1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 29. maddesi, medeni usul hukukunda
tarafların yargılama süreci içindeki davranışlarına ahlaki ve hukuki bir
çerçeve çizen "Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü"nü
düzenlemektedir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde açık bir madde olarak yer
almayan, ancak doktrin ve içtihatlarla uygulanan bu ilke, 6100 sayılı HMK ile
"Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" arasına asli bir norm olarak dâhil edilmiştir.
Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu kuralın tasarruf ilkesi (HMK m. 24) ve
taraflarca getirilme ilkesi (HMK m. 25) ile taraflara tanınan geniş usuli
özgürlüklerin kötüye kullanılmasını engelleyen bir fren mekanizması olduğunu;
yargılamanın bir hile veya yalan sanatı olmadığını, maddi gerçeğe ulaşmayı
hedefleyen kamusal bir faaliyet olduğunu savunmaktadır. Madde, usul hukukunu
maddi hukukun temel ahlaki prensipleriyle uyumlu hale getiren etik bir temel
taşıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dürüst Davranma Yükümlülüğü (1. Fıkra): Tarafların, usul işlemlerini
yaparken hakkın kötüye kullanılması yasağına riayet etmeleri, yargılamayı makul
olmayan şekillerde uzatıcı, karşı tarafı haksız yere zarara uğratıcı veya
mahkemeyi yanıltıcı usuli manevralardan (örneğin sürekli adres değiştirerek
tebligattan kaçınma veya sahte delil yaratma) kaçınmalarıdır.
- Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü (2. Fıkra): Tarafların, mahkemeye
sundukları olaylar (vakıalar) hakkında yalan beyanda bulunmama mecburiyetidir.
Bu objektif bir mutlak doğrudan ziyade "sübjektif doğruyu" ifade eder; yani
tarafın, kendi bildiği gerçeğe aykırı bir vakıa ileri sürmemesi veya bilerek
susmamasıdır.
- Davanın Dayanağı Olan Vakıalara İlişkin Açıklamalar: Doğruyu söyleme
yükümlülüğünün sınırını çizer. Taraf, sadece "maddi olaylar" hakkında doğruyu
söylemekle yükümlüdür. Hukuki değerlendirmeler (örneğin bir sözleşmenin türünün
ne olduğu) hakkında doğruyu söyleme yükümlülüğü aranmaz, zira hukuki
nitelendirme zaten hâkime aittir (HMK m. 33).
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 29, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde
düzenlenen "Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı"nın usul
hukukuna yansımış ve somutlaşmış halidir [1]. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 29'un usul hukukunu TMK m. 2'deki evrensel
iyi niyet şemsiyesi altına soktuğunu; usul kanununun taraflara tanıdığı her
türlü hakkın (itiraz hakkı, delil sunma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı) bu
dürüstlük filtresinden geçmek zorunda olduğunu belirtmektedir [1]. Ayrıca bu
madde, yalan beyanın veya haksız davanın yaptırımlarını düzenleyen "Kötüniyetle
veya haksız dava açılmasının sonuçları" başlıklı HMK m. 329 ve disiplin para
cezalarını içeren HMK m. 383 ile sarsılmaz bir dogmatik illiyet bağı içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye 50.000 TL borç vermiş, (B) bu
borcu banka havalesiyle faiziyle birlikte tamamen ödemiştir. Ancak (A), (B)'nin
elinde yazılı bir ibraname bulunmamasını fırsat bilerek, banka dekontunun
açıklama kısmındaki eksikliği de kullanıp "bu borç ödenmedi" iddiasıyla icra
takibi ve itirazın iptali davası açmıştır. (A)'nın borcun ödendiğini şahsen
bilmesine rağmen mahkemeye aksini beyan etmesi, HMK m. 29/2'deki "doğruyu
söyleme yükümlülüğünün" açık ve ağır bir ihlalidir.
