1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 183/A maddesi, 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile
mevzuatımıza girmiş olup, asliye ticaret mahkemeleri gibi heyet hâlinde çalışan
"toplu mahkemelerde" yargılamanın ve özellikle tahkikat aşamasının nasıl
yürütüleceğini düzenlemektedir. Türk medeni usul hukukunda yargılamanın tek
hâkimle yapılması asıl, toplu mahkemede yapılması ise (belirli dava değerini
aşan ticari uyuşmazlıklar gibi) istisnadır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, toplu mahkemelerde yargılamanın kural olarak bütün heyetçe
yürütülmesinin vasıtasızlık (doğrudanlık) ilkesinin bir gereği olduğunu, ancak
yargılamanın hızlandırılması ve iş yükünün hafifletilmesi gayesiyle kanun
koyucunun tahkikat hâkimi ve naip hâkim gibi istisnai yetki devri
mekanizmalarını bu madde ile yasal bir zemine oturttuğunu görüşünü
savunmaktadır [1]. Bu madde, heyet hâlinde çalışmanın getirebileceği usuli
hantallığı gidermeyi amaçlayan pragmatik bir düzenlemedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve heyet mahkemelerinin işleyişini belirleyen temel
kavramlar şunlardır:
- Heyetçe Yerine Getirme: Toplu mahkemelerde dava açılmadan önceki
ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz gibi geçici hukuki korumalar ile delil tespiti
taleplerinin ve tüm yargılama aşamalarının kural olarak mahkeme başkanı ve iki
üyeden oluşan heyet tarafından birlikte icra edilmesidir.
- Tahkikat Hâkimi: İşin niteliği gereği, tahkikat aşamasının bütünüyle
veya ağırlıklı olarak yürütülmesi için heyet tarafından görevlendirilen mahkeme
üyesidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, tahkikat
hâkimi atanmasının mahkemenin mutlak bir zorunluluğu olmadığını, bu kurumun
davanın karmaşıklığına ve mahkemenin iş bölümü tercihlerine göre başvurulabilen
ihtiyari bir hızlandırma aracı olduğunu belirtmektedir [1].
- Naip Hâkim: Tahkikatın genel olarak heyet tarafından yürütüldüğü
davalarda, sadece "belirli bir tahkikat işlemini" (örneğin şehir dışındaki bir
keşfi yapmak veya hastanedeki bir tanığı dinlemek) yerine getirmek üzere
mahkeme başkanı tarafından görevlendirilen üyedir. Tahkikat hâkiminden farklı
olarak yetkisi geçici ve işlemle sınırlıdır.
- Mahkeme Başkanı: Mahkemenin uyumlu ve verimli çalışmasından sorumlu
olan, naip hâkimi atama yetkisini tek başına kullanan idari ve usuli amirdir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 183/A hükmü, usul hukukuna hâkim olan "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ile
"Doğrudanlık/Vasıtasızlık" (HMK m. 73) ilkelerinin kesişim noktasında yer alır.
Ayrıca geçici hukuki korumalara ilişkin HMK m. 389 vd. (İhtiyati Tedbir) ve m.
400 vd. (Delil Tespiti) hükümleriyle doğrudan bir usuli bağlantısı vardır.
Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu maddenin usul
ekonomisi ile vasıtasızlık ilkesi arasında hassas bir denge kurmaya
çalıştığını, heyet hâlinde her duruşmaya çıkmanın yaratacağı zaman kaybını naip
veya tahkikat hâkimi kurumuyla bertaraf ederken, nihai kararın yine heyet
tarafından verilmesini emrederek adil yargılanma hakkını güvence altına
aldığını değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
- (kurmaca senaryo) 1: Dava değeri 5 milyon TL olan karmaşık bir ticari
alacak davası Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmıştır. Heyet, taraf sayısının
fazlalığı ve incelenecek defterlerin hacmi nedeniyle, ön inceleme duruşmasından
sonra 2 numaralı üyeyi "tahkikat hâkimi" olarak görevlendirmiştir. Bundan
sonraki tüm tanık dinleme ve bilirkişi raporu alma duruşmalarına sadece
tahkikat hâkimi çıkmış, ancak dosya karar aşamasına (sözlü yargılamaya)
geldiğinde yine üç kişilik heyet toplanarak nihai hükmü birlikte vermiştir.
- (kurmaca senaryo) 2: Heyet hâlinde bakılan bir davada tahkikat tüm
üyelerin katılımıyla yürütülmektedir. Ancak uyuşmazlık konusu makinenin yerinde
incelenmesi için fabrika tesisinde keşif yapılması gerekmektedir. Mahkeme
başkanı, tüm heyetin fabrikaya gitmesinin mahkemenin diğer işlerini
aksatacağını düşünerek, üyelerden birini sadece bu keşif işlemini yapmak üzere
"naip hâkim" olarak görevlendirmiştir.
- (kurmaca senaryo) 3: Davacı, dava açmadan önce acilen ihtiyati haciz
talebinde bulunmuştur. Dosya toplu mahkemenin görev alanına girdiğinden, HMK m.
