1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 23. maddesi, yargı yeri belirlenmesi (merci
tayini) müessesesinin usuli işleyişini ve üst mahkemece verilecek kararın
hukuki bağlayıcılığını düzenleyen nihai tamamlama normudur. HMK m. 21'de merci
tayinini gerektiren sebepler, m. 22'de ise incelemeyi yapacak üst merciler (BAM
veya Yargıtay) gösterilmiş; m. 23 ile de bu incelemenin "nasıl" yapılacağı ve
"sonucunun" ne olacağı hüküm altına alınmıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, bu maddenin en temel işlevinin, mahkemeler arasında adeta bir pinpon
topu gibi gidip gelen dosyaların yarattığı "olumsuz görev veya yetki
uyuşmazlığı sarmalını" kesin olarak kesip atmak ve usul ekonomisi ile hukuki
güvenlik ilkelerini tesis etmek olduğunu savunmaktadır [1]. İncelemenin dosya
üzerinden yapılabilmesi yargılamayı hızlandırırken, kararın bağlayıcılığı alt
mahkemenin direnme hakkını elinden almaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dosya Üzerinden Yapılabilir: Üst mahkemenin (BAM veya Yargıtay), merci
tayini incelemesi yaparken kural olarak tarafları duruşmaya çağırmasına (şifahi
yargılamaya) gerek olmadığını ifade eden esneklik kuralıdır. "Yapılabilir"
lafzı, mahkemeye takdir hakkı tanımakla birlikte uygulamada istisnasız bir
kural olarak işler.
- Yargı Yeri Belirlenmesi Kararı: İki mahkemenin de görevsizlik veya
yetkisizlik kararı vermesi üzerine doğan uyuşmazlığın, üst mahkemece çözülerek
davaya bakacak olan mahkemenin ismen tayin edildiği karardır.
- Kanun Yolu İncelemesi Sonucunda Kesinleşen Karar: Uyuşmazlığın salt HMK
m. 21'deki "merci tayini" prosedürüyle değil; örneğin ilk derece mahkemesinin
verdiği görevsizlik kararının istinaf edilmesi üzerine, BAM'ın "hayır,
görevlisin, davaya bak" diyerek dosyayı geri göndermesi halinde ortaya çıkan
emredici kanun yolu kararıdır.
- Davaya Ondan Sonra Bakacak Mahkemeyi Bağlar: Üst mahkemece görevli veya
yetkili olduğu tespit edilen alt mahkemenin, bu karara karşı "direnme kararı"
veremeyeceğini, yeniden yetkisizlik/görevsizlik kararı kurarak dosyayı başından
savamayacağını ifade eden mutlak usuli itaati (bağlayıcılık) gösterir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 23, merci tayini üçlemesinin (HMK m. 21, m. 22 ve m. 23) final
halkasıdır. Aynı zamanda usul hukukundaki "kesin hüküm" ve "üst mahkeme
kararlarına uyma zorunluluğu" dogmatiğiyle doğrudan ilişkilidir.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 23/2'deki
bağlayıcılık kuralının, alt mahkemenin üst mahkeme kararlarına karşı direnme
yasağının usul hukukundaki en somut tezahürü olduğunu ve bu bağlayıcılığın kamu
düzenine ilişkin bulunduğunu belirtmektedir [1]. Ayrıca madde, usul ekonomisi
kuralını düzenleyen HMK m. 30 ile amaçsal bir bütünlük içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi ile İzmir Asliye Ticaret
Mahkemesi arasında bir sözleşme uyuşmazlığının ticari dava olup olmadığı
konusunda olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış ve her iki mahkemenin görevsizlik
kararı kesinleşmiştir. Dosya merci tayini için İzmir Bölge Adliye Mahkemesine
(BAM) gönderilmiştir. BAM, dosyayı duruşma açmadan (HMK m. 23/1 gereği dosya
üzerinden) incelemiş ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğuna karar
vermiştir. Dosya kendisine gelen Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın aslında
Asliye Hukuk'ta görülmesi gerektiğinde ısrar etse bile, HMK m. 23/2 amir hükmü
gereği bu kararla bağlıdır; yeniden görevsizlik veremez ve davanın esasına
girmek zorundadır.
