1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220. maddesi, usul hukukunda tarafların "belge
ibrazı zorunluluğunun" (HMK m. 219) ihlali hâlinde devreye giren yaptırım
mekanizmasını düzenleyen en kritik normlardan biridir. Modern usul hukuku,
dürüstlük kuralı (HMK m. 29) ve davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31)
çerçevesinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için tarafların mahkemeyle
yardımlaşmasını zorunlu kılar. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, eski hukuk
anlayışında "kimsenin kendi aleyhine delil sunmaya zorlanamayacağı" ilkesinin
geçerli olduğunu, ancak modern HMK sistemi ile tarafların ispat faaliyetinde
aktif bir kamusal yükümlülük altına sokulduğunu ve belgenin ibrazından haksız
yere kaçınan tarafın, karşı tarafın o belge hakkındaki beyanlarının doğru kabul
edilmesi gibi çok ağır bir usuli yaptırımla karşı karşıya kalacağını görüşünü
savunmaktadır [1]. Bu madde, delil gizlemeyi ve yargılamayı sürüncemede
bırakmayı cezalandıran hukuki bir emniyet sübabıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan yaptırım sürecini şekillendiren temel usul hukuku
kavramları şunlardır:
- Belgenin Varlığının Anlaşılması (m. 220/1): Mahkemenin belge ibrazı
için kesin süre verebilmesi için, belgenin varlığı ve karşı tarafın elinde
bulunduğu hususunda ciddi bir kanaat oluşmalıdır. Kanun bunu dört alternatif
şarta bağlamıştır: 1) Karşı tarafın belgeyi elinde bulundurduğunu ikrar etmesi,
- İbraz talebi karşısında susması (sükut), 3) Belgenin varlığının resmî bir
kayıtla anlaşılması, 4) Başka bir belgedeki ikrardan anlaşılması.
- Yemin Teklifi (m. 220/2): İbrazı istenen belgenin elinde olduğunu inkâr
eden tarafa, ispat hukuku kuralları gereği yöneltilen yemindir. Taraf; belgeyi
elinde bulundurmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu
bilmediğine dair yemin etmek zorundadır.
- Diğer Tarafın Beyanını Kabul Etme (m. 220/3): Maddenin asıl
yaptırımıdır. Geçerli bir mazeret sunmadan belgeyi getirmeyen veya teklif
edilen yeminden kaçınan taraf aleyhine işler. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, bu yaptırımın doğrudan "karşı tarafın davasının (tüm
taleplerinin) kabul edilmesi" anlamına gelmediğini, sadece gizlenen o spesifik
belgenin içeriği hakkında karşı taraf ne iddia ediyorsa (örneğin belgedeki
borç miktarının 100.000 TL olduğu iddiasının) mahkemece doğru sayılarak ispat
edilmiş kabul edileceğini belirtmektedir [1].
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 220 hükmü, usul hukukunda "Tarafların Belgeleri İbrazı Zorunluluğu" (HMK
m. 219) ile etle tırnak gibi birbirine bağlıdır. Madde 219 yükümlülüğü
getirirken, madde 220 bu yükümlülüğün kılıcı (yaptırımı) konumundadır. Aynı
zamanda, "Yemin" delilini düzenleyen hükümlerle (HMK m. 225 vd.) ve "Kesin
Süre" müessesesiyle (HMK m. 90 ve 94) doğrudan organik bir bağa sahiptir. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, m. 220'de öngörülen
yaptırım mekanizmasının, ispat yükü (HMK m. 190) kurallarını işlevsel hâle
getiren usuli bir manivela olduğunu, belgeyi gizleyen tarafın eyleminin bir
nevi "ispatı engelleme" (spoliation of evidence) sayılarak fiili bir karine
yaratıldığını değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Bir iş davasında davacı, hafta sonları çalıştığını
ispatlamak için davalı şirketin elindeki "imzalı şantiye giriş-çıkış
defterinin" ibrazını talep etmiştir. Davalı şirket bu talebe cevap vermemiş
(sükut etmiş) ve mahkemenin verdiği kesin süreye rağmen defteri sunmamıştır.
Mahkeme, HMK m. 220/3 uyarınca, davacının "o defterde benim tüm hafta sonları
tam gün çalıştığım yazılıdır" şeklindeki beyanını doğru (ispatlanmış) kabul
ederek fazla mesai alacağına hükmetmiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: Taraflar arasındaki ticari uyuşmazlıkta davacı,
davalıdan 12 Eylül tarihli "borç mutabakat metnini" ibraz etmesini istemiştir.
Davalı, böyle bir belgenin kendisinde olmadığını beyan ederek inkâr etmiştir.
Mahkeme, HMK m. 220/2 uyarınca davalıya yemin teklif etmiş; davalı duruşmada bu
belgeyi özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu bilmediğine yemin
etmiştir. Yemin icra edildiğinden, HMK m. 220/3'teki yaptırım (davacının
beyanının kabulü) uygulanamamıştır.
- (kurmaca senaryo) 3: Davacı, noter aracılığıyla çekilen bir ihtarnameye
dayanak gösterilen, ancak sadece karşı tarafın elinde (kasasında) bulunan özel
bir sözleşmenin ibrazını istemiştir. Belgenin varlığı noterdeki ihtarname
(resmî kayıt) ile sabit olmasına rağmen davalı, mazeretsiz olarak belgeyi
mahkemeye getirmemiştir. Hâkim, davalının bu kötü niyetli gizleme eylemi
karşısında HMK m. 220/3'ü işleterek, sözleşmenin içeriğinin davacının iddia
ettiği gibi olduğunu hükme esas almıştır.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir usul hukukçusu olarak (Av. Fethi Güzel)
meslektaşlarıma en hayati uyarım; karşı taraftan HMK m. 220 kapsamında belge
ibrazı talep ederken asla "karşı tarafın elindeki tüm defterler ve yazışmalar"
şeklinde torba/soyut taleplerde bulunmamalarıdır. Belgenin niteliğini, konusunu
ve yaklaşık tarihini net bir şekilde yazmalısınız ki hâkim belgenin varlığına
kanaat getirebilsin. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
çalışmasında, vekillerin belge ibrazından kaçınan karşı taraf karşısında pasif
kalarak sadece "sunmadılar" demekle yetinmemesi gerektiğini, m. 220/3'teki
yaptırımın (içeriğin kabulünün) uygulanması için hâkimi duruşmada aktif olarak
taleple zorlamalarının mesleki bir görev olduğunu önemle vurgulamaktadır [1].
Öte yandan, belge sizden isteniyorsa ve elinizde yoksa, susmak yerine mutlaka
"elimde yok" diye açıkça itiraz edin; susarsanız belge sizde var farz edilir
(sükut ikrardır).
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 220/3 hükmünde yaptırım öngörülürken kullanılan "mahkeme, duruma göre
belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir" ifadesindeki
"edebilir" (takdir) lafzı, maddenin caydırıcılığını büyük ölçüde
baltalamaktadır. Yargı pratiğinde mahkemeler, karşı taraf belgeyi açıkça
gizlese bile "davanın sonucunu sadece buna bağlayamam" diyerek bu ağır
yaptırımı uygulamaktan çekinmekte ve m. 219 ile m. 220'yi kâğıt üzerinde
bırakmaktadırlar. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, delil
gizlemenin dürüstlük kuralının en ağır ihlali olduğunu, hâkime böylesi geniş ve
ucu açık bir takdir hakkı tanınmasının yerine, mazeretsiz ibrazdan kaçınma
hâlinde karşı tarafın beyanının kabul edilmesinin "mecburi bir usuli yaptırım
(kesin karine)" hâline getirilmesinin maddi gerçeğin tesisi için çok daha adil
olacağını isabetli bir dille eleştirmektedir [1]. Delili saklayanın, bunun
hukuki bedelini mutlak surette ödemesi gerekir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220. maddesi, usul hukukunda tarafların "belge ibrazı zorunluluğunun" (HMK m. 219) ihlali hâlinde devreye giren yaptırım mekanizmasını düzenleyen en kritik normlardan biridir. Modern usul hukuku, dürüstlük kuralı (HMK m. 29) ve davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) çerçevesinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için tarafların mahkemeyle yardımlaşmasını zorunlu kılar. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, eski hukuk anlayışında "kimsenin kendi aleyhine delil sunmaya zorlanamayacağı" ilkesinin geçerli olduğunu, ancak modern HMK sistemi ile tarafların ispat faaliyetinde aktif bir kamusal yükümlülük altına sokulduğunu ve belgenin ibrazından haksız yere kaçınan tarafın, karşı tarafın o belge hakkındaki beyanlarının doğru kabul edilmesi gibi çok ağır bir usuli yaptırımla karşı karşıya kalacağını görüşünü savunmaktadır [1]. Bu madde, delil gizlemeyi ve yargılamayı sürüncemede bırakmayı cezalandıran hukuki bir emniyet sübabıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan yaptırım sürecini şekillendiren temel usul hukuku kavramları şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 220 hükmü, usul hukukunda "Tarafların Belgeleri İbrazı Zorunluluğu" (HMK m. 219) ile etle tırnak gibi birbirine bağlıdır. Madde 219 yükümlülüğü getirirken, madde 220 bu yükümlülüğün kılıcı (yaptırımı) konumundadır. Aynı zamanda, "Yemin" delilini düzenleyen hükümlerle (HMK m. 225 vd.) ve "Kesin Süre" müessesesiyle (HMK m. 90 ve 94) doğrudan organik bir bağa sahiptir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, m. 220'de öngörülen yaptırım mekanizmasının, ispat yükü (HMK m. 190) kurallarını işlevsel hâle getiren usuli bir manivela olduğunu, belgeyi gizleyen tarafın eyleminin bir nevi "ispatı engelleme" (spoliation of evidence) sayılarak fiili bir karine yaratıldığını değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir usul hukukçusu olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en hayati uyarım; karşı taraftan HMK m. 220 kapsamında belge ibrazı talep ederken asla "karşı tarafın elindeki tüm defterler ve yazışmalar" şeklinde torba/soyut taleplerde bulunmamalarıdır. Belgenin niteliğini, konusunu ve yaklaşık tarihini net bir şekilde yazmalısınız ki hâkim belgenin varlığına kanaat getirebilsin. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, vekillerin belge ibrazından kaçınan karşı taraf karşısında pasif kalarak sadece "sunmadılar" demekle yetinmemesi gerektiğini, m. 220/3'teki yaptırımın (içeriğin kabulünün) uygulanması için hâkimi duruşmada aktif olarak taleple zorlamalarının mesleki bir görev olduğunu önemle vurgulamaktadır [1]. Öte yandan, belge sizden isteniyorsa ve elinizde yoksa, susmak yerine mutlaka "elimde yok" diye açıkça itiraz edin; susarsanız belge sizde var farz edilir (sükut ikrardır).
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 220/3 hükmünde yaptırım öngörülürken kullanılan "mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir" ifadesindeki "edebilir" (takdir) lafzı, maddenin caydırıcılığını büyük ölçüde baltalamaktadır. Yargı pratiğinde mahkemeler, karşı taraf belgeyi açıkça gizlese bile "davanın sonucunu sadece buna bağlayamam" diyerek bu ağır yaptırımı uygulamaktan çekinmekte ve m. 219 ile m. 220'yi kâğıt üzerinde bırakmaktadırlar. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, delil gizlemenin dürüstlük kuralının en ağır ihlali olduğunu, hâkime böylesi geniş ve ucu açık bir takdir hakkı tanınmasının yerine, mazeretsiz ibrazdan kaçınma hâlinde karşı tarafın beyanının kabul edilmesinin "mecburi bir usuli yaptırım (kesin karine)" hâline getirilmesinin maddi gerçeğin tesisi için çok daha adil olacağını isabetli bir dille eleştirmektedir [1]. Delili saklayanın, bunun hukuki bedelini mutlak surette ödemesi gerekir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)