1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 193. maddesi, medeni usul hukukunda ispat
serbestisi ile kanuni ispat zorunlulukları arasındaki dengeyi tarafların
iradesine bırakan "delil sözleşmesi" kurumunu düzenlemektedir. Türk usul
hukukunda temel ilke, tarafların tasarruf yetkisi çerçevesinde yargılamanın
seyrine etki edebilmeleridir. Bu bağlamda kanun koyucu, taraflara ispat
araçlarını belirleme konusunda -belirli sınırlar dâhilinde- sözleşme özgürlüğü
tanımıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, delil sözleşmelerinin maddi
hukuka değil usul hukukuna ilişkin sözleşmeler olduğunu ve uyuşmazlığın
çözümünde kanunun öngördüğü ispat yükümlülüklerinin sınırlarını taraf
iradesiyle genişleten veya daraltan usuli bir enstrüman işlevi gördüğünü
savunmaktadır [1]. Madde, bu sözleşmelerin şekil şartını, türlerini ve zayıf
tarafı korumaya yönelik mutlak sınırlarını (geçersizlik hâllerini) açıkça hüküm
altına almıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat rejimini doğrudan etkileyen temel kavramlar
şunlardır:
- Yazılı Olma veya Tutanağa Geçirilme: Delil sözleşmesi katı bir şekil
şartına tabidir. Ya yargılama öncesinde/sırasında taraflar arasında yazılı (adi
yazılı veya resmi) bir metin olarak yapılmalı yahut duruşmada tutanağa
geçirilip taraflarca bizzat imzalanmalıdır.
- Genişletici Delil Sözleşmesi: Kanunda kural olarak "senetle (kesin
delille) ispatı öngörülen" bir vakıanın, tarafların anlaşmasıyla tanık, keşif
gibi takdiri delillerle de ispat edilebilmesine olanak tanıyan sözleşmedir.
- Daraltıcı (Münhasır) Delil Sözleşmesi: Kanunda tanık dâhil her türlü
delille ispatı mümkün olan bir vakıanın, tarafların anlaşmasıyla sadece belirli
bir delille (örneğin sadece yeminle veya sadece belirli bir bilirkişinin
raporuyla) ispat edilebileceğine dair sınırlamadır.
- İmkânsız Kılan veya Fevkalade Güçleştiren Sözleşmeler: Zayıf tarafı
(genellikle tüketiciyi veya işçiyi) koruyan emredici sınırdır.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, genel işlem şartı
mahiyetindeki sözleşmelerde sıklıkla yer alan "yalnızca şirketin ticari
defterleri kesin delildir" şeklindeki kayıtların karşı tarafın ispat hakkını
fiilen ortadan kaldırdığını ve m. 193/2 uyarınca kesin hükümsüz sayılacağını
belirtmektedir [1].
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 193 hükmü, öncelikle "İspat Hakkı"nı düzenleyen HMK m. 189 ile bir
bütündür; zira delil sözleşmeleri anayasal ispat hakkının kullanılma biçimini
şekillendirir. Aynı zamanda, "Senetle İspat Zorunluluğu" (HMK m. 200) ile
doğrudan ilişkilidir; delil sözleşmeleri çoğunlukla bu zorunluluğu aşmak veya
bu zorunluluğu gerekmeyen yerlere teşmil etmek için yapılır. Bunun yanı sıra,
maddedeki ikinci fıkra (geçersizlik hâlleri), Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)
genel işlem şartlarını ve sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizen kurallarıyla
sistemsel bir paralellik arz eder. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi eserinde, delil sözleşmelerinin usul hukuku kurallarının emrediciliği
kuralına getirilmiş en büyük istisna olduğunu, ancak bu istisnanın adil
yargılanma hakkını zedeleyecek boyuta ulaşmasının m. 193/2'deki hukuki koruma
kalkanıyla engellendiğini değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Bir banka ile tüketici arasında imzalanan matbu
kredi sözleşmesinde, "Bu sözleşmeden doğacak her türlü uyuşmazlıkta yalnızca
bankanın bilgisayar kayıtları, mikrofilmleri ve ticari defterleri münhasır ve
kesin delil kabul edilir" şeklinde bir madde yer almaktadır. Kredi geri
ödemesinde uyuşmazlık çıkınca tüketici, bankaya elden yaptığı ödemenin
makbuzunu sunmak istemiş; banka ise delil sözleşmesini gerekçe göstererek
makbuzun kabul edilemeyeceğini iddia etmiştir. Mahkeme, HMK m. 193/2 uyarınca
tüketicinin ispat hakkını imkânsız kılan bu münhasır delil sözleşmesini
geçersiz saymış ve makbuzu delil olarak kabul etmiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: İki tacir (A ve B) aralarında imzaladıkları bir
mal alım satım sözleşmesine, "İleride malın teslimine ilişkin doğabilecek ve
bedeli ne olursa olsun her türlü uyuşmazlıkta, taraflar tanık dinletebilir"
maddesini eklemişlerdir. Malın değeri senetle ispat sınırının (HMK m. 200) çok
üzerinde olsa dahi, mahkeme ortada geçerli bir "genişletici delil sözleşmesi"
(HMK m. 193/1) bulunduğu için tarafların tanık dinletme talebini kabul
etmiştir.
