1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 6. maddesi, medeni usul hukukunun evrensel
ilkelerinden biri olan "davacı davalının mahkemesine gider" (actor sequitur
forum rei) kuralının Türk usul hukukundaki temel karşılığıdır. Bu kural
uyarınca, kanunlarda aksine kesin veya özel bir yetki kuralı bulunmadıkça, her
türlü hukuk davasının kural olarak davalının ikamet ettiği yerdeki mahkemede
açılması esastır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu genel yetki kuralının
temelinde, henüz kendisine yöneltilen iddiaların haklılığı ispatlanmamış olan
davalının, kendi ikametgâhından başka uzak bir yargı çevresine gitmeye
zorlanmaması ve savunma hakkının coğrafi/maddi engellerle zorlaştırılmaması
düşüncesinin yattığını savunmaktadır [1]. Madde, hem gerçek hem de tüzel
kişiler için "genel ve kucaklayıcı" bir yetki zemini ihdas ederek mahkemelerin
coğrafi görev dağılımının anayasasını oluşturur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Genel Yetkili Mahkeme: Özel kanunlarda (örneğin Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun) veya HMK'nın devam eden maddelerinde (örneğin haksız fiiller
veya sözleşmeler için öngörülen yetki kuralları) aksine bir düzenleme olmadığı
sürece, davanın türüne, konusuna veya niteliğine bakılmaksızın her dava için
başvurulabilecek asıl mahkemedir.
- Davanın Açıldığı Tarih (Perpetuatio Fori): Usul hukukunda yetkinin
belirlenmesinde "davanın açıldığı anın" (harcın yatırıldığı veya tevzi edildiği
tarihin) esas alınmasını ifade eden sabitleme ilkesidir. Dava açıldıktan sonra
davalının yerleşim yerini değiştirmesi, davaya bakmakta olan mahkemenin
yetkisini ortadan kaldırmaz.
- Yerleşim Yeri: Bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
HMK, yerleşim yerini usul hukukuna özgü bağımsız bir kavram olarak tanımlamak
yerine, ikinci fıkrasıyla doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerine
atıf yaparak maddi hukukla entegre bir tanım benimsemiştir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 6, bir önceki norm olan HMK m. 5'teki "özel yetki kurallarının saklı
tutulduğu" genel kuralı ile kendisinden sonra gelen HMK m. 7 ve devamındaki
"özel yetki" sınırlandırmaları arasında doğrudan bir illiyet bağı içindedir.
Ayrıca ikinci fıkranın açık atfı sayesinde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK m. 19
vd.) "bir kimsenin aynı zamanda birden fazla yerleşim yeri olamayacağı" veya
"tüzel kişilerin yerleşim yerinin merkezleri olduğu" şeklindeki kuralları usul
hukukuna taşınmıştır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, genel yetki kuralının "kesin olmayan özel yetki" kurallarıyla
çatışmadığını; haksız fiil veya sözleşme gibi hallerde davacının, genel yetkili
HMK m. 6 mahkemesi ile özel yetkili mahkeme arasında bir "seçimlik hakka" sahip
olduğunu ve bu durumun usul sistematiğinde davacı lehine hak arama esnekliği
yarattığını belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir'de yaşayan (A), Ankara'da ikamet eden arkadaşı (B)'ye
bir miktar borç para vermiş ancak vadesinde tahsil edememiştir. Taraflar
arasında herhangi bir yetki sözleşmesi veya usul yasalarında bu uyuşmazlığa
özgü bir kesin yetki kuralı bulunmamaktadır. (A), alacağını tahsil etmek için
dava açarken HMK m. 6'nın amir hükmü gereğince, davalı (B)'nin davanın açıldığı
tarihteki yerleşim yeri olan Ankara mahkemelerine başvurmak zorundadır. Dava
açıldıktan (harç yatırıldıktan) iki ay sonra (B)'nin ikametini İstanbul'a
taşıması, "davanın açıldığı tarih" kuralı gereği Ankara mahkemesinin yetkisini
sonlandırmaz.