(kurmaca senaryo) Davalı (C), aleyhine açılan bir tapu iptal ve tescil
davasında yargılamayı uzatmak amacıyla, davanın her celsesinde reddedileceğini
çok iyi bildiği halde sürekli "hâkimin reddi" talebinde bulunmakta, ilgisiz
yerlerden lüzumsuz müzekkereler yazılmasını talep etmekte ve bilerek tebligat
adreslerini kapalı tutmaktadır. (C)'nin bu davranışları, yalan beyan olmasa
dahi HMK m. 29/1 uyarınca "dürüst davranma yükümlülüğünün" usuli bağlamda
ihlalidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, doğruyu söyleme yükümlülüğünün avukat (vekil) ile
müvekkil arasındaki ilişkiye nasıl yansıyacağı çok hassas bir mesleki etik
sınırıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, taraf
vekillerinin (avukatların) da HMK m. 29 anlamında doğruyu söylemekle yükümlü
olduğunu; bir avukatın, müvekkilinin haksız olduğunu bilse dahi onu
savunabileceğini, ancak müvekkilinin yalan söylediğini veya sahte delil
ürettiğini kesin olarak bildiği bir hususu mahkemeye "gerçekmiş gibi"
sunamayacağını, aksi halde hem HMK m. 29'u hem de Avukatlık Kanunu'ndaki meslek
kurallarını ihlal etmiş olacağını usuli ve stratejik bir kural olarak
hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 29, usul hukukuna yüksek bir ahlaki standart getirse de, maddenin kendi
içinde doğrudan bir müeyyide (yaptırım) barındırmaması doktrinde ciddi
eleştirilere konu olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, kanun koyucunun taraflara "dürüst davranın ve doğruyu
söyleyin" emrini verdiğini, ancak bu emre uyulmadığında salt HMK m. 29'a
dayanarak davanın usulden reddedilemediğini; yaptırımın ancak davanın esastan
kaybedilmesi ve HMK m. 329'daki nispeten zayıf disiplin/masraf cezalarıyla
sınırlı kaldığını belirterek, bu normun bir usul kuralından ziyade "deklaratif
bir ahlak tavsiyesi" seviyesinde kaldığını eleştirel bir dille ifade etmektedir
[1].
Öte yandan, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, "doğruyu
söyleme yükümlülüğü" ile Anayasal bir hak olan "kişinin kendini suçlamamaya
zorlanamaması (nemo tenetur se ipsum accusare)" ilkesi arasındaki gerilime
dikkat çekmektedir [1]. Tarafların, aleyhlerine olan bir vakıayı (gerçeği)
mahkemeye ikrar etmek zorunda bırakılamayacaklarını, usul hukukunda "susma
hakkının" veya iddiaları sadece basitçe inkâr etmenin yalan söylemek anlamına
gelmediğini; bu nedenle hâkimlerin m. 29/2'yi uygularken tarafları adeta kendi
aleyhlerine tanıklık yapmaya zorlamamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Modern
usul hukuku, doğruyu söyleme yükümlülüğünü susma ve pasif savunma hakkıyla
dengelemek zorundadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 29. maddesi, medeni usul hukukunda tarafların yargılama süreci içindeki davranışlarına ahlaki ve hukuki bir çerçeve çizen "Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü"nü düzenlemektedir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde açık bir madde olarak yer almayan, ancak doktrin ve içtihatlarla uygulanan bu ilke, 6100 sayılı HMK ile "Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" arasına asli bir norm olarak dâhil edilmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu kuralın tasarruf ilkesi (HMK m. 24) ve taraflarca getirilme ilkesi (HMK m. 25) ile taraflara tanınan geniş usuli özgürlüklerin kötüye kullanılmasını engelleyen bir fren mekanizması olduğunu; yargılamanın bir hile veya yalan sanatı olmadığını, maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen kamusal bir faaliyet olduğunu savunmaktadır. Madde, usul hukukunu maddi hukukun temel ahlaki prensipleriyle uyumlu hale getiren etik bir temel taşıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 29, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen "Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı"nın usul hukukuna yansımış ve somutlaşmış halidir [1]. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 29'un usul hukukunu TMK m. 2'deki evrensel iyi niyet şemsiyesi altına soktuğunu; usul kanununun taraflara tanıdığı her türlü hakkın (itiraz hakkı, delil sunma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı) bu dürüstlük filtresinden geçmek zorunda olduğunu belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, yalan beyanın veya haksız davanın yaptırımlarını düzenleyen "Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları" başlıklı HMK m. 329 ve disiplin para cezalarını içeren HMK m. 383 ile sarsılmaz bir dogmatik illiyet bağı içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye 50.000 TL borç vermiş, (B) bu borcu banka havalesiyle faiziyle birlikte tamamen ödemiştir. Ancak (A), (B)'nin elinde yazılı bir ibraname bulunmamasını fırsat bilerek, banka dekontunun açıklama kısmındaki eksikliği de kullanıp "bu borç ödenmedi" iddiasıyla icra takibi ve itirazın iptali davası açmıştır. (A)'nın borcun ödendiğini şahsen bilmesine rağmen mahkemeye aksini beyan etmesi, HMK m. 29/2'deki "doğruyu söyleme yükümlülüğünün" açık ve ağır bir ihlalidir.
