1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 4. maddesi, Türk yargı sisteminde ilk
derece mahkemeleri arasındaki görev dağılımını düzenleyen temel normlardan
biridir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde asliye hukuk ve sulh hukuk
mahkemeleri arasındaki görev ayrımı temel olarak "müddeabihin (dava konusunun)
değeri" esasına dayanmaktaydı. Ancak 6100 sayılı HMK ile bu sistem terk
edilmiş, malvarlığı haklarına ilişkin davalarda kural olarak "Asliye Hukuk
Mahkemesi" asıl görevli mahkeme haline getirilmiş; Sulh Hukuk Mahkemesi ise
yalnızca HMK m. 4'te veya diğer özel kanunlarda ismen ve tahdidi (sınırlı)
olarak sayılan uyuşmazlıklara bakmakla görevli "istisnai ve özel görevli" bir
mahkeme olarak yeniden kurgulanmıştır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul
Hukuku çalışmasında, HMK'nın asliye-sulh ayrımında değer esasına son vererek,
sulh hukuk mahkemelerinin görev alanını tamamen uyuşmazlığın niteliğine
(konusuna) göre belirlediğini ve bu durumun yargılamada görev itirazlarından
kaynaklanan usul ekonomisi kayıplarını azaltmayı hedeflediğini belirtmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın: Sulh hukuk
mahkemesinin görevini belirlerken parasal hiçbir sınırın dikkate alınmayacağını
ifade eden mutlak kuraldır. Dava konusu 1.000 TL de olsa 100 Milyon TL de olsa,
maddedeki bentlerden birine giriyorsa görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.
- Kira İlişkisinden Doğan Davalar (a bendi): Kira sözleşmesinin
varlığından, ifasından, sona ermesinden veya kira bedelinin ödenmemesinden
kaynaklanan (kira tespiti, tahliye, kira alacağı, uyarlama vb.) her türlü
uyuşmazlığı kapsar. Kanun, sadece İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK m. 269 vd.)
"ilamsız icra yoluyla tahliye" mekanizmasını bu genel kuralın istisnası olarak
hariç tutmuştur.
- Ortaklığın Giderilmesi ve Paylaştırma (b bendi): Elbirliği mülkiyeti
(örneğin miras ortaklığı) veya paylı mülkiyet altındaki taşınır ve taşınmaz
mallardaki birlikte mülkiyet durumunun, aynen taksim veya satış yoluyla sona
erdirilmesi (izale-i şüyu) davasıdır.
- Zilyetliğin Korunması (c bendi): Taşınır veya taşınmaz mallarda,
kişilerin mülkiyet hakkına dayanmadan, yalnızca o mal üzerindeki fiili
hâkimiyetinin (zilyetliğinin) gasp veya saldırıya uğraması nedeniyle açılan
iade veya men davalarıdır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, zilyetliğin
korunması davalarının, ayni hak (mülkiyet) uyuşmazlığı barındırmadan sadece
fiili hâkimiyetin ve kamu barışının ivedilikle korunmasını amaçladığı için
kanun koyucu tarafından sulh hukuk mahkemesinin basit ve hızlı yargılama
usulüne bırakıldığını savunmaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 4, öncelikle "Görevli Mahkeme" kuralını düzenleyen HMK m. 2 (Asliye
Hukuk Mahkemesinin genel görevliliği) ile birbirini tamamlayan bir illiyet bağı
içindedir. Asliye hukuk kural, sulh hukuk istisnadır. Ayrıca "diğer kanunların
görevlendirdiği davalar" (ç bendi) hükmü sayesinde bu madde; Kat Mülkiyeti
Kanunu (m. 33), Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) çekişmesiz yargı işleri (vesayet,
kayyımlık, mirasçılık belgesi vb.) ve İcra ve İflas Kanunu ile organik bir usul
köprüsü kurar. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK m.