183/A'nın birinci fıkrası uyarınca bu acil talebi tek bir hâkim değil, bizzat
heyet toplanarak değerlendirmiş ve karara bağlamıştır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en kritik
uyarım, tahkikat hâkiminin yürüttüğü süreçler ile heyetin karar vereceği an
(sözlü yargılama) arasındaki geçişte dikkatli olmalarıdır. Tahkikat hâkimi
dosyanın tüm detaylarına hâkim olsa da, kararda imzası bulunacak diğer iki üye
süreci sadece tutanaklardan takip etmiştir. Budak/Karaaslan, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, tahkikatı yürüten hâkim ile kararı
veren heyet üyelerinin farklı olabilmesinin uygulamada doğrudanlık eksikliği
yaratabileceğini, bu nedenle avukatların sözlü yargılama aşamasında tüm
delilleri ve iddialarını diğer heyet üyelerinin de anlayabileceği şekilde
güçlü, özet ve vurucu bir biçimde yeniden sunmalarının davanın kazanılması için
hayati önem taşıdığını belirtmektedir [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddenin ikinci fıkrası ile heyete "tahkikat hâkimi" atama yetkisinin
verilmesi, usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması açısından faydalı görünse
de usul hukukunun temel felsefesine aykırı sonuçlar doğurma potansiyeli taşır.
Üç kişilik heyetin kâğıt üzerinde ortak karar verdiği bir sistemde, iki üyenin
tanıkları bizzat dinlememesi, duruşma salonundaki atmosferi ve tarafların
mimiklerini gözlemlememesi, "vasıtasızlık/doğrudanlık" ilkesini fiilen ortadan
kaldırmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, tahkikat
hâkimliği uygulamasının doğrudanlık ilkesine (hâkimin delillerle ve süjelerle
bizzat temas etmesi kuralına) ağır bir darbe vurduğunu, dosyayı sadece
tutanaklar üzerinden okuyan diğer üyelerin vereceği kararın maddi gerçeği
yansıtmada eksik kalabileceğini isabetli bir şekilde eleştirmektedir [1].
Adaletin hızlı tecellisi istenirken, nitelikli ve doğrudan yargılama ilkesinden
bu denli taviz verilmesi teorik açıdan ciddi bir gerilemedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 183/A maddesi, 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile mevzuatımıza girmiş olup, asliye ticaret mahkemeleri gibi heyet hâlinde çalışan "toplu mahkemelerde" yargılamanın ve özellikle tahkikat aşamasının nasıl yürütüleceğini düzenlemektedir. Türk medeni usul hukukunda yargılamanın tek hâkimle yapılması asıl, toplu mahkemede yapılması ise (belirli dava değerini aşan ticari uyuşmazlıklar gibi) istisnadır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, toplu mahkemelerde yargılamanın kural olarak bütün heyetçe yürütülmesinin vasıtasızlık (doğrudanlık) ilkesinin bir gereği olduğunu, ancak yargılamanın hızlandırılması ve iş yükünün hafifletilmesi gayesiyle kanun koyucunun tahkikat hâkimi ve naip hâkim gibi istisnai yetki devri mekanizmalarını bu madde ile yasal bir zemine oturttuğunu görüşünü savunmaktadır [1]. Bu madde, heyet hâlinde çalışmanın getirebileceği usuli hantallığı gidermeyi amaçlayan pragmatik bir düzenlemedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan ve heyet mahkemelerinin işleyişini belirleyen temel kavramlar şunlardır:
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 183/A hükmü, usul hukukuna hâkim olan "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ile "Doğrudanlık/Vasıtasızlık" (HMK m. 73) ilkelerinin kesişim noktasında yer alır. Ayrıca geçici hukuki korumalara ilişkin HMK m. 389 vd. (İhtiyati Tedbir) ve m. 400 vd. (Delil Tespiti) hükümleriyle doğrudan bir usuli bağlantısı vardır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu maddenin usul ekonomisi ile vasıtasızlık ilkesi arasında hassas bir denge kurmaya çalıştığını, heyet hâlinde her duruşmaya çıkmanın yaratacağı zaman kaybını naip veya tahkikat hâkimi kurumuyla bertaraf ederken, nihai kararın yine heyet tarafından verilmesini emrederek adil yargılanma hakkını güvence altına aldığını değerlendirmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en kritik uyarım, tahkikat hâkiminin yürüttüğü süreçler ile heyetin karar vereceği an (sözlü yargılama) arasındaki geçişte dikkatli olmalarıdır. Tahkikat hâkimi dosyanın tüm detaylarına hâkim olsa da, kararda imzası bulunacak diğer iki üye süreci sadece tutanaklardan takip etmiştir. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi çalışmasında, tahkikatı yürüten hâkim ile kararı veren heyet üyelerinin farklı olabilmesinin uygulamada doğrudanlık eksikliği yaratabileceğini, bu nedenle avukatların sözlü yargılama aşamasında tüm delilleri ve iddialarını diğer heyet üyelerinin de anlayabileceği şekilde güçlü, özet ve vurucu bir biçimde yeniden sunmalarının davanın kazanılması için hayati önem taşıdığını belirtmektedir [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddenin ikinci fıkrası ile heyete "tahkikat hâkimi" atama yetkisinin verilmesi, usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması açısından faydalı görünse de usul hukukunun temel felsefesine aykırı sonuçlar doğurma potansiyeli taşır. Üç kişilik heyetin kâğıt üzerinde ortak karar verdiği bir sistemde, iki üyenin tanıkları bizzat dinlememesi, duruşma salonundaki atmosferi ve tarafların mimiklerini gözlemlememesi, "vasıtasızlık/doğrudanlık" ilkesini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, tahkikat hâkimliği uygulamasının doğrudanlık ilkesine (hâkimin delillerle ve süjelerle bizzat temas etmesi kuralına) ağır bir darbe vurduğunu, dosyayı sadece tutanaklar üzerinden okuyan diğer üyelerin vereceği kararın maddi gerçeği yansıtmada eksik kalabileceğini isabetli bir şekilde eleştirmektedir [1]. Adaletin hızlı tecellisi istenirken, nitelikli ve doğrudan yargılama ilkesinden bu denli taviz verilmesi teorik açıdan ciddi bir gerilemedir.
Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)