(kurmaca senaryo) Bir anonim şirkete karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir
alacak davası açmak isteyen davacı (C), davalı şirketin ana sözleşmesinde
yazılı idari merkezinin Bursa olduğunu tespit etmiştir. Şirketin üretim
fabrikası Kocaeli'de bulunsa dahi, HMK m. 6 ve TMK'nın ilgili hükümleri
uyarınca tüzel kişinin kanuni yerleşim yeri merkezi (Bursa) kabul edildiğinden,
(C) genel yetkili mahkeme sıfatıyla davasını Bursa mahkemelerinde ikame
etmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve yargılama pratiğinde, davalının güncel yerleşim yerinin doğru
tespiti, davanın yetkisizlik sebebiyle usulden reddedilmemesi ve zaman kaybı
yaşanmaması için hayati önem taşır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında, davacının vekilinin dava dilekçesini hazırlarken salt şifahi
beyanlara veya eski sözleşmelerdeki adres bilgilerine güvenmek yerine, davanın
açılacağı tarihteki resmi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri (MERNİS) adres
kayıtlarını inceleyerek davalının kanuni yerleşim yerini tespit etmelerinin,
muhtemel bir "yetki ilk itirazının" önüne geçmek için mesleki ve stratejik bir
usul zorunluluğu olduğunu meslektaşlara hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 6'da düzenlenen "davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olması"
kuralı, henüz haksızlığı ispatlanmamış davalının savunma hakkını koruyan adil
bir usul güvencesi gibi görünse de, günümüz karmaşık sosyo-ekonomik
gerçeklerinde her zaman hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmamaktadır.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, özellikle devasa
tüzel kişiler (bankalar, sigorta şirketleri, holdingler) karşısında ekonomik
olarak zayıf olan davacıların, hakkını aramak için sırf bu genel yetki kuralı
yüzünden şirketin merkezinin bulunduğu çok uzak şehirlere giderek dava açmak
zorunda kalmalarının "silahların eşitliği" ve "hak arama hürriyeti" ilkelerini
fiilen zedeleyebildiğini vurgulamaktadır [1].
Ayrıca, yetkinin davanın açıldığı tarihteki "yerleşim yerine" ve TMK'ya
sabitlenmesi, medeni usulü idari bir işlem olan nüfus/adres (MERNİS) sistemine
katı bir biçimde bağlamıştır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, sırf yetki itirazında bulunarak yargılamayı uzatmak isteyen
kötüniyetli davalıların, kendilerine dava açılacağını hissettikleri anda kâğıt
üzerinde gerçeğe aykırı (fiktif) adres ve ikametgâh değişiklikleri
yapabildiğini; usul hukukunun genel yetki sorununu çözmek için idari bir kayıt
olan adres sistemine mahkûm kalmasının, medeni usul hukukunun maddi ve şekli
gerçeği arama felsefesiyle yer yer çeliştiğini eleştirel bir dille ifade
etmektedir [1]. Modern usul sistemleri, salt "ikametgâh" dogmasına takılmak
yerine uyuşmazlıkla en sıkı coğrafi bağı olan mahkemenin yetkisine (forum
conveniens) daha geniş bir alan açmalıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 6. maddesi, medeni usul hukukunun evrensel ilkelerinden biri olan "davacı davalının mahkemesine gider" (actor sequitur forum rei) kuralının Türk usul hukukundaki temel karşılığıdır. Bu kural uyarınca, kanunlarda aksine kesin veya özel bir yetki kuralı bulunmadıkça, her türlü hukuk davasının kural olarak davalının ikamet ettiği yerdeki mahkemede açılması esastır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu genel yetki kuralının temelinde, henüz kendisine yöneltilen iddiaların haklılığı ispatlanmamış olan davalının, kendi ikametgâhından başka uzak bir yargı çevresine gitmeye zorlanmaması ve savunma hakkının coğrafi/maddi engellerle zorlaştırılmaması düşüncesinin yattığını savunmaktadır [1]. Madde, hem gerçek hem de tüzel kişiler için "genel ve kucaklayıcı" bir yetki zemini ihdas ederek mahkemelerin coğrafi görev dağılımının anayasasını oluşturur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 6, bir önceki norm olan HMK m. 5'teki "özel yetki kurallarının saklı tutulduğu" genel kuralı ile kendisinden sonra gelen HMK m. 7 ve devamındaki "özel yetki" sınırlandırmaları arasında doğrudan bir illiyet bağı içindedir. Ayrıca ikinci fıkranın açık atfı sayesinde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK m. 19 vd.) "bir kimsenin aynı zamanda birden fazla yerleşim yeri olamayacağı" veya "tüzel kişilerin yerleşim yerinin merkezleri olduğu" şeklindeki kuralları usul hukukuna taşınmıştır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, genel yetki kuralının "kesin olmayan özel yetki" kurallarıyla çatışmadığını; haksız fiil veya sözleşme gibi hallerde davacının, genel yetkili HMK m. 6 mahkemesi ile özel yetkili mahkeme arasında bir "seçimlik hakka" sahip olduğunu ve bu durumun usul sistematiğinde davacı lehine hak arama esnekliği yarattığını belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir'de yaşayan (A), Ankara'da ikamet eden arkadaşı (B)'ye bir miktar borç para vermiş ancak vadesinde tahsil edememiştir. Taraflar arasında herhangi bir yetki sözleşmesi veya usul yasalarında bu uyuşmazlığa özgü bir kesin yetki kuralı bulunmamaktadır. (A), alacağını tahsil etmek için dava açarken HMK m. 6'nın amir hükmü gereğince, davalı (B)'nin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri olan Ankara mahkemelerine başvurmak zorundadır. Dava açıldıktan (harç yatırıldıktan) iki ay sonra (B)'nin ikametini İstanbul'a taşıması, "davanın açıldığı tarih" kuralı gereği Ankara mahkemesinin yetkisini sonlandırmaz.
