1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 168. maddesi, davaların birleştirilmesi ve
ayrılması kurumlarının yargılamayı geciktirici bir silaha dönüşmesini
engellemek amacıyla öngörülmüş çok net bir "kanun yolu sınırlamasıdır".
Birleştirme ve ayırma kararları, davanın esasına taalluk etmeyen ve uyuşmazlığı
nihai olarak çözmeyen usuli ara kararlardır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile "usul ekonomisi" ve davaların makul
sürede bitirilmesi ilkelerini teminat altına aldığını; tarafların her
birleştirme veya ayırma kararına karşı anında üst mahkemeye başvurarak
yargılamayı fiilen durdurmalarının ve süreci felce uğratmalarının önüne
geçildiğini savunmaktadır. Madde, usuli işlemlerin yargılamanın asıl gayesi
olan maddi gerçeğe ulaşmayı geciktirmemesini sağlayan pratik bir emniyet
mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Aynı Yargı Çevresinde Yer Alan Aynı Düzey ve Sıfattaki Mahkemeler: HMK
m. 166/1 uyarınca yapılan, örneğin Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi ile Ankara
- Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki birleştirme veya ayırma işlemleridir.
- Ancak Hükümle Birlikte Gidilebilmesi: Birleştirme ve ayırma hususundaki
mahkeme ara kararlarına karşı, o an için bağımsız (tek başına) bir istinaf veya
temyiz başvurusunun yapılamayacağı; bu itirazın ancak davanın sonunda verilecek
"nihai karar" (hüküm) ile birlikte üst mahkemeye taşınabileceği kuralıdır.
- Tek Başına Bozma veya Kaldırma Sebebi Teşkil Etmemesi: Maddenin
kalbidir. İlk derece mahkemesi, aslında birleştirilmemesi gereken iki davayı
yanlışlıkla birleştirmiş veya ayrılmaması gereken iki davayı usule aykırı
ayırmış olsa bile; davanın esası (maddi hukuk boyutu) doğru çözülmüşse, sırf bu
"usuli şekil hatası" yüzünden üst mahkemenin (BAM veya Yargıtay) esası
bozmayacağını ifade eden doktriner bağışıklama kuralıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 168, doğrudan doğruya "Davaların Birleştirilmesi" (HMK m. 166) ve
"Davaların Ayrılması" (HMK m. 167) maddelerinin kanun yolu rejimidir. Aynı
zamanda, "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar"ı düzenleyen HMK m. 341 ve
"Temyiz Edilebilen Kararlar"ı düzenleyen HMK m. 361 ile organik bir bütünlük
içindedir, zira usul hukukunda kural olarak "ara kararlar tek başına kanun
yoluna götürülemez". Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında [1], bu maddenin usul dogmatiği açısından basit bir kanun yolu
kısıtlamasından ibaret olmadığını; usul işlemlerinin amaca hizmet ettiği sürece
ayakta tutulması prensibinin (amaca ulaşmış usul işleminin iptal edilememesi)
kanun metnine dökülmüş en kristalize hali olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal
davası sırasında hâkim, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde aynı taraflar
arasında görülen alacak davası ile dosyaların bağlantılı olduğuna kanaat
getirir ve "davaların birleştirilmesine" ara kararla hükmeder. Davalı vekili,
bu kararın usule aykırı olduğunu düşünerek derhâl Bölge Adliye Mahkemesine
(İstinaf) başvurur. BAM ilgili dairesi, HMK m. 168 amir hükmü gereğince,
birleştirme kararının ancak nihai hükümle birlikte istinaf edilebileceğini
belirterek vekilin başvurusunu "usulden reddeder" ve dosyayı yerel mahkemeye
geri gönderir.
(kurmaca senaryo) Bir Asliye Ticaret Mahkemesi, objektif dava birleşmesi
yoluyla açılan çok talepli bir davada, tazminat talebi ile menfi tespit
talebini "davaların ayrılması" kuralı gereğince iki ayrı dosyaya böler.
