1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 58. maddesi, bir önceki maddede (HMK m. 57)
kurulan "İhtiyari Dava Arkadaşlığı" müessesesinin usul hukukundaki işleyiş
rejimini ve sınırlarını çizen temel normdur. İhtiyari dava arkadaşlığı, mahkeme
huzurunda fiziken tek bir dosya kapağı altında yürütülse de, hukuken tekil bir
dava değildir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu
madde ile ihtiyari dava arkadaşlığının salt usul ekonomisi amacıyla yaratılmış
"şekli (usuli) bir birliktelik" olduğunu; maddi hukuk bakımından ortada dava
arkadaşı sayısı kadar birbirinden tamamen bağımsız dava bulunduğunu ve bu
bağımsızlığın yargılamanın her aşamasında korunması gerektiğini savunmaktadır.
Madde, dava arkadaşlarının iradelerinin birbirine tahakküm etmesini
engelleyerek her bir tarafın kendi kaderini kendisinin tayin etmesi ilkesini
güvence altına alır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Davaların Birbirinden Bağımsız Olması: Şekli olarak aynı dilekçeyle
açılmış veya aleyhlerine aynı dilekçeyle başvurulmuş olsa da, her bir davacı
ile her bir davalı arasındaki ilişkinin ayrı birer uyuşmazlık olarak
değerlendirilmesidir. Mahkeme, görev, yetki, dava şartları ve husumet
incelemelerini her bir dava arkadaşı için ayrı ayrı yapmak zorundadır.
- Bağımsız Olarak Hareket Etme: Dava arkadaşlarından birinin yaptığı usul
işleminin (örneğin iddia, savunma, itiraz, delil sunma) veya kendi aleyhine
doğuracağı sonuçların (örneğin feragat, kabul, sulh, ikrar, yemin teklifi veya
süreleri kaçırma) diğer dava arkadaşlarını ne lehe ne de aleyhe
etkilememesidir. Biri davasından feragat ederken, diğeri davasını sonuna kadar
sürdürebilir; biri kararı temyiz ederken diğeri etmeyip kesinleştirebilir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 58, kurgusu gereği ihtiyari dava arkadaşlığının doğumunu düzenleyen HMK
m. 57 ile doğrudan, bu kurumun tam zıddı olan ve birlikte hareket etme
mecburiyeti getiren "Mecburi Dava Arkadaşlığı" (HMK m. 59 ve m. 60) ile ise
karşıtsal (argumentum a contrario) bir dogmatik ilişki içindedir. Aslında bu
bağımsızlık kuralı, HMK m. 166'da yer alan "Davaların Birleştirilmesi"
kurumunun doğal bir sonucudur; zira birleştirilen davalar da kendi
bağımsızlıklarını korur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında [1], maddedeki bağımsızlık ilkesinin bir yansıması olarak,
mahkemenin nihai kararını verirken hüküm fıkrasını (HMK m. 297) her bir dava
arkadaşı için ayrı ayrı oluşturmak zorunda olduğunu; yargılama giderleri ile
vekâlet ücretinin de her bir bağımsız davanın kabul/ret oranına göre müstakil
olarak hesaplanacağını belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Aynı trafik kazasında yaralanan yolcular (A) ve (B), otobüs
şirketine karşı birlikte maddi tazminat davası açarak ihtiyari dava arkadaşı
olmuşlardır. Yargılama sırasında (A), otobüs şirketiyle haricen anlaşarak
davasından feragat etmiştir. HMK m. 58 amir hükmü gereğince, davalar ve
hareketler birbirinden bağımsız olduğundan, (A)'nın feragati (B)'nin davasını
hiçbir şekilde etkilemez. (B)'nin tazminat davası aynı dosya üzerinden
görülmeye devam eder.
