1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 46. maddesi, medeni usul hukukunda yargı
bağımsızlığı ile hak arama özgürlüğü arasındaki en hassas teraziyi kuran
"Hâkimlerin Hukuki Sorumluluğu (Devletin Sorumluluğu ve Rücu)" müessesesini
düzenlemektedir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde, yargısal hatalardan zarar
gören taraflar doğrudan doğruya hâkime karşı tazminat davası açabilmekteydi; bu
durum hâkimler üzerinde ağır bir psikolojik baskı ve "yargısal şantaj"
tehlikesi yaratmaktaydı. 6100 sayılı HMK ile bu sistem tamamen terk edilmiş ve
Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ile 40. maddesinin üçüncü
fıkrasındaki ilkelere paralel olarak, hâkimlerin yargısal faaliyetlerinden
doğan zararlardan dolayı "Devletin birinci derecede ve doğrudan sorumluluğu"
ilkesi benimsenmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu değişikliğin
mahkemelerin bağımsızlığını ve hâkimlik teminatını koruyan devrim niteliğinde
bir usuli güvence olduğunu; hâkimlerin asılsız tazminat tehditlerinden
kurtarılarak cesaretle karar verebilmelerinin sağlandığını, zarar gören
vatandaşın ise karşısında ödeme gücü tam olan Devleti (Hazineyi) muhatap
bularak mağduriyetinin giderildiğini savunmaktadır. Madde, sorumluluğun
sınırlarını sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle belirlenmiş ağır ihlal
hallerine bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Kayırma, Taraf Tutma, Kin veya Düşmanlık (1/a bendi): Hâkimin objektif
tarafsızlığını ağır şekilde ve kasten ihlal ederek, sübjektif saiklerle
(kötüniyetle) hukuka aykırı karar vermesidir.
- Menfaat Sebebiyle Kanuna Aykırı Karar (1/b bendi): Rüşvet, irtikap veya
nüfuz ticareti gibi ceza kanunlarında suç sayılan eylemler neticesinde, hâkimin
yargısal yetkisini bir çıkar karşılığında satmasıdır.
- Açık ve Kesin Kanun Hükmüne Aykırılık (1/c bendi): En çok tartışılan
benttir. Hâkimin, yoruma kapalı, doktrinde veya içtihatta hiçbir ihtilaf
bulunmayan, "farklı bir anlam yüklenmesi imkânsız" derecede net bir emredici
kuralı (örneğin temyiz süresinin iki hafta olması gibi matematiksel veya mutlak
bir normu) bilerek ezip geçmesidir. Basit yorum veya takdir hataları bu kapsama
girmez.
- Tutanağa Dayanmayan Sebep / Tahrifat / Söylenmeyen Söz (1/ç ve 1/d
bentleri): Hâkimin maddi gerçeği kâğıt üzerinde (zabıtlarda) sahtecilik
yaparak, bozarak veya dosyada hiç var olmayan bir delili varmış gibi göstererek
hüküm kurmasıdır.
- Hakkın Yerine Getirilmesinden Kaçınılması (İhkak-ı Haktan İmtina) (1/e
bendi): Hâkimin, önüne gelen bir davayı hukuki bir boşluk veya belirsizlik
bahanesiyle çözümsüz bırakması, dilekçeleri işleme almaması veya yargılamayı
kasten durdurmasıdır (TMK m. 1 gereği hâkimin hukuk yaratma ödevinin ağır
ihlali).
- Ceza Soruşturması Şartının Aranmaması (2. Fıkra): HMK m. 46
kapsamındaki tazminat davasının açılabilmesi için, hâkim hakkında HSK
tarafından idari/cezai bir soruşturma başlatılmasına veya hâkimin ceza
mahkemesinde mahkûm olmasına gerek olmamasıdır. Usul hukuku ile ceza hukuku
birbirinden bağımsızdır.
- Devletin Rücu Etmesi (3. Fıkra): Devletin, mağdur olan tarafa tazminatı
ödedikten sonra, bu zarara kasten veya ağır kusuruyla sebep olan hâkime dönerek
ödediği meblağı ondan tahsil etmesi işlemidir. Bu süre ödeme tarihinden
itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 46, idare hukukundaki "hizmet kusuru" ve borçlar hukukundaki "haksız
fiil" (TBK m. 49) sorumluluklarından tamamen ayrı, medeni usul hukukuna özgü
(sui generis) bir sorumluluk rejimidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul
Hukuku çalışmasında, HMK m. 46'nın işletilebilmesinin HMK m. 47'de düzenlenen
"görevli ve yetkili mahkeme" (Yargıtay ilgili hukuk dairesi) kurallarıyla ve
HMK m. 48'deki katı dava dilekçesi şartlarıyla organik bir illiyet bağı içinde
olduğunu; ayrıca devlet aleyhine açılan bu davanın haksız çıkması halinde
davacıya HMK m. 49 uyarınca ağır disiplin para cezası kesilmesinin, bu kurumu
sıradan bir tazminat davasından ayırdığını belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi. [1]
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Bir tahliye davasında hâkim (A), tahliye talebini kabul
ederken gerekçeli kararına, davalı kiracının duruşmada "Evet, kirayı ödemedim,
borcum var" şeklinde bir ikrarda bulunduğunu yazmıştır. Oysa SEGBİS kayıtları
ve imzalı duruşma tutanakları incelendiğinde davalının böyle bir beyanının
kesinlikle olmadığı, hâkimin dosyada bulunmayan bir sebebe dayanarak hüküm
kurduğu ortaya çıkmıştır. Davalı kiracı, bu karar nedeniyle haksız yere tahliye
edilerek zarara uğramış ve HMK m. 46/1-ç ve d bentlerine dayanarak Devlet
(Maliye Hazinesi) aleyhine Yargıtay'da tazminat davası açmıştır.
