1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 25. maddesi, medeni usul hukukunda
yargılamanın sevk ve idaresini tarafların tekelinde tutan "Taraflarca Getirilme
İlkesi"ni (Verhandlungsmaxime) düzenlemektedir. Tasarruf ilkesinin (HMK m. 24)
usuli bir uzantısı olan bu kural, hâkimin yargılama malzemesini (vakıaları ve
delilleri) araştırma ve toplama yetkisini sınırlandırarak medeni yargılamayı
ceza yargılamasındaki "re'sen araştırma" sisteminden kesin çizgilerle ayırır.
Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu ilkenin temelinde özel hukuk
uyuşmazlıklarının tarafların kendi kişisel menfaatlerine dayanması gerçeğinin
yattığını; hakları üzerinde serbestçe tasarruf edebilen kişilerin, davanın
dayanağı olan olayları mahkemeye sunma külfetine de bizzat katlanmaları
gerektiğini savunmaktadır [1, 2]. HMK m. 25, hâkime yargılamada objektif bir
hakem (pasif izleyici) rolü biçerek, tarafsızlığın mutlak surette korunmasını
temin eder.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- İki Taraftan Birinin Söylemediği Şeyi veya Vakıaları Dikkate Alamama:
Davanın maddi sınırlarını tarafların çizeceği kuralıdır. Hâkim, tarafların
dilekçelerinde hiç bahsetmediği, ileri sürmediği bir olayı (vakıayı) sırf
kişisel olarak biliyor olsa dahi hükmüne esas alamaz. Dosyada iddia edilmeyen
vakıa, usul hukuku bakımından hiç yaşanmamış kabul edilir ("Dosyada olmayan,
dünyada da yoktur").
- Hatırlatabilecek Davranışlarda Dahi Bulunamama: Hâkimin tarafsızlık
ilkesinin en katı görünümüdür. Hâkim, bir tarafın davasını kazanması için
yapması gereken bir savunmayı (örneğin zamanaşımı defini) veya sunması gereken
bir delili ona fısıldayamaz, ihsas-ı rey niteliğinde yönlendirme yapamaz.
- Kendiliğinden Delil Toplayamaz: Davacı veya davalı tarafından açıkça
dayanılmayan ve toplanması talep edilmeyen hiçbir delil hâkim tarafından
kendiliğinden araştırılamaz. Hâkim, gidip olay yerinde kendi inisiyatifiyle
tanık arayamaz.
- Kanunda Öngörülen İstisnalar: Aile hukuku (velayet, nesep)
uyuşmazlıkları, iş hukukunda belirli alanlar ve kadastro davaları gibi kamu
düzenini ilgilendiren hallerde "re'sen araştırma ilkesi" geçerli olur. Bu
hallerde hâkim m. 25'in sınırlamalarına tabi değildir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 25, kendinden bir önceki "Tasarruf İlkesi" (HMK m. 24) ve bir sonraki
"Taleple Bağlılık İlkesi" (HMK m. 26) ile usul hukukunun sacayağını oluşturur.
Ancak bu maddenin en çetrefilli dogmatik ilişkisi, "Hâkimin Davayı Aydınlatma
Ödevi"ni düzenleyen HMK m. 31 ile olan sınır temasıdır.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 25 ile m.
31 arasındaki hassas dengenin yargılamanın kalbini oluşturduğunu; hâkimin,
tarafların müphem (belirsiz) ve çelişkili beyanlarını açıklatmak için onlara
soru sormasının (HMK m. 31) taraflarca getirilme ilkesini (HMK m. 25) ihlal
etmediğini, ancak hâkimin bu soru sorma yetkisini kullanarak yepyeni vakıaları
tarafların ağzından zorla almasının kanunun ihlali anlamına geleceğini
belirtmektedir [1, 2]. Ayrıca delillerin toplanmasına ilişkin bu ilke, HMK m.
119'daki dava dilekçesinin unsurları ile de doğrudan bağlantılıdır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir'de ikamet eden davacı (A), 2012 yılında (B)'ye
verdiği 200.000 TL borcun tahsili için 2025 yılında dava açmıştır. TBK uyarınca
10 yıllık genel zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur. Ancak davalı (B), mahkemeye
sunduğu cevap dilekçesinde sadece "Ben bu parayı almadım" şeklinde savunma
yapmış, "Zamanaşımı" defiini ileri sürmemiştir. Hâkim, dosya üzerinden alacağın
zamanaşımına uğradığını açıkça görse dahi, HMK m. 25/1'in "hatırlatabilecek
davranışlarda dahi bulunamaz" amir hükmü gereğince (B)'ye "Süreniz geçmiş,
zamanaşımı itirazında bulunmak ister misiniz?" diyemez ve davayı zamanaşımından
reddedemez. İddia ispatlanırsa davayı kabul etmek zorundadır.