4'ün "diğer kanunların görevlendirdiği davalar" bendiyle Kat Mülkiyeti Kanunu
ve Türk Medeni Kanunu'nun çekişmesiz yargı işleri gibi alanlarla sistematik bir
bağ kurduğunu ve mahkemeler arası görev uyuşmazlıklarında lex specialis (özel
kanun) hükümlerinin sulh hukuk mahkemesinin alanını sürekli olarak
genişletebileceğini ifade etmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İstanbul'da bulunan çok büyük bir alışveriş merkezindeki
(AVM) dükkânını aylık 2 Milyon TL bedelle kiralayan mal sahibi (A), kiracı
(B)'nin son 6 aylık kirasını ödememesi sebebiyle toplam 12 Milyon TL'lik "kira
alacağı davası" açmak istemektedir. Dava konusunun parasal değeri çok yüksek
(12 Milyon TL) ve taraflar tacir olmasına rağmen; uyuşmazlık münhasıran "kira
ilişkisinden" doğduğu için HMK m. 4/1-a amir hükmü gereğince görevli mahkeme
asliye hukuk veya asliye ticaret değil, mutlak surette Sulh Hukuk Mahkemesidir.
(kurmaca senaryo) Babalarından miras kalan ve değeri 50 Milyon TL olarak
ölçülen bir arsayı aralarında anlaşarak paylaşamayan üç kardeşten biri olan
(C), mahkemeye başvurarak arsanın satılmasını ve paranın paylaştırılmasını
talep etmektedir. Ortada mülkiyetin kime ait olduğu yönünde bir çekişme yoktur,
sadece mevcut paylı/elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi talebi vardır. HMK
m. 4/1-b uyarınca malın değeri ne olursa olsun bu "ortaklığın giderilmesi
(izale-i şüyu)" davası Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür.
(kurmaca senaryo) Tarlasını ekerken komşusunun çitleri kendi tarlasına doğru
kaydırdığını gören çiftçi (D), mülkiyetin tespiti (istihkak) veya tapu iptali
talebinde bulunmadan, sadece çitlerin eski yerine çekilmesi ve tarlasına
yapılan fiili tecavüzün önlenmesi için dava açmıştır. Uyuşmazlığın temeli
mülkiyet hakkına değil, sadece "zilyetliğin korunmasına" dayandığından HMK m.
4/1-c gereği davaya Sulh Hukuk Mahkemesi bakar. Şayet (D), sınırın tespitiyle
birlikte mülkiyet iddiasında bulunsaydı görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi
olacaktı.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, kira ilişkilerinden doğan davalar ile haksız işgal
(ecrimisil) davalarının görev yönünden birbirine karıştırılması en sık yapılan
usul hatasıdır. Ortada geçerli bir kira sözleşmesi yoksa ve kişi taşınmazı
"fuzuli şagil (haksız işgalci)" olarak kullanıyorsa, açılacak müdahalenin men'i
ve ecrimisil davasının görevli mahkemesi HMK m. 4 değil, HMK m. 2 uyarınca
Asliye Hukuk Mahkemesidir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında,
zilyetliğin korunması davaları açılırken dava dilekçesinde yanlışlıkla veya
dikkatsizce "mülkiyet" hakkına dayanılmasının veya tapu kayıtlarının tartışmaya
açılmasının, davanın sulh hukuk mahkemesince görev yönünden reddine ve asliye
hukuk mahkemesine gönderilmesine yol açacağı konusunda meslektaşları usuli bir
kural olarak uyarmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 4, usul ekonomisini sağlama ve görev itirazlarını azaltma noktasında
başarılı bir sistematik değişim yaratsa da, maddedeki kurgu sulh hukuk
mahkemelerinin tarihsel varlık felsefesiyle ciddi şekilde çelişmektedir.
Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, asliye-sulh
ayrımında parasal sınırın kaldırılmasının teorik olarak isabetli olduğunu,
ancak uygulamada AVM kiraları gibi devasa şirketler arasındaki karmaşık ticari
kira uyuşmazlıklarının da basit yargılama usulü uygulanan sulh hukuk
mahkemelerinin önüne atılmasının, bu mahkemelerin iş yükünü altüst ettiğini
belirtmektedir.
