RESMİ METİN

Mecburi dava arkadaşlarının davadaki durumu


MADDE 60- (1) Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 60. maddesi, HMK m. 59'da temelleri atılan "Mecburi Dava Arkadaşlığı" kurumunun mahkeme huzurundaki fiili ve usuli işleyişini (hareket rejimini) düzenlemektedir. İhtiyari dava arkadaşlarının her birinin tamamen bağımsız hareket ettiği kuralının (HMK m. 58) tam zıddı olarak, bu maddede dava arkadaşlarının adeta tek bir vücut (tek bir taraf) gibi hareket etme zorunluluğu hüküm altına alınmıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile maddi hukuktaki bölünmezlik ilkesini usul hukukuna taşıdığını; dava konusu hakkın doğası gereği parçalanamaz olduğu durumlarda, usul işlemlerinin de parçalanamayacağını ve mecburi dava arkadaşlarının ancak yekvücut olarak hukuki bir sonuç doğurabileceklerini savunmaktadır [1]. Ancak kanun koyucu, yargılamanın kötüniyetli veya ihmalkâr bir dava arkadaşı tarafından kilitlenmesini (felç edilmesini) önlemek amacıyla, usulüne uygun davet edilip de duruşmaya katılmayan tarafın, katılanların yaptığı işlemlere zımnen rıza göstermiş sayılacağı pragmatik bir istisna da getirmiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Birlikte Dava Açma / Aleyhlerine Birlikte Dava Açılması: Mecburi dava arkadaşlığında taraf teşkilinin sağlanabilmesi için, hakkın sahiplerinin tamamının davacı safında yer alması veya borcun muhataplarının tamamının davalı olarak dilekçede gösterilmesi zorunluluğudur.
  • Birlikte Hareket Etmek Zorunluluğu: Dava süresince yapılacak olan sulh, feragat, kabul, yemin teklifi, davayı geri alma veya kanun yoluna başvurma gibi davanın seyrini ve esasına etki eden usul işlemlerinde tüm mecburi dava arkadaşlarının iradelerinin uyuşması (oybirliği) şartıdır. Birinin "evet" dediğine diğeri "hayır" derse, o usul işlemi kural olarak geçersiz sayılır.
  • Duruşmaya Gelmiş Olanların İşlemlerinin Gelmeyenleri Bağlaması: Birlikte hareket etme zorunluluğunun en önemli istisnasıdır. Eğer dava arkadaşlarından bir veya birkaçı mahkemenin usulüne uygun davetiyesine (tebligatına) rağmen duruşmaya katılmazsa, duruşmaya katılan diğer dava arkadaşlarının davanın yürütülmesi için yaptığı (delil sunma, itiraz etme gibi) olağan usul işlemleri, gelmeyenleri de hukuken bağlar.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 60, mecburi dava arkadaşlığını tanımlayan HMK m. 59 ile doğrudan bir dogmatik bütünlük içindedir ve "Taraf Ehliyeti ve Dava Takip Yetkisi" kurumlarının usuli görünümüdür. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 60'taki birlikte hareket etme kuralının ve gelmeyenlerin bağlandığı istisnasının, doğrudan doğruya "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ve "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ilkeleri arasındaki hassas dengeyi yansıttığını; usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmeyen tarafın, hukuki dinlenilme hakkından feragat etmiş ve davanın yönetimini katılan dava arkadaşlarına zımnen devretmiş sayıldığını belirtmektedir [1].

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Babadan kalma bir gayrimenkulün tahliyesi için, mirasçılar (A), (B) ve (C) elbirliği mülkiyeti kuralları gereği (aktif mecburi dava arkadaşı olarak) birlikte dava açmışlardır. Yargılama sırasında (A) ve (B) davadan feragat etmek istediklerini beyan etmiş, ancak (C) davaya devam etmek istediğini söyleyerek feragate katılmamıştır. HMK m. 60 uyarınca "birlikte hareket etme zorunluluğu" bulunduğu ve davanın esasına yönelik tasarrufi işlemlerde oybirliği arandığı için, (C)'nin onayı olmaksızın (A) ve (B)'nin feragat beyanları hukuki sonuç doğurmaz; dava esastan görülmeye devam eder.

(kurmaca senaryo) Bir iştirak halinde mülkiyet davasında davalı safında yer alan mecburi dava arkadaşları (X), (Y) ve (Z)'ye usulüne uygun duruşma davetiyesi (tebligat) gönderilmiştir. (X) ve (Y) mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamış, sadece (Z) duruşmaya gelmiştir. (Z), duruşmada davacının sunduğu bilirkişi raporuna esaslı itirazlarda bulunmuş ve yeni bir heyetten rapor alınmasını talep etmiştir. HMK m. 60'ın son cümlesi gereğince, (Z)'nin yaptığı bu usul işlemi, usulüne uygun davet edildiği halde gelmeyen (X) ve (Y) bakımından da hüküm ifade eder; yani rapor itirazı tüm davalılar adına yapılmış kabul edilir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, mecburi dava arkadaşlığının bulunduğu dosyalarda tebligatların sıhhati davanın kaderini belirler. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, duruşmaya katılan taraf vekilinin yaptığı işlemlerin, gelmeyen diğer dava arkadaşlarını da bağlayabilmesi (HMK m. 60/1 son cümle) için, gelmeyen tarafa çıkarılan tebligatın mutlak surette "usulüne uygun" olması gerektiğini; eğer tebligat usulsüz ise (örneğin bila tebliğ dönmüş veya usulsüz Tebligat Kanunu m. 21/2 yapılmışsa), katılanların yaptığı hiçbir usul işleminin gelmeyenleri bağlamayacağını ve kararın salt bu usul hatası nedeniyle Yargıtay/Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozulacağını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 60'ta yer alan "birlikte hareket etmek zorunluluğu", hakkın bölünmezliğini koruma amacı taşısa da, maddi mecburi dava arkadaşları arasında ciddi menfaat çatışmaları yaşandığı durumlarda yargılamayı çıkmaza sürüklemektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, mecburi dava arkadaşlarından birinin sırf inat, husumet veya kötüniyetle diğer arkadaşlarının faydasına olan bir usul işlemine (örneğin çok avantajlı bir sulh teklifine veya bariz bir yemin teklifine) katılmamasının, dürüstlük kuralı (TMK m. 2 / HMK m. 29) ile bağdaşmadığını; kanunun bu katı oybirliği şartını, en azından "hakkın korunmasına matuf ve açıkça tarafların lehine olan" usul işlemleri bakımından esnetmesi gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].

Ayrıca, Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanun metninde "usul işlemleri" kavramının sınırlarının net çizilmediğini vurgulamaktadır. Duruşmaya gelenin yaptığı usul işleminin gelmeyeni bağlaması kuralının, feragat, kabul veya sulh gibi doğrudan maddi hakkı sona erdiren "tasarrufi usul işlemlerini" kapsayıp kapsamadığı kanun lafzından tam olarak anlaşılamamaktadır. Yazar, hakkı ortadan kaldıran bu denli ağır işlemlerin, salt duruşmaya gelmeme (gıyap) nedeniyle gelmeyen tarafı da bağlayacak şekilde geniş yorumlanmasının Anayasal mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyetine ağır bir darbe olacağını; bu nedenle HMK m. 60'taki istisnanın sadece iddia ve savunmanın genişletilmesi, delil sunulması veya itirazlar gibi "koruyucu/olağan usul işlemleri" ile sınırlandırılması gerektiğinin kanun metnine açıkça derç edilmesi gerektiğini savunmaktadır [1].

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.