(kurmaca senaryo) Bir trafik kazasından doğan maddi hasar davasında davacı
(C), sadece polis tutanaklarına ve bilirkişi incelemesine delil olarak
dayanmış, hiçbir tanık ismi bildirmemiştir. Hâkim, dosyayı incelerken kazanın
meydana geldiği kavşakta bir esnafın olayı çok net gördüğünü tespit etmiştir.
Ancak HMK m. 25/2 uyarınca hâkim kendiliğinden delil toplayamayacağından,
taraflar talep etmedikçe o esnafı "tanık" sıfatıyla mahkemeye çağırıp
dinleyemez.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde HMK m. 25, davanın kaderini belirleyen en acımasız
kuraldır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların
özellikle dilekçeler teatisi (dava ve cevap dilekçeleri) aşamasında iddia ve
savunmaya konu tüm vakıaları ve bu vakıaları ispatlayacak her bir delili
eksiksiz olarak bildirmek zorunda olduklarını; "nasılsa hâkim araştırır" veya
"mahkeme gerçeği bulur" şeklindeki yanlış düşüncelerin HMK m. 25 duvarına
çarpacağını ve müvekkilin hak kaybıyla sonuçlanacağını mesleki bir ikaz ve
usuli kural olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Mahkeme, avukatın yerine geçip onun
yapmadığı araştırmayı yapacak bir merci değildir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 25'te vücut bulan taraflarca getirilme ilkesi, teoride adil ve tarafsız
bir yargılama ortamı yaratıyor gibi görünse de, pratik hayatta taraflar
arasındaki ekonomik ve sosyal güç eşitsizliklerini derinleştirdiği yönünde
yoğun eleştirilere uğramaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, güçlü ve deneyimli avukat ordularına sahip büyük şirketler
karşısında, davayı bizzat takip etmeye çalışan veya hukuki bilgisizliği olan
sıradan vatandaşların, sırf usuli terminolojiyi bilemedikleri veya bir delili
dosyaya sunmayı unuttukları için davayı kaybetmelerinin maddi gerçeğe ve adalet
duygusuna ağır bir darbe vurduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].
Benzer şekilde, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
taraflarca getirilme ilkesinin "pasif hâkim" felsefesinin günümüz modern usul
anlayışıyla bağdaşmadığını; Anglo-Sakson kökenli bu aşırı katı yarışmacı
(adversary) model yerine, Avrupa usul hukuklarında olduğu gibi "sosyal usul"
(materyal adalet) anlayışının ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulamaktadır
[1, 2]. Özellikle zayıfın korunması gereken hallerde hâkimin delil araştırma
yetkisinin kanunla daha esnek hale getirilmesi, sadece bir "hakem" değil,
"adalet dağıtıcı" fonksiyonuna dönülmesi için elzem bir revizyon ihtiyacıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 25. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın sevk ve idaresini tarafların tekelinde tutan "Taraflarca Getirilme İlkesi"ni (Verhandlungsmaxime) düzenlemektedir. Tasarruf ilkesinin (HMK m. 24) usuli bir uzantısı olan bu kural, hâkimin yargılama malzemesini (vakıaları ve delilleri) araştırma ve toplama yetkisini sınırlandırarak medeni yargılamayı ceza yargılamasındaki "re'sen araştırma" sisteminden kesin çizgilerle ayırır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu ilkenin temelinde özel hukuk uyuşmazlıklarının tarafların kendi kişisel menfaatlerine dayanması gerçeğinin yattığını; hakları üzerinde serbestçe tasarruf edebilen kişilerin, davanın dayanağı olan olayları mahkemeye sunma külfetine de bizzat katlanmaları gerektiğini savunmaktadır [1, 2]. HMK m. 25, hâkime yargılamada objektif bir hakem (pasif izleyici) rolü biçerek, tarafsızlığın mutlak surette korunmasını temin eder.