. Ayrıca madde, hâkimin davayı aydınlatma ödevini düzenleyen HMK m. 31'in uygulanma sıklığını artıran en önemli unsurdur; zira avukatsız takip edilen davalarda hâkimin usuli yol göstericiliği mecburi bir hal alır.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Vatandaş (A), komşusu (B) ile olan sınır uyuşmazlığı nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinde elatmanın önlenmesi davası açmak istemektedir. (A)'nın ergin ve ayırt etme gücüne sahip olması nedeniyle dava ehliyeti tamdır. Mahkeme kalemi veya hâkim, (A)'ya "Dilekçeni bir avukata yazdır veya duruşmalara avukatla gel" şeklinde bir zorlamada bulunamaz. (A), HMK m. 71 uyarınca hiçbir vekil atamadan davasını bizzat açar ve yürütür. Ancak (A) yargılamanın ortasında usul kurallarında zorlandığını hissederse, davasını bulunduğu noktadan itibaren takip etmesi için serbest iradesiyle bir avukata vekâletname verebilir.

(kurmaca senaryo) Davacı (X) Anonim Şirketi, alacağının tahsili için bizzat şirket yönetim kurulu başkanı (Y) tarafından hazırlanan ve imzalanan dilekçeyle dava açmıştır. Tüzel kişilerin kanuni temsilcisi olan yönetim organı (Y), HMK m. 71 uyarınca bir avukat tutmak zorunda olmaksızın şirketin davasını bizzat açabilir ve şirketi mahkemede temsil edebilir. Ancak (Y), yoğun iş temposu sebebiyle davayı takip edemeyeceğini düşünerek şirket adına Avukat (Z)'yi vekil tayin etme hakkına her zaman sahiptir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 71'in tanıdığı özgürlük usul hukukunun teknik yapısıyla sık sık çatışmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, vekil tutma zorunluluğunun olmaması sebebiyle mahkemelerde asillerin tek başlarına hak arayışına girdiklerini; ancak sürelerin kaçırılması, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi katı usul kurallarının bilinmemesi yüzünden haklı olan asillerin dahi sırf usuli hatalar nedeniyle davayı kaybettiklerini belirtmektedir [1]. Bu nedenle, asillerin davayı bizzat takip etme hakkı bulunsa da, hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğin sağlanması adına uyuşmazlıkların bir avukat (vekil) aracılığıyla takip edilmesinin her zaman usuli ve stratejik bir kural olarak tavsiye edilmesi gerektiği hatırlatılmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 71'in "avukatla temsil zorunluluğu" getirmemesi hak arama özgürlüğü açısından demokratik görünse de, günümüz yargılamalarının karmaşıklığı karşısında adil yargılanma hakkını zedeleyen sonuçlar doğurması sebebiyle doktrinde ağır eleştirilere uğramaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, modern usul hukukunun son derece katı şekil ve süre kurallarına bağlandığını; sıradan bir vatandaşın ön inceleme, tahkikat ve kanun yolları aşamalarındaki teknik yükümlülüklerin altından bizzat kalkmasının fiilen imkânsız olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1]. Bizzat dava takibi, usul ekonomisini zedeleyerek hâkimin asile hukuki izahlarda bulunması nedeniyle duruşmaların gereksiz yere uzamasına yol açmaktadır.

Bunun yanı sıra Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki mutlak serbestinin hukuk devleti ilkesiyle çelişen yönlerine dikkat çekmektedir [1]. Yazar, asgari ücret davaları veya basit tüketici uyuşmazlıkları gibi alanlarda avukatsız takip makul karşılanabilecek olsa da; ticari davalar, ağır tazminat davaları veya yüksek meblağlı gayrimenkul uyuşmazlıklarında mutlak surette "Avukatla Temsil Zorunluluğu" getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Hukuki bilgisizlik yüzünden ağır hak kayıplarının yaşandığı mevcut sistemin yerine, adli yardım (HMK m. 334) müessesesiyle güçlendirilmiş, dava değerine veya konusuna göre kademeli bir "mecburi vekillik" sistemine geçilmesi Türk usul hukukunun en acil ihtiyaçlarından biridir.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.