(kurmaca senaryo) Bir anonim şirkete karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir alacak davası açmak isteyen davacı (C), davalı şirketin ana sözleşmesinde yazılı idari merkezinin Bursa olduğunu tespit etmiştir. Şirketin üretim fabrikası Kocaeli'de bulunsa dahi, HMK m. 6 ve TMK'nın ilgili hükümleri uyarınca tüzel kişinin kanuni yerleşim yeri merkezi (Bursa) kabul edildiğinden, (C) genel yetkili mahkeme sıfatıyla davasını Bursa mahkemelerinde ikame etmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve yargılama pratiğinde, davalının güncel yerleşim yerinin doğru tespiti, davanın yetkisizlik sebebiyle usulden reddedilmemesi ve zaman kaybı yaşanmaması için hayati önem taşır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, davacının vekilinin dava dilekçesini hazırlarken salt şifahi beyanlara veya eski sözleşmelerdeki adres bilgilerine güvenmek yerine, davanın açılacağı tarihteki resmi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri (MERNİS) adres kayıtlarını inceleyerek davalının kanuni yerleşim yerini tespit etmelerinin, muhtemel bir "yetki ilk itirazının" önüne geçmek için mesleki ve stratejik bir usul zorunluluğu olduğunu meslektaşlara hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 6'da düzenlenen "davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olması" kuralı, henüz haksızlığı ispatlanmamış davalının savunma hakkını koruyan adil bir usul güvencesi gibi görünse de, günümüz karmaşık sosyo-ekonomik gerçeklerinde her zaman hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmamaktadır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, özellikle devasa tüzel kişiler (bankalar, sigorta şirketleri, holdingler) karşısında ekonomik olarak zayıf olan davacıların, hakkını aramak için sırf bu genel yetki kuralı yüzünden şirketin merkezinin bulunduğu çok uzak şehirlere giderek dava açmak zorunda kalmalarının "silahların eşitliği" ve "hak arama hürriyeti" ilkelerini fiilen zedeleyebildiğini vurgulamaktadır [1].
Ayrıca, yetkinin davanın açıldığı tarihteki "yerleşim yerine" ve TMK'ya sabitlenmesi, medeni usulü idari bir işlem olan nüfus/adres (MERNİS) sistemine katı bir biçimde bağlamıştır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, sırf yetki itirazında bulunarak yargılamayı uzatmak isteyen kötüniyetli davalıların, kendilerine dava açılacağını hissettikleri anda kâğıt üzerinde gerçeğe aykırı (fiktif) adres ve ikametgâh değişiklikleri yapabildiğini; usul hukukunun genel yetki sorununu çözmek için idari bir kayıt olan adres sistemine mahkûm kalmasının, medeni usul hukukunun maddi ve şekli gerçeği arama felsefesiyle yer yer çeliştiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1]. Modern usul sistemleri, salt "ikametgâh" dogmasına takılmak yerine uyuşmazlıkla en sıkı coğrafi bağı olan mahkemenin yetkisine (forum conveniens) daha geniş bir alan açmalıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)