1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 53. maddesi, medeni usul hukukunda
yargılamanın süjesi olan tarafların, davanın esası hakkında bir mahkeme kararı
elde edebilmeleri için sahip olmaları gereken "Dava Takip Yetkisi"
(Prozessführungsbefugnis) kurumunu düzenlemektedir. Dava takip yetkisi, şekli
anlamda taraf olabilme ehliyeti (HMK m. 50) ile karıştırılmaması gereken,
doğrudan doğruya uyuşmazlık konusu maddi hak üzerindeki tasarruf yetkisinin
usul hukukundaki görünümüdür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, dava takip
yetkisinin kural olarak maddi hakkın sahibine ait olduğunu, ancak kanunun
öngördüğü istisnai hallerde (örneğin iflas idaresi veya vasiyetçiyi tenfiz
memuru gibi) maddi hakkın sahibi olmayan üçüncü kişilere de usul hukukunda
kendi adlarına bu davayı yürütme ve hüküm alma yetkisi tanınabileceğini
savunmaktadır. Bu madde, "hak sahibi kimse, davayı o açar" şeklindeki klasik
kuralı kanuni istisnalarla esneterek, hukuki menfaatlerin daha etkin
korunmasını sağlayan bir usul köprüsü işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dava Takip Yetkisi: Bir davanın tarafı olarak, o davada iddia veya
savunmalarda bulunabilme ve mahkemeden işin esasına girilerek olumlu veya
olumsuz bir nihai karar verilmesini isteyebilme iktidarıdır.
- Talep Sonucu Hakkında Hüküm Alabilme Yetkisi: Mahkemenin sadece usuli
bir değerlendirme yapmakla kalmayıp, davacının "alacağımın tahsiline", "tapunun
iptaline" şeklindeki maddi hukuka dayanan talebini inceleyip karara
bağlayabilmesi için davacıda (veya davalıda) bulunması gereken sıfattır.
- Maddi Hukuktaki Tasarruf Yetkisi: Kural (asıl ilke) budur. Bir mal veya
alacak üzerinde devir, feragat, bağışlama gibi tasarruflarda bulunmaya maddi
hukuk (Medeni Kanun veya Borçlar Kanunu) kime yetki veriyorsa, o hakka ilişkin
davayı açma ve takip etme yetkisi de kural olarak o kişidedir.
- Kanunda Belirtilen İstisnai Durumlar (Başkası İçin Dava Takip Yetkisi):
Maddi hakkın sahibi olmamasına rağmen (tasarruf yetkisi bulunmamasına rağmen),
kanundan doğan özel bir yetkiyle davanın tarafı olma ve davayı kendi adına
yürütme halleridir. İflas masasına giren mallar için iflas idaresinin,
derneklerin üyelerinin hakları için açtıkları topluluk davalarının durumu bu
istisnaya dâhildir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 53, usul hukuku dogmatiğinde davanın esasına girilebilmesi için re'sen
incelenmesi gereken ön şartları düzenleyen HMK m. 114/1-e (dava takip
yetkisinin bulunması dava şartıdır) ile doğrudan ve ayrılmaz bir bütündür. Bu
şarta uyulmaması davanın usulden reddini gerektirir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 53'ün "Sıfat (Husumet)" ile "Dava
Şartı" arasındaki ince çizgiyi belirlediğini; sıfatın tamamen maddi hukuka
ilişkin bir aidiyet meselesi olduğunu, dava takip yetkisinin ise usul hukukuna
ait, davanın yürütülebilmesine olanak tanıyan şekli bir iktidar olduğunu
belirtmektedir. Ayrıca bu madde, HMK m. 113'te düzenlenen "Topluluk Davası"
mekanizmasının dogmatik zeminini oluşturur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tacir (A), piyasaya olan borçlarından dolayı Asliye Ticaret
Mahkemesi kararıyla iflas etmiştir. İflas kararından sonra (A)'nın, üçüncü kişi
(B)'de bulunan 500.000 TL'lik şahsi alacağının tahsili için bizzat (A) kendi
adına dava açmıştır. Hâkim dosyayı incelediğinde, (A)'nın iflas etmesiyle
birlikte malvarlığı üzerindeki maddi tasarruf yetkisinin İcra ve İflas Kanunu
gereğince İflas Masasına (İflas İdaresine) geçtiğini tespit eder. HMK m. 53
amir hükmü gereğince, maddi hakkın sahibi (A) olsa bile, kanuni istisna gereği
bu alacak için talep sonucu hakkında hüküm alabilme (dava takip) yetkisi sadece
İflas İdaresine aittir. Mahkeme, (A)'nın açtığı davayı dava takip yetkisi (dava
şartı) yokluğundan usulden reddeder.
