1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 198. maddesi, medeni yargılama hukukunda
delillerin değerlendirilmesi rejiminin temel felsefesini oluşturan "vicdani
delil (serbest değerlendirme) sistemini" kurala bağlamaktadır. Tarihsel süreçte
uygulanan ve hâkimin kararını matematiksel bir kesinlikle delillerin sayısına
veya türüne bağlayan kanuni (şekli) delil sisteminin aksine, modern usul hukuku
maddi gerçeğe ulaşabilmek için hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımıştır.
Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1, 2], hâkimin önüne getirilen takdiri
delillerin inandırıcılığını ve ispat gücünü aklın, mantığın ve hayatın olağan
akışının ışığında serbestçe tartacağını; bu serbestinin maddi gerçeğin
şekilciliğe feda edilmesini önleyen en önemli yargısal güvence olduğunu
görüşünü savunmaktadır. Madde, hâkimin vicdani kanaatini oluştururken kural
olarak herhangi bir mekanik hiyerarşiye tabi olmadığını, ancak kanun koyucunun
kesin delillerle çizdiği sınırların (istisnaların) bu özgürlüğün mutlak freni
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat hukukunun kalbini oluşturan kavramlar
şunlardır:
- Kanuni İstisnalar (Kesin Deliller): Hâkimin serbest değerlendirme
yetkisinin sınırlarını çizen ve hâkimi belirli bir yönde karar vermeye zorlayan
ispat araçlarıdır. İkrar, kesin hüküm, senet ve yemin bu kapsama girer. Bir
vakıa bu delillerden biriyle ispat edilmişse, hâkim artık "ben bu senede veya
yemine inanmıyorum" diyerek serbest takdir kullanamaz.
- Serbestçe Değerlendirme: Hâkimin, tanık beyanları, bilirkişi raporları,
keşif tutanakları ve uzman görüşü gibi "takdiri deliller" üzerinde sahip olduğu
vicdani tartı yetkisidir. Hâkim, bu delillerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını,
aralarındaki çelişkileri ve uyuşmazlıkla bağını kendi hukuki ve mantıki
süzgecinden geçirir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında [1, 2], delilleri serbestçe değerlendirme yetkisinin hâkime
verilmiş keyfi ve sınırsız bir karar verme imtiyazı olmadığını; bu serbestinin
mutlaka objektif mantık kurallarına, bilime ve hayat tecrübelerine dayanması
gerektiğini belirtmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 198 hükmü, öncelikle yargılamanın temel ilkelerinden olan "Hâkimin
Hukuku Uygulaması" (HMK m. 33) ve "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ile
doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu maddenin en sıkı sistematik bağı, "Hükmün
Kapsamı"nı düzenleyen HMK m. 297/1-c maddesiyledir. Hâkim delilleri serbestçe
değerlendirir, ancak hangi delili neden üstün tuttuğunu veya neden reddettiğini
kararının gerekçesinde açıklamak zorundadır. Gerekçesiz bir "serbest
değerlendirme" usul hukukunda keyfilik sayılır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1, 2], m. 198'deki serbest değerlendirme
ilkesinin, HMK m. 297'deki gerekçeli karar hakkı ile dengelendiğini, hâkimin
vicdani kanaatinin ancak denetlenebilir bir gerekçeyle hukuki meşruiyet
kazanabileceğini değerlendirmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Bir trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat
davasında davacı, kazanın oluş şekline dair iki tanık dinletmiştir. Davalı ise
olay yerini gösteren bir güvenlik kamerası kaydını dosyaya sunmuştur. Hâkim,
tanıkların beyanları ile kamera kaydı arasında açık bir çelişki olduğunu tespit
etmiştir. HMK m. 198 uyarınca hâkim, delilleri serbestçe değerlendirerek,
objektif ve yanılmaz nitelikteki kamera kaydına üstünlük tanımış ve tanık
beyanlarını inandırıcı bulmayarak davanın reddine karar vermiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: İşçilik alacakları davasında alınan bilirkişi
raporu, davacının fazla mesai yaptığını yönünde hesaplama içermektedir. Ancak
hâkim, dosyada bulunan işyeri giriş-çıkış (puantaj) kayıtlarını incelediğinde
bilirkişinin ulaştığı sonucun mantık kurallarına ve belgelere aykırı olduğunu
görmüştür. Bilirkişi raporu takdiri bir delil olduğundan, hâkim m. 198'deki
serbest değerlendirme yetkisini kullanarak rapora bağlı kalmamış ve raporun
aksine hüküm kurmuştur.