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 25, kendinden bir önceki "Tasarruf İlkesi" (HMK m. 24) ve bir sonraki "Taleple Bağlılık İlkesi" (HMK m. 26) ile usul hukukunun sacayağını oluşturur. Ancak bu maddenin en çetrefilli dogmatik ilişkisi, "Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi"ni düzenleyen HMK m. 31 ile olan sınır temasıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 25 ile m. 31 arasındaki hassas dengenin yargılamanın kalbini oluşturduğunu; hâkimin, tarafların müphem (belirsiz) ve çelişkili beyanlarını açıklatmak için onlara soru sormasının (HMK m. 31) taraflarca getirilme ilkesini (HMK m. 25) ihlal etmediğini, ancak hâkimin bu soru sorma yetkisini kullanarak yepyeni vakıaları tarafların ağzından zorla almasının kanunun ihlali anlamına geleceğini belirtmektedir [1, 2]. Ayrıca delillerin toplanmasına ilişkin bu ilke, HMK m. 119'daki dava dilekçesinin unsurları ile de doğrudan bağlantılıdır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir'de ikamet eden davacı (A), 2012 yılında (B)'ye verdiği 200.000 TL borcun tahsili için 2025 yılında dava açmıştır. TBK uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur. Ancak davalı (B), mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde sadece "Ben bu parayı almadım" şeklinde savunma yapmış, "Zamanaşımı" defiini ileri sürmemiştir. Hâkim, dosya üzerinden alacağın zamanaşımına uğradığını açıkça görse dahi, HMK m. 25/1'in "hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz" amir hükmü gereğince (B)'ye "Süreniz geçmiş, zamanaşımı itirazında bulunmak ister misiniz?" diyemez ve davayı zamanaşımından reddedemez. İddia ispatlanırsa davayı kabul etmek zorundadır.
(kurmaca senaryo) Bir trafik kazasından doğan maddi hasar davasında davacı (C), sadece polis tutanaklarına ve bilirkişi incelemesine delil olarak dayanmış, hiçbir tanık ismi bildirmemiştir. Hâkim, dosyayı incelerken kazanın meydana geldiği kavşakta bir esnafın olayı çok net gördüğünü tespit etmiştir. Ancak HMK m. 25/2 uyarınca hâkim kendiliğinden delil toplayamayacağından, taraflar talep etmedikçe o esnafı "tanık" sıfatıyla mahkemeye çağırıp dinleyemez.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde HMK m. 25, davanın kaderini belirleyen en acımasız kuraldır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle dilekçeler teatisi (dava ve cevap dilekçeleri) aşamasında iddia ve savunmaya konu tüm vakıaları ve bu vakıaları ispatlayacak her bir delili eksiksiz olarak bildirmek zorunda olduklarını; "nasılsa hâkim araştırır" veya "mahkeme gerçeği bulur" şeklindeki yanlış düşüncelerin HMK m. 25 duvarına çarpacağını ve müvekkilin hak kaybıyla sonuçlanacağını mesleki bir ikaz ve usuli kural olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Mahkeme, avukatın yerine geçip onun yapmadığı araştırmayı yapacak bir merci değildir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 25'te vücut bulan taraflarca getirilme ilkesi, teoride adil ve tarafsız bir yargılama ortamı yaratıyor gibi görünse de, pratik hayatta taraflar arasındaki ekonomik ve sosyal güç eşitsizliklerini derinleştirdiği yönünde yoğun eleştirilere uğramaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, güçlü ve deneyimli avukat ordularına sahip büyük şirketler karşısında, davayı bizzat takip etmeye çalışan veya hukuki bilgisizliği olan sıradan vatandaşların, sırf usuli terminolojiyi bilemedikleri veya bir delili dosyaya sunmayı unuttukları için davayı kaybetmelerinin maddi gerçeğe ve adalet duygusuna ağır bir darbe vurduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].
Benzer şekilde, Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, taraflarca getirilme ilkesinin "pasif hâkim" felsefesinin günümüz modern usul anlayışıyla bağdaşmadığını; Anglo-Sakson kökenli bu aşırı katı yarışmacı (adversary) model yerine, Avrupa usul hukuklarında olduğu gibi "sosyal usul" (materyal adalet) anlayışının ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulamaktadır [1, 2]. Özellikle zayıfın korunması gereken hallerde hâkimin delil araştırma yetkisinin kanunla daha esnek hale getirilmesi, sadece bir "hakem" değil, "adalet dağıtıcı" fonksiyonuna dönülmesi için elzem bir revizyon ihtiyacıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)