1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 20. maddesi, usul hukukunda bir davanın
görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması halinde, uyuşmazlığın doğru
(görevli/yetkili) merciye aktarılmasını sağlayan ve davanın derdestliğini
koruyan usuli köprü mekanizmasını düzenlemektedir. Kural olarak, davanın
görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması davanın reddiyle sonuçlanmaz; usulden
(dava şartı yokluğu veya yetki itirazının kabulü sebebiyle) verilen kararın
ardından dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesi süreci başlar. Kuru, Medeni
Usul Hukuku eserinde, bu maddenin usul ekonomisi ilkesinin doğrudan bir
yansıması olduğunu; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesiyle davanın
derdestlik etkisinin hemen ortadan kalkmadığını, kanundaki yasal süre içinde
dosyanın gönderilmesi talep edilirse davanın ilk açıldığı tarihteki maddi ve
usuli sonuçlarını (zamanaşımının kesilmesi vb.) koruyarak yeni mahkemede devam
edeceğini savunmaktadır [1]. Bu madde, davanın boşlukta (limbo) kalmasını
engelleyen emredici bir zaman çizelgesi çizer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Görevsizlik veya Yetkisizlik Kararı: Mahkemenin davaya bakmaya hukuken
ehil olmadığını tespit ederek dosyadan el çekmesini sağlayan nihai usul
(usulden ret) kararıdır.
- Gönderme Talebi: Taraflardan birinin (davacının veya davalının),
kesinleşen kararın ardından dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye
gönderilmesi için kararı veren mahkemeye yaptığı irade beyanıdır.
- İki Haftalık Süre: Dosyanın gönderilmesi talebinde bulunulması için
kanunun öngördüğü, hak düşürücü nitelikteki kesin süredir.
- Davanın Açılmamış Sayılması: İki haftalık hak düşürücü süre içinde
gönderme talebinde bulunulmaması halinde, kanun gereği kendiliğinden doğan ve
mahkemece re'sen tespit edilen usuli yaptırımdır. Bu karar ile davanın
açılmasıyla doğan tüm maddi (zamanaşımının kesilmesi) ve usuli (derdestlik)
sonuçlar geriye dönük olarak ortadan kalkar.
- Tebliğ Tarihi ve Kesinleşme (AYM ve 2020 Değişiklikleri): Maddenin ilk
halinde yer alan ve Anayasa Mahkemesi tarafından adil yargılanma hakkına aykırı
bulunarak iptal edilen "karar verildiği anda kesin ise bu tarihten itibaren"
kuralı, 7251 sayılı Kanun ile "tebliğ tarihinden itibaren" şeklinde
değiştirilerek hukuki güvenlik sağlanmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 20, görev ve yetki kurallarını düzenleyen HMK m. 1-19 arasındaki
hükümler ile doğrudan sarsılmaz bir illiyet bağı içindedir. Aynı zamanda görev
ve kesin yetkinin bir dava şartı olması bakımından HMK m. 114 ve m. 115 ile
bütünlük arz eder. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında,
HMK m. 20'nin dava şartları ile davanın açılmasının maddi hukuktaki sonuçları
arasında bir denge kurduğunu; gönderme talebinin süresinde yapılmaması halinde
zamanaşımının kesilmesi gibi hak koruyucu maddi hukuk sonuçlarının tamamen
ortadan kalkacağını ve davacının yeni baştan dava açmak zorunda kalacağını
belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, yargılama giderlerinin akıbetini
düzenleyen HMK m. 331/2 hükmüyle de sistematik olarak bağlantılıdır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), 50.000 TL değerindeki bir kira alacağı için
Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Kira uyuşmazlıklarında Sulh Hukuk
Mahkemesi görevli olduğundan, mahkeme dava şartı yokluğundan "görevsizlik
kararı" vermiştir. Karar miktar itibarıyla verildiği anda kesin niteliktedir.
Kararın davacı (A)'ya tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde (A),
Asliye Hukuk Mahkemesine bir dilekçe vererek dosyanın görevli Sulh Hukuk
Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir. Talep süresinde olduğu için dosya
Sulh Hukuk'a gider ve dava ilk açıldığı tarihteki zamanaşımını kesme etkisini
korur.