(kurmaca senaryo) Bir miras davasında görevli hâkim (B), davacı tarafın
avukatıyla daha önceden var olan ticari ve şahsi husumeti (kin ve düşmanlık)
sebebiyle, davacı lehine olan ve tapu sicilinden celp edilen kesin delilleri
hiçbir gerekçe göstermeksizin dosyadan çıkartmış ve davayı kasten reddetmiştir.
Davacı taraf, durumu HMK m. 46/1-a bendi uyarınca "kin veya düşmanlık sebebiyle
hukuka aykırı karar verilmesi" kapsamında değerlendirerek Devlet aleyhine dava
açar. Devlet tazminatı ödedikten sonra, HMK m. 46/3 uyarınca ödediği bedeli bir
yıl içinde hâkim (B)'den rücu yoluyla tahsil eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde HMK m. 46, sıklıkla yanlış anlaşılan ve "dördüncü bir
derece kanun yolu" gibi kullanılmaya çalışılan tehlikeli bir müessesedir.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların salt yerel
mahkeme hâkiminin delilleri takdir ediş biçimine veya hukuki yorumuna
katılmadıkları için HMK m. 46'ya dayanarak Devlet aleyhine tazminat davası
açmamaları gerektiğini; Yargıtay'ın bu davalardaki şartları olağanüstü dar
yorumladığını, ortada açık bir sahtecilik, rüşvet veya kanunun tartışmasız
ihlali yoksa davanın esastan reddedileceğini ve müvekkillerin HMK m. 49
uyarınca çok ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalacağını usuli ve stratejik
bir kural olarak hatırlatmaktadır. [1]
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 46'da sayılan sınırlı sorumluluk sebepleri, hâkimlik teminatını koruma
adına o kadar daraltılmıştır ki, fiiliyata mağdurun hak arama hürriyetini
neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, özellikle (c) bendinde yer alan "farklı bir anlam
yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırılık" lafzının yargı
pratiğinde yarattığı tıkanıklığa dikkat çekmektedir. Hukuk kurallarının doğası
gereği her zaman bir yorum payı barındırdığını, Yargıtay'ın en fahiş hukuki
hataları bile "bu bir takdir ve yorum hatasıdır, m. 46 kapsamına girmez"
diyerek reddetmesinin, Devleti sorumsuzluk zırhı içine soktuğunu eleştirel bir
dille ifade etmektedir. [1]
Ayrıca, Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin
üçüncü fıkrasındaki "ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde rücu eder"
şeklindeki hak düşürücü sürenin idarenin (Hazine'nin) hantallığı karşısında son
derece kısa olduğunu vurgulamaktadır. Devletin mağdura milyonlarca lira
tazminat ödediği durumlarda, bürokratik yazışmaların uzaması nedeniyle bir
yıllık sürenin kaçırılmasının ve faturanın hâkime rücu edilemeyerek vergi
ödeyen halkın (kamunun) sırtında kalmasının usul ekonomisi ve kamu maliyesi
bakımından büyük bir risk taşıdığı ortadadır. Kanun koyucunun rücu süresini
genel borçlar hukuku zamanaşımı süreleriyle uyumlu hale getirmesi isabetli
olacaktır. [1]
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 46. maddesi, medeni usul hukukunda yargı bağımsızlığı ile hak arama özgürlüğü arasındaki en hassas teraziyi kuran "Hâkimlerin Hukuki Sorumluluğu (Devletin Sorumluluğu ve Rücu)" müessesesini düzenlemektedir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde, yargısal hatalardan zarar gören taraflar doğrudan doğruya hâkime karşı tazminat davası açabilmekteydi; bu durum hâkimler üzerinde ağır bir psikolojik baskı ve "yargısal şantaj" tehlikesi yaratmaktaydı. 6100 sayılı HMK ile bu sistem tamamen terk edilmiş ve Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ile 40. maddesinin üçüncü fıkrasındaki ilkelere paralel olarak, hâkimlerin yargısal faaliyetlerinden doğan zararlardan dolayı "Devletin birinci derecede ve doğrudan sorumluluğu" ilkesi benimsenmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu değişikliğin mahkemelerin bağımsızlığını ve hâkimlik teminatını koruyan devrim niteliğinde bir usuli güvence olduğunu; hâkimlerin asılsız tazminat tehditlerinden kurtarılarak cesaretle karar verebilmelerinin sağlandığını, zarar gören vatandaşın ise karşısında ödeme gücü tam olan Devleti (Hazineyi) muhatap bularak mağduriyetinin giderildiğini savunmaktadır. Madde, sorumluluğun sınırlarını sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle belirlenmiş ağır ihlal hallerine bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 