1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 186. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın
tahkikat evresinden sonra gelen ve nihai kararın (hükmün) verilmesinden hemen
önceki son aşama olan "sözlü yargılama" kurumunu düzenlemektedir. Sözlü
yargılama, tarafların toplanan tüm deliller ve gerçekleşen tahkikat işlemleri
ışığında uyuşmazlığın esası hakkında son değerlendirmelerini ve savunmalarını
mahkemeye sundukları evredir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, sözlü
yargılama aşamasının tarafların iddia ve savunmalarını son bir kez bütünüyle
ortaya koyarak hâkimin vicdani kanaatini şekillendirdikleri nihai usuli evre
olduğunu belirtmektedir [1]. 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile bu maddede
yapılan devrim niteliğindeki değişiklikle, tahkikatın bittiği duruşmada kural
olarak derhal sözlü yargılamaya geçilmesi benimsenmiş; böylece aylarca süren
gereksiz tebligat ve erteleme süreçlerinin önüne geçilerek usul ekonomisine
büyük bir katkı sağlanmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan usul hukuku bakımından en kritik kavramlar şunlardır:
- Aynı Duruşmada Sözlü Yargılamaya Geçiş: Eski sistemdeki "sözlü
yargılama için ayrı bir gün tayin edilmesi ve davetiye çıkarılması"
zorunluluğunun kaldırılarak, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği an (HMK m.
- kesintisiz olarak son sözlerin sorulması aşamasına geçilmesidir.
- İki Haftadan Az Olmamak Üzere Erteleme: Hâkimin aynı celsede karar
vermesine karşı, tarafın davanın karmaşıklığı nedeniyle son savunmasını
hazırlamak için kullanabileceği kanuni mühlettir. Bu erteleme ancak
"taraflardan birinin talebi" üzerine yapılır, hâkim re'sen bu süreyi veremez.
- Davetiye Gönderilmemesi: Hazır bulunsun veya bulunmasın, taraflara
sözlü yargılama için ayrıca bir tebligat çıkarılmayacağı kuralıdır.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, taraflara ayrıca
davetiye gönderilmemesi kuralının usul ekonomisi bakımından yargılamayı
hızlandıran en önemli adımlardan biri olduğunu, duruşmaları takip etmeyen
tarafın usuli sonuçlara katlanması gerektiğini ifade etmektedir [1].
- Son Sözlerin Sorulması ve 150. Madde Saklılığı: Hâkimin esasa ilişkin
kararı açıklamadan önce taraflara mutlaka son beyanlarını sorma zorunluluğudur.
Eğer sözlü yargılama için ertelenen duruşmaya her iki taraf da mazeretsiz
katılmazsa, mahkeme esastan karar veremez; HMK m. 150 gereği dosyanın işlemden
kaldırılmasına (müracaata bırakılmasına) karar verir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 186, tahkikatın bitişini düzenleyen HMK m. 184 ve m. 185 hükümleriyle
birbirinin doğal devamı niteliğindedir. Birinin bittiği yerde diğeri başlar.
Aynı zamanda, tarafların duruşmaya gelmemesine ilişkin HMK m. 150 ile fıkra
metninde açıkça kurulan atıf ilişkisi mevcuttur. Daha geniş bir perspektifte
ise, "hukuki dinlenilme hakkı" (HMK m. 27) ve yargılamanın makul sürede
bitirilmesini emreden "usul ekonomisi" (HMK m. 30) ilkelerinin somut bir
sentezidir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin
HMK m. 150 ile kurduğu bu açık ilişkinin, sözlü yargılama aşamasında dahi
mazeretsiz olarak hazır bulunmamanın davayı takipsiz bırakma (işlemden
kaldırılma) yaptırımıyla sonuçlanacağını gösteren önemli bir sistematik güvence
olduğunu değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Bir alacak davasının duruşmasında hâkim, bilirkişi
raporuna itirazların reddedildiğini ve tahkikatı gerektiren bir husus
kalmadığını belirterek tahkikatın bittiğini tefhim etmiştir. Davalı vekili,
dosyanın çok kapsamlı olduğunu belirterek sözlü yargılama beyanlarını
hazırlamak için süre talep etmiştir. Mahkeme, HMK m. 186/1 uyarınca bu talep
üzerine sözlü yargılama duruşmasını 20 gün sonraya (iki haftadan az olmamak
şartına uyarak) ertelemiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: Tahkikatın son duruşmasına davacı vekili katılmış,
davalı vekili ise mazeret bildirmeksizin duruşmaya gelmemiştir. Hâkim tahkikatı
bitirmiş ve HMK m. 186/1 gereğince aynı duruşmada sözlü yargılamaya geçmiştir.