- (kurmaca senaryo) 3: Davacı A, davalı B'den 200.000 TL alacağı olduğunu
iddia etmiş ve bu iddiasını kanıtlamak için beş ayrı güvenilir tanık
dinletmiştir. Davalı B ise borcu olmadığını savunmuş ve tanık dinlenmesine
muvafakat etmemiştir. Hâkim, dinlenen beş tanığın da doğruyu söylediğine
vicdanen tam olarak kanaat getirse bile, HMK m. 200'deki senetle ispat
zorunluluğu "kanuni bir istisna" olduğundan, m. 198'deki serbest değerlendirme
yetkisini kullanamaz ve davayı reddetmek zorundadır.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir uygulayıcı olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma
en hayati tavsiyem; yargılama sürecinde dosyaya giren bilirkişi raporlarını
"davanın mutlak galibiyeti veya mağlubiyeti" olarak görmemeleridir. Hâkim,
bilirkişinin esiri değildir. Eğer aleyhinize gelen bir takdiri delil varsa,
hâkimin HMK m. 198 kapsamındaki serbest takdir yetkisini harekete geçirmek için
o delilin mantık, bilim ve dosya kapsamıyla neden çeliştiğini güçlü bir şekilde
izah etmelisiniz. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
çalışmasında [1, 2], avukatların istinaf ve temyiz dilekçelerinde mahkemenin
"delilleri serbestçe değerlendirme" yetkisini eleştirirken salt "hâkim yanlış
değerlendirdi" demek yerine, bu değerlendirmenin hayatın olağan akışına veya
rasyonel kurallara nasıl aykırı düştüğünü (gerekçe eksikliğini)
somutlaştırmalarının kanun yolu denetiminde başarı şansını artıracağını
belirtmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 198 metninde yer alan "serbestçe değerlendirir" ibaresi, teorik açıdan
isabetli olmakla birlikte, uygulamada yerel mahkemelerin takdir yetkisini çoğu
zaman denetlenemez bir alana dönüştürme riski barındırmaktadır. Hâkimlerin,
somut uyuşmazlığın teknik ve objektif gerçekliklerini göz ardı edip "vicdani
kanaatim bu yöndedir" diyerek, zayıf veya çelişkili delillere dayanarak hüküm
kurması uygulamada karşılaşılan ciddi bir sorundur. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması eserinde [1, 2], hâkime tanınan serbest değerlendirme yetkisinin
sınırının keyfilik olduğunu, bu ince çizginin aşılmaması için üst mahkemelerin
(Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay) hâkimin delilleri nasıl
değerlendirdiğine ilişkin gerekçesini çok daha sıkı bir hukuki denetime tabi
tutması gerektiğini; aksi hâlde "serbestliğin" hukuki güvenlik ilkesini tahrip
eden bir silaha dönüşebileceğini isabetli bir dille eleştirmektedir. Kanuni
istisnalar ne kadar katıysa, serbest alanın denetimi de o kadar objektif
ölçütlere bağlanmalıdır.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 198. maddesi, medeni yargılama hukukunda delillerin değerlendirilmesi rejiminin temel felsefesini oluşturan "vicdani delil (serbest değerlendirme) sistemini" kurala bağlamaktadır. Tarihsel süreçte uygulanan ve hâkimin kararını matematiksel bir kesinlikle delillerin sayısına veya türüne bağlayan kanuni (şekli) delil sisteminin aksine, modern usul hukuku maddi gerçeğe ulaşabilmek için hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1, 2], hâkimin önüne getirilen takdiri delillerin inandırıcılığını ve ispat gücünü aklın, mantığın ve hayatın olağan akışının ışığında serbestçe tartacağını; bu serbestinin maddi gerçeğin şekilciliğe feda edilmesini önleyen en önemli yargısal