- (kurmaca senaryo) 3: Duruşma esnasında bir kira tespit davasının
tarafları, "Uyuşmazlığın çözümünde sadece mahkemenin belirleyeceği X isimli
inşaat mühendisinin vereceği raporu kesin delil olarak kabul ediyoruz, başka
delil sunmayacağız" beyanında bulunmuşlar ve bu beyan tutanağa geçirilerek her
iki tarafça imzalanmıştır. Bu, HMK m. 193/1 kapsamında usulüne uygun yapılmış
geçerli bir daraltıcı (münhasır) delil sözleşmesidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) çalışan meslektaşlarıma en kritik uyarım,
özellikle ticari şirketler adına hazırladıkları "tip sözleşmelerde" (franchise,
bayilik, tedarik sözleşmeleri) delil kayıtlarını kurgularken kantarın topuzunu
kaçırmamalarıdır. Sözleşmeye "sadece benim defterlerim delildir, sen hiçbir şey
sunamazsın" minvalinde yazılan tek taraflı kayıtlar yargılamada HMK m. 193/2
engeline takılıp çöp olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Şerhi çalışmasında, vekillerin geçerli bir münhasır delil sözleşmesi
hazırlarken mutlaka "her iki tarafın da ticari defter ve kayıtlarının" delil
kabul edileceğine dair çift taraflı (eşitlikçi) bir düzenleme yapmalarının
sözleşmenin mahkemeden dönme riskini ortadan kaldıracağını önemle
vurgulamaktadır [1]. Öte yandan, yargılama sırasında aniden delil sözleşmesi
yapmak isterseniz, dilekçe sunmak yerine beyanınızı duruşma zaptına açıkça
yazdırıp altını müvekkilinizle veya özel yetkiniz varsa kendi imzanızla tevsik
etmeyi unutmayın.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 193 hükmü, taraf iradesine saygı duyan liberal bir usul yaklaşımının
ürünü olmakla birlikte, zayıf tarafı koruyan ikinci fıkranın uygulamada
mahkemelerce yorumlanışı ciddi eşitsizliklere neden olmaktadır. Özellikle
ticari hayatın pratiğinde, güç dengesizliğinin olduğu (örneğin dev bir
distribütör ile küçük bir alt bayi arasındaki) sözleşmelerde, kâğıt üzerinde
"eşit" görünen ama fiilen alt bayinin ispatını "fevkalade güçleştiren" delil
şartları, mahkemelerce çoğu zaman tacir olmanın basireti gerekçesiyle geçerli
sayılmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, kanun koyucunun
"ispat hakkını fevkalade güçleştirme" kriterini çok soyut bıraktığını, bu
durumun özellikle genel işlem şartı barındıran sözleşmelerde üstün konumdaki
tarafın ispat rejimini kendi lehine manipüle etmesine zemin hazırladığını ve
zayıf tarafı koruyan maddi hukuk normlarının bu katı usuli yorumlarla
etkisizleştiğini isabetli bir dille eleştirmektedir [1]. Delil sözleşmelerinin
geçerlilik denetiminin, sadece usul hukuku boyutunda değil, maddi hukukun
hakkaniyet ve eşitlik ilkeleri ışığında çok daha katı bir yargısal süzgeçten
geçirilmesi gerekmektedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 193. maddesi, medeni usul hukukunda ispat serbestisi ile kanuni ispat zorunlulukları arasındaki dengeyi tarafların iradesine bırakan "delil sözleşmesi" kurumunu düzenlemektedir. Türk usul hukukunda temel ilke, tarafların tasarruf yetkisi çerçevesinde yargılamanın seyrine etki edebilmeleridir. Bu bağlamda kanun koyucu, taraflara ispat araçlarını belirleme konusunda -belirli sınırlar dâhilinde- sözleşme özgürlüğü tanımıştır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, delil sözleşmelerinin maddi hukuka değil usul hukukuna ilişkin sözleşmeler olduğunu ve uyuşmazlığın çözümünde kanunun öngördüğü ispat yükümlülüklerinin sınırlarını taraf iradesiyle genişleten veya daraltan usuli bir enstrüman işlevi gördüğünü savunmaktadır [1]. Madde, bu