Gerçekten de, Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, sulh
hukuk mahkemelerinin tarihsel kuruluş felsefesinin adından da anlaşılacağı
üzere küçük değerli, basit uyuşmazlıkları tarafları "sulh" ederek
(barıştırarak) hızlıca çözmek olduğunu; ancak miktar sınırının tamamen
kaldırılarak devasa ticari kira davalarının, kira tespiti veya uyarlama
uyuşmazlıklarının bu mahkemelere yığılmasının, mahkemelerin adındaki
barış/basitlik kavramıyla ve yapısal yargılama işleyişiyle taban tabana zıt bir
tablo yarattığını haklı olarak eleştirmektedir. Kapsamlı bilirkişi raporları ve
uzun tahkikat süreçleri gerektiren nitelikli kira uyuşmazlıklarının ihtisas
mahkemelerinde (örneğin asliye ticaret mahkemelerinde) görülmesi usul hukukunun
doğasına çok daha uygun olacaktır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 4. maddesi, Türk yargı sisteminde ilk derece mahkemeleri arasındaki görev dağılımını düzenleyen temel normlardan biridir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemeleri arasındaki görev ayrımı temel olarak "müddeabihin (dava konusunun) değeri" esasına dayanmaktaydı. Ancak 6100 sayılı HMK ile bu sistem terk edilmiş, malvarlığı haklarına ilişkin davalarda kural olarak "Asliye Hukuk Mahkemesi" asıl görevli mahkeme haline getirilmiş; Sulh Hukuk Mahkemesi ise yalnızca HMK m. 4'te veya diğer özel kanunlarda ismen ve tahdidi (sınırlı) olarak sayılan uyuşmazlıklara bakmakla görevli "istisnai ve özel görevli" bir mahkeme olarak yeniden kurgulanmıştır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK'nın asliye-sulh ayrımında değer esasına son vererek, sulh hukuk mahkemelerinin görev alanını tamamen uyuşmazlığın niteliğine (konusuna) göre belirlediğini ve bu durumun yargılamada görev itirazlarından kaynaklanan usul ekonomisi kayıplarını azaltmayı hedeflediğini belirtmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 4, öncelikle "Görevli Mahkeme" kuralını düzenleyen HMK m. 2 (Asliye Hukuk Mahkemesinin genel görevliliği) ile birbirini tamamlayan bir illiyet bağı içindedir. Asliye hukuk kural, sulh hukuk istisnadır. Ayrıca "diğer kanunların görevlendirdiği davalar" (ç bendi) hükmü sayesinde bu madde; Kat Mülkiyeti Kanunu (m. 33), Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) çekişmesiz yargı işleri (vesayet, kayyımlık, mirasçılık belgesi vb.) ve İcra ve İflas Kanunu ile organik bir usul köprüsü kurar. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK m. 4'ün "diğer kanunların görevlendirdiği davalar" bendiyle Kat Mülkiyeti Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'nun çekişmesiz yargı işleri gibi alanlarla sistematik bir bağ kurduğunu ve mahkemeler arası görev uyuşmazlıklarında lex specialis (özel kanun) hükümlerinin sulh hukuk mahkemesinin alanını sürekli olarak genişletebileceğini ifade etmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İstanbul'da bulunan çok büyük bir alışveriş merkezindeki (AVM) dükkânını aylık 2 Milyon TL bedelle kiralayan mal sahibi (A), kiracı (B)'nin son 6 aylık kirasını ödememesi sebebiyle toplam 12 Milyon TL'lik "kira alacağı davası" açmak istemektedir. Dava konusunun parasal değeri çok yüksek (12 Milyon TL) ve taraflar tacir olmasına rağmen; uyuşmazlık münhasıran "kira ilişkisinden" doğduğu için HMK m. 4/1-a amir hükmü gereğince görevli mahkeme asliye hukuk veya asliye ticaret değil, mutlak surette Sulh Hukuk Mahkemesidir.
