1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 21. maddesi, medeni usul hukukunda "merci
tayini" (yargı yerinin belirlenmesi) müessesesini düzenleyen temel usul
normudur. Bir uyuşmazlığın önüne geldiği mahkemelerin görev veya kesin yetki
bakımından birbirlerini dışlaması, yahut mahkemenin fiilen veya hukuken davaya
bakamayacak duruma düşmesi hallerinde, uyuşmazlığın sahipsiz kalmaması için bir
üst mahkemenin müdahalesi gerekir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun
koyucunun bu maddeyi ihdas etmesindeki temel amacın, Anayasal bir hak olan
"adalete erişim" (hak arama hürriyeti) ilkesini korumak ve davanın mahkemesiz
kalarak "ihkak-ı haktan kaçınma" (denial of justice) yasağının ihlal edilmesini
önlemek olduğunu savunmaktadır. Madde, mahkemeler arasındaki negatif
uyuşmazlıkların ve fiili imkânsızlıkların usul ekonomisine uygun olarak
çözülmesini sağlayan bir emniyet sübabı işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Davaya Bakmasına Engel Çıkması (a bendi): Görevli ve yetkili mahkemenin
hukuki veya fiili sebeplerle davaya bakamamasıdır. Bu durum genellikle o
yerdeki tüm hâkimlerin reddedilmesi, çekinmesi (istinkaf) veya deprem, sel gibi
mücbir sebeplerle adliyenin fiziksel olarak işleyemez hale gelmesi durumlarında
ortaya çıkar.
- Yargı Çevrelerinin Sınırlarında Tereddüt (b bendi): Coğrafi olarak
birbirine çok yakın veya sınırları idari kararlarla yeni değiştirilmiş
ilçeler/iller arasında, dava konusu yerin (örneğin bir arazinin) hangi
adliyenin mülki sınırları içinde kaldığının tespit edilememesidir.
- Olumsuz Görev Uyuşmazlığı (c bendi): Bir davanın açıldığı birinci
mahkemenin "ben görevsizim, diğer mahkeme görevli" diyerek dosyayı göndermesi;
dosyayı alan ikinci mahkemenin de "ben de görevsizim, ilk mahkeme veya bir
başka mahkeme görevli" diyerek karşı bir kararla dosyayı reddetmesidir.
- Olumsuz Yetki Uyuşmazlığı (ç bendi): Yalnızca kesin yetki (örneğin
HMK m. 12 taşınmazın aynı) hallerinde görülebilen bir durumdur. Kesin olmayan
yetki hallerinde, dosya gönderilen ikinci mahkeme yetkisizlik kararı
veremeyeceği için bu uyuşmazlık türü ancak kanunun kesin yetki öngördüğü
kısıtlı hallerde doğar.
- Kanun Yoluna Başvurulmaksızın Kesinleşme: (c) ve (ç) bentlerindeki
uyuşmazlığın doğması için her iki mahkemenin verdiği ret
(görevsizlik/yetkisizlik) kararlarına karşı tarafların istinafa/temyize
gitmemesi ve kararların ilk derece seviyesinde kesinleşmiş olması şarttır.
İstinafa gidilirse zaten sorunu üst mahkeme (kanun yolu incelemesinde) çözeceği
için ayrıca "merci tayini" prosedürüne gerek kalmaz.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 21, doğrudan doğruya merci tayinini yapacak olan üst mahkemeyi (Bölge
Adliye Mahkemesi veya Yargıtay) düzenleyen HMK m. 22 ve merci tayini usulünü
düzenleyen HMK m. 23 ile organik bir bütünlük içindedir. Ayrıca, "davaya
bakmaya engel çıkması" bendi yönünden HMK m. 36 ve devamındaki "hâkimin reddi
ve çekinmesi" kuralları ile; olumsuz yetki uyuşmazlığı yönünden ise taşınmazın
aynına ilişkin HMK m. 12 ve miras davalarına ilişkin HMK m. 11 gibi kesin yetki
normlarıyla sarsılmaz bir dogmatik illiyet bağı mevcuttur. Budak/Karaaslan,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, yargı yeri belirlenmesi kurumunun,
Bölge Adliye Mahkemelerinin (istinaf) faaliyete geçmesiyle birlikte yapısal bir
dönüşüm geçirdiğini ve mahkemeler arasındaki bu negatif uyuşmazlıkların
çoğunlukla aynı yargı çevresindeki BAM hukuk dairelerince çözülerek Yargıtay'ın
iş yükünün bu sayede hafifletildiğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tek hakimli bir ilçe adliyesinde (örneğin küçük bir Asliye
Hukuk Mahkemesinde) görülen bir davada, davalı taraf hâkimi "tarafsızlığından
şüpheyi gerektiren haklı sebeplerle" reddetmiş ve ret talebi üst merci
tarafından kabul edilmiştir. O ilçede davaya bakacak başka bir asliye hukuk
hâkimi bulunmamaktadır. HMK m. 21/1-a gereğince "davaya bakmaya hukuki bir
engel" çıktığı için, dosya yargı yeri belirlenmesi (merci tayini) için üst
mahkemeye (BAM'a) gönderilir ve BAM o davaya bakmak üzere örneğin en yakın
komşu ilçenin Asliye Hukuk Mahkemesini görevlendirir.
(kurmaca senaryo) Davacı (A), 50.000 TL'lik bir kira alacağı davasını Asliye
Hukuk Mahkemesinde açmıştır. Mahkeme, kira uyuşmazlığı olduğu gerekçesiyle
"görevsizlik" kararı verip dosyayı Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiştir.
Taraflar kararı istinaf etmeden kesinleştirmiştir. Dosyayı alan Sulh Hukuk
Mahkemesi ise, uyuşmazlığın ticari bir iş niteliğinde olduğunu iddia ederek
kendisi de "görevsizlik" kararı vermiş ve bu karar da kanun yoluna
başvurulmadan kesinleşmiştir. İki mahkeme arasında HMK m. 21/1-c uyarınca
"olumsuz görev uyuşmazlığı" doğduğundan, hangi mahkemenin görevli olduğu merci
tayini yoluyla BAM tarafından kesin olarak belirlenecektir.
(kurmaca senaryo) Taşınmazın mülkiyetine ilişkin (kesin yetkili) bir davada,
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi taşınmazın sınırlarının Gölbaşı mülki
sınırlarında kaldığını belirterek yetkisizlik kararı vermiştir. Karar
kesinleşmiş ve dosya Gölbaşı'na gitmiştir. Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi ise
yapılan keşifte taşınmazın aslında Çankaya (Ankara Merkez) sınırlarında
olduğunu tespit ederek kendisi de yetkisizlik kararı vermiştir. Her iki karar
kesinleştiğinde HMK m. 21/1-ç uyarınca "kesin yetki hallerinde olumsuz yetki
uyuşmazlığı" ortaya çıkar.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, yargı yeri belirlenmesi talebinin usulden
reddedilmemesi için kararların kesinleşmiş olması mutlak bir gerekliliktir.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle
olumsuz görev veya yetki uyuşmazlıklarında (c ve ç bentleri), ikinci mahkemenin
verdiği kararın üzerinden istinaf süresi (iki hafta) geçmeden veya mahkeme
kaleminden her iki karar için "kesinleşme şerhi" alınmadan dosyanın merci
tayinine gönderilmesi talebinde bulunmamaları gerektiğini; kesinleşme şerhi
eksik olan dosyaların BAM veya Yargıtay tarafından incelenmeksizin geri
çevrileceğini ve yargılamanın aylar boyunca gereksiz yere uzayacağını usuli ve
stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 21, negatif görev uyuşmazlıklarını çözen tutarlı bir normatif çerçeve
çizmiş olsa da, kanunun aradığı şartlar adaletin gecikmesine neden
olabilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddenin c ve ç bentlerinde her iki mahkemenin verdiği kararın da "kanun yoluna
başvurulmaksızın kesinleşmesi" şartının, yargılama sürecini felç eden ağır ve
şekilci bir prosedür olduğunu; tarafların ve iki farklı mahkemenin de o dosyaya
bakmak istemediği böylesi aşikâr bir düğüm noktasında, formalite icabı
tebligatların çıkarılıp iki haftalık kanun yolu sürelerinin beklenmesinin ve
kesinleşme şerhleriyle zaman kaybedilmesinin "usul ekonomisi" ilkesiyle tamamen
çeliştiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Ayrıca, Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, kanun
koyucunun (b) bendinde yer alan "yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi"
konusundaki tereddütleri bir yargı kararı (merci tayini) ile çözmeye
çalışmasının usul dogmatiğine pek uygun düşmediğini; coğrafi veya idari sınır
anlaşmazlıklarının aslında Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun
(HSK) idari haritalandırma kararlarıyla önceden ve kesin olarak çözülmesi
gereken bir idari mesele olduğunu, bunun yargısal bir işleme dönüştürülmesinin
mahkemelerin iş yükünü lüzumsuz yere artırdığını vurgulamaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 21. maddesi, medeni usul hukukunda "merci tayini" (yargı yerinin belirlenmesi) müessesesini düzenleyen temel usul normudur. Bir uyuşmazlığın önüne geldiği mahkemelerin görev veya kesin yetki bakımından birbirlerini dışlaması, yahut mahkemenin fiilen veya hukuken davaya bakamayacak duruma düşmesi hallerinde, uyuşmazlığın sahipsiz kalmaması için bir üst mahkemenin müdahalesi gerekir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu maddeyi ihdas etmesindeki temel amacın, Anayasal bir hak olan "adalete erişim" (hak arama hürriyeti) ilkesini korumak ve davanın mahkemesiz kalarak "ihkak-ı haktan kaçınma" (denial of justice) yasağının ihlal edilmesini önlemek olduğunu savunmaktadır. Madde, mahkemeler arasındaki negatif uyuşmazlıkların ve fiili imkânsızlıkların usul ekonomisine uygun olarak çözülmesini sağlayan bir emniyet sübabı işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 21, doğrudan doğruya merci tayinini yapacak olan üst mahkemeyi (Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay) düzenleyen HMK m. 22 ve merci tayini usulünü düzenleyen HMK m. 23 ile organik bir bütünlük içindedir. Ayrıca, "davaya bakmaya engel çıkması" bendi yönünden HMK m. 36 ve devamındaki "hâkimin reddi ve çekinmesi" kuralları ile; olumsuz yetki uyuşmazlığı yönünden ise taşınmazın aynına ilişkin HMK m. 12 ve miras davalarına ilişkin HMK m. 11 gibi kesin yetki normlarıyla sarsılmaz bir dogmatik illiyet bağı mevcuttur. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, yargı yeri belirlenmesi kurumunun, Bölge Adliye Mahkemelerinin (istinaf) faaliyete geçmesiyle birlikte yapısal bir dönüşüm geçirdiğini ve mahkemeler arasındaki bu negatif uyuşmazlıkların çoğunlukla aynı yargı çevresindeki BAM hukuk dairelerince çözülerek Yargıtay'ın iş yükünün bu sayede hafifletildiğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tek hakimli bir ilçe adliyesinde (örneğin küçük bir Asliye Hukuk Mahkemesinde) görülen bir davada, davalı taraf hâkimi "tarafsızlığından şüpheyi gerektiren haklı sebeplerle" reddetmiş ve ret talebi üst merci tarafından kabul edilmiştir. O ilçede davaya bakacak başka bir asliye hukuk hâkimi bulunmamaktadır. HMK m. 21/1-a gereğince "davaya bakmaya hukuki bir engel" çıktığı için, dosya yargı yeri belirlenmesi (merci tayini) için üst mahkemeye (BAM'a) gönderilir ve BAM o davaya bakmak üzere örneğin en yakın komşu ilçenin Asliye Hukuk Mahkemesini görevlendirir.
(kurmaca senaryo) Davacı (A), 50.000 TL'lik bir kira alacağı davasını Asliye Hukuk Mahkemesinde açmıştır. Mahkeme, kira uyuşmazlığı olduğu gerekçesiyle "görevsizlik" kararı verip dosyayı Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Taraflar kararı istinaf etmeden kesinleştirmiştir. Dosyayı alan Sulh Hukuk Mahkemesi ise, uyuşmazlığın ticari bir iş niteliğinde olduğunu iddia ederek kendisi de "görevsizlik" kararı vermiş ve bu karar da kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. İki mahkeme arasında HMK m. 21/1-c uyarınca "olumsuz görev uyuşmazlığı" doğduğundan, hangi mahkemenin görevli olduğu merci tayini yoluyla BAM tarafından kesin olarak belirlenecektir.
(kurmaca senaryo) Taşınmazın mülkiyetine ilişkin (kesin yetkili) bir davada, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi taşınmazın sınırlarının Gölbaşı mülki sınırlarında kaldığını belirterek yetkisizlik kararı vermiştir. Karar kesinleşmiş ve dosya Gölbaşı'na gitmiştir. Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi ise yapılan keşifte taşınmazın aslında Çankaya (Ankara Merkez) sınırlarında olduğunu tespit ederek kendisi de yetkisizlik kararı vermiştir. Her iki karar kesinleştiğinde HMK m. 21/1-ç uyarınca "kesin yetki hallerinde olumsuz yetki uyuşmazlığı" ortaya çıkar.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, yargı yeri belirlenmesi talebinin usulden reddedilmemesi için kararların kesinleşmiş olması mutlak bir gerekliliktir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle olumsuz görev veya yetki uyuşmazlıklarında (c ve ç bentleri), ikinci mahkemenin verdiği kararın üzerinden istinaf süresi (iki hafta) geçmeden veya mahkeme kaleminden her iki karar için "kesinleşme şerhi" alınmadan dosyanın merci tayinine gönderilmesi talebinde bulunmamaları gerektiğini; kesinleşme şerhi eksik olan dosyaların BAM veya Yargıtay tarafından incelenmeksizin geri çevrileceğini ve yargılamanın aylar boyunca gereksiz yere uzayacağını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 21, negatif görev uyuşmazlıklarını çözen tutarlı bir normatif çerçeve çizmiş olsa da, kanunun aradığı şartlar adaletin gecikmesine neden olabilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin c ve ç bentlerinde her iki mahkemenin verdiği kararın da "kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi" şartının, yargılama sürecini felç eden ağır ve şekilci bir prosedür olduğunu; tarafların ve iki farklı mahkemenin de o dosyaya bakmak istemediği böylesi aşikâr bir düğüm noktasında, formalite icabı tebligatların çıkarılıp iki haftalık kanun yolu sürelerinin beklenmesinin ve kesinleşme şerhleriyle zaman kaybedilmesinin "usul ekonomisi" ilkesiyle tamamen çeliştiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Ayrıca, Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, kanun koyucunun (b) bendinde yer alan "yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi" konusundaki tereddütleri bir yargı kararı (merci tayini) ile çözmeye çalışmasının usul dogmatiğine pek uygun düşmediğini; coğrafi veya idari sınır anlaşmazlıklarının aslında Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) idari haritalandırma kararlarıyla önceden ve kesin olarak çözülmesi gereken bir idari mesele olduğunu, bunun yargısal bir işleme dönüştürülmesinin mahkemelerin iş yükünü lüzumsuz yere artırdığını vurgulamaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)