Yargılama biter, menfi tespit davasında davacı lehine karar verilir. Davalı
kararı temyiz eder ve Yargıtay dilekçesinde "Mahkeme aslında bu davaları
ayırmamalıydı, usule aykırı ayırma yaptı, bu yüzden kararın bozulması gerekir"
der. Yargıtay, esasa ilişkin incelemesinde yerel mahkemenin kararını hukuka
uygun bulur ve HMK m. 168 uyarınca sırf "ayırma kararının hatalı olması"
hususunun tek başına bozma sebebi teşkil etmeyeceğini belirterek hükmü onar.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 168 kuralı avukatlar için ciddi bir zaman
yönetimi ve müvekkil bilgilendirmesi meselesidir. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların duruşma esnasında aleyhlerine
verilen bir "birleştirme" veya "ayırma" kararına karşı anında itiraz edip bu
kararı zapta geçirmelerinin ilerideki kanun yolu aşaması için önemli olduğunu;
ancak müvekkillerine "hemen istinafa gidip bu birleştirmeyi bozduralım"
şeklinde gerçek dışı vaatlerde bulunmamaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Aksi
bir tutumun, üst mahkemeden dönecek usulden ret kararıyla birlikte vekile
yönelik bir güven kaybına ve malpraktis (mesleki hata) ithamına yol açması
kaçınılmazdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 168'de yer alan "tek başına bozma sebebi teşkil etmez" şeklindeki mutlak
kural, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı bağlamında doktrinde haklı
eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde [1], birleştirilmemesi gereken çok alakasız iki davanın
birleştirilmesinin, usul ekonomisini sağlamak bir yana yargılamayı içinden
çıkılmaz bir kaosa sürükleyebileceğini; tarafların iddia ve savunma haklarının
bu karmaşa içinde fiilen kısıtlanması durumunda, sırf kanunda "tek başına bozma
sebebi sayılmaz" denildiği için üst mahkemenin bu usul hatasını görmezden
gelmesinin ağır mağduriyetler yaratacağını eleştirmektedir. Yazar, mutlak
yasağın esnetilmesi ve "savunma hakkını ihlal eden usulsüz birleştirme/ayırma
işlemlerinin" istisnai olarak bozma nedeni sayılması gerektiğini ifade
etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1],
hatalı ayırma kararlarının yaratacağı dogmatik çelişkilere dikkat çekmektedir.
Maddi hukuk bakımından birbiriyle sıkı sıkıya bağlı ve mutlak surette birlikte
çözülmesi gereken iki talebin (örneğin asıl alacak ile fer'ileri) yerel
mahkemece keyfi olarak "ayrılması" neticesinde, ayrılan dosyalardan birbiriyle
taban tabana zıt iki farklı kesin hükmün çıkması riski doğar. Yazar, böyle bir
durumda hatalı ayırma kararının bizzat "çelişik hükümler" doğurduğunu; bu
nedenle HMK m. 168'deki kuralın, maddi gerçeğin bütünlüğünü parçalayan vahim
ayırma hatalarında Yargıtay denetimini işlevsiz kıldığını eleştirel bir dille
savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 168. maddesi, davaların birleştirilmesi ve ayrılması kurumlarının yargılamayı geciktirici bir silaha dönüşmesini engellemek amacıyla öngörülmüş çok net bir "kanun yolu sınırlamasıdır". Birleştirme ve ayırma kararları, davanın esasına taalluk etmeyen ve uyuşmazlığı nihai olarak çözmeyen usuli ara kararlardır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile "usul ekonomisi" ve davaların makul sürede bitirilmesi ilkelerini teminat altına aldığını; tarafların her birleştirme veya ayırma kararına karşı anında üst mahkemeye başvurarak yargılamayı fiilen durdurmalarının ve süreci felce uğratmalarının önüne geçildiğini savunmaktadır. Madde, usuli işlemlerin yargılamanın asıl gayesi olan maddi gerçeğe ulaşmayı geciktirmemesini sağlayan pratik bir emniyet mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 168, doğrudan doğruya "Davaların Birleştirilmesi" (HMK m. 166) ve "Davaların Ayrılması" (HMK m. 167) maddelerinin kanun yolu rejimidir. Aynı zamanda, "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar"ı düzenleyen HMK m. 341 ve "Temyiz Edilebilen Kararlar"ı düzenleyen HMK m. 361 ile organik bir bütünlük içindedir, zira usul hukukunda kural olarak "ara kararlar tek başına kanun yoluna götürülemez". Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], bu maddenin usul dogmatiği açısından basit bir kanun yolu kısıtlamasından ibaret olmadığını; usul işlemlerinin amaca hizmet ettiği sürece ayakta tutulması prensibinin (amaca ulaşmış usul işleminin iptal edilememesi) kanun metnine dökülmüş en kristalize hali olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal davası sırasında hâkim, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde aynı taraflar arasında görülen alacak davası ile dosyaların bağlantılı olduğuna kanaat getirir ve "davaların birleştirilmesine" ara kararla hükmeder. Davalı vekili, bu kararın usule aykırı olduğunu düşünerek derhâl Bölge Adliye Mahkemesine (İstinaf) başvurur. BAM ilgili dairesi, HMK m. 168 amir hükmü gereğince, birleştirme kararının ancak nihai hükümle birlikte istinaf edilebileceğini belirterek vekilin başvurusunu "usulden reddeder" ve dosyayı yerel mahkemeye geri gönderir.