(kurmaca senaryo) Vefat eden (C), ölmeden önce vasiyetnamesinde (D)'yi
"vasiyetten tenfiz memuru" olarak atamıştır. Mirasçılar arasında uyuşmazlık
çıkması üzerine, tenfiz memuru (D), terekeye ait bir taşınmazın haksız
işgalcisine karşı tahliye ve ecrimisil davası açmıştır. Taşınmazın mülkiyeti
(maddi hak) mirasçılara ait olsa da, Türk Medeni Kanunu'nun tenfiz memuruna
verdiği özel yetki sayesinde, (D) bu davada maddi hukuktaki tasarruf yetkisi
sahiplerinden bağımsız olarak, HMK m. 53 kapsamında kanuni bir "dava takip
yetkisine" sahiptir. Dava usulen geçerlidir ve esasa girilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, dava takip yetkisinin husumetle (sıfatla)
karıştırılması telafisi zor usul hatalarına yol açmaktadır. Sungurtekin Özkan,
Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bir dava açarken müvekkilin
sadece hakkın sahibi olup olmadığına değil, o hak üzerinde serbestçe tasarruf
edip edemediğine de (örneğin müvekkilin şirketinin iflas erteleme, konkordato
veya kayyım idaresi altında olup olmadığına) dikkat etmeleri gerektiğini; dava
takip yetkisi olmayan bir müvekkil adına açılacak davanın esasa girilmeden HMK
m. 114 ve 115 uyarınca usulden reddedileceğini ve bu hatanın vekilin mesleki
özen borcuna aykırılık teşkil edeceğini usuli ve stratejik bir kural olarak
hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 53 ile "dava takip yetkisi" kavramının açıkça kanunlaştırılması olumlu
bir adım olsa da, uygulayıcılar nezdinde "Sıfat (Husumet)" kurumu ile yaşanan
kavramsal karmaşa halen çözülebilmiş değildir. Budak/Karaaslan, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, sıfatın (husumetin) taraf ile maddi hak
arasındaki aidiyet bağı olduğunu ve yokluğu halinde davanın "esastan"
reddedileceğini; oysa dava takip yetkisinin usuli bir iktidar olduğunu ve
yokluğu halinde davanın "usulden" reddedileceğini vurgulayarak, Yargıtay'ın pek
çok kararında bu iki kavramı birbirinin yerine (eş anlamlı gibi) kullanmasının,
Türk usul dogmatiğine büyük zarar verdiğini ve alt derece mahkemelerinde
yargılama giderleri/vekâlet ücreti hükümlerinin hatalı kurulmasına yol açtığını
eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Aynı paralelde Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddedeki "kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında" ifadesinin son derece
dar bir çerçeve çizdiğini belirtmektedir. Günümüzde derneklerin, sendikaların
veya tüketici örgütlerinin üyeleri adına açtıkları topluluk davaları (HMK m.
113) dışında, çevre felaketleri veya halk sağlığını tehdit eden konularda sivil
toplum kuruluşlarının doğrudan kendi adlarına "kamu yararına" dava takip
yetkisine (Actio Popularis) sahip olmalarının engellendiğini; kanun koyucunun
dava takip yetkisini salt maddi hukuktaki şahsi tasarruf yetkisine mahkûm etmek
yerine, toplumsal uyuşmazlıklara müdahale edebilecek genişletilmiş bir
"ideolojik dava takip yetkisi" mekanizması kurması gerektiğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 53. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın süjesi olan tarafların, davanın esası hakkında bir mahkeme kararı elde edebilmeleri için sahip olmaları gereken "Dava Takip Yetkisi" (Prozessführungsbefugnis) kurumunu düzenlemektedir. Dava takip yetkisi, şekli anlamda taraf olabilme ehliyeti (HMK m. 50) ile karıştırılmaması gereken, doğrudan doğruya uyuşmazlık konusu maddi hak üzerindeki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki görünümüdür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, dava takip yetkisinin kural olarak maddi hakkın sahibine ait olduğunu, ancak kanunun öngördüğü istisnai hallerde (örneğin iflas idaresi veya vasiyetçiyi tenfiz memuru gibi) maddi hakkın sahibi olmayan üçüncü kişilere de usul hukukunda kendi adlarına bu davayı yürütme ve hüküm alma yetkisi tanınabileceğini savunmaktadır. Bu madde, "hak sahibi kimse, davayı o açar" şeklindeki klasik kuralı kanuni istisnalarla esneterek, hukuki menfaatlerin daha etkin korunmasını sağlayan bir usul köprüsü işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 53, usul hukuku dogmatiğinde davanın esasına girilebilmesi için re'sen incelenmesi gereken ön şartları düzenleyen HMK m. 114/1-e (dava takip