(kurmaca senaryo) Alacaklı (C), asıl borçlu (D) ve müşterek müteselsil kefil
(E)'ye karşı aynı dilekçeyle alacak davası açmıştır. Duruşmada asıl borçlu (D)
borcu "kabul ettiğini" beyan etmiş, kefil (E) ise borca itiraz ederek imzanın
kendisine ait olmadığını savunmuştur. HMK m. 58 uyarınca, (D)'nin kabul beyanı
kefil (E)'yi bağlamaz. Mahkeme, asıl borçlu (D) hakkındaki davayı kabul beyanı
nedeniyle derhal bitirip aleyhine hüküm kurarken; kefil (E) hakkındaki davada
imza incelemesi (tahkikat) yapmaya devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 58'in sonuçları özellikle aynı avukatın
birden fazla ihtiyari dava arkadaşını temsil ettiği hallerde büyük mesleki
riskler taşır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], aynı
davada birden fazla davalıyı savunan bir avukatın, dava arkadaşlarından birinin
diğerini suçlaması (menfaat çatışması) ihtimaline karşı son derece dikkatli
olması gerektiğini; zira davalar bağımsız olduğu için bir müvekkilin ikrarının
diğerini kurtarabileceğini veya batırabileceğini, böyle bir menfaat çatışması
doğduğu an avukatın her ikisinin vekilliğinden de çekilmesinin meslek
kurallarının ve bağımsızlık ilkesinin (HMK m. 58) zorunlu bir sonucu olduğunu
usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 58'deki mutlak bağımsızlık kuralı teorik olarak kusursuz görünse de,
fiili yargılamada mantıksal paradokslara zemin hazırlamaktadır.
Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], aynı dosyada
görülen ve aynı maddi vakıaya dayanan bir uyuşmazlıkta, ihtiyari dava
arkadaşlarından birinin bilirkişi raporuna itiraz süresini kaçırması (veya
yemin teklif etmemesi), diğerinin ise süresinde itiraz etmesi durumunda,
hâkimin aynı maddi gerçeklik için birbiriyle taban tabana zıt iki farklı karar
vermek zorunda kalmasını eleştirmektedir. Aynı kazada, aynı kusur oranının
tartışıldığı bir dosyada, usuli işlemlerin bağımsızlığı yüzünden bir davacı
için şoför "tam kusurlu", diğeri için "kusursuz" sayılabilecektir. Bu durum
usul ekonomisiyle adalete olan güveni karşı karşıya getirmektedir.
Buna ek olarak, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1],
maddedeki bağımsızlık kuralının aslında bir "usul kurgusundan (fiksiyon)"
ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme huzurunda dinlenen bir tanık, teknik
olarak sadece onu çağıran dava arkadaşının davası için dinlenmiş sayılsa da;
hâkimin o tanığın beyanından edindiği vicdani kanaati beyninde ikiye bölmesi ve
diğer dava arkadaşının davasını karara bağlarken o bilgiyi tamamen yok sayması
insan psikolojisine ve maddi gerçeğin bölünmezliği ilkesine aykırıdır. Kanun
koyucunun, bağımsızlık ilkesini katı bir şekilde uygulamak yerine, ortak
delillerin tüm dava arkadaşlarına sirayet edebileceği esnek bir "ortak etki"
mekanizması tasarlaması modern usul hukukunun doğasına daha uygun düşecektir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 58. maddesi, bir önceki maddede (HMK m. 57) kurulan "İhtiyari Dava Arkadaşlığı" müessesesinin usul hukukundaki işleyiş rejimini ve sınırlarını çizen temel normdur. İhtiyari dava arkadaşlığı, mahkeme huzurunda fiziken tek bir dosya kapağı altında yürütülse de, hukuken tekil bir dava değildir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile ihtiyari dava arkadaşlığının salt usul ekonomisi amacıyla yaratılmış "şekli (usuli) bir birliktelik" olduğunu; maddi hukuk bakımından ortada dava arkadaşı sayısı kadar birbirinden tamamen bağımsız dava bulunduğunu ve bu bağımsızlığın yargılamanın her aşamasında korunması gerektiğini savunmaktadır. Madde, dava arkadaşlarının iradelerinin birbirine tahakküm etmesini engelleyerek her bir tarafın kendi kaderini kendisinin tayin etmesi ilkesini güvence altına alır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 58, kurgusu gereği ihtiyari dava arkadaşlığının doğumunu düzenleyen HMK m. 57 ile doğrudan, bu kurumun tam zıddı olan ve birlikte hareket etme mecburiyeti getiren "Mecburi Dava Arkadaşlığı" (HMK m. 59 ve m. 60) ile ise karşıtsal (argumentum a contrario) bir dogmatik ilişki içindedir. Aslında bu bağımsızlık kuralı, HMK m. 166'da yer alan "Davaların Birleştirilmesi" kurumunun doğal bir sonucudur; zira birleştirilen davalar da kendi bağımsızlıklarını korur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], maddedeki bağımsızlık ilkesinin bir yansıması olarak, mahkemenin nihai kararını verirken hüküm fıkrasını (HMK m. 297) her bir dava arkadaşı için ayrı ayrı oluşturmak zorunda olduğunu; yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin de her bir bağımsız davanın kabul/ret oranına göre müstakil olarak hesaplanacağını belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Aynı trafik kazasında yaralanan yolcular (A) ve (B), otobüs şirketine karşı birlikte maddi tazminat davası açarak ihtiyari dava arkadaşı olmuşlardır. Yargılama sırasında (A), otobüs şirketiyle haricen anlaşarak davasından feragat etmiştir. HMK m. 58 amir hükmü gereğince, davalar ve hareketler birbirinden bağımsız olduğundan, (A)'nın feragati (B)'nin davasını hiçbir şekilde etkilemez. (B)'nin tazminat davası aynı dosya üzerinden görülmeye devam eder.