(kurmaca senaryo) Davalı (C), aleyhine açılan bir tapu iptal ve tescil davasında yargılamayı uzatmak amacıyla, davanın her celsesinde reddedileceğini çok iyi bildiği halde sürekli "hâkimin reddi" talebinde bulunmakta, ilgisiz yerlerden lüzumsuz müzekkereler yazılmasını talep etmekte ve bilerek tebligat adreslerini kapalı tutmaktadır. (C)'nin bu davranışları, yalan beyan olmasa dahi HMK m. 29/1 uyarınca "dürüst davranma yükümlülüğünün" usuli bağlamda ihlalidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, doğruyu söyleme yükümlülüğünün avukat (vekil) ile müvekkil arasındaki ilişkiye nasıl yansıyacağı çok hassas bir mesleki etik sınırıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, taraf vekillerinin (avukatların) da HMK m. 29 anlamında doğruyu söylemekle yükümlü olduğunu; bir avukatın, müvekkilinin haksız olduğunu bilse dahi onu savunabileceğini, ancak müvekkilinin yalan söylediğini veya sahte delil ürettiğini kesin olarak bildiği bir hususu mahkemeye "gerçekmiş gibi" sunamayacağını, aksi halde hem HMK m. 29'u hem de Avukatlık Kanunu'ndaki meslek kurallarını ihlal etmiş olacağını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 29, usul hukukuna yüksek bir ahlaki standart getirse de, maddenin kendi içinde doğrudan bir müeyyide (yaptırım) barındırmaması doktrinde ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanun koyucunun taraflara "dürüst davranın ve doğruyu söyleyin" emrini verdiğini, ancak bu emre uyulmadığında salt HMK m. 29'a dayanarak davanın usulden reddedilemediğini; yaptırımın ancak davanın esastan kaybedilmesi ve HMK m. 329'daki nispeten zayıf disiplin/masraf cezalarıyla sınırlı kaldığını belirterek, bu normun bir usul kuralından ziyade "deklaratif bir ahlak tavsiyesi" seviyesinde kaldığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Öte yandan, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, "doğruyu söyleme yükümlülüğü" ile Anayasal bir hak olan "kişinin kendini suçlamamaya zorlanamaması (nemo tenetur se ipsum accusare)" ilkesi arasındaki gerilime dikkat çekmektedir [1]. Tarafların, aleyhlerine olan bir vakıayı (gerçeği) mahkemeye ikrar etmek zorunda bırakılamayacaklarını, usul hukukunda "susma hakkının" veya iddiaları sadece basitçe inkâr etmenin yalan söylemek anlamına gelmediğini; bu nedenle hâkimlerin m. 29/2'yi uygularken tarafları adeta kendi aleyhlerine tanıklık yapmaya zorlamamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Modern usul hukuku, doğruyu söyleme yükümlülüğünü susma ve pasif savunma hakkıyla dengelemek zorundadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)