(kurmaca senaryo) Ankara'da açılan bir iş davasında, İş Mahkemesi yetkisizlik
kararı vererek dosyanın İstanbul'a gönderilmesine hükmetmiştir. Davacı bu
kararı istinaf etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, kanun yolu (istinaf)
incelemesi sonucunda Ankara İş Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiş ve
ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak dosyayı iade etmiştir. Bu "kanun
yolu incelemesi sonucunda kesinleşen" yetki kararı, HMK m. 23/2 uyarınca Ankara
İş Mahkemesini mutlak şekilde bağlar. Mahkeme "ben yetkisizim" diyerek dosyayı
tekrar elinden çıkaramaz.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, üst mahkemenin görev/yetki konusundaki
kararından sonra aynı itirazların yinelenmesi sıklıkla karşılaşılan lüzumsuz
bir zaman kaybıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, BAM
veya Yargıtay tarafından merci tayini veya istinaf/temyiz incelemesi sonucu
verilmiş kesin bir görev/yetki kararı varken, davalı vekillerinin yargılamayı
uzatmak kastıyla esasa cevap dilekçelerinde veya tahkikat aşamasında yeniden
görev/yetki itirazında bulunmalarının HMK m. 23/2 karşısında hiçbir hukuki
geçerliliğinin olmadığını ve mahkemelerce bu taleplerin doğrudan,
incelemeksizin reddedilmesi gerektiğini pratik bir usul kuralı olarak
hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 23, alt mahkemeyi bağlayan katı kuralıyla uyuşmazlıkları çözmekte
başarılı olsa da, birinci fıkrasındaki lafzi tercih doktrinde haklı
eleştirilere konu olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, kanun koyucunun "inceleme dosya üzerinden yapılabilir" diyerek
(yapılır demek yerine) üst mahkemelere duruşma açabilme konusunda örtülü bir
takdir yetkisi bıraktığını; oysa merci tayini incelemesinin salt bir "mahkeme
belirleme" işleminden ibaret olduğunu, esasa ilişkin hiçbir yargılama
faaliyetinin yürütülmediği bu teknik idari-usuli incelemede duruşma
açılabilmesine imkân tanıyan bu esnek ifadenin, usul ekonomisiyle
bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Ayrıca Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin
ikinci fıkrasında düzenlenen "bağlayıcılık" kuralının mutlak surette doğru
işleyebilmesi için, üst merciin (BAM veya Yargıtay) dosyayı çok titiz
incelemesi gerektiğini vurgulamaktadır [1]. Zira, salt evrak eksikliği veya o
anki dosya durumuna göre BAM tarafından "Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir"
denilerek merci tayini yapıldıktan çok sonra, tahkikat aşamasında yeni
delillerle aslında davanın çok farklı bir uyuşmazlık (örneğin Aile Hukuku)
olduğu ortaya çıkarsa; alt mahkemenin bu kör "bağlayıcılık" kuralı yüzünden
yanlış yargı yolunda/görev alanında karar vermeye mahkûm kalması, usul
hukukunun maddi gerçeği arama idealiyle zaman zaman trajik bir şekilde
çelişebilmektedir. Kanun koyucunun, sonradan ortaya çıkan ağır görev hataları
için bu bağlayıcılığı esnetebilecek dar bir istisna kuralı öngörmesi
tartışılmalıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 23. maddesi, yargı yeri belirlenmesi (merci tayini) müessesesinin usuli işleyişini ve üst mahkemece verilecek kararın hukuki bağlayıcılığını düzenleyen nihai tamamlama normudur. HMK m. 21'de merci tayinini gerektiren sebepler, m. 22'de ise incelemeyi yapacak üst merciler (BAM veya Yargıtay) gösterilmiş; m. 23 ile de bu incelemenin "nasıl" yapılacağı ve "sonucunun" ne olacağı hüküm altına alınmıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu maddenin en temel işlevinin, mahkemeler arasında adeta bir pinpon topu gibi gidip gelen dosyaların yarattığı "olumsuz görev veya yetki uyuşmazlığı sarmalını" kesin olarak kesip atmak ve usul ekonomisi ile hukuki güvenlik ilkelerini tesis etmek olduğunu savunmaktadır [1]. İncelemenin dosya üzerinden yapılabilmesi yargılamayı hızlandırırken, kararın bağlayıcılığı alt mahkemenin direnme hakkını elinden almaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 23, merci tayini üçlemesinin (HMK m. 21, m. 22 ve m. 23) final halkasıdır. Aynı zamanda usul hukukundaki "kesin hüküm" ve "üst mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu" dogmatiğiyle doğrudan ilişkilidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 23/2'deki bağlayıcılık kuralının, alt mahkemenin üst mahkeme kararlarına karşı direnme yasağının usul hukukundaki en somut tezahürü olduğunu ve bu bağlayıcılığın kamu düzenine ilişkin bulunduğunu belirtmektedir [1]. Ayrıca madde, usul ekonomisi kuralını düzenleyen HMK m. 30 ile amaçsal bir bütünlük içindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi ile İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi arasında bir sözleşme uyuşmazlığının ticari dava olup olmadığı konusunda olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış ve her iki mahkemenin görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Dosya merci tayini için İzmir Bölge Adliye Mahkemesine (BAM) gönderilmiştir. BAM, dosyayı duruşma açmadan (HMK m. 23/1 gereği dosya üzerinden) incelemiş ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir. Dosya kendisine gelen Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın aslında Asliye Hukuk'ta görülmesi gerektiğinde ısrar etse bile, HMK m. 23/2 amir hükmü gereği bu kararla bağlıdır; yeniden görevsizlik veremez ve davanın esasına girmek zorundadır.
