RESMİ METİN

Islahın etkisi


MADDE 179- (1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. (2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. (3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 179. maddesi, ıslah kurumunun usul hukukundaki en sarsıcı sonucunu, yani "geçmişe yürüme" (makable şümul) etkisini ve bu etkinin sınırlarını düzenlemektedir. Islah, bir usul işlemini tek taraflı olarak düzeltme veya tamamen değiştirme hakkı verirken, doğal olarak daha önce yapılmış olan bazı usul işlemlerinin akıbetinin ne olacağı sorusunu gündeme getirir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], ıslahın kural olarak yapıldığı andan itibaren değil, tarafın iradesiyle belirlediği geçmişteki bir noktadan itibaren etki doğurduğunu ve o noktadan sonraki usul işlemlerini "hiç yapılmamış" statüsüne indirdiğini belirtmektedir. Kanun koyucu, bu maddenin birinci fıkrasında genel kuralı (işlemlerin geçersizleşmesi) koymuş, ikinci fıkrasında davanın esasına taalluk eden ve maddi gerçeği aydınlatan kesin veya takdiri delillerin korunmasına yönelik istisnaları saymış, üçüncü fıkrasında ise bu istisnaların da "ilgili olmama" hâlinde geçersiz sayılacağına dair esnek bir karşı istisna ihdas etmiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metninde yer alan ve yorumlanması gereken temel usul hukuku kavramları şunlardır:

  • Teşmil Edeceği Nokta: Islahın geçmişe yürüyeceği sınır çizgisidir. Tamamen ıslahta bu nokta kural olarak dava dilekçesidir; dava dilekçesinden sonraki tüm usul işlemleri (cevap dilekçesi dâhil) yapılmamış sayılır. Kısmen ıslahta ise taraf, hangi usul işlemini ıslah ettiğini belirtir ve etki sadece o işlem üzerinde doğar.
  • Geçersiz Kılınamayan İşlemler (İkrar, Tanık, Bilirkişi vb.): Islah kurumu, davanın kaybedileceğini anlayan tarafın aleyhine olan delilleri bertaraf etmesi için kullanılamaz. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], ıslahın bir delil yok etme aracı olmadığını, elde edilmiş ikrarların, mahkeme huzurunda dinlenmiş tanıkların, alınmış bilirkişi raporlarının ve keşif tutanaklarının maddi gerçeğin birer tespiti olarak dosyada geçerliliğini koruyacağını ifade etmektedir.
  • Yeminin Teklifi, Reddi veya İadesi: Karşı tarafın yemin etmeyi kabul edeceğini ıslahtan önce bildirmesi durumunda, ıslahla bu usul işlemi geri alınamaz. Bu kural, dürüstlük kuralının (HMK m. 29) usul hukukundaki yansımalarından biridir.
  • Tahkikat Sonucuna Göre Göz Önünde Tutulmama: Islah sonucunda davanın tamamen mahiyeti değiştiyse (örneğin haksız fiilden doğan tazminat davası, sözleşmeye aykırılığa dönüştürüldüyse), önceki uyuşmazlığa ilişkin alınan tanık beyanı veya bilirkişi raporu yeni durumda "işe yaramıyorsa", ikinci fıkradaki koruma kalkanı kalkar ve bu deliller de yapılmamış/geçersiz sayılır.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 179 hükmü, HMK m. 176 (Tamamen ve Kısmen Islah) ile doğrudan bağlantılıdır. Zira teşmil edilecek noktanın kapsamını m. 176 belirler. Aynı zamanda maddedeki "geçersiz kılınamayan" deliller, İkrar (HMK m. 188), Tanık (HMK m. 240 vd.), Bilirkişi (HMK m. 266 vd.) ve Keşif (HMK m. 288 vd.) rejimlerinin maddi gerçeği ortaya çıkarma fonksiyonunu ıslaha karşı korur. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], bu maddenin iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah kurumuna "maddi gerçeğe saygı" sınırı çizdiğini, usul işlemlerini silme hakkının delilleri silme hakkına dönüşmesini engellediğini vurgulamaktadır.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