sözleşmelerin şekil şartını, türlerini ve zayıf tarafı korumaya yönelik mutlak sınırlarını (geçersizlik hâllerini) açıkça hüküm altına almıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat rejimini doğrudan etkileyen temel kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 193 hükmü, öncelikle "İspat Hakkı"nı düzenleyen HMK m. 189 ile bir bütündür; zira delil sözleşmeleri anayasal ispat hakkının kullanılma biçimini şekillendirir. Aynı zamanda, "Senetle İspat Zorunluluğu" (HMK m. 200) ile doğrudan ilişkilidir; delil sözleşmeleri çoğunlukla bu zorunluluğu aşmak veya bu zorunluluğu gerekmeyen yerlere teşmil etmek için yapılır. Bunun yanı sıra, maddedeki ikinci fıkra (geçersizlik hâlleri), Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel işlem şartlarını ve sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizen kurallarıyla sistemsel bir paralellik arz eder. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, delil sözleşmelerinin usul hukuku kurallarının emrediciliği kuralına getirilmiş en büyük istisna olduğunu, ancak bu istisnanın adil yargılanma hakkını zedeleyecek boyuta ulaşmasının m. 193/2'deki hukuki koruma kalkanıyla engellendiğini değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) çalışan meslektaşlarıma en kritik uyarım, özellikle ticari şirketler adına hazırladıkları "tip sözleşmelerde" (franchise, bayilik, tedarik sözleşmeleri) delil kayıtlarını kurgularken kantarın topuzunu kaçırmamalarıdır. Sözleşmeye "sadece benim defterlerim delildir, sen hiçbir şey sunamazsın" minvalinde yazılan tek taraflı kayıtlar yargılamada HMK m. 193/2 engeline takılıp çöp olmaktadır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, vekillerin geçerli bir münhasır delil sözleşmesi hazırlarken mutlaka "her iki tarafın da ticari defter ve kayıtlarının" delil kabul edileceğine dair çift taraflı (eşitlikçi) bir düzenleme yapmalarının sözleşmenin mahkemeden dönme riskini ortadan kaldıracağını önemle vurgulamaktadır [1]. Öte yandan, yargılama sırasında aniden delil sözleşmesi yapmak isterseniz, dilekçe sunmak yerine beyanınızı duruşma zaptına açıkça yazdırıp altını müvekkilinizle veya özel yetkiniz varsa kendi imzanızla tevsik etmeyi unutmayın.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 193 hükmü, taraf iradesine saygı duyan liberal bir usul yaklaşımının ürünü olmakla birlikte, zayıf tarafı koruyan ikinci fıkranın uygulamada mahkemelerce yorumlanışı ciddi eşitsizliklere neden olmaktadır. Özellikle ticari hayatın pratiğinde, güç dengesizliğinin olduğu (örneğin dev bir distribütör ile küçük bir alt bayi arasındaki) sözleşmelerde, kâğıt üzerinde "eşit" görünen ama fiilen alt bayinin ispatını "fevkalade güçleştiren" delil şartları, mahkemelerce çoğu zaman tacir olmanın basireti gerekçesiyle geçerli sayılmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, kanun koyucunun "ispat hakkını fevkalade güçleştirme" kriterini çok soyut bıraktığını, bu durumun özellikle genel işlem şartı barındıran sözleşmelerde üstün konumdaki tarafın ispat rejimini kendi lehine manipüle etmesine zemin hazırladığını ve zayıf tarafı koruyan maddi hukuk normlarının bu katı usuli yorumlarla etkisizleştiğini isabetli bir dille eleştirmektedir [1]. Delil sözleşmelerinin geçerlilik denetiminin, sadece usul hukuku boyutunda değil, maddi hukukun hakkaniyet ve eşitlik ilkeleri ışığında çok daha katı bir yargısal süzgeçten geçirilmesi gerekmektedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)