1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 191. maddesi, usul hukukunda ispat faaliyetinin
diyalektik yapısını ve silahların eşitliği ilkesini güvence altına alan "karşı
ispat" kurumunu düzenlemektedir. İspat yükü (HMK m. 190) kural olarak iddia
edilen vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olsa da, karşı taraf bu
sürecin pasif bir izleyicisi değildir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1],
karşı ispatın temel işlevinin, ispat yükünü taşıyan tarafın getirdiği
delillerle hâkimin zihninde oluşturmaya başladığı kanaati sarsmak ve şüphe
uyandırmak olduğunu, karşı ispat faaliyetinde "tam bir ispat" aranmayacağını
görüşünü savunmaktadır. Kanun koyucu bu madde ile, bir tarafın kendi aleyhine
yürütülen ispat faaliyetini çürütmek maksadıyla delil sunmasının, ispat yükünün
el değiştirdiği şeklinde yorumlanamayacağını kesin bir yasal güvenceye
bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat hukukunun sınırlarını belirleyen temel
kavramlar şunlardır:
- İspat Yükünü Taşıyan Tarafın İddiasının Doğru Olmadığı (Çürütme): Karşı
ispatın yöneldiği hedeftir. Karşı ispatta amaç, yeni ve bağımsız bir vakıayı
(örneğin borcun ödendiğini) ispatlamak değil, bizzat iddia edilen vakıanın
(örneğin borcun hiç doğmadığının veya o gün orada olunmadığının)
gerçekleşmediğine dair hâkimde şüphe yaratmaktır.
- İspat Yükünü Üzerine Almış Sayılmama: Maddenin en kritik kavramıdır.
Bir tarafın savunma refleksiyle delil sunması, onun ispat yükünü gönüllü olarak
devraldığı anlamına gelmez. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında [1], karşı ispat kurumu ile "itiraz ve def'i" kavramlarının
birbirine karıştırılmaması gerektiğini; tarafın yeni bir vakıa ileri sürerek
itiraz veya def'ide bulunması hâlinde ispat yükünü üzerine alacağını, ancak
salt karşı tarafın vakıasını çürütmek için delil sunduğunda HMK m. 191
gereğince ispat yükünün yer değiştirmeyeceğini belirtmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 191 hükmü, öncelikle "İspat Yükü"nü kurala bağlayan HMK m. 190'ın
ayrılmaz bir parçası ve usuli sigortasıdır. Ayrıca, Anayasa m. 36'da teminat
altına alınan hak arama hürriyetinin ve HMK m. 27'de düzenlenen "Hukuki
Dinlenilme Hakkı"nın doğrudan bir sonucudur. Karşı tarafın delillerini tartışma
ve çürütme hakkı olmadan adil bir yargılamadan söz edilemez. Ejder Yılmaz,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], m. 191 hükmünün, ispat
faaliyetini tek taraflı bir monolog olmaktan çıkarıp aktif bir usuli diyaloğa
dönüştürdüğünü, ispat yükü kendisinde olmayan tarafın sırf "yükü üzerime
alırım" korkusuyla delil sunmaktan çekinmesinin bu emredici norm ile
engellendiğini değerlendirmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Davacı A, davalı B'nin kendisine hakaret ettiğini
iddia etmiş ve bu olayı ispatlamak için iki tanık göstermiştir (İspat yükü
A'dadır). Davalı B ise, A'nın tanıklarının o saatte olay yerinde değil,
bambaşka bir şehirde olduklarını gösteren otobüs biletleri ve kamera
kayıtlarını dosyaya sunmuştur. B'nin bu faaliyeti HMK m. 191 kapsamında bir
karşı ispat faaliyetidir ve B, hakaret etmediğini ispat külfetini üzerine almış
sayılmaz; sadece A'nın delillerini çürütmüştür.
- (kurmaca senaryo) 2: Bir trafik kazasından doğan tazminat davasında
davacı C, davalı D'nin kırmızı ışıkta geçtiğini kamera görüntüleri ile
ispatlamaya çalışmıştır. Davalı D, bu görüntülerin montaj olduğuna veya
açısının yanıltıcı olduğuna dair uzman mütalaası sunmuştur. D'nin sunduğu bu
uzman görüşü karşı ispat niteliğindedir. D, "ben yeşilde geçtim" ispat yükü
altına girmemiş, sadece C'nin delilini sakatlamıştır.
- (kurmaca senaryo) 3: Davacı işçi E, fazla mesai yaptığını puantaj
kayıtları ile ispatlamak istemiştir. Davalı işveren, puantaj kayıtlarındaki
imzaların E'ye ait olmadığı yönünde kriminal inceleme (grafolojik rapor) talep
etmiştir. İşveren bu incelemeyi isteyerek fazla mesai yapılmadığına ilişkin
ispat yükünü üzerine almaz; HMK m. 191 uyarınca salt davacının delilini
bertaraf etmeye (karşı ispat) çalışmaktadır.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir usul hukukçusu olarak (Av. Fethi Güzel)
meslektaşlarıma en stratejik tavsiyem; mahkemeye sundukları delil listelerinin
başlıklarında ve dilekçe içeriklerinde "hangi delilin asıl ispat, hangi delilin
karşı ispat amacıyla sunulduğunu" net bir şekilde ayırmalarıdır.
Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında [1],
avukatların "karşı ispat" amacıyla sundukları delillerin, dikkatsiz hâkimler
tarafından yanlışlıkla "yeni bir vakıa iddiası (itiraz)" olarak
algılanabileceğini ve bunun faturasının da avukata ispat yükü olarak
kesilebileceğini; bu tehlikeyi bertaraf etmek için dilekçelerde "İşbu deliller
HMK m. 191 uyarınca salt karşı tarafın iddialarını çürütmek (karşı ispat)
gayesiyle sunulmaktadır" şerhinin düşülmesinin mesleki bir zorunluluk olduğunu
belirtmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 191 metni teorik açıdan ne kadar berrak olsa da, adliye koridorlarındaki
uygulaması ciddi zihinsel ve usuli karmaşalara sahne olmaktadır. Çoğu zaman
hâkimler, ispat yükü kendisinde olmayan tarafın çok sayıda delil sunması (karşı
ispat faaliyeti yürütmesi) karşısında psikolojik olarak ispat yükünün o tarafa
geçtiği yanılgısına düşmektedirler. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
eserinde [1], kanunun açık lafzına rağmen yargı pratiğinde "karşı ispat" ile
"tam ispat" kavramlarının birbirine karıştırıldığını; karşı ispat için delil
sunan tarafın bu delili zayıf veya çelişkili çıktığında davanın aleyhine
sonuçlandırıldığını, oysa asıl ispat yükü taşıyan tarafın kendi vakıasını %100
ispatlayamamış olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesinin adil yargılanma hakkı ile
bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir. Mahkemelerin, karşı ispat
faaliyeti başarısız olsa dahi, öncelikle ispat yükünü taşıyan tarafın
yükümlülüğünü tam olarak yerine getirip getirmediğini (asıl ispatı) denetlemesi
usul hukukunun emredici doğasının bir gereğidir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 191. maddesi, usul hukukunda ispat faaliyetinin diyalektik yapısını ve silahların eşitliği ilkesini güvence altına alan "karşı ispat" kurumunu düzenlemektedir. İspat yükü (HMK m. 190) kural olarak iddia edilen vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olsa da, karşı taraf bu sürecin pasif bir izleyicisi değildir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], karşı ispatın temel işlevinin, ispat yükünü taşıyan tarafın getirdiği delillerle hâkimin zihninde oluşturmaya başladığı kanaati sarsmak ve şüphe uyandırmak olduğunu, karşı ispat faaliyetinde "tam bir ispat" aranmayacağını görüşünü savunmaktadır. Kanun koyucu bu madde ile, bir tarafın kendi aleyhine yürütülen ispat faaliyetini çürütmek maksadıyla delil sunmasının, ispat yükünün el değiştirdiği şeklinde yorumlanamayacağını kesin bir yasal güvenceye bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve ispat hukukunun sınırlarını belirleyen temel kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 191 hükmü, öncelikle "İspat Yükü"nü kurala bağlayan HMK m. 190'ın ayrılmaz bir parçası ve usuli sigortasıdır. Ayrıca, Anayasa m. 36'da teminat altına alınan hak arama hürriyetinin ve HMK m. 27'de düzenlenen "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nın doğrudan bir sonucudur. Karşı tarafın delillerini tartışma ve çürütme hakkı olmadan adil bir yargılamadan söz edilemez. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], m. 191 hükmünün, ispat faaliyetini tek taraflı bir monolog olmaktan çıkarıp aktif bir usuli diyaloğa dönüştürdüğünü, ispat yükü kendisinde olmayan tarafın sırf "yükü üzerime alırım" korkusuyla delil sunmaktan çekinmesinin bu emredici norm ile engellendiğini değerlendirmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekilliği yapan bir usul hukukçusu olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en stratejik tavsiyem; mahkemeye sundukları delil listelerinin başlıklarında ve dilekçe içeriklerinde "hangi delilin asıl ispat, hangi delilin karşı ispat amacıyla sunulduğunu" net bir şekilde ayırmalarıdır. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında [1], avukatların "karşı ispat" amacıyla sundukları delillerin, dikkatsiz hâkimler tarafından yanlışlıkla "yeni bir vakıa iddiası (itiraz)" olarak algılanabileceğini ve bunun faturasının da avukata ispat yükü olarak kesilebileceğini; bu tehlikeyi bertaraf etmek için dilekçelerde "İşbu deliller HMK m. 191 uyarınca salt karşı tarafın iddialarını çürütmek (karşı ispat) gayesiyle sunulmaktadır" şerhinin düşülmesinin mesleki bir zorunluluk olduğunu belirtmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 191 metni teorik açıdan ne kadar berrak olsa da, adliye koridorlarındaki uygulaması ciddi zihinsel ve usuli karmaşalara sahne olmaktadır. Çoğu zaman hâkimler, ispat yükü kendisinde olmayan tarafın çok sayıda delil sunması (karşı ispat faaliyeti yürütmesi) karşısında psikolojik olarak ispat yükünün o tarafa geçtiği yanılgısına düşmektedirler. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde [1], kanunun açık lafzına rağmen yargı pratiğinde "karşı ispat" ile "tam ispat" kavramlarının birbirine karıştırıldığını; karşı ispat için delil sunan tarafın bu delili zayıf veya çelişkili çıktığında davanın aleyhine sonuçlandırıldığını, oysa asıl ispat yükü taşıyan tarafın kendi vakıasını %100 ispatlayamamış olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesinin adil yargılanma hakkı ile bağdaşmadığını eleştirel bir dille ifade etmektedir. Mahkemelerin, karşı ispat faaliyeti başarısız olsa dahi, öncelikle ispat yükünü taşıyan tarafın yükümlülüğünü tam olarak yerine getirip getirmediğini (asıl ispatı) denetlemesi usul hukukunun emredici doğasının bir gereğidir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)