(kurmaca senaryo) Alacaklı (C), asıl borçlu (D) ve müşterek müteselsil kefil (E)'ye karşı aynı dilekçeyle alacak davası açmıştır. Duruşmada asıl borçlu (D) borcu "kabul ettiğini" beyan etmiş, kefil (E) ise borca itiraz ederek imzanın kendisine ait olmadığını savunmuştur. HMK m. 58 uyarınca, (D)'nin kabul beyanı kefil (E)'yi bağlamaz. Mahkeme, asıl borçlu (D) hakkındaki davayı kabul beyanı nedeniyle derhal bitirip aleyhine hüküm kurarken; kefil (E) hakkındaki davada imza incelemesi (tahkikat) yapmaya devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 58'in sonuçları özellikle aynı avukatın birden fazla ihtiyari dava arkadaşını temsil ettiği hallerde büyük mesleki riskler taşır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], aynı davada birden fazla davalıyı savunan bir avukatın, dava arkadaşlarından birinin diğerini suçlaması (menfaat çatışması) ihtimaline karşı son derece dikkatli olması gerektiğini; zira davalar bağımsız olduğu için bir müvekkilin ikrarının diğerini kurtarabileceğini veya batırabileceğini, böyle bir menfaat çatışması doğduğu an avukatın her ikisinin vekilliğinden de çekilmesinin meslek kurallarının ve bağımsızlık ilkesinin (HMK m. 58) zorunlu bir sonucu olduğunu usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 58'deki mutlak bağımsızlık kuralı teorik olarak kusursuz görünse de, fiili yargılamada mantıksal paradokslara zemin hazırlamaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], aynı dosyada görülen ve aynı maddi vakıaya dayanan bir uyuşmazlıkta, ihtiyari dava arkadaşlarından birinin bilirkişi raporuna itiraz süresini kaçırması (veya yemin teklif etmemesi), diğerinin ise süresinde itiraz etmesi durumunda, hâkimin aynı maddi gerçeklik için birbiriyle taban tabana zıt iki farklı karar vermek zorunda kalmasını eleştirmektedir. Aynı kazada, aynı kusur oranının tartışıldığı bir dosyada, usuli işlemlerin bağımsızlığı yüzünden bir davacı için şoför "tam kusurlu", diğeri için "kusursuz" sayılabilecektir. Bu durum usul ekonomisiyle adalete olan güveni karşı karşıya getirmektedir.
Buna ek olarak, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], maddedeki bağımsızlık kuralının aslında bir "usul kurgusundan (fiksiyon)" ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme huzurunda dinlenen bir tanık, teknik olarak sadece onu çağıran dava arkadaşının davası için dinlenmiş sayılsa da; hâkimin o tanığın beyanından edindiği vicdani kanaati beyninde ikiye bölmesi ve diğer dava arkadaşının davasını karara bağlarken o bilgiyi tamamen yok sayması insan psikolojisine ve maddi gerçeğin bölünmezliği ilkesine aykırıdır. Kanun koyucunun, bağımsızlık ilkesini katı bir şekilde uygulamak yerine, ortak delillerin tüm dava arkadaşlarına sirayet edebileceği esnek bir "ortak etki" mekanizması tasarlaması modern usul hukukunun doğasına daha uygun düşecektir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)