güvence olduğunu görüşünü savunmaktadır. Madde, hâkimin vicdani kanaatini oluştururken kural olarak herhangi bir mekanik hiyerarşiye tabi olmadığını, ancak kanun koyucunun kesin delillerle çizdiği sınırların (istisnaların) bu özgürlüğün mutlak freni olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat hukukunun kalbini oluşturan kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 198 hükmü, öncelikle yargılamanın temel ilkelerinden olan "Hâkimin Hukuku Uygulaması" (HMK m. 33) ve "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ile doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu maddenin en sıkı sistematik bağı, "Hükmün Kapsamı"nı düzenleyen HMK m. 297/1-c maddesiyledir. Hâkim delilleri serbestçe değerlendirir, ancak hangi delili neden üstün tuttuğunu veya neden reddettiğini kararının gerekçesinde açıklamak zorundadır. Gerekçesiz bir "serbest değerlendirme" usul hukukunda keyfilik sayılır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1, 2], m. 198'deki serbest değerlendirme ilkesinin, HMK m. 297'deki gerekçeli karar hakkı ile dengelendiğini, hâkimin vicdani kanaatinin ancak denetlenebilir bir gerekçeyle hukuki meşruiyet kazanabileceğini değerlendirmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir uygulayıcı olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en hayati tavsiyem; yargılama sürecinde dosyaya giren bilirkişi raporlarını "davanın mutlak galibiyeti veya mağlubiyeti" olarak görmemeleridir. Hâkim, bilirkişinin esiri değildir. Eğer aleyhinize gelen bir takdiri delil varsa, hâkimin HMK m. 198 kapsamındaki serbest takdir yetkisini harekete geçirmek için o delilin mantık, bilim ve dosya kapsamıyla neden çeliştiğini güçlü bir şekilde izah etmelisiniz. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında [1, 2], avukatların istinaf ve temyiz dilekçelerinde mahkemenin "delilleri serbestçe değerlendirme" yetkisini eleştirirken salt "hâkim yanlış değerlendirdi" demek yerine, bu değerlendirmenin hayatın olağan akışına veya rasyonel kurallara nasıl aykırı düştüğünü (gerekçe eksikliğini) somutlaştırmalarının kanun yolu denetiminde başarı şansını artıracağını belirtmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 198 metninde yer alan "serbestçe değerlendirir" ibaresi, teorik açıdan isabetli olmakla birlikte, uygulamada yerel mahkemelerin takdir yetkisini çoğu zaman denetlenemez bir alana dönüştürme riski barındırmaktadır. Hâkimlerin, somut uyuşmazlığın teknik ve objektif gerçekliklerini göz ardı edip "vicdani kanaatim bu yöndedir" diyerek, zayıf veya çelişkili delillere dayanarak hüküm kurması uygulamada karşılaşılan ciddi bir sorundur. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde [1, 2], hâkime tanınan serbest değerlendirme yetkisinin sınırının keyfilik olduğunu, bu ince çizginin aşılmaması için üst mahkemelerin (Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay) hâkimin delilleri nasıl değerlendirdiğine ilişkin gerekçesini çok daha sıkı bir hukuki denetime tabi tutması gerektiğini; aksi hâlde "serbestliğin" hukuki güvenlik ilkesini tahrip eden bir silaha dönüşebileceğini isabetli bir dille eleştirmektedir. Kanuni istisnalar ne kadar katıysa, serbest alanın denetimi de o kadar objektif ölçütlere bağlanmalıdır.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)