Davalıya ayrıca davetiye çıkarılmaksızın davacının son sözleri sorulmuş ve
duruşma sonunda davalının gıyabında davanın kabulüne karar verilmiştir.
- (kurmaca senaryo) 3: Sözlü yargılama için iki hafta sonrasına bırakılan
duruşmaya, davacı ve davalı tarafların vekilleri geçerli bir mazeret sunmadan
katılmamışlardır. Mahkeme, HMK m. 186/2'deki "150 nci madde hükmü saklıdır"
ibaresi gereğince, tarafların yokluğunda esasa ilişkin hüküm kurmamış, dosyanın
işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en hayati uyarım;
duruşmalara mazeret gönderirken dosyanın tahkikat aşamasının ne durumda
olduğunu çok iyi analiz etmeleridir. 2020 değişikliğinden önce, tahkikat bitse
bile mahkeme "sözlü yargılama gününün tebliğine" karar verirdi. Artık böyle bir
lüksümüz yoktur. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
çalışmasında, avukatların duruşma mazeretleri reddedildiğinde tahkikatın bitip
aynı celsede sözlü yargılamaya geçilerek gıyapta aleyhe hüküm kurulması
tehlikesiyle her an karşı karşıya kalabileceklerini, bu nedenle kritik
duruşmalara bizzat katılımın yahut yetki belgesiyle meslektaş görevlendirmenin
davanın kaderini belirlediğini önemle hatırlatmaktadır [1]. Ayrıca duruşmada
hazır iseniz ve dosya çok teknik ise, "eski beyanlarımızı tekrar ederiz" deyip
hemen karara çıkılmasına izin vermek yerine mutlaka 2 haftalık kanuni süre
talebinde bulunarak son yazılı savunmanızı hazırlayın.
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddede 2020 yılında yapılan "ayrıca davetiye gönderilmez" değişikliği,
yargılamanın sürüncemede kalmasını engellemesi (usul ekonomisi) bakımından çok
başarılı olmakla birlikte, hakkın aranması ve savunulması noktasında oldukça
sert bir tutum sergilemektedir. Davayı başından sonuna kadar titizlikle takip
eden bir tarafın, sırf trafikte kalması veya anlık bir rahatsızlık nedeniyle
son duruşmaya katılamaması hâlinde, kendisine hiçbir bildirim yapılmaksızın
aynı celsede davanın bitirilivermesi hakkaniyete aykırı sonuçlar
doğurabilmektedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında,
davetiye gönderilmemesi kuralının davaları hızlandırma amacına hizmet etse de,
özellikle haklı mazeretlerin esnetilemediği durumlarda tarafın son savunma
hakkını fiilen ortadan kaldırdığını ve bu keskin düzenlemenin Anayasal bir
güvence olan hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) derinden zedeleyebileceğini
isabetli bir şekilde eleştirmektedir [1]. Hızlı adalet idealine ulaşmaya
çalışırken, adil yargılanma hakkının güvencelerinden ölçüsüz bir şekilde taviz
verilmemelidir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 186. maddesi, medeni usul hukukunda yargılamanın tahkikat evresinden sonra gelen ve nihai kararın (hükmün) verilmesinden hemen önceki son aşama olan "sözlü yargılama" kurumunu düzenlemektedir. Sözlü yargılama, tarafların toplanan tüm deliller ve gerçekleşen tahkikat işlemleri ışığında uyuşmazlığın esası hakkında son değerlendirmelerini ve savunmalarını mahkemeye sundukları evredir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, sözlü yargılama aşamasının tarafların iddia ve savunmalarını son bir kez bütünüyle ortaya koyarak hâkimin vicdani kanaatini şekillendirdikleri nihai usuli evre olduğunu belirtmektedir [1]. 