(kurmaca senaryo) Bir Asliye Ticaret Mahkemesi, objektif dava birleşmesi yoluyla açılan çok talepli bir davada, tazminat talebi ile menfi tespit talebini "davaların ayrılması" kuralı gereğince iki ayrı dosyaya böler. Yargılama biter, menfi tespit davasında davacı lehine karar verilir. Davalı kararı temyiz eder ve Yargıtay dilekçesinde "Mahkeme aslında bu davaları ayırmamalıydı, usule aykırı ayırma yaptı, bu yüzden kararın bozulması gerekir" der. Yargıtay, esasa ilişkin incelemesinde yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bulur ve HMK m. 168 uyarınca sırf "ayırma kararının hatalı olması" hususunun tek başına bozma sebebi teşkil etmeyeceğini belirterek hükmü onar.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 168 kuralı avukatlar için ciddi bir zaman yönetimi ve müvekkil bilgilendirmesi meselesidir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların duruşma esnasında aleyhlerine verilen bir "birleştirme" veya "ayırma" kararına karşı anında itiraz edip bu kararı zapta geçirmelerinin ilerideki kanun yolu aşaması için önemli olduğunu; ancak müvekkillerine "hemen istinafa gidip bu birleştirmeyi bozduralım" şeklinde gerçek dışı vaatlerde bulunmamaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Aksi bir tutumun, üst mahkemeden dönecek usulden ret kararıyla birlikte vekile yönelik bir güven kaybına ve malpraktis (mesleki hata) ithamına yol açması kaçınılmazdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 168'de yer alan "tek başına bozma sebebi teşkil etmez" şeklindeki mutlak kural, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], birleştirilmemesi gereken çok alakasız iki davanın birleştirilmesinin, usul ekonomisini sağlamak bir yana yargılamayı içinden çıkılmaz bir kaosa sürükleyebileceğini; tarafların iddia ve savunma haklarının bu karmaşa içinde fiilen kısıtlanması durumunda, sırf kanunda "tek başına bozma sebebi sayılmaz" denildiği için üst mahkemenin bu usul hatasını görmezden gelmesinin ağır mağduriyetler yaratacağını eleştirmektedir. Yazar, mutlak yasağın esnetilmesi ve "savunma hakkını ihlal eden usulsüz birleştirme/ayırma işlemlerinin" istisnai olarak bozma nedeni sayılması gerektiğini ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], hatalı ayırma kararlarının yaratacağı dogmatik çelişkilere dikkat çekmektedir. Maddi hukuk bakımından birbiriyle sıkı sıkıya bağlı ve mutlak surette birlikte çözülmesi gereken iki talebin (örneğin asıl alacak ile fer'ileri) yerel mahkemece keyfi olarak "ayrılması" neticesinde, ayrılan dosyalardan birbiriyle taban tabana zıt iki farklı kesin hükmün çıkması riski doğar. Yazar, böyle bir durumda hatalı ayırma kararının bizzat "çelişik hükümler" doğurduğunu; bu nedenle HMK m. 168'deki kuralın, maddi gerçeğin bütünlüğünü parçalayan vahim ayırma hatalarında Yargıtay denetimini işlevsiz kıldığını eleştirel bir dille savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)