(kurmaca senaryo) Ankara'da açılan bir iş davasında, İş Mahkemesi yetkisizlik kararı vererek dosyanın İstanbul'a gönderilmesine hükmetmiştir. Davacı bu kararı istinaf etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, kanun yolu (istinaf) incelemesi sonucunda Ankara İş Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiş ve ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak dosyayı iade etmiştir. Bu "kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen" yetki kararı, HMK m. 23/2 uyarınca Ankara İş Mahkemesini mutlak şekilde bağlar. Mahkeme "ben yetkisizim" diyerek dosyayı tekrar elinden çıkaramaz.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, üst mahkemenin görev/yetki konusundaki kararından sonra aynı itirazların yinelenmesi sıklıkla karşılaşılan lüzumsuz bir zaman kaybıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, BAM veya Yargıtay tarafından merci tayini veya istinaf/temyiz incelemesi sonucu verilmiş kesin bir görev/yetki kararı varken, davalı vekillerinin yargılamayı uzatmak kastıyla esasa cevap dilekçelerinde veya tahkikat aşamasında yeniden görev/yetki itirazında bulunmalarının HMK m. 23/2 karşısında hiçbir hukuki geçerliliğinin olmadığını ve mahkemelerce bu taleplerin doğrudan, incelemeksizin reddedilmesi gerektiğini pratik bir usul kuralı olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 23, alt mahkemeyi bağlayan katı kuralıyla uyuşmazlıkları çözmekte başarılı olsa da, birinci fıkrasındaki lafzi tercih doktrinde haklı eleştirilere konu olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanun koyucunun "inceleme dosya üzerinden yapılabilir" diyerek (yapılır demek yerine) üst mahkemelere duruşma açabilme konusunda örtülü bir takdir yetkisi bıraktığını; oysa merci tayini incelemesinin salt bir "mahkeme belirleme" işleminden ibaret olduğunu, esasa ilişkin hiçbir yargılama faaliyetinin yürütülmediği bu teknik idari-usuli incelemede duruşma açılabilmesine imkân tanıyan bu esnek ifadenin, usul ekonomisiyle bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Ayrıca Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen "bağlayıcılık" kuralının mutlak surette doğru işleyebilmesi için, üst merciin (BAM veya Yargıtay) dosyayı çok titiz incelemesi gerektiğini vurgulamaktadır [1]. Zira, salt evrak eksikliği veya o anki dosya durumuna göre BAM tarafından "Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir" denilerek merci tayini yapıldıktan çok sonra, tahkikat aşamasında yeni delillerle aslında davanın çok farklı bir uyuşmazlık (örneğin Aile Hukuku) olduğu ortaya çıkarsa; alt mahkemenin bu kör "bağlayıcılık" kuralı yüzünden yanlış yargı yolunda/görev alanında karar vermeye mahkûm kalması, usul hukukunun maddi gerçeği arama idealiyle zaman zaman trajik bir şekilde çelişebilmektedir. Kanun koyucunun, sonradan ortaya çıkan ağır görev hataları için bu bağlayıcılığı esnetebilecek dar bir istisna kuralı öngörmesi tartışılmalıdır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)