46, idare hukukundaki "hizmet kusuru" ve borçlar hukukundaki "haksız fiil" (TBK m. 49) sorumluluklarından tamamen ayrı, medeni usul hukukuna özgü (sui generis) bir sorumluluk rejimidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 46'nın işletilebilmesinin HMK m. 47'de düzenlenen "görevli ve yetkili mahkeme" (Yargıtay ilgili hukuk dairesi) kurallarıyla ve HMK m. 48'deki katı dava dilekçesi şartlarıyla organik bir illiyet bağı içinde olduğunu; ayrıca devlet aleyhine açılan bu davanın haksız çıkması halinde davacıya HMK m. 49 uyarınca ağır disiplin para cezası kesilmesinin, bu kurumu sıradan bir tazminat davasından ayırdığını belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi. [1]
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Bir tahliye davasında hâkim (A), tahliye talebini kabul ederken gerekçeli kararına, davalı kiracının duruşmada "Evet, kirayı ödemedim, borcum var" şeklinde bir ikrarda bulunduğunu yazmıştır. Oysa SEGBİS kayıtları ve imzalı duruşma tutanakları incelendiğinde davalının böyle bir beyanının kesinlikle olmadığı, hâkimin dosyada bulunmayan bir sebebe dayanarak hüküm kurduğu ortaya çıkmıştır. Davalı kiracı, bu karar nedeniyle haksız yere tahliye edilerek zarara uğramış ve HMK m. 46/1-ç ve d bentlerine dayanarak Devlet (Maliye Hazinesi) aleyhine Yargıtay'da tazminat davası açmıştır.
(kurmaca senaryo) Bir miras davasında görevli hâkim (B), davacı tarafın avukatıyla daha önceden var olan ticari ve şahsi husumeti (kin ve düşmanlık) sebebiyle, davacı lehine olan ve tapu sicilinden celp edilen kesin delilleri hiçbir gerekçe göstermeksizin dosyadan çıkartmış ve davayı kasten reddetmiştir. Davacı taraf, durumu HMK m. 46/1-a bendi uyarınca "kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı karar verilmesi" kapsamında değerlendirerek Devlet aleyhine dava açar. Devlet tazminatı ödedikten sonra, HMK m. 46/3 uyarınca ödediği bedeli bir yıl içinde hâkim (B)'den rücu yoluyla tahsil eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde HMK m. 46, sıklıkla yanlış anlaşılan ve "dördüncü bir derece kanun yolu" gibi kullanılmaya çalışılan tehlikeli bir müessesedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların salt yerel mahkeme hâkiminin delilleri takdir ediş biçimine veya hukuki yorumuna katılmadıkları için HMK m. 46'ya dayanarak Devlet aleyhine tazminat davası açmamaları gerektiğini; Yargıtay'ın bu davalardaki şartları olağanüstü dar yorumladığını, ortada açık bir sahtecilik, rüşvet veya kanunun tartışmasız ihlali yoksa davanın esastan reddedileceğini ve müvekkillerin HMK m. 49 uyarınca çok ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalacağını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır. [1]
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 46'da sayılan sınırlı sorumluluk sebepleri, hâkimlik teminatını koruma adına o kadar daraltılmıştır ki, fiiliyata mağdurun hak arama hürriyetini neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, özellikle (c) bendinde yer alan "farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırılık" lafzının yargı pratiğinde yarattığı tıkanıklığa dikkat çekmektedir. Hukuk kurallarının doğası gereği her zaman bir yorum payı barındırdığını, Yargıtay'ın en fahiş hukuki hataları bile "bu bir takdir ve yorum hatasıdır, m. 46 kapsamına girmez" diyerek reddetmesinin, Devleti sorumsuzluk zırhı içine soktuğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir. [1]
Ayrıca, Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin üçüncü fıkrasındaki "ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde rücu eder" şeklindeki hak düşürücü sürenin idarenin (Hazine'nin) hantallığı karşısında son derece kısa olduğunu vurgulamaktadır. Devletin mağdura milyonlarca lira tazminat ödediği durumlarda, bürokratik yazışmaların uzaması nedeniyle bir yıllık sürenin kaçırılmasının ve faturanın hâkime rücu edilemeyerek vergi ödeyen halkın (kamunun) sırtında kalmasının usul ekonomisi ve kamu maliyesi bakımından büyük bir risk taşıdığı ortadadır. Kanun koyucunun rücu süresini genel borçlar hukuku zamanaşımı süreleriyle uyumlu hale getirmesi isabetli olacaktır. [1]
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)