  • (kurmaca senaryo) 1: Davacı A, tapu iptali davasında dinlettiği tanıkların beyanlarının kendi aleyhine olduğunu ve davasını ispatlayamadığını fark etmiştir. Davayı ıslah ederek sebep değiştirmek istemiş ve "Islahımla birlikte önceki tanık ifadelerinin HMK m. 179/1 uyarınca yapılmamış sayılmasını" talep etmiştir. Mahkeme, HMK m. 179/2 gereğince tanık ifadelerinin ıslahla geçersiz kılınamayacağına hükmederek bu talebi reddetmiştir.
  • (kurmaca senaryo) 2: Bir hizmet tespiti ve alacak davasında, davalı şirket temsilcisi isticvap edilmiş ve işçinin fazla mesai yaptığını "ikrar" etmiştir. Davalı şirket vekili ertesi gün cevap dilekçesini ıslah ederek fazla mesai iddialarını reddetmiş ve ikrarın geçersiz sayılmasını istemiştir. HMK m. 179/2 uyarınca isticvap tutanağındaki ikrar geçerliliğini aynen korur.
  • (kurmaca senaryo) 3: Davacı B, haksız fiile dayalı araç hasar bedeli davası açmış ve olay yerinde keşif yapılarak rapor alınmıştır. Daha sonra B, davasını tamamen ıslah etmiş ve talebini araç kiralama sözleşmesinden doğan kira alacağına dönüştürmüştür. HMK m. 179/3 uyarınca; önceki keşif tutanağı ve kaza kırım raporu, yeni "kira alacağı" uyuşmazlığında göz önünde tutulmasına gerek kalmayan (ilgisiz) işlemler hâline geldiğinden, bu kez yapılmamış/geçersiz sayılacaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

Taraf vekili olarak (Av. Fethi Güzel) meslektaşlarıma en önemli uyarım; "ıslah her şeyi çözer ve silbaştan başlatır" yanılgısına düşmemeleridir. Tamamen ıslah, usul işlemlerini (örneğin eski dilekçeleri) ortadan kaldırsa da dosyaya girmiş uzman raporlarını, şahit sözlerini ve en tehlikelisi de karşı tarafa verilmiş ikrarları kural olarak silemez. Kötü gelen bir bilirkişi raporunu bertaraf etmenin yolu ıslah yapmak değil, o rapora usulünce itiraz edip yeni bir heyetten rapor (HMK m. 281) talep etmektir. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], avukatların davasını ıslah etmeden önce dosyada mevcut olan delillerin ıslah sonrasındaki yeni hukuki durumu destekleyip desteklemediğini çok iyi analiz etmeleri gerektiğini; aksi hâlde geçerli kalacak eski delillerin yeni ıslah edilmiş davayı da çökertme riskinin bulunduğunu belirtmektedir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "tahkikat sonucuna göre bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa" şeklindeki ifade, yargı pratiğinde büyük bir belirsizlik yaratmaktadır. Bir delilin yeni hukuki durumla "ilgili olup olmadığı" tamamen hâkimin sübjektif değerlendirmesine bırakılmıştır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], kanun koyucunun bir yandan ikinci fıkra ile delilleri korurken, üçüncü fıkra ile bu korumayı hâkimin geniş takdir yetkisine bağlayarak muğlaklaştırmasının hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığını haklı olarak eleştirmektedir. "Göz önünde tutulması gerekmeyen" gibi muğlak bir ibare yerine, "ıslah edilen yeni vakıalarla veya uyuşmazlık konusuyla açıkça ilgisini yitiren" gibi daha nesnel bir ölçüt getirilmesi, usul güvenliği açısından daha tatminkâr olacaktır.

Conversation: 52013d40-10e0-4776-b297-275dcd05956c (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.