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile bu maddede yapılan devrim niteliğindeki değişiklikle, tahkikatın bittiği duruşmada kural olarak derhal sözlü yargılamaya geçilmesi benimsenmiş; böylece aylarca süren gereksiz tebligat ve erteleme süreçlerinin önüne geçilerek usul ekonomisine büyük bir katkı sağlanmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan usul hukuku bakımından en kritik kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 186, tahkikatın bitişini düzenleyen HMK m. 184 ve m. 185 hükümleriyle birbirinin doğal devamı niteliğindedir. Birinin bittiği yerde diğeri başlar. Aynı zamanda, tarafların duruşmaya gelmemesine ilişkin HMK m. 150 ile fıkra metninde açıkça kurulan atıf ilişkisi mevcuttur. Daha geniş bir perspektifte ise, "hukuki dinlenilme hakkı" (HMK m. 27) ve yargılamanın makul sürede bitirilmesini emreden "usul ekonomisi" (HMK m. 30) ilkelerinin somut bir sentezidir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin HMK m. 150 ile kurduğu bu açık ilişkinin, sözlü yargılama aşamasında dahi mazeretsiz olarak hazır bulunmamanın davayı takipsiz bırakma (işlemden kaldırılma) yaptırımıyla sonuçlanacağını gösteren önemli bir sistematik güvence olduğunu değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en hayati uyarım; duruşmalara mazeret gönderirken dosyanın tahkikat aşamasının ne durumda olduğunu çok iyi analiz etmeleridir. 2020 değişikliğinden önce, tahkikat bitse bile mahkeme "sözlü yargılama gününün tebliğine" karar verirdi. Artık böyle bir lüksümüz yoktur. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, avukatların duruşma mazeretleri reddedildiğinde tahkikatın bitip aynı celsede sözlü yargılamaya geçilerek gıyapta aleyhe hüküm kurulması tehlikesiyle her an karşı karşıya kalabileceklerini, bu nedenle kritik duruşmalara bizzat katılımın yahut yetki belgesiyle meslektaş görevlendirmenin davanın kaderini belirlediğini önemle hatırlatmaktadır [1]. Ayrıca duruşmada hazır iseniz ve dosya çok teknik ise, "eski beyanlarımızı tekrar ederiz" deyip hemen karara çıkılmasına izin vermek yerine mutlaka 2 haftalık kanuni süre talebinde bulunarak son yazılı savunmanızı hazırlayın.
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddede 2020 yılında yapılan "ayrıca davetiye gönderilmez" değişikliği, yargılamanın sürüncemede kalmasını engellemesi (usul ekonomisi) bakımından çok başarılı olmakla birlikte, hakkın aranması ve savunulması noktasında oldukça sert bir tutum sergilemektedir. Davayı başından sonuna kadar titizlikle takip eden bir tarafın, sırf trafikte kalması veya anlık bir rahatsızlık nedeniyle son duruşmaya katılamaması hâlinde, kendisine hiçbir bildirim yapılmaksızın aynı celsede davanın bitirilivermesi hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, davetiye gönderilmemesi kuralının davaları hızlandırma amacına hizmet etse de, özellikle haklı mazeretlerin esnetilemediği durumlarda tarafın son savunma hakkını fiilen ortadan kaldırdığını ve bu keskin düzenlemenin Anayasal bir güvence olan hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) derinden zedeleyebileceğini isabetli bir şekilde eleştirmektedir [1]. Hızlı adalet idealine ulaşmaya çalışırken, adil yargılanma hakkının güvencelerinden ölçüsüz bir şekilde taviz verilmemelidir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)