(kurmaca senaryo) Babalarından miras kalan ve değeri 50 Milyon TL olarak ölçülen bir arsayı aralarında anlaşarak paylaşamayan üç kardeşten biri olan (C), mahkemeye başvurarak arsanın satılmasını ve paranın paylaştırılmasını talep etmektedir. Ortada mülkiyetin kime ait olduğu yönünde bir çekişme yoktur, sadece mevcut paylı/elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi talebi vardır. HMK m. 4/1-b uyarınca malın değeri ne olursa olsun bu "ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu)" davası Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür.
(kurmaca senaryo) Tarlasını ekerken komşusunun çitleri kendi tarlasına doğru kaydırdığını gören çiftçi (D), mülkiyetin tespiti (istihkak) veya tapu iptali talebinde bulunmadan, sadece çitlerin eski yerine çekilmesi ve tarlasına yapılan fiili tecavüzün önlenmesi için dava açmıştır. Uyuşmazlığın temeli mülkiyet hakkına değil, sadece "zilyetliğin korunmasına" dayandığından HMK m. 4/1-c gereği davaya Sulh Hukuk Mahkemesi bakar. Şayet (D), sınırın tespitiyle birlikte mülkiyet iddiasında bulunsaydı görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktı.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, kira ilişkilerinden doğan davalar ile haksız işgal (ecrimisil) davalarının görev yönünden birbirine karıştırılması en sık yapılan usul hatasıdır. Ortada geçerli bir kira sözleşmesi yoksa ve kişi taşınmazı "fuzuli şagil (haksız işgalci)" olarak kullanıyorsa, açılacak müdahalenin men'i ve ecrimisil davasının görevli mahkemesi HMK m. 4 değil, HMK m. 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, zilyetliğin korunması davaları açılırken dava dilekçesinde yanlışlıkla veya dikkatsizce "mülkiyet" hakkına dayanılmasının veya tapu kayıtlarının tartışmaya açılmasının, davanın sulh hukuk mahkemesince görev yönünden reddine ve asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine yol açacağı konusunda meslektaşları usuli bir kural olarak uyarmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 4, usul ekonomisini sağlama ve görev itirazlarını azaltma noktasında başarılı bir sistematik değişim yaratsa da, maddedeki kurgu sulh hukuk mahkemelerinin tarihsel varlık felsefesiyle ciddi şekilde çelişmektedir. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, asliye-sulh ayrımında parasal sınırın kaldırılmasının teorik olarak isabetli olduğunu, ancak uygulamada AVM kiraları gibi devasa şirketler arasındaki karmaşık ticari kira uyuşmazlıklarının da basit yargılama usulü uygulanan sulh hukuk mahkemelerinin önüne atılmasının, bu mahkemelerin iş yükünü altüst ettiğini belirtmektedir.
Gerçekten de, Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, sulh hukuk mahkemelerinin tarihsel kuruluş felsefesinin adından da anlaşılacağı üzere küçük değerli, basit uyuşmazlıkları tarafları "sulh" ederek (barıştırarak) hızlıca çözmek olduğunu; ancak miktar sınırının tamamen kaldırılarak devasa ticari kira davalarının, kira tespiti veya uyarlama uyuşmazlıklarının bu mahkemelere yığılmasının, mahkemelerin adındaki barış/basitlik kavramıyla ve yapısal yargılama işleyişiyle taban tabana zıt bir tablo yarattığını haklı olarak eleştirmektedir. Kapsamlı bilirkişi raporları ve uzun tahkikat süreçleri gerektiren nitelikli kira uyuşmazlıklarının ihtisas mahkemelerinde (örneğin asliye ticaret mahkemelerinde) görülmesi usul hukukunun doğasına çok daha uygun olacaktır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)