yetkisinin bulunması dava şartıdır) ile doğrudan ve ayrılmaz bir bütündür. Bu şarta uyulmaması davanın usulden reddini gerektirir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 53'ün "Sıfat (Husumet)" ile "Dava Şartı" arasındaki ince çizgiyi belirlediğini; sıfatın tamamen maddi hukuka ilişkin bir aidiyet meselesi olduğunu, dava takip yetkisinin ise usul hukukuna ait, davanın yürütülebilmesine olanak tanıyan şekli bir iktidar olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu madde, HMK m. 113'te düzenlenen "Topluluk Davası" mekanizmasının dogmatik zeminini oluşturur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tacir (A), piyasaya olan borçlarından dolayı Asliye Ticaret Mahkemesi kararıyla iflas etmiştir. İflas kararından sonra (A)'nın, üçüncü kişi (B)'de bulunan 500.000 TL'lik şahsi alacağının tahsili için bizzat (A) kendi adına dava açmıştır. Hâkim dosyayı incelediğinde, (A)'nın iflas etmesiyle birlikte malvarlığı üzerindeki maddi tasarruf yetkisinin İcra ve İflas Kanunu gereğince İflas Masasına (İflas İdaresine) geçtiğini tespit eder. HMK m. 53 amir hükmü gereğince, maddi hakkın sahibi (A) olsa bile, kanuni istisna gereği bu alacak için talep sonucu hakkında hüküm alabilme (dava takip) yetkisi sadece İflas İdaresine aittir. Mahkeme, (A)'nın açtığı davayı dava takip yetkisi (dava şartı) yokluğundan usulden reddeder.
(kurmaca senaryo) Vefat eden (C), ölmeden önce vasiyetnamesinde (D)'yi "vasiyetten tenfiz memuru" olarak atamıştır. Mirasçılar arasında uyuşmazlık çıkması üzerine, tenfiz memuru (D), terekeye ait bir taşınmazın haksız işgalcisine karşı tahliye ve ecrimisil davası açmıştır. Taşınmazın mülkiyeti (maddi hak) mirasçılara ait olsa da, Türk Medeni Kanunu'nun tenfiz memuruna verdiği özel yetki sayesinde, (D) bu davada maddi hukuktaki tasarruf yetkisi sahiplerinden bağımsız olarak, HMK m. 53 kapsamında kanuni bir "dava takip yetkisine" sahiptir. Dava usulen geçerlidir ve esasa girilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, dava takip yetkisinin husumetle (sıfatla) karıştırılması telafisi zor usul hatalarına yol açmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bir dava açarken müvekkilin sadece hakkın sahibi olup olmadığına değil, o hak üzerinde serbestçe tasarruf edip edemediğine de (örneğin müvekkilin şirketinin iflas erteleme, konkordato veya kayyım idaresi altında olup olmadığına) dikkat etmeleri gerektiğini; dava takip yetkisi olmayan bir müvekkil adına açılacak davanın esasa girilmeden HMK m. 114 ve 115 uyarınca usulden reddedileceğini ve bu hatanın vekilin mesleki özen borcuna aykırılık teşkil edeceğini usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 53 ile "dava takip yetkisi" kavramının açıkça kanunlaştırılması olumlu bir adım olsa da, uygulayıcılar nezdinde "Sıfat (Husumet)" kurumu ile yaşanan kavramsal karmaşa halen çözülebilmiş değildir. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, sıfatın (husumetin) taraf ile maddi hak arasındaki aidiyet bağı olduğunu ve yokluğu halinde davanın "esastan" reddedileceğini; oysa dava takip yetkisinin usuli bir iktidar olduğunu ve yokluğu halinde davanın "usulden" reddedileceğini vurgulayarak, Yargıtay'ın pek çok kararında bu iki kavramı birbirinin yerine (eş anlamlı gibi) kullanmasının, Türk usul dogmatiğine büyük zarar verdiğini ve alt derece mahkemelerinde yargılama giderleri/vekâlet ücreti hükümlerinin hatalı kurulmasına yol açtığını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Aynı paralelde Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında" ifadesinin son derece dar bir çerçeve çizdiğini belirtmektedir. Günümüzde derneklerin, sendikaların veya tüketici örgütlerinin üyeleri adına açtıkları topluluk davaları (HMK m. 113) dışında, çevre felaketleri veya halk sağlığını tehdit eden konularda sivil toplum kuruluşlarının doğrudan kendi adlarına "kamu yararına" dava takip yetkisine (Actio Popularis) sahip olmalarının engellendiğini; kanun koyucunun dava takip yetkisini salt maddi hukuktaki şahsi tasarruf yetkisine mahkûm etmek yerine, toplumsal uyuşmazlıklara müdahale edebilecek genişletilmiş bir "ideolojik dava takip yetkisi" mekanizması kurması gerektiğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)