1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 213. maddesi, usul hukukunda yargılamanın
dürüstlük kuralına uygun yürütülmesini temin eden ve usul ekonomisini koruyan
önemli bir disiplin ve yaptırım normudur. Bir önceki maddelerde (HMK m.
208-212) sahtelik iddiasının senedin işlerliğini durduracağı veya yargılamanın
seyrini değiştireceği düzenlenmişken, bu madde söz konusu hakkın kötüye
kullanılmasını cezalandırmaktadır. Sırf yargılamayı uzatmak, borcu geciktirmek
veya karşı tarafı yıpratmak amacıyla haksız yere sahtelik iddiasında bulunan
taraf, bu eyleminin usuli ve maddi faturasını ödemekle yüzleşir. Kuru, Medeni
Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun sahtelik iddiası gibi yargılamayı
kilitleyen ağır bir usul işleminin bir "zaman kazanma taktiği" olarak
kullanılmasını engellemek amacıyla bu özel tazminat ve ceza (harç)
mekanizmasını ihdas ettiğini görüşünü savunmaktadır [1]. Bu madde, mahkemeyi
gereksiz yere meşgul eden ve adaletin tecellisini geciktiren kötüniyetli
girişimlere karşı caydırıcı bir kalkan işlevi görmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan yaptırım rejimini şekillendiren temel kavramlar
şunlardır:
- Haksız Çıkan Taraf: İleri sürdüğü yazı veya imza sahteliği iddiası,
hâkimin incelemesi veya bilirkişi raporu neticesinde mesnetsiz (senedin gerçek
olduğu) anlaşılan taraftır.
- Kötüniyet: Yaptırımın uygulanabilmesi için aranan en temel sübjektif
şarttır. Tarafın, sırf davayı uzatmak kastıyla, imzanın/yazının kendisine ait
olduğunu bildiği hâlde inkâr etmesi durumudur.
- Celse Harcı: Kötüniyetli sahtelik iddiası sebebiyle yargılamanın
uzadığı her bir fazladan duruşma için devlete ödenmesi gereken maktu usuli para
cezasıdır.
- Zararların Tazmini: Karşı tarafın yargılamanın uzaması sebebiyle
uğradığı maddi (veya manevi) kayıpların giderilmesidir. Hâkimin buna
hükmedebilmesi için karşı tarafın mutlaka açık bir "talebi" olmalıdır.
- Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, sahtelik
iddiasının reddedilmesinin tek başına yaptırım için yeterli olmadığını, fıkrada
açıkça "kötü niyetli ise" şartı arandığından, gerçekten unuttuğu veya tereddüt
ettiği için iyiniyetle sahtelik iddiasında bulunan ancak ispatlayamayan kişiye
bu maddenin uygulanamayacağını belirtmektedir [1].
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 213 hükmü, usul hukukunun anayasası niteliğindeki "Dürüstlük Kuralı"nı
düzenleyen HMK m. 29 ile doğrudan organik bir bağ içindedir. Haksız yere
sahtelik iddiası, dürüstlük kuralının usul hukukundaki en tipik ihlallerinden
biridir. Aynı zamanda "Kötüniyetle Dava Açılması" hâlinde uygulanacak
yaptırımları düzenleyen HMK m. 329'un ispat hukukuna yansımış özel bir
görünümüdür. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, m.
213'teki düzenlemenin, genel dürüstlük kuralının (m. 29) soyut yapısını
somutlaştıran, harç ve tazminat gibi doğrudan malvarlığına etki eden ikili bir
yaptırım sistemi öngörerek usul ekonomisini (HMK m. 30) güvence altına aldığını
değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Davalı A, borcunu ödemeyi geciktirmek maksadıyla,
kendi eliyle imzaladığını çok iyi bildiği bir adi senetteki imzasını inkâr
etmiştir. Bu iddia üzerine dosya bilirkişiye gitmiş ve 3 duruşma (yaklaşık 1
yıl) dava uzamıştır. Bilirkişi raporunda imzanın kesinlikle A'ya ait olduğu
saptanmıştır. Davacı B'nin talebi üzerine mahkeme, HMK m. 213/1 uyarınca A'nın
kötüniyetli olduğuna kanaat getirerek, uzayan 3 duruşma için celse harcına ve
B'nin bu gecikmeden doğan ticari zararlarının tazminine karar vermiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: Davacı C, noterde "düzenleme" şeklinde yapılmış
bir resmî senetteki (satış vaadi sözleşmesi) imzanın sahte olduğunu iddia
ederek iptal davası açmıştır. Yapılan incelemelerde C'nin işlemi bizzat
yaptığı, sırf taşınmazın değeri arttığı için sözleşmeden dönmek adına bu
iddiayı kurguladığı ortaya çıkmıştır. Mahkeme, HMK m. 213/2 uyarınca belgenin
"resmî senet" olmasını dikkate alarak, haksız ve kötüniyetli çıkan C aleyhine
celse harçlarını iki katı olarak uygulamıştır.
- (kurmaca senaryo) 3: Davalı D, aleyhine sunulan faturanın altındaki
imzayı inkâr etmiştir. Mahkeme, ön inceleme duruşmasında isticvap yapmış ve
tarafları dinlemiştir. Bilirkişi incelemesine karar verilmek üzereyken D,
davanın daha fazla uzamasını istemediğini belirterek "imzanın kendisine ait
olduğunu kabul ettiğini, itirazından vazgeçtiğini" beyan etmiştir. HMK m. 213/3
uyarınca hâkim, D'nin bilirkişi aşamasına geçilmeden dönmesini (usul
ekonomisine katkısını) dikkate alarak tazminata hükmetmemiş veya çok cüzi bir
indirimli miktar belirlemiştir.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir uygulayıcı olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma
en kritik uyarım; müvekkillerine "hemen imzaya itiraz edelim, yargılama 1-2 yıl
uzar, o sırada paramızı işletiriz" şeklinde akıl verirken HMK m. 213'ün maddi
yaptırımlarını da mutlaka hatırlatmalarıdır. Kötüniyetle atılan bu adım,
müvekkile dava değerini aşan tazminat yükleri getirebilir. Budak/Karaaslan,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, vekillerin karşı tarafın
kötüniyetli sahtelik itirazı yüzünden davaları uzadığında, mahkemenin tazminata
"resen" hükmetmeyeceğini, avukatın m. 213/1 gereğince duruşmada mutlaka söz
alarak veya dilekçe sunarak "tazminat talebini" açıkça mahkemeye iletmesinin
mesleki bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır [1]. Celse harcı resen kesilir,
ancak zarar sizin talebinizle tazmin edilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 213 hükmü, caydırıcılık amacını taşısa da, kanun koyucunun yaptırımı
"kötüniyet" şartına bağlaması uygulamanın etkinliğini büyük ölçüde
zayıflatmaktadır. Yargı pratiğinde kötüniyetin ispatı son derece zordur;
inkârda bulunan taraf genellikle "üzerinden çok zaman geçmişti, imzamın şekli
değişmişti, emin olamamıştım" gibi savunmalarla kötüniyet karinesinden
sıyrılabilmektedir ve mahkemeler bu tazminata/harca hükmetmekte çok çekingen
davranmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, sahtelik
iddiasının haksız çıkması hâlinde yaptırım uygulanabilmesi için subjektif ve
ispatı zor olan "kötü niyet" kıstasının aranmasının, maddenin caydırıcı
işlevini körelttiğini; kanunun bu şartı kaldırarak veya objektifleştirerek
haksız çıkan her tarafın -haklı bir mazeret sunamadığı sürece- otomatik bir
yaptırımla karşılaşmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesinin usul disiplini
açısından daha isabetli olacağını eleştirel bir dille ortaya koymaktadır [1].
Dürüstlük kuralının tesisi için, yaptırımların istisnai değil kural hâline
getirilmesi gerekmektedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 213. maddesi, usul hukukunda yargılamanın dürüstlük kuralına uygun yürütülmesini temin eden ve usul ekonomisini koruyan önemli bir disiplin ve yaptırım normudur. Bir önceki maddelerde (HMK m. 208-212) sahtelik iddiasının senedin işlerliğini durduracağı veya yargılamanın seyrini değiştireceği düzenlenmişken, bu madde söz konusu hakkın kötüye kullanılmasını cezalandırmaktadır. Sırf yargılamayı uzatmak, borcu geciktirmek veya karşı tarafı yıpratmak amacıyla haksız yere sahtelik iddiasında bulunan taraf, bu eyleminin usuli ve maddi faturasını ödemekle yüzleşir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun sahtelik iddiası gibi yargılamayı kilitleyen ağır bir usul işleminin bir "zaman kazanma taktiği" olarak kullanılmasını engellemek amacıyla bu özel tazminat ve ceza (harç) mekanizmasını ihdas ettiğini görüşünü savunmaktadır [1]. Bu madde, mahkemeyi gereksiz yere meşgul eden ve adaletin tecellisini geciktiren kötüniyetli girişimlere karşı caydırıcı bir kalkan işlevi görmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan yaptırım rejimini şekillendiren temel kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 213 hükmü, usul hukukunun anayasası niteliğindeki "Dürüstlük Kuralı"nı düzenleyen HMK m. 29 ile doğrudan organik bir bağ içindedir. Haksız yere sahtelik iddiası, dürüstlük kuralının usul hukukundaki en tipik ihlallerinden biridir. Aynı zamanda "Kötüniyetle Dava Açılması" hâlinde uygulanacak yaptırımları düzenleyen HMK m. 329'un ispat hukukuna yansımış özel bir görünümüdür. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, m. 213'teki düzenlemenin, genel dürüstlük kuralının (m. 29) soyut yapısını somutlaştıran, harç ve tazminat gibi doğrudan malvarlığına etki eden ikili bir yaptırım sistemi öngörerek usul ekonomisini (HMK m. 30) güvence altına aldığını değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir uygulayıcı olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en kritik uyarım; müvekkillerine "hemen imzaya itiraz edelim, yargılama 1-2 yıl uzar, o sırada paramızı işletiriz" şeklinde akıl verirken HMK m. 213'ün maddi yaptırımlarını da mutlaka hatırlatmalarıdır. Kötüniyetle atılan bu adım, müvekkile dava değerini aşan tazminat yükleri getirebilir. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, vekillerin karşı tarafın kötüniyetli sahtelik itirazı yüzünden davaları uzadığında, mahkemenin tazminata "resen" hükmetmeyeceğini, avukatın m. 213/1 gereğince duruşmada mutlaka söz alarak veya dilekçe sunarak "tazminat talebini" açıkça mahkemeye iletmesinin mesleki bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır [1]. Celse harcı resen kesilir, ancak zarar sizin talebinizle tazmin edilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 213 hükmü, caydırıcılık amacını taşısa da, kanun koyucunun yaptırımı "kötüniyet" şartına bağlaması uygulamanın etkinliğini büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Yargı pratiğinde kötüniyetin ispatı son derece zordur; inkârda bulunan taraf genellikle "üzerinden çok zaman geçmişti, imzamın şekli değişmişti, emin olamamıştım" gibi savunmalarla kötüniyet karinesinden sıyrılabilmektedir ve mahkemeler bu tazminata/harca hükmetmekte çok çekingen davranmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, sahtelik iddiasının haksız çıkması hâlinde yaptırım uygulanabilmesi için subjektif ve ispatı zor olan "kötü niyet" kıstasının aranmasının, maddenin caydırıcı işlevini körelttiğini; kanunun bu şartı kaldırarak veya objektifleştirerek haksız çıkan her tarafın -haklı bir mazeret sunamadığı sürece- otomatik bir yaptırımla karşılaşmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesinin usul disiplini açısından daha isabetli olacağını eleştirel bir dille ortaya koymaktadır [1]. Dürüstlük kuralının tesisi için, yaptırımların istisnai değil kural hâline getirilmesi gerekmektedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)