(kurmaca senaryo) Ankara'da ikamet eden davalı (B)'ye karşı İstanbul'da bir
sözleşme ihlali davası açılmış ve (B)'nin süresindeki itirazı üzerine mahkeme
"Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğuna" dair yetkisizlik kararı vermiştir.
Karar istinaf edilmemiş ve kesinleşmiştir. Davacı (C), kesinleşme tarihinden
itibaren başlayan iki haftalık süre içinde dosyanın Ankara'ya gönderilmesi için
hiçbir talepte bulunmamıştır. Bu eylemsizlik üzerine yetkisizlik kararı veren
İstanbul mahkemesi, ek bir karar yazarak HMK m. 20 amir hükmü gereğince
"davanın açılmamış sayılmasına" re'sen karar verir. (C)'nin İstanbul'da dava
açarak elde ettiği tüm usuli kazanımlar yok olur.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, HMK m. 20'deki iki haftalık gönderme süresi, mesleki
sorumluluk (malpraktis) açısından en riskli usul sürelerinden biridir.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle
istinaf kanun yolundan feragat edilen, istinaf süresinin kaçırılmasıyla kararın
kesinleştiği veya istinaf başvurusunun reddedildiği karmaşık durumlarda,
gönderme talebi için öngörülen iki haftalık sürenin başlama anını (tebliğ veya
kesinleşme) çok dikkatli hesaplamaları gerektiğini; bu sürenin kaçırılmasının
davanın açılmamış sayılmasına ve müvekkilin alacağının zamanaşımına uğraması
gibi telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açacağını usuli ve stratejik bir
kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 20, usul sistematiğinde davanın sürüncemede kalmasını engelleyen
emredici bir süre koysa da, "talep zorunluluğu" bakımından çağdaş yargı
anlayışıyla örtüşmeyen bir yapıya sahiptir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Şerhi eserinde, e-Devlet ve UYAP sistemlerinin bu denli geliştiği,
dosyaların tamamen elektronik ortamda tutulduğu bir dijital çağda, kesinleşen
bir yetkisizlik veya görevsizlik kararının ardından dosyanın sistem üzerinden
ilgili mahkemeye otomatik olarak (re'sen) gönderilmesi gerekirken; taraflara
ısrarla "dosyanın gönderilmesini talep etme" külfeti yüklenmesinin ve aksi
halde davanın açılmamış sayılması gibi ağır bir yaptırım uygulanmasının usul
ekonomisiyle ve hak arama hürriyetiyle açıkça çeliştiğini eleştirel bir dille
ifade etmektedir [1].
Öte yandan, 7251 sayılı Kanun ile 2020 yılında yapılan değişiklik doktrinde son
derece olumlu karşılanmıştır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, maddenin eski halinde yer alan ve miktar itibarıyla kesin olan
kararlarda gönderme süresini "kararın verildiği (tefhim) anından" başlatan
kuralın AYM tarafından iptal edilmesinin ve 2020 reformuyla bu sürenin
taraflara "tebliğden" başlatılmasının, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme
hakkı bakımından çok önemli bir usuli güvence sağladığını, zira gerekçesini
bilmediği bir karara karşı tarafın talepte bulunmaya zorlanmasının hukuki
güvenliği zedelediğini vurgulamaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 20. maddesi, usul hukukunda bir davanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması halinde, uyuşmazlığın doğru (görevli/yetkili) merciye aktarılmasını sağlayan ve davanın derdestliğini koruyan usuli köprü mekanizmasını düzenlemektedir. Kural olarak, davanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması davanın reddiyle sonuçlanmaz; usulden (dava şartı yokluğu veya yetki itirazının kabulü sebebiyle) verilen kararın ardından dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesi süreci başlar. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, bu maddenin usul ekonomisi ilkesinin doğrudan bir yansıması olduğunu; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesiyle davanın derdestlik etkisinin hemen ortadan kalkmadığını, kanundaki yasal süre içinde dosyanın gönderilmesi talep edilirse davanın ilk açıldığı tarihteki maddi ve usuli sonuçlarını (zamanaşımının kesilmesi vb.) koruyarak yeni mahkemede devam edeceğini savunmaktadır [1]. Bu madde, davanın boşlukta (limbo) kalmasını engelleyen emredici bir zaman çizelgesi çizer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 20, görev ve yetki kurallarını düzenleyen HMK m. 1-19 arasındaki hükümler ile doğrudan sarsılmaz bir illiyet bağı içindedir. Aynı zamanda görev ve kesin yetkinin bir dava şartı olması bakımından HMK m. 114 ve m. 115 ile bütünlük arz eder. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 20'nin dava şartları ile davanın açılmasının maddi hukuktaki sonuçları arasında bir denge kurduğunu; gönderme talebinin süresinde yapılmaması halinde zamanaşımının kesilmesi gibi hak koruyucu maddi hukuk sonuçlarının tamamen ortadan kalkacağını ve davacının yeni baştan dava açmak zorunda kalacağını belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, yargılama giderlerinin akıbetini düzenleyen HMK m. 331/2 hükmüyle de sistematik olarak bağlantılıdır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), 50.000 TL değerindeki bir kira alacağı için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Kira uyuşmazlıklarında Sulh Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan, mahkeme dava şartı yokluğundan "görevsizlik kararı" vermiştir. Karar miktar itibarıyla verildiği anda kesin niteliktedir. Kararın davacı (A)'ya tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde (A), Asliye Hukuk Mahkemesine bir dilekçe vererek dosyanın görevli Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir. Talep süresinde olduğu için dosya Sulh Hukuk'a gider ve dava ilk açıldığı tarihteki zamanaşımını kesme etkisini korur.
(kurmaca senaryo) Ankara'da ikamet eden davalı (B)'ye karşı İstanbul'da bir sözleşme ihlali davası açılmış ve (B)'nin süresindeki itirazı üzerine mahkeme "Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğuna" dair yetkisizlik kararı vermiştir. Karar istinaf edilmemiş ve kesinleşmiştir. Davacı (C), kesinleşme tarihinden itibaren başlayan iki haftalık süre içinde dosyanın Ankara'ya gönderilmesi için hiçbir talepte bulunmamıştır. Bu eylemsizlik üzerine yetkisizlik kararı veren İstanbul mahkemesi, ek bir karar yazarak HMK m. 20 amir hükmü gereğince "davanın açılmamış sayılmasına" re'sen karar verir. (C)'nin İstanbul'da dava açarak elde ettiği tüm usuli kazanımlar yok olur.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık pratiğinde, HMK m. 20'deki iki haftalık gönderme süresi, mesleki sorumluluk (malpraktis) açısından en riskli usul sürelerinden biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle istinaf kanun yolundan feragat edilen, istinaf süresinin kaçırılmasıyla kararın kesinleştiği veya istinaf başvurusunun reddedildiği karmaşık durumlarda, gönderme talebi için öngörülen iki haftalık sürenin başlama anını (tebliğ veya kesinleşme) çok dikkatli hesaplamaları gerektiğini; bu sürenin kaçırılmasının davanın açılmamış sayılmasına ve müvekkilin alacağının zamanaşımına uğraması gibi telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açacağını usuli ve stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 20, usul sistematiğinde davanın sürüncemede kalmasını engelleyen emredici bir süre koysa da, "talep zorunluluğu" bakımından çağdaş yargı anlayışıyla örtüşmeyen bir yapıya sahiptir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, e-Devlet ve UYAP sistemlerinin bu denli geliştiği, dosyaların tamamen elektronik ortamda tutulduğu bir dijital çağda, kesinleşen bir yetkisizlik veya görevsizlik kararının ardından dosyanın sistem üzerinden ilgili mahkemeye otomatik olarak (re'sen) gönderilmesi gerekirken; taraflara ısrarla "dosyanın gönderilmesini talep etme" külfeti yüklenmesinin ve aksi halde davanın açılmamış sayılması gibi ağır bir yaptırım uygulanmasının usul ekonomisiyle ve hak arama hürriyetiyle açıkça çeliştiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Öte yandan, 7251 sayılı Kanun ile 2020 yılında yapılan değişiklik doktrinde son derece olumlu karşılanmıştır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin eski halinde yer alan ve miktar itibarıyla kesin olan kararlarda gönderme süresini "kararın verildiği (tefhim) anından" başlatan kuralın AYM tarafından iptal edilmesinin ve 2020 reformuyla bu sürenin taraflara "tebliğden" başlatılmasının, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı bakımından çok önemli bir usuli güvence sağladığını, zira gerekçesini bilmediği bir karara karşı tarafın talepte bulunmaya zorlanmasının hukuki